FATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI TARİH PROGRAMI SEYDİ BEŞİR ÜSERA KAMPI’NDAN HİLAL-İ AHMER’E GELEN BAZI MEKTUPLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ YÜKSEK LİSANS TEZİ AHMET YASİR CENDEL FETEN İSTANBUL, 2024 FATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI TARİH PROGRAMI SEYDİ BEŞİR ÜSERA KAMPI’NDAN HİLAL-İ AHMER’E GELEN BAZI MEKTUPLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ YÜKSEK LİSANS TEZİ AHMET YASİR CENDEL FETEN (220121023) Danışman (Prof. Dr. Zekeriyya Kurşun) İSTANBUL, 2024 ETİK BİLDİRİM Bu tezin yazılmasında bilimsel ahlak kurallarına uyulduğunu, başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunulduğunu, kullanılan verilerde herhangi bir tahrifat yapılmadığını, tezin herhangi bir kısmının bağlı olduğum üniversite veya bir başka üniversitedeki başka bir çalışma olarak sunulmadığını beyan ederim. Ahmet Yasir Cendel Feten iv TEŞEKKÜR İlkokul’dan bugüne eğitim sürecim boyunca maddi manevi desteklerini esirgemeyen kıymetli aileme, eşime ve çocuklarıma bu tezin hazırlanmasındaki maddi ve manevi katkılarından ötürü içtenlikle teşekkür ederim. Tez çalışmam sırasında bana rehberlik eden ve değerli yönlendirmelerde bulunan sayın hocam Prof. Dr. Zekeriyya KURŞUN'a, araştırmanın temelini oluşturan Esir Mektupları'nı sağlayan Türkiye Kızılay Derneği'ne ve bu konuda bana desteklerini sunan kurumun saygıdeğer Genel Müdürü Dr. İbrahim ALTAN'a ve Kızılay Arşiv biriminde özveriyle çalışıp yardımcı olan Kızılay Arşiv çalışanlarına derin teşekkürlerimi sunarım. Ahmet Yasir Cendel Feten v SEYDİ BEŞİR ÜSERA KAMPI’NDAN HİLAL-İ AHMER’E GELEN BAZI MEKTUPLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ Ahmet Yasir Cendel Feten ÖZET I. Dünya Savaşı ve esir kampları hakkında bir çok çalışma yapılmıştır. Fakat Hilal-i Ahmer Seydi Beşir Üsera kampına ait esir mektupları ilk kez bu çalışmada ele alınmıştır. Çalışma I. Dünya savaşının genel durumu ve Osmanlı Devletinin konumu ile esirlerle ilgili gerek ulusal gerekse uluslar arası yapılan hukuki düzenlemeler hakkında bilgi verilmiştir. I. Dünya Savaşı sırasında esir edilen kişilerin hak ve hürriyetleri, bu kişilere yapılan muamelelerin neler olduğu sorularına cevap verilmeye çalışılmış ve esir konusu üzerinden Türk Kızılay’ın arşiv belgeleri incelenmiş ve diğer yayınlar ışığında bazı değerlendirmeler yapılmıştır. Esir mektupları konusu incelenirken Türk esirlerin savaş sırasında var olan koşullar arasında yaşadıkları maddi sıkıntılar, özel hayatları hakkında bilgiler sağlık koşulları hakkında karanlıkta olan bölümler esir mektupları aydınlığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimerler; Esir Mektupları, Hilal-İ Ahmer, Seydi Beşir, Esir Kampı, Mısır v EVALUATİON OF SOME LETTERS RECEİVED FROM SEYDİ BEŞİR PRİSON CAMP TO HİLAL-İ AHMER Ahmet Yasir Cendel Feten ABSTRACT Many studies have been conducted on World War I and prisoner camps. However, the prisoner letters from the Hilal-i Ahmer Seydi Beşir Üsera camp are addressed for the first time in this work. The study provides information about the general situation of World War I, the position of the Ottoman Empire, and both national and international legal regulations regarding prisoners. Efforts have been made to answer questions about the rights and freedoms of individuals captured during World War I and the treatment they received. Turkish Red Crescent's archive documents related to prisoners have been examined, and some evaluations have been made in light of other publications. While examining the subject of prisoner letters, the financial difficulties and private lives of Turkish prisoners amid the existing conditions during the war have been explored. Efforts have been made to shed light on obscure sections regarding health conditions in the prisoner letters. Keywords; Captive Letters, Red Crescent, Seydi Bashir, Captive Camp, Egypt vi ÖN SÖZ I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla beraber Osmanlı Devleti, uzun ve kanlı savaşın içine dahil olmak zorudna kalmıştır. I. Dümnya savaşı süresince Osmanlı Devleti, hem taarruz hemde alanında müttefiklerine yardım için on cephede savaşmıştır. Bu çarpışmalar, Ortadoğu ve Kafkas coğrafyasından başlayarak Balkanlara kadar uzanmaktadır. Gerçekleşen savaşta 200.000 e yakın asker İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya ve Romanya bölgelerde esir düşmüştür. Bu esirler, Hindistan’dan İngiltere’ye, Kuzey Buz Denizi’nden Mısır’a kadar uzanan geniş bir coğrafya içerisinde değişik kamplarda esaret hayatı yaşamak zorunda kalmıştır. Çalışmanın ana konusu Mısır Seydi Beşir Esir Üsera kampındaki esirlerin mektuplarının incelenmesi üzerine kurgulanmıştır. 1914 yılında başlayan esaret hayatında kimi Türk askerleri, 1927 yılına kadar esir kalmıştır. Bu süreçte kampın coğrafi koşulları, barınma ve yemek ihtiyaçları, haberleşme ve sağlık gibi durumlarda sıkıntılı süreçler geçirmişlerdir. Mısır, Seydi Beşir Esir Üsera kampına esir düşmüş askerlerini araştırma konusu alan bu çalışmada haberleşme olanakları ve maddi durumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma 3 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde I. Dünya savaşı genel seyri ve cepheler tek tek incelenmiştir. Savaş öncesi Osmanlı devletinin durumu hakkında genel bilgi verilmiş ve savaşa katılma süreci işlenmiştir. Aynı zamanda savaş hukuku ve esir kavramı üzerine literatür çalışması yapılmıştır. İkinci bölüm birinci dünya savaşında Mısır ve Seydi beşir kampı olarak iki kısımda tasarlanmıştır. Birinci kısımda Mısır’ın I. Dünya savaşındaki genel rolü işlenirken, ikinci kısımda ise ‘Seydi Beşir Esir Harbiye Kampı’nın mimari yapısı, esir sayısı, kampın genel durumu hakkında bilgiler verilmiştir. Tezin temel konusunun işleneceği üçüncü bölümde ise Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin genel tarihçesinin akabinde belge niteliğindeki esir mektuplarının analizi yapılmıştır. Mektuplar incelenirken çalışmanın dağılmaması vii adına 3 ana guruba ayrılmıştır; ‘Haberleşme ve Özel Hayat’, ‘Maddi Sıkıntı ve Maaş’ ve ‘Sağlık’. Ancak, sadece esir mektupları değil, aynı zamanda Seydieşir esir kampındaki Abuluna esirlerle ilgili Türk Kızılayı'nda bulunan Hilali Ahmer Üsera Komisyonu'nun kayıtlarını içeren "Türk Kızılayı Arşiv Belgesi 1" adlı belge de incelenmiştir.1 Bu belge, toplamda 8532 esir kaydını içermektedir ve bu veriler, üçüncü bölümde detaylı bir şekilde incelenmiştir. Esirlerin durumunun incelenmesinde birincil belge olan Türk Kızılay’ın arşivinden elde edilen mektuplar çalışma kapsamında tercüme edilmiş ve esirlerin durumu hakkında bilgi verilmiştir. Araştırmaya konu olan Türk Kızılayı’ndaki esir mektuplarının toplam sayısı 25.504 adettir. Bu mektuplardan 31 tanesi incelenmiştir. Türk Kızılayı'nın özel bir transkripsiyon projesi olan bu çalışma, 4 yıllık bir projenin içinde yer almış olup, 1,5 yıl içinde tamamlanmıştır. Çalışma 2019 yılında başlamıştır. Konuyla ilgili esir mektuplarının transkripsiyon işlemi ise 3 günde tamamlanmıştır. Araştırmanın transkripsiyonları Türk Kızılayı tarafından gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın temalarını oluşturan mektuplar özel olarak diğer mektuplar içinden seçilmiştir. Araştırmaya söz konusu olan esirlerin listesinin analizi ise 1 ayda tamamlanmıştır. Listede çok sayıda transkiripsiyon sorunu, belirsiz olan ve bilgisi olmayan veriler bulunmaktadır. Belirsiz olan verileri standart hale getirmek oldukça uzun sürmüştür. Esir listesinde bazı tarihler örneği esirlerin doğum yılları ve esir düşülen tarihleri bazen miladi takvim, bazen de rumi takvim referans esas alınarak kayıt altına alınmıştır. Bazı tarihler tamamen yanlış yazılmıştır. Tüm tarihler miladi tarih referans alınarak düzenlenmiştir. Bu çalışma sürecinde, Vedat Tüfekçi'nin 2019 tarihli "Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlere Esir Düşen Türk Askerleri" adlı doktora tezinden büyük ölçüde destek alınmıştır. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkiyat Araştırmaları Anabilim Dalı'nda gerçekleştirdiği bu doktora çalışması, Birinci Dünya Savaşı döneminde İngilizlere esir düşen Türk askerlerinin deneyimlerini ayrıntılı bir 1 “Türk Kızılayı Arşiv Belgesi 1” adlı belgeye numara bizim tarafımızdan verilmiştir. Bu belge excel dosyası şeklinde verilen bir belge olduğu için herhangi bir belge numarası bulunmamaktadır. viii şekilde ele almaktadır. Tüfekçi'nin sahadaki kapsamlı araştırması, esir düşen askerlerin yaşadığı koşulları, deneyimleri ve savaşın etkilerini derinlemesine anlatmaktadır ve kendisinin metodolojik yaklaşımı ve sağladığı temel kaynaklar, bu tezin yapılandırılmasına önemli bir katkı sağlamıştır. Şubat,2024 Ahmet Yasir Cendel Feten ix İÇİNDEKİLER ÖZET ........................................................................................................................... V ABSTRACT ............................................................................................................... Vİ ÖN SÖZ .................................................................................................................... Vİİ TABLOLAR LİSTESİ ............................................................................................ Xİİ KISALTMALAR ................................................................................................... Xİİİ GİRİŞ .......................................................................................................................... 1 BİRİNCİ BÖLÜM ...................................................................................................... 3 1. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE SAVAŞ HUKUKU ........................................... 3 1.1. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI ................................................................................. 3 1.2. BÜYÜK SAVAŞTAN ÖNCE OSMANLI İMPARATORLUĞU ....................... 7 1.3. OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN SAVAŞA KATILMASI ...................... 10 1.4. OSMANLI’NIN BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA YER ALDIĞI CEPHELER .................................................................................................................................... 11 1.4.1. Kafkas Cephesi ..................................................................................... 12 1.4.2. Irak Cephesi .......................................................................................... 12 1.4.3. Çanakkale Cephesi ............................................................................... 13 1.4.4. Suriye-Filistin Cephesi ......................................................................... 14 1.4.5. Kanal Harekâtı ..................................................................................... 14 1.4.6. Galiçya Cephesi .................................................................................... 15 1.4.7. Hicaz-Yemen Cephesi .......................................................................... 16 1.4.8. Trablusgarp Cephesi ............................................................................ 17 1.5. SAVAŞ HUKUKU VE SAVAŞ ESİRLERİ ...................................................... 18 İKİNCİ BÖLÜM ...................................................................................................... 22 2. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA MISIR VE SEYDİ BEŞİR KAMPI ........... 22 2.1. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA MISIR VE İSKENDERİYE ŞEHRİ ............ 22 2.2. BİR ESARET KAMPI OLARAK SEYDİ BEŞİR KAMPI ............................... 26 2.2.1. Seydi Beşir Esir Kampı ’nda Mevcut Esir Sayısı ve Kampın Mimari Yapısı 28 2.2.2. Seydi Beşir Esir Kampı Genel Kuralları ve Esirlerin Beslenme Durumu 29 2.2.3. Seydi Beşir Esir Kampı nda Genel Sağlık Durumu .......................... 31 2.2.4. Seydi Beşir Esir Kampında Gündelik Hayat ..................................... 33 2.2.5. Seydi Beşir Esir Kampında Türk Esirlerin Kültürel Faaliyetleri ... 35 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM .................................................................................................. 39 3. HİLAL-İ AHMER CEMİYETİ ARŞİVİNDEKİ ESARET MEKTUPLARININ İNCELENMESİ ................................................................... 39 3.1. HİLÂL-İ AHMER CEMİYETİ TARİHÇESİ VE USERA KOMİSYONU ....... 39 3.2. KIZILAY ARŞİV BELGELERİNE GÖRE SEYDİ BEŞİR ESİR KAMPINDAKİ ESİRLERİNİN KİMLİĞİ................................................................ 41 x 3.3. SEYDİ BEŞİR ESİR KAMPI ’NDAN YAZILAN MEKTUPLAR VE MEKTUPLARIN ANALİZİ ...................................................................................... 55 3.3.1. Haberleşme ve Özel Hayata Dair Mektupların Analizi ................... 55 3.3.2. Maddi Sıkıntı ve Maaş’a Dair Mektupların Analizi ......................... 64 3.3.3. Sağlık’a Dair Mektupların Analizi ..................................................... 82 SONUÇ ...................................................................................................................... 88 KAYNAKÇA ............................................................................................................ 90 EKLER ...................................................................................................................... 97 xi TABLOLAR LİSTESİ Tablo 3.1- Esirlerin Doğum Yerleri veya Geldikleri Şehirler.................................... 42 Tablo 3.2- Kamplardaki Esirlerin Yaşları .................................................................. 45 Tablo 3.3- Esirlerin Kampa Geliş yılları .................................................................... 46 Tablo 3.4- Esirlerin Rütbe ve Meslekleri ................................................................... 47 Tablo 3.5-Esirlerin Dahil Olduğu Kolordu ................................................................ 49 Tablo 3.6- Esir Askerlerin Bağlı Oldukları Alaylar ................................................... 51 Tablo 3.7-Askerlerin Esir Düştüğü Yerler ................................................................. 54 xii KISALTMALAR a.e. Aynı eser/yer a.g.e. Adı geçen eser bkz. Bakınız c cilt s sayfa xiii GİRİŞ Dünya tarihinin en önemli siyasi olaylarından biri olan 1914-1918 yılları arasındaki Birinci Dünya Savaşı, dünyanın birçok bölgesini etkileyen büyük bir savaştır. Bu savaşın dikkate değer en önemli yönlerinden biri savaş esirleri meselesidir. Savaşın gerçekleştiği süreçte ve sonrasında milyonlarca asker esir düşmüş, bu durum ise savaşın sadece askeri değil aynı za manda insani boyutunu da derinden etkileyen yönlerini ortaya çıkarmıştır. Savaş esirleri düşman güçleri tarafından ele geçirilen askerlerden oluşmakta ve bu esirler, çoğunlukla zorlu yaşam koşulları, yetersiz beslenme ve sağlık sorunları ile mücadele etmek zorunda oldukları için esir düşen askerlere uygulanan muamele çok sayıda araştırmaya konu olmuştur. Çünkü bazı esir kampları uluslararası hukuka uygun bir biçimde yönetilirken, diğerleri insan hakları ihlallerine ve kötü muameleye maruz bırakılmıştır. Birinci Dünya Savaşı'nın bitişiyle birlikte gerçekleşen uluslararası düzenlemelere rağmen, savaş esirleri konusundaki sorunlar, tarihsel bir bakış açısından değerlendirildiğinde, insanlık trajedisi olarak kalmaya devam etmektedir. I. Dünya Savaşı’nın 1914’de ortaya çıkması sonucunda Osmanlı Devleti’nin savaşın içine dahil olması ve 10 cephede mücadele etmesi birlikteFormun Üstü, Rus ve İngiliz kuvvetlerine karşı mücadele eden Osmanlı askerleri, savaşın acı gerçekleriyle yüzleşmek durumunda kalmıştır, Özellikle Rus esir kamplarında soğuk kış şartları, yetersiz beslenme ve zorlu yaşam koşulları Osmanlı esirlerini olumsuz etkilemiştir. Aynı zamanda, Güney Cephesi’nde İngiliz kuvvetlerine karşı mücadele eden askerler de İngiliz esir kamplarında Mısır’dn Hindistan’a kadar farklı bölgelere aktarılmıştır. Her iki cephede de Osmanlı esirleri, düşmanla savaşın yanı sıra iklim koşullarının ve kamplardaki zorlukların da etkisiyle zor bir süreçten geçmiş ve bu süreçleri farklı eserlerle kayıt altına almışlardır. Bu kayıtlardan en meşhur olanı anılar ve mektuplardır. Osmanlı cephesinden savaşan esirlerin kamplardaki mektuplarının ve bazı ihtiyaçlarının karşılanmasında Hilal-i Ahmer görevlidir. Hilal-i Ahmer belgeleri, tarihsel bir öneme sahip olmanın yanında teze konu olan Seydi Beşir Üsera Kampı'nın detaylı bir incelemesini destekleyen zengin bir kaynak materyalini içermektedir, özellikle de mektuplara dair bilgilerle ön plana çıkar. Seydi Beşir Üsera Kampı, özellikle Türk Kızılayı'nın müdahale ettiği ve Osmanlı Cephelerinde savaşan esirlerin konakladığı bir kamp olarak bilinmektedir. Hilal-i Ahmer belgeleri, bu kampın iç işleyişinden, sağlık hizmetlerine ve diğer koşullara benzer konularda önemli detayları ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, Osmanlı cephesinden savaşan esirlerin kamplardan gönderdikleri mektuplar, araştırmanın temel odak noktalarından birini oluşturmaktadır ve Türk Kızılayı'nın arşiv belgeleri üzerinden Seydi Beşir Esir Üsera Kampı'nda kalan esirlerin analizi yapılmıştır. Üçüncü bölümde söz konusu kamptaki esirlerin mektupları incelenmiş ve I. Dünya Savaşı’nda ‘Seydi Beşir Esir Üsera Kampı’nda esir düşen kişilerin maddi durumları, özel hayatları ve sağlık durumları kişilerin özel mektupları incelenerek ortaya konulmuştur. Bu çalışma, esirlerin şartlarının daha iyi anlaşılması için yapılmış detaylı bir incelemedir. Tarihe birincil kaynaklık eden arşiv belgelerinin kullanılması da esirlerin esaret hayatını anlaşılmasında önemli bir gerçeklik ortaya koymuştur. Seydi Beşir Esir Kampında esirlerin genel sağlık durumu, günlük hayatları, kültürel faaliyetleri ve kampların durumunu ele alan bu çalışmada, sivil esirlerden de bahsedilmiştir. I. Dünya Savaşı'nda devletin içinde bulunduğu ekonomik, siyasi ve askeri durum nedeniyle bu insanlara gerekli önem verilemediği görülmüş ve bazı bölgelerde büyük zorluklar yaşanmıştır. Çalışmanın amacı, esir alınan bu insanların Hilal-i Ahmer Cemiyeti sayesinde yaşadıkları zorlukların kolaylaşması yönünde atılan adımları ortaya koymaktır. Bu çalışma, tarihi belgelerle esirleirn hayatına ışık tutmanın yanında savaşın insanlar üzerindeki etkilerini ve yardım kuruluşlarının savaşlardaki rolünü anlamak isteyenlere önemli bir kaynak sunmayı da amaçlamaktadır. Elde edilen bilgiler, Osmanlı İmparatorluğu'nun savaş dönemindeki koşullarında zorlu mücadelesi veren esirlerin deneyimlerini ve Türk Kızılayı'nın bu süreçte oynadığı rolü derinlemesine anlamamıza yardımcı olmaktadır. 2 BİRİNCİ BÖLÜM 1. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE SAVAŞ HUKUKU 1.1. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI 1914-1918 yılları arasında kıtalararası birçok devletin katılımıyla gerçekleşmiş, savaşan devletleri iki gruba ayırmış, o tarihe kadar yapılmış savaşlar içerisinde eşi benzeri olmayan büyük savaşın adı Birinci Dünya Savaşı’dır. 19. ve 20. yüzyılda Avrupa’da cereyan eden iktisadi, fikrî, sınaî, askeri, siyasi ve dahi sosyal değişim ve gelişimler devletlerin birbirleriyle olan rekabetlerini ileri düzeye taşımış ve her rekabetin sonucunda gerçekleştiği gibi çatışmalar meydana gelmiştir.2 1815’te Viyana Kongresi ile başlayan Avrupa’nın siyasi geleceğini tayin etme isteği, devletlerin siyasi kolektifleşmesi, 1870 yılında gerçekleşen Sedan Savaşı’nın ardından siyasi ve askeri biçimden güçlenen Almanya ve İtalya’nın Avrupa’da ve bölgede söz sahibi olmak istemesi, devletlerarasında itibar yükseltme kaygısı, Viyana Kongresi ile oluşan siyasi kolektifleşmeye darbe vurmuş, oluşan güçler dengesi nihayetinde bozulmuştur. Hususiyetle Almanya’nın güçlenmesi ve kendi içerisinde yaşadığı siyasi ayrılıklara son verip yeni bir oluşuma gitmesi, Avrupa’da köklü bir tahavvüle yol açmıştır.3 “İlk kaynağı Alsas-Loren sorunu olan ve devamında sömürgecilik çatışmalarıyla ilerleyen ve daha sonra da yerini bloklaşma ve silahlanma yarışına bırakarak 1871’den 1914 yılına kadar bu şekilde devam eden döneme 'Silahlı Sulh Devri”4 denilmiştir. Emperyalizm’in tesiri altına aldığı Avrupalı devletler süregelen siyasi askeri ideolojilerinden yavaş yavaş yön değiştirmeye başlamış ve uyguladıkları denge politikası değişmiş, Fransız İhtilali’nin de dünyaya yaymış olduğu milliyetçilik fikri devlet politikalarında bariz bir aksiyona sebebiyet vermiştir.5 Jonathan Steinberg, Bismarck’ı anlattığı biyografik eserinde şöyle söylemiştir: 2 Yücel Özkaya, 1914-1918 Yılları Arasında Birinci Dünya Savaşı, Milli Mücadele Tarihi Makaleler, c. I, Atatürk Araştırma Merkezi (yayına hzl. Berna Türkdoğan), Ankara 2002, s. 4. 3 Rifat Uçarol, Siyasi Tarih, İstanbul 1987, s. 402. 4 A. Halûk Ülman, Birinci Dünya Savaşı’na Giden Yol, Ankara 2002, s. 300. 5 Fahir Armaoğlu, Siyasi Tarih, 1914-1995, c. I-II, İstanbul, s. 99. 3 “Fransız Devriminden daha büyük bir siyasi hadise niteliğindeki Alman Devrimini temsil eden şey savaştır… Artık yeni bir dünya, etkisini gösteren yeni etkiler, baş edilmesi gereken yeni tehlikeler ve unsurlar vardır. Güçler dengesi bütünüyle yerle bir olmuştur.”6 Siyasi birliğini diğer Avrupa devletlerine nazaran geç tamamlayan dönemin Almanya’sı devletinin sınırları genişletme ve ekonomik büyüme arzusuyla ilerlemek istemektedir. Hususiyetle dünya üzerinde söz sahibi olmanın ve büyük bir devlet olmanın gerekliliklerinden birinin de büyük denizlere hükmetmek olduğunu düşünmüştür. İngiltere’nin denizlerde hâkim olduğunu bilmekte, askeri, ekonomik ve siyasi hamleleriyle İngiltere’yi tehdit etmektedir.7 İngiltere, Almanya’nın kendisi için bir tehdit olduğunun farkına varmış ve Almanya’nın gücünü, mukavemet edilemez bir duruma gelmeden önce kırmak istemiştir. Bir diğer büyük devlet olan Rusya da Alman tehdidinin fark etmiş boğazlarda oluşabilecek bir Alman hegemonyasının önüne geçmek istemiştir. Rusya’nın boğazlar üzerinde güttüğü bu niyet Birinci Dünya Savaşı’nın cereyan etmesinin en mühim nedenlerinden biridir.8 Aynı süreçte, Avrupa devletleri iktisadi gelişimlerini sağlam temeller üzerine kurma niyeti ile kendi sınırlarının uzağında, ulaşım altyapısı oluşturup teknik kabiliyetlerinin verdiği özgüven ile bölgede bulunan devletler üzerinde siyasi hâkimiyet sağlamak ve nüfuzlarını, devletlerin en içre kademelerine yerleştirmek istemektedir. Emperyalizm ’in sızmış olduğu muhtelif dünya devletleri üzerinde, gözle görülür bir şekilde hâkimiyet kurmak istediği ve var olan bütün ticari alanları kendi muhakeme alanı altına alma mücadelesi görülmektedir.9 Bölge devletlerini görünürde ani bir müreffeh düzeyine çıkartabilecek projeler ki: Süveyş Kanalı Projesi, Bağdat Demiryolu Projesi, Trans-Sibirya Projeleri bu projelerdendir devletlerarası çatışmalara, menfi ittifak ve siyasi trajedilere yol açmadan hayata geçirilemediği gerçeği, “emperyalizm” siyasi akımının ne denli akaret dolu olduğunu göstermektedir.10 6 Steinberg Jonathan, Bismarck, İş Bankası Kültür Yayınları, 2015,s,376 7 Oral Sander, Siyasi Tarih İlkçağlardan-1918’e, Ankara 1989, s. 248 8 Pıerre Renouvın, Birinci Dünya Savaşı 1914-1918, (çev. Adnan Cemgil), 1982, s. 119. 9 Louis Dallot, Siyasi Tarih (çev. Oktay Akbal), İstanbul 1966, s. 57. 10 Edward Mead Earle, Bağdat Demiryolu Savaşı, İstanbul 1972, s. 14-15. 4 Büyük savaşın adım adım yaklaştığını hisseden Rusya ise, kendi emelleri gereğince Osmanlı İmparatorluğu üzerinde planlar yapmakta, Osmanlı İmparatorluğu tebaasında kendi ırkına yakın olan Slavlar başta olmak üzere Ermeniler, Yunanlar, Bulgarlar, Arnavutlar ve Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyeti altında bulunan Balkan ülkelerini kışkırtmaktadır. Rusya, sıcak denizlere inmenin hayati adımının boğazları ele geçirmek olduğunu farkında ve önündeki en hususi mahzurun Osmanlı İmparatorluğu olduğunu bilmektedir. Siyasi ve askeri hamlelerini ekseriyetle Osmanlı İmparatorluğu üzerine tasarlamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun bütünlüğünün yok olması, bölgede kendisine mukavemet edecek bir gücün olmaması Rusya’nın yararına olacaktır.11 Bölgede bulunan bir diğer büyük devlet olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ise Rus politikalarının kendi bütünlüğüne zarar vereceğini bilmektedir, nitekim imparatorluğunun hükmü altında bulunan Slav milletinin azımsanamayacak nitelikte olduğunu ve Rusya’nın bu durumdan faydalanabileceğini öngörmektedir. Sırbistan’ı işgal ederek bölgeyi tamamen kendi hükmü altına alma planları yapmakta ve Rus tehlikesini bölgeden uzaklaştırma amacı gütmektedir.12 Almanya gibi siyasi birliğini geç tamamlayan İtalya da Emperyalizm rüzgârına kapılmış, büyük ve güçlü bir devlet olma politikası neticesinde zengin kaynaklara sahip olan devletlere saldırmaya başlamıştır. Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyeti altında bulunan Rodos ve çevresindeki küçük adaları bir Afrika’nın kuzeyinde bulunan Trablusgarp ‘ı istila ve işgal etmiştir. Osmanlı İmparatorluğu aynı anda Balkanlarda savaş vermesinden ötürü bu saldırılara karşı gerekli önlem ve tedbirleri alamamış ve işgalden sonra zayıf bir mukavemet göstermiştir.13 1914 yılına gelindiğinde, ülkelerin yılladır yürüttüğü politikalar, askeri ve siyasi hamleler, maddi getirisi büyük olacak pazar arayışları, ülkelerin siyasi, askeri, ekonomik manada çıkar çatışması büyük bir savaşa meydan verecek hâl almıştır. Geri dönüşü olmayan insan kayıplarına, toprak kayıplarına devletlerin otoritesinin sarsılmasına hatta büyük imparatorlukların parçalanmasına sebep olan bu savaş, 28 Haziran 1914’te Saraybosna’da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahtı 11 Ali İhsan Sabis, Harp Hatıralarım, Birinci Dünya Harbi, İstanbul 1990, s.26. 12 Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2000, c. I, s. 72. 13 Fahri Belen, 20. Yüzyılda Osmanlı Devleti, İstanbul 1973, s. 188. 5 Ferdinand’ın Sırp kökenli Gavrilia Principe tarafından elim bir suikast sonucu öldürülmesi ile başlamıştır.14 Uzakdoğu ülkelerinden olan Japonya’nın, Asya kıtası üzerinde hızlı bir biçimde yayılmak ve etkisini genişletmek niyetiyle eline geçen fırsatları değerlendirme doğrultusunda, Çin’de bulunan Alman topraklarını ve Pasifik Okyanusunda yer alan Alman adalarını ele geçirmek adına Almanya’ya 23 Ağustos 1914’te savaş ilan etmiştir.15 Amerika Birleşik Devletleri 1823 yılında ilan ettiği Monroe Doktrini16 ile Amerika kıtasında bulunan işgalci ve emperyalist devletleri kendi hüküm alanından uzak tutmayı başarmış, kıtada güçlenmeye devam etmiş ve dünyanın geri kalanına kayıtsız kalmıştır. Siyasi, ekonomik ve askeri anlamda gücünü ileri düzeye taşıyan Amerika Birleşik Devletleri, Almanya’nın kendi ticaret gemilerine saldırmasıyla 2 Nisan 1917 yılında, İtilaf devletleri tarafında Almanya’ya savaş ilan etmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nin de savaşa müdahil oluşu savaş alanının, dünyanın birçok bölgesine yayılmasına sebebiyet vermiştir.17 O döneme kadar olan bütün savaşların en büyüğü ve korkuncu olan Birinci Dünya Savaşı, ardında geri dönüşü olmayan toprak kayıplarına, devletlerin, imparatorlukların çökmesine, devletlerarası hukukun bozulmasına, milletlerarası sosyal karışıklıklara sebebiyet vermiştir. Millet, bölge, inanç ve fikir ve dahi hiçbir sosyal ayrım yapmadan milyonlarca insanın hayatına mâl olmuş bu savaş, özellikle ülkelerin genç nüfusunu yok etmiş, oluşması gereken sosyal gelişmişlik, bilimsel ilerlemeler, milletlerarası hukuksal formlar, mütekâmil ticaret ve bayındır dünya mevcudiyetinin uzun bir müddet geri kalmasına neden olmuştur.18 14 Alev Gözcü "I. Dünya Savaşı Ve Osmanlı Devleti’nin Gündelik Hayatından Kesitler". Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, 16.32 (2016):133-137. 15 Ülman, a.g.e., s. 307 16 Nuray Çalık, “Amerika Birleşik Devletleri’nin 11 Eylül Sonrası Asya Pasifik Politikası”, Adnan Menderes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü , Uluslararası İlişkiler Anabilim dalı, Aydın, 2013 17 Pıerre Renouvın, Birinci Dünya Savaşı Tarihi 1914-1918, c. II, çev. Adnan Cemgil, İstanbul 1969, s. 91. 18 Mufassal Osmanlı Tarihi, İstanbul 1963, c. VI, s. 3517. 6 1.2. BÜYÜK SAVAŞTAN ÖNCE OSMANLI İMPARATORLUĞU Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce Osmanlı İmparatorluğu, Trablusgarp ve Balkan Savaşlarından çıkmış, mevcut askeri ve ekonomik gücü bu savaşlarda alınan yenilgilerle zayıflamıştır. Osmanlı İmparatorluğu uzun yıllar boyunca iktisadi, askerî ve idari yapısında gerekli reformları uygulayamamış, kendi hâkimiyet alanında diğer devletlere tanıdığı askerî, iktisadi ve yönetimsel imtiyazlardan ötürü sömürülen bir devlet hâline gelmiştir. İhtişam dolu yıllarında mevcut olan refah seviyesi, bu dönemde sekteye uğramış, sanayileşme sürecini dahi tamamlayamamıştır. Avrupa’da artarak devam eden milliyetçilik akımı, emperyalizm ve kirli ittifaklar yaşanacak büyük savaşın ayak sesleridir. Osmanlı İmparatorluğu, zayıf durumundan istifade edileceğinin, büyük toprak kayıpları yaşayacağının farkında ve bu bağlamda ittifak arayışlarına girmektedir. Her ne kadar savaş başlamadan önce denge politikası gütmüş olsa dahi bunun bir işe yaramayacağının farkındadır.19 Avrupa’daki modern gelişmeleri takip eden Osmanlı İmparatorluğu, askerî yapısının düzen ve gelişimi için Avrupa’dan uzmanlar getirmiş, askerî yapısında bulunan yerleşik yöntem ve stratejileri değiştirmeyi amaçlamıştır. Ordudaki bu yenilenmenin tedrisatı hususunda Almanya başta olmak üzere İngiltere, Fransa’dan uzmanlar getirmiş nitekim Alman etkisi askerî yapıya o derece işlemiştir ki; görünürde Osmanlı İmparatorluğu’nun askerî itibarını yükseltmek gayesiyle hareket eden Almanya, Osmanlı İmparatorluğu’nun askerî tüm sahalarını kendi ticari pazarı hâline getirmiştir.20 Osmanlı İmparatorluğu donanmasını güçlendirme gayesiyle İngiltere’den iki adet savaş gemisi sipariş etmiş fakat 1914 yılında son taksidi ödenen Sultan Osman ve Reşadiye isimli gemiler, İngiltere’nin o dönem Bahriye Nâzırı olan Winston Churcill, hiçbir açıklama dahi olmadan İngiltere’nin gemilere el koyduğunu açıklamıştır.21 Birinci Dünya Savaşı’nın adım adım geldiğini hisseden Osmanlı İmparatorluğu, savaşta yalnız kalmamak adına müttefik arayışlarına girişmiştir. Siyasi diplomasi çabası boşa gitmemiş ve 1913 yılında Bulgaristan, Osmanlı 19 Nurhan Aydın, ve Kübranur Öztürk “İttihat ve Terakki’nin Birinci Dünya Savaşı Yıllarında Kafkasya Politikası”, Tarih ve Günce, 2 (2019): 469-504, s. 475 20 İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, İstanbul 1983, s. 87. 21 Cemal Paşa, Hatıralar, Yayınları Haz. Behçet Cemal, İstanbul , 1959, s, 132-133 7 İmparatorluğuyla bir görüşme gerçekleştirmiştir. Bulgaristan olası bir ittifak için Almanya’nın da müdahil olmasını istemiş fakat Almanya bu teklifi reddedince herhangi bir diplomatik başarı ve sonuca ulaşılamamıştır.22 Büyük savaş başlamadan önce Osmanlı İmparatorluğu, Cemal Paşa öncülüğünde 1914 yılında Fransa ile bir ittifak anlaşması yapmak için masaya oturmuş fakat Fransa’nın da bu ittifak teklifini reddetmesiyle Osmanlı İmparatorluğu adeta Almanya ile ittifak yapmaya mecbur kalmıştır.23 Osmanlı İmparatorluğu’nun mevcut hükümeti İttihat ve Terakki Partisi, Alman hayranlığı sebebiyle bu ittfaka sıcak bakmıştır. Dönemin Harbiye Nâzırı Enver Paşa, Almanya’nın, Avrupa’da yer alan en güçlü ve büyük askeri yapılanmaya sahip olduğunu düşünmektedir. İttihat ve Terakki’ye göre; Almanya ile birlikte girilecek bir savaş, Osmanlı İmparatorluğu için kaybedilen bilâdın geri alınması ve uzun yıllar boyunca yenik düştüğü Rusya’yı yenme ve dahi Orta Asya’daki kandaşlar ile birleşme gibi büyük faydalarla sonuçlanacaktır. Tarih ile sabittir ki; tüm bunlar Enver Paşa’nın tasavvur ve tahayyülünden öteye gidememiştir.24 Osmanlı İmparatorluğu’nun Almanya ile yapacağı ittifak görüşmeleri, 27 Temmuz 1914‘te başlamış ve 2 Ağustos’ta neticelendirilmiştir. Osmanlı padişahının haberdar edilmediği bu gizli ittifak antlaşması, Sadrazam Said Halim Paşa, Harbiye Nâzırı Enver Paşa, Dâhiliye Nâzırı Talât Paşa ve Meclis-i Mebusân Reisi Halil Bey tarafından imzalanmış, onay sonrası kabine haberdar edilmiştir.25 İmzalanan bu antlaşma gereği Osmanlı İmparatorluğu, Almanya tarafında savaşa girmek zorunda idi. Hâlihazırda Rusya ile savaşta olan Almanya’ya ait iki savaş gemisi olan Goben ve Breslau 10 Ağustos 1914 tarihinde Çanakkale Boğazı’ndan giriş izni almış ve 11 Ağustos 1914’te savaş gemileri İstanbul’a gelmiştir.26 Osmanlı İmparatorluğu daha önce dünya kamuoyuna bildirdiği tarafsızlık ilkesi gereğince gemileri satın aldığını beyan etmiş, Kazım Karabekir Paşa tarafından 22 Armaoğlu, a.g.e., s. 107. 23 Cemil Bilsel, Lozan, c. I, İstanbul 1933, s. 149. 24 Muzaffer Türk,” Enver Paşa’nın Osmanlı Dış Politikasına Etkisi”, Bahçeşehir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Programı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2018 s. 5 25 Armaoğlu, a.g.e., s. 108. 26 Pierre Renouvin, Birinci Dünya Savaşı Tarihi (1914-1918), c. I, çev. Adnan Cemgil, İstanbul 1982, s. 209. 8 Osmanlı donanmasını güçlendirme için gemilerin satın alındığı ve Almanya’ya 80 milyon mark ödendiği bildirilmiştir.27 Satın alınan savaş gemilerinden Goben “Yavuz Sultan Selim”, Breslau ise “Midilli” isimlerini aldıktan sonra 16 Ağustos tarihinde Osmanlı Sancağı altında bekleyişe geçmişlerdir. Alman Amiral Souchon, Osmanlı donanmasının amirali tayin edilmiştir.28 Amiral Souchon, Osmanlı askeri ile Marmara denizinde kısa süreli bir savaş taliminde bulunmuş, Osmanlı donanmasını savaşa hazır hâle getirme bahanesiyle, Karadeniz’e çıkması gerektiğini yetkililere bildirmiş ve 24 Ekim 1914’te Osmanlı donanması ile birlikte Karadeniz’e açılmıştır. Amiral Souchon komutasındaki Osmanlı donanması aynı gün, Odessa, Kefe, Sivastopol, Teodursiya ve Nevorosvki limanlarını bombardımana tutmuştur. Dönemin sadrazamı Said Halim Paşa, Rus hükümetine, kışkırtma sonucu bu olayın yaşandığını bildirmişse de Rusya bu olayın ardından Osmanlı İmparatorluğuna resmen savaş ilan etmiştir.29 Rus limanlarının bombardımana tutulduğunu öğrenen Osmanlı tebaası, haberi önce kısa bir şaşkınlıkla ardından sevinç gösterileriyle karşılamıştır zirâ Kırım’ın Ruslar tarafından ilhak ve işgal edilmesinin halk üzerinde etkisi hâlihazırda devam bir bir teessür addetmektedir.30 27 Kâzım Karabekir, Cihan Harbi’ne Neden Girdik, Nasıl Girdik, Nasıl İdare Ettik, c. I, İstanbul 1938, s. 136. 28 Cemal Paşa . a.g.e., s. 137-138 29 Mehmet Biçici "Hatıratlarla Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşına Girişi Memories of the Ottoman Empires Entry into the Frist World War" Gaziantep University Journal of Social Sciences (http://jss. gantep. edu. tr), 13.3 (2014): 693-722, s.719 30 İbrahim Bozkurt, “Tanin Gazetesi’ne Göre Birinci Dünya Savaşı’nın Başlama ve Osmanlı Devleti’nin Savaşa Giriş Süreci”, Mersin Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Sosyal Bilimler Dergisi .2018 s. 257 9 1.3. OSMANLI İMPARATORLUĞUNUN SAVAŞA KATILMASI Kasım 1914’te Rusya, İngiltere ve Fransa Osmanlı İmparatorluğu’na resmen savaş ilan etmiştir. Bombardıman ile fiilen savaşa giren Osmanlı İmparatorluğu, artık hukuken de savaşın içerisinde yer almıştır. Osmanlı İmparatorluğu, savaşa iştirak ettikten sonra İtilaf Devletleri’nin sömürgesi altında bulunan ülkelerde, Alman Genelkurmay Başkanı Von Moltke’nin telkinleriyle cihat için gerekli organizasyon ve istihbarat çalışmalarında bulunmuştur. Von Moltke, artık müttefiki olan Osmanlı İmparatorluğu Harbiye Nâzırı Enver Paşa’ya müslüman topraklarında ayaklanmalar çıkartılması beyan etmiş, çıkabilecek ayaklanma ve isyanlarla İngiliz ve Rus askerlerinin oyalanacağını tahayyül etmiştir. Mısır ve Kafkasya’da askerî bir harekatı da öngören Von Moltken hem düşmanı oyalayacak hem de cihat ilanı için uygun ortamı oluşturacaktı.31 Osmanlı İmparatorluğu 23 Kasım 1914 tarihinde müslüman halkın yoğun olduğu Hindistan, Afganistan, Kırım, Türkistan ve Afrika müslümanlarını harekete geçirmek ve İtilaf Devletleri’ne karşı savaştırmak amacıyla Şeyhülislam Mustafa Hayri Efendi tarafından Fatih Camii’nde fermanı verilen “Mukaddes Cihad”ı ilan etmiş ve Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte savaşa çağırmıştır. Savaş planları artık yapılan cihat çağrısına göre şekillenecekti.32 Dönemin Osmanlı padişahı ve Halifesi Mehmet Reşâd, orduya bildirdiği iradesinde şunları söylemiştir; Hak ve adl bizde, zulüm ve edva' düşmanlarımızda olduğundan düşmanlarımızı kahretmek için Cenab-ı Âdil-i Mutlak’ın inâyet-i Samedâniyesi ve peygamber-i zîşânımızın imdad-ı maneviyyesi bize yâr-u yâver olacağında şüphe yoktur. Bu cihaddan mâzîsinin zarârlarını telâfî etmek sanlı ve kavi bir devlet olarak çıkacağımıza eminim. Bugünkü harbde birlikte hareket ettiğimiz dünyanın en cesûr ve muhteşem iki ordusuyla silâh arkadaşlığı ettiğimizi unutmayınız. Şehidlerimiz şüheda- yı salifeye müjde-i zafer götürsün. Sağ kalanlarımızın gazası mübarek kılıcı keskin olsun33. (Mehmet Reşâd Fî 22 Zi’l-Hace 1332 ve fî 29 Teşrin-i Evvel 1330) 31 Bozkurt, a.g.e, s 258 32 Belen, a.g.e., s. 201. 33 “Beyanname-i Hümayun Sûretidir”, Tanin, 13 Kasım 1914. 10 Almanya, cihat ilânından sonra savaşın gidişatının büyük ölçüde değişeceğini, Müslüman halkların büyük çoğunluğunun Osmanlı İmparatorlu ile birlikte aksiyon vereceğini zannetmekte idi. Birbirinden coğrafi olarak uzak yaşayan ve dağınık hâlde bulunan Müslüman toplumları Almanya’nın büyük beklentileri boşa çıkarmıştır. Nitekim bazı cephelerde Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte savaşan Arap Müslümanları, 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren ittifak devletlerinin istihbarat çalışmaları, fikir kışkırtmaları, tam bağımsızlık propagandaları yüzünden savaştaki siyasetleri tamamen değişmiş, Osmanlı İmparatorluğu aleyhinde yön almıştır. Beka ve bağımsızlık mücadelesi verdiğini düşünen Arap toplumları ise en büyük hatayı Osmanlı aleyhine hareket ederek yapmışlardır.34 Süregelen tarih ile sabittir ki; Arap coğrafyasında akan kanlar durmamış, tarihin en kanlı coğrafyalarından biri hâline gelmiştir. Var olan bütün imkânlarıyla mücadelesini sürdüren Osmanlı İmparatorluğu, mevcut gücünü bu savaştan sonra tamamen yitirmiş fikrî teşkilâtı ve idarî gücünü de tamamen kaybedince imparatorluk yok olmuştur. İttihat ve Terakki’nin Alman hayranlığı, Almanya’nın diğer Avrupa ülkelerinden daha faikiyyet sahibi olduğunu düşünmesi savaşın Osmanlı için hüsranla sonuçlanmasına neden olmuştur. İttihat ve Terakki’nin sebep olduğu parçalanış, tarihin unutulmaz bir hatası olarak milletin hafızasında yer almaya devam edecektir.35 1.4. OSMANLI’NIN BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA YER ALDIĞI CEPHELER Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu 4 stratejik ana cephede savaşmıştır: Suriye-Filistin, Kafkasya, Irak ve Çanakkale. Osmanlı İmparatorluğu bu cephelerin yanı sıra kendi müttefiklerine yardım amacı ile: Galiçya, Makedonya, Arabistan, Romanya, Trablusgarp ve İran’da mücadeleler vermiştir. Bu cephelerde yaşanan olaylara kısaca değinelim. 34 Bozkurt . a.g.e., s. 259 35 “Mufassal Osmanlı Tarihi”, c. VI, İstanbul 1963, s. 3523. 11 1.4.1. Kafkas Cephesi Goben ve Breslau savaş gemilerinin Rus limanlarını bombalamasının ardından Rus askeri Kasım 1914’te Kafkas sınırını geçmiştir. Osmanlı İmparatorluğu ivedi bir biçimde diğer cephelerden asker çekmeye başladı. Savaşta yorgun düşmüş Osmanlı ordusunda, bölgenin coğrafi şartları ve geçirdikleri çetin yolculuktan sonra firar sayısında bir artış olmuştur. Durumun vehâmetinin farkında olan Enver Paşa zorunlu bir biçimde orduyu Erzurum’a çekmişse de Rus hâkimiyet ve istilası altında olan Güney Kafkasya ve İran’ın kuzeyine saldırmayı planlamıştır. Enver Paşa bu bölgelerde çıkabilecek ihtilâl ve karışıklıklarla Rus ordusunu püskürtmeyi amaçlamıştır. Mevsimin elverişli olmasını beklemeden taarruza geçen Osmanlı ordusu, Rus askerinin de savunma yapmaya uygun mevkide olmadığını geri çekilmeye başladığı görmüş ve bölgede ilerlemeye başlamıştır. İyice cesaretlenen Enver Paşa Rusların tamamen yok edilmesini istemiştir. 25 Kasım’da başlayan taarruz ilk başta istenildiği gibi sonuç verse de Enver Paşa, Alman baskısı ile harekâtı hızlandırmış, 3. Ordu Komutanı’nı görevden alarak bizzat kendinin yönettiği bu harekâtta hezimete uğramıştır. Mevcudiyeti 800.000 olan 3. Ordu’nun Kafkas cephesinde yaşanan bu felaket sonrası asker sayısı 90.000’e düşmüştür. Ruslarla işbirliği yapan Ermeniler İçin Tehcir Kanunu da bu dönemde çıkartılmıştır.36 1.4.2. Irak Cephesi Savaşın en önem arz eden cephelerin Irak cephesinde, Enver Paşa askerin kemiyet ve keyfiyetinden memnundu. Hindistan’a giden yol buradan geçmekte idi, Enver Paşa cephedeki askerin diğer cephelere teşebbüs ve sevkini ilk zamanlarda düşünmemiş ise de İngilizlerin Irak’a yönelik bir harekât girişiminde olduğunu idrak edememiş, Irak Cephesinde bulunan askerin bir kısmını Suriye ve Kafkasya’ya sevk ettirmiştir. İngilizler bu durumdan faydalanarak Basra üzerinden başlayacak bir işgal harekâtı düzenlemiştir. İngilizlerin amacı Irak’ın kuzeyinden Ruslara yardım etmek, Abadan’da bulunan petrolleri korumak ve hâlihazırda kendi sömürgesi olan Hindistan’a olası bir saldırıyı önlemektir. İngilizlerin güneyden hızlı bir saldırı tertiplediğini gören Enver Paşa hatasını anlamış ve sevk ettirdiği askeri geri 36 Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa, İstanbul, 1970, s.119 12 çağırmıştır. Bir diğer İttihatçı olan Süleyman Askeri Bey’i Irak kumandanlığı ve Bağdat valiliğine tayin edilmiştir. İvedi bir biçimde bölgedeki tüm askerle birlikte karşı taarruza geçen Süleyman Askeri Bey, saldırının ani ve plânsız oluşundan ötürü yenilgiye uğramış ve ardından hayatına son vermiştir. 37 General Townshend’in komutasındaki İngiliz ordusunun hedefi Kut’ül Amâre idi Osmanlı ordusu şiddetli çarpışmaların ardından Kut’ül Amâre’yi İngilizlere bırakarak geri çekilmiş, Enver Paşa’nın kararı ile amcası olan Halil Paşa buraya tayin edilmiş askerî dehası ve şüphe götürmez cesareti ile İngiliz işgali altında bulunan Kut’ül Amâre’yi ve çok sayıda İngiliz askerini esir almıştır. Yaşanan bu zaferden sonra Enver Paşa, İran üzerine doğru harekete geçilmesini istemiş, Halil Paşa, durumun uygun olmadığını belirtse de Enver Paşa’nın ısrarı nihayetinde kuvvetlerin büyük kısmı İran üzerine hareket etmiş ve Irak Cephesi zayıflamıştır. Durumdan istifade etmeye çalışan İngilizler, yapılan bu askerî harekât hatasını affetmemiş ve Bağdat’a kadar ilerlemiştir. Bağdat artık İngilizlerin istilası altındadır ve İngilizler Mondros Ateşkesi imzalanana kadar Musul’u ele geçirmiş olacaktır.38 1.4.3. Çanakkale Cephesi Birinci Dünya Savaşı’nda en hususiyet arz eden bölgelerden biri de Çanakkale Boğazı idi. İtilaf Devletlerine göre Doğu Sorununun çözümünde kilit nokta Çanakkale Boğazı idi. Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşın en başında tarafsız olduğunu belirtmesi Çanakkale’ye yapılacak bir harekâtı ertelemiştir. Osmanlı İmparatorluğu savaşa dâhil olunca İngilizlerin İtilaf Devletlerine sunduğu işgal ve ele geçirme plânı 25 Ocak 1915’te hayata geçirilmiştir. İngiliz ağırlıklı bir savaş donanması 19 Şubat 1915’te Çanakkale kıyılarını bombalamaya başlamıştır39.İlerleyen zamanlarda iç kısımlara geçmeye çalışan savaş donanması, yedi adet büyük savaş gemisi Osmanlı tarafından hercümerç edilince geri çekilmiştir. İngiltere’nin planları suya düşmüş ve İtilaf Devletleri artık tek çarenin karaya asker çıkarmak olduğunu düşünmüşlerdir. 37 Türk, a.g.e., s. 81 38 Türk, a.g.e., s.82 39 Gürol Baba, “Birinci Dünya Savaşı’na Varan Gelişmeler İçerisinde Çanakkale’nin Yeri”. 18 Mart Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2005, s, 76 13 Limon Von Sanders komutasındaki Osmanlı ordusu, olası bir kara çıkarmasına karşı gereken önlemleri almış idi. İtilaf Devletleri rahatlıkla kara çıkarması yapacağını tasavvur ediyordu fakat hesaba katmadıkları Mustafa Kemal’in burada olması idi. Yaptığı askerî strateji ve manevralar sayesinde düşmanı bozguna uğratmış ve büyük bir zaferin elde edilmesini sağlamıştır. Mustafa Kemal, bu başarısından sonra Osmanlı İmparatorluğu tarafından taltif edilecektir. Zaferle nihayetlendiren ağır çarpışmalar İtilaf Devletlerinin 250.000 kayıpla yarımadayı terk etmesiyle son bulmuştur.40 1.4.4. Suriye-Filistin Cephesi Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusu birden fazla cephede çok çetin savaşlarda yer almış ve cepheden cepheye sevk edilmiştir. Yapılan asker sevkleri Suriye-Filistin Cephesinin zayıflamasına neden olmuştur. İngilizler her zaman olduğu gibi fırsatlardan istifade etmek amacıyla 1916 yılının sonlarına doğru Sina çölünü aşıp Suriye hududuna gelmiştir. Bu cephedeki en yoğun çatışmalar Gazze bölgesinde meydana gelmiştir. Uzun süren çarpışmalar sonucunda İngilizler, Filistin’i istila ve işgal etmiştir. İngilizlerin Kudüs’ü de işgali sonucunda Osmanlı İmparatorluğu bölgeye asker takviyesinde bulunmuştur, Mustafa Kemal’in bu cepheye gelişi cephedeki mevcut durumu değiştirmiş, İngilizlerin saldırılarının püskürtülmesiyle nihayetlendirilmiştir 1918 yılına gelindiğinde Mustafa Kemal komutasındaki 7. Ordu, Halep yakınlarında kurduğu savunma hattı ile İngilizleri bertaraf etmiş fakat Mustafa Kemal, Anadolu’nun güvencesi sebebi ile savunma hazırlıkları yapmış Birinci Dünya Savaşı’nın kısa süre sonra bitmesi ile de bu cephe kapanmıştır.41 1.4.5. Kanal Harekâtı Almanya, Osmanlı İmparatorluğu’nun, savaşa iştirak ettikten sonra yapacağı en önemli harekâtlardan birinin de Süveyş Kanalı üzerine olmasını tasarlamıştır. Savaşın en stratejik bölgelerinden olan Mısır, İngilizlerin Uzak Doğu’dan getirdiği sömürgelerin en önemli duraklarından biridir. İngilizlerin cepheye asker takviyesi Mısır, dolayısıyla Süveyş Kanalı üzerinden gerçekleştirmesi buranın ele geçirilmesinin ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Almanya Süveyş Kanalı’nın 40 Armaoğlu, a.g.e., s. 119 41 Sümeyye Bektaş, “Birinci Dünya Harbi’nde Suriye-Filistin Cephesi”, Karabük Üniversitesi, Tarih Anabilim Dalı, Yüksek Lisan Tezi, s. 90-110 14 kapatılmasını istemekte, Osmanlı İmparatorluğu ise daha önceden kendi toprağı olan Mısır’ın fethedilerek kendi hükmüne girmesini tasavvur etmekte idi. Mısır’ın tekrar alınması konusunda en arzulu kişi Cemal Paşa idi. Süveyş Kanalı’na yapılacak askerî harekâtın başında Cemal Paşa bulunuyordu. Kısa sürede hazırlanıp Süveyş Kanalı üzerine giden Cemal Paşa 20.000 mevcutlu ordusu ile ki; yorgun düşmüş, cepheden cepheye sürekli sevk edilmiş, mental anlamda bitkin bir ordu, İngilizlerin hazırlıklı, tahkimatı iyi durumda olan 150.000 mevcutlu ordusunu yenememiş Suriye-Filistin cephesine geri çekilmesi ile harekât son bulmuştur.42 1.4.6. Galiçya Cephesi Galiçya Cephesi, I. Dünya Savaşı'nda Rusya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu arasındaki çatışmaların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Doğu cephesi açısından önemli bir cephe olmakla birlikte Galiçya, günümüzde Polonya ve Ukrayna arasındaki bir alanı işaret etmekte ve geçmişte Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’nun oldukça önemli bir eyaleti konumunda olmuştur. Birinci Dünya Savaşı'nda, farklı bölgelere doğru topraklarını genişletmek isteyen Rusya, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu'na bağlı bir merkez olan Galiçya'yı ele geçirmeye çalışmıştır.43 Ancak Alman-Avusturya’nın ittifakı nedeniyle 1915'te geri çekilip, 1916'da Almanya'nın Verdun Savaşları'nı başlatmasıyla, Rusya Galiçya’yı tekrar işgal etmek için bir fırsat bulmuş bu da Almanya’nın Avusturya’ya desteğini gerektirmiştir.44 Çünkü, 1914’te Doğu Cephesi olarak bilinen Galiçya Cephesi'ni oluşturmak durumunda kalan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Almanlardan alınan önemli ölçü deki desteklerle Ruslara karşı korunmuştur.45 Dolayısıyla bu sert savaş sonrasında Almanya müttefiki olan Osmanlı Devleti’nden yardım istemek zorunda kalmıştır. Aynı dönemde Osmanlı Devleti de cepheye asker göndermek istemiştir çünkü cepheye asker göndermek için önemli sebepleri vardır. Dönemin bakanlarından Enver Paşa, Filistin ve Irak cephelerindeki durumun o zamanlar endişe 42 Türk, a.g.e., s, 80. 43 Oya Dağlar Macar “Galiçya Cephesi’nde Osmanlı Birlikleri ve Sağlık Hizmetleri (1916-1917).” Osmanlı Bilimi Araştırmaları” X/2 (2009) :35-58. S36 44 Yakup Kaya “Birinci Dünya Savaşı’nda Galiçya Cephesi’nin Açılması ve 15. Osmanlı Kolordusunun Cepheye Gönderilmesi Meseles.i” İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 7 .4 (2018): 2474- 2489 s.2480 45 Dağlar Macar, a.g.e., s.36 15 verici olmamasından yararlanarak, Kafkas Cephesi’ndeki yenilgilerini unutturarak Turan idealini gerçekleştirmek istemiş ve Galiçya üzerinden ilerlemek için ittifaklarına yardım etmeyi düşünmüştür.46 Osmanlı Devleti'nden biri Galiçya Cephesi'ne, ikincisi Romanya Cephesi'ne, diğeri de Makedonya Cephesi'ne yönlendirilmek üzere 3 kolordu desteği istenmiştir.47 Yapılan planlar çerçevesinden bölgeye gönderilen Osmanlı orduları, 23 Temmuz 1916'dan itibaren Galiçya'ya sevk edilmiş lakin başlangıçta Ruslara büyük kayıplar yaşatsa da zamanla Rus kuvvetlerinin sayısının artmasıyla kayıplar yaşamak zorunda kalmıştır.48 1.4.7. Hicaz-Yemen Cephesi Toplumda Yemen Cephesi olarak da tanımlanan Hicaz-Yemen Cephesi İslam şehirlerinin korunması açısından oldukça önemlidir. Osmanlı İmparatorluğu, Birinci Dünya Savaşı'nda özellikle Hicaz cephesi başta olmak üzere, Yemen ve Asir bölgelerinde bulunan cephelerde bölgenin stratejik konumu ve kutsal toprakları bünyesinde barındırması sebebiyle Arap isyancılara karşı büyük mücadeleler vermiştir.49 İngilizler milliyetçilik akımını kullanarak Arapları Osmanlı’ya karşı kışkırtmak istemiş, bu noktada Mekke Emiri Şerif Hüseyin’den yararlanmışladır. Mekke Emiri Şerif Hüseyin, Arap topraklarında Arap krallığı ve halifeliği birleştirme hedefi doğrultusunda İngilizlerle işbirliği yaparak onlardan önemli destek almış, ancak isyanı gerçekleştirirken halifeye karşı doğrudan bir tavır almaktan kaçınmıştır.50 Hicaz cephesi, Osmanlı ordularının kendi halkıyla mücadele ettiği, Şerif Hüseyin liderliğindeki isyancı Arap aşiretlerine karşı verdiği bir harp alanı olmuştur.51 Hicaz İsyanı 1916 yılında başlasa da isyanın ilk çalışma yılları 1912 yılına işaret etmektedir. Osmanlı yönetimi, Hicaz stratejisinde Şerif Hüseyin'in 1912'de başlattığı 46 Pıotr Nykıel “16 İle 1919 Yılları Arasında Krakov Müstahkem Mevkii Hastanelerinde Osmanlı Askerleri (Polonya Kaynakları Işığında).” Belleten, 1.287 (2016): 261-278 s. 261 47 Dağlar Macar, a.g.e., s.36 48 Kaya, a.g.e., s.2488 49 Levent Ünal “Birinci Dünya Harbi’nde Hicaz Cephesi ve Medine Müdafaası.” Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergi 49 2021: (126-153) s.126 50 Umut Akçakaya ve Erdal Aydoğan “Hatıralar Işığında Şerif Hüseyin İsyanı ve Hicaz Cephesi” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 106 (2022): 349-390 s.385 51 Akçakaya ve Aydoğan, a.g.e., s.351 16 gizli görüşmeleri geç fark edip, bölgedeki diğer kabileleri kullanarak engellemede geç kaldığı için Şerif Hüseyin, Osmanlı Devleti'nin gönderdiği kaynakları kullanarak kabileleri kontrol altına alarak büyük zarar vermiştir.52 1916'da başlayan Şerif Hüseyin'in isyanı, başlangıçta Mekke'nin kurtarılması amaçlanmasına rağmen, savaşın ilerleyen sürecinde öncelik Medine'nin ve demiryolu hattının korunmasına kaydırılarak Osmanlı kuvvetlerini Hicaz'da stratejik bir zorlukla karşı karşıya bırakmıştır.53 Osmanlı yönetimi, Birinci Dünya Savaşı süresince Arabistan Yarımadası'nda sadece Medine Müdafaası ve Medine'ye giden demiryolu hattını korumak amacıyla gönderilen 300.000 civarında birlik bulundururken, Filistin cephesinin kaderini belirleyen Nablus Muharebesi'nde ise yaklaşık 100.000 kişilik bir İngiliz ordusuna karşı Osmanlı kuvvetleri 30.000 kişiden oluşmuştur.54 Ne yazık ki Hicaz’ın demir yolunun korunmasına rağmen demir yolunun bombalanması sonucu Hicaz kaybedilmiştir. 1.4.8. Trablusgarp Cephesi Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı sırasında İtalya'ya karşı yürüttüğü bir savaş olan Trablusgarp Savaşı Osmanlı İmparatorluğu ile İtalya arasındaki Trablusgarp bölgesindeki hak iddiaları sebebiyle ortaya çıkan önemli bir siyasi olaydır. İtalya’nın Fransız ve Sanayi Devrimlerinin etkisiyle Almanya’yla beraber sömürgecilik yarışına katılmıştır. İngiltere ve Fransa kısa sürede hedeflerine ulaşırken, Almanya ve İtalya da birliklerini kurarak rekabeti artırmış ve pazar arayışlarına hız vermiştir.55 1881'de Fransızlar Tunus'u, 1882'de ise İngilizler Mısır'ı işgal etmişlerdi; Tunus'un Fransızların kontrolüne geçmesi, 1870'e kadar ertelenen 52 Ünal, a.g.e., s.126 53 Yüksel Nizamoğlu “1917 Yılında Hicaz Cephesi: Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı.” Bilig Yaz 66 (2013):123-148 s.141 54 Ünal, a.g.e., s.149. 55 Çağla Tağmat “Trablusgarp Savaşı’ndan Lozan Antlaşması’na On İki Ada Konusunda (Gizli) Görüşmeler”. Journal of Turkology 28/1 (Haziran 2018), 139-161. 2 17 ulusal birliği tamamlayan ve Avrupa güç dengesinde yer edinmeye çalışan İtalya için bir hayal kırıklığına neden olmuştur.56 İtalya, ilk olarak ele geçirmeyi planladığı Arnavutluk ve Tunus'u Fransızlar tarafından işgal edilince, stratejisini değiştirerek Afrika'da bağımsız olan Habeşistan'a (Etiyopya) odaklandı; Habeşistan, maden ve hammadde açısından değil, coğrafi konumuyla ticari avantajlar sunabilecek bir ülkeydi.57 1911 yılında gerçekleşen İtalya'nın Osmanlı İmparatorluğu'na savaş ilanı, sadece Libya topraklarıyla sınırlı kalmayarak Nisan 1912'de gerçekleşecek deniz saldırısı haberiyle Osmanlı'da geniş bir tedirginlik yaratmış, aynı zamanda saldırının yapılacağı yer konusundaki belirsizlik de gündemi oldukça meşgul etmiştir.58 1.5. SAVAŞ HUKUKU VE SAVAŞ ESİRLERİ Savaş, devletler ve siyasi idare-irade sahiplerinin, menfaatleri hususunda karışı karşıya geldiği, net biçimde ilân edilen büyük silahlı güç çatışmaların genel adıdır.59 Savaş hukuku, dini kuralların ve genel hukuksal normların, insanları iyiliğe yöneltmek ve kötülükten alıkoymaya teşvik etmesi sebebiyle ortaya çıkmıştır. Savaş hukuku, devletlerin çatışma sürecinde birbirleri ile olan ilişkilerini, savaşa katılmayan devletler ile olan ilişkilerini düzenleyen ve savaşta yer alan kişilerin, davranış sınırlarını, vazifelerinde uyması gereken kuralları düzenleyen ve ilân eden hukuk dalıdır. Savaş hukukunun insanlık açısından yararı ise, hiç şüphesiz savaşlarda meydana gelebilecek facia ve katliamların önüne geçebilmektir.60 Savaş hukuku, savaş başlamadan önce ve savaş hâli devam ederken uyulması gereken, savaşan taraflar arasında uygulanması esas görülen, genel kabul görmüş yasalar bütünüdür. En önemli niteliği, savaşta oluşabilecek gereksiz can ve mal kaybına engel olmak ve gerek askerlerin gerekse sivil vatandaşların hukuktan kaynaklanan haklarını gözetmek ve güvence altına almak olan savaş hukuku, aynı 56 Oya Dağlar Macar “Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin Kurumsal Tarihinde Önemli Bir Deneyim: Trablusgarp Savaşı (1911-1912).”BELLETEN 81/292 (Aralık 2017), 947-986.. 57 Dağlar Macar, a.g.e, s.298. 58 Tağmat, a.g.e, s.142. 59 Hugo Grotius , Savaş ve Barış Hukuku, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1967, s.17. 60 Yasin Aslan,“Savaş Hukukuun Temel Prensipleri.”TBB Dergisi, Sayı 79(2008): 235-274 s. 236. 18 zamanda hukuksuzların tezahür etmesine engel olmaya çalışır. Savaşamayacak durumda olan sivil vatandaşların ve dahi savaş esnasında artık savaşamayacak hâle gelenlerin, haklarına saygı gösterilmeli, yaşam bütünlüğe zarar verilmemelidir. İnsan onuru, her şeyin üzerinde tutulmalıdır. Savaşta yer alan taraflar, her eylemi yapabilecek özgürlükte değillerdir. Savaşta esaret altında bulunan, savaşacak hâlde olmayan düşmanı niteliğindeki askeri öldürmek, yaralamak, işkence ve eziyet etmek savaş kural ve hukukuna, insanlığın her durumda muhafaza edilmesi gereken temel prensiplerine aykırıdır. 61 Tüm bu kurallar, insanlığın düzenlediği muhtelif sözleşmeler ışığında belirlenmiştir. Kuralların, kaide ve istisnaların geçerliliği olması için şüphesiz resmiyet kazanması gerekir. Muhtelif sözleşmeler içerisinde ilk ciddi protokollere sahip olanı, 1907 yılında imzalanan “Lahey” sözleşmesidir. Savaş ve savaşla ilgili uluslararası kaideleri düzenleyen bu sözleşme, genel savaşa dair talimatlar, tarafsız ülkelerin hukuksal durumu, deniz ve kara savaşlarına dair genel kurallar ve savaşan ülkelerin genel sorumluluklarını içeren savaş hukukunun temellerini oluşturabilecek nitelikte hassas bir sözleşmedir.62 Esirlere gelince, “Esir”kelime kökeni itibariyle Arapçadaki “isâr” yani ip ile bağlanmak anlamında kullanılan kelimeden türetilmiştir. Esir kelimesinin çoğulu “Üserâ, esârâ” biçimindedir.63 Kelimenin bu şekilde tezahür etmesinin nedeni insan davranışındaki gizemdir, şöyle ki: ‘savaşlarda ele geçirilen kişilerin ellerinin ip ile bağlanması’ esir kelimesinin oluşmasında etkili olmuştur. Genel literatürde bakıldığında ise savaş esnasında yahut silahlı bir çatışma hâlinde rakip devlet tarafından canlı olarak ele geçirilen ve gözaltında tutulan asker veya askerlere savaş esiri yahut savaş tutsağı denir. 64 Cenevre Konferanslarında birçok devletin müşterek olarak riayet ettiği kararlar neticesinde savaş esiri sayılmanın belli şartları vardır. Devletlerin silahlı kuvvetlerine mensup geri hizmetlerde çalışan, tıbbi destek personeli olan ve dinî hizmette bulunan 61 Murathan Doğanışık, “Savaş Hukuku ve Angajman Kuralları”, İstanbul Medipol Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2020 İstanbul, S.26-27. 62 Yasin Aslan, a.g.e., s. 240. 63 Ferit Develioğlu, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitapevi Yayınları, Ankara 1999, s.234 64 Mahmut Akkor, “Birinci Dünya Savaşı’nda Anadolu’daki İngiliz Esirleri ve Esir Kampları” Sakarya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Doktora Tezi, 2008, s. 51 19 personeller de mevcuttur. Bu meslek sıfatında hizmet verenler görevinin gereğini ifa ettiği müddetçe saygı ile karşılanır ve canlarına kast edilmez, esir alınmaz fakat görevinin dışında herhangi düşmanca bir eylemleri tespit edilirse savaş esiri niteliğinde alınabilirler.65 “Esir” olan askerler, belli kurallar oluşmadan önce ele geçiren tarafın keyfî muamelesine maruz kalmış, olağan hayatının gözetim altına alınması ve mahpus hâlde yaşaması nedeni ile birçok zorluklarla karşılaşmış ve tarihte esaret ve esirlikle ilgili kurallar koyulmadan önce işkencelere tabi tutulmuş, onuru ayaklar altına alınmış ve dahi esaret altında iken hayatlarına kast edilmiş, toplu biçimde imha edilmişlerdir. 1856’da Paris Deklarasyonu ile savaş esirlerine karşı tutum ve muamele hususunda bir düzenleme yapılmıştır. Daha sonraları 1874’te Brüksel Deklarasyonu ile esaret koşulları hakkında birtakım düzenlemeler yapılmış fakat kabul edilmemiş ve yürürlüğe girmemiştir. Lahey’de, 1899 ve 1907 tarihlerinde düzenlenen iki farklı konferans neticesinde esirlere yaklaşım ve esirlerin hukuksal durumu ile ilgili on yedi maddeden oluşan bir sözleşme hazırlanmış ve Avrupa’nın esirlerin hukuksal durumu ile ilgili ilk ciddi aksiyonu gerçekleşmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nda Avrupalı devletlerin bu sözleşmelere riayet etmemesi ve hukuksal açıdan yetersiz kalması yeni, ciddi ve ayrıntılı düzenlemeler yapma zaruretini ortaya koymuştur. 1906, 1929, 1949 ve 1974 tarihlerinde Cenevre’de düzenlenen konferanslar ve imzalanan protokoller neticesinde savaş hukukuna ve esaret şartlarına dair ciddi ve geçerlilik sahibi hukuksal adımlar temellendirilmiştir. Birçok kez toplanan uluslar, savaşta oluşabilecek muhtemel durumlara karşı net bir çözüm getirememiştir. Farklı tarihlerde gerçekleşmesi ve sürekli ek protokollerin eklenmesi bunun bir göstergesidir.66 Nihayetinde muhtelif devletin müşterek kararı ve riayeti ile hususiyet arz eden Cenevre konferanslarında dört genel madde hâlinde ele alabileceğimiz düzenlemeler yer almıştır. Bunlar; a) Savaş hâlindeki silahlı kuvvetler mensuplarının yaralı ve hasta personeli hakkında düzenleme. 65 Zeki Mesud Alsan "1949 Cenevre Sözleşmelerİ"Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 7.3. (1950):37-57 66 Özel, a.g.e., s. 122. 20 b) Savaş hâlinde denizdeki askeri kazazede yaralı ve hastaların durumu hakkında düzenleme. c) Savaşta esir düşenlere yönelik muamele hakkında düzenleme. d) Savaş esnasında sivil halkın korunmasına yönelik düzenleme.67 Görüldüğü üzere birçok düzenleme yapılmasına rağmen, sözleşmeler çoğu kez uygulanmamış ve ihlâl edilmiştir. Siyasi otoritelerin hukuksal anlaşma ve sözleşmeleri yok saydığı, silahlı ve iktisadî gücün insan hayatına, hukuksal normlara riayet etmediği birçok defa görülmüştür. Şöyle ki: 20. yüzyılda İsrail ve muhtelif Arap devletleri arasında tezahür eden savaşlarda, Afrika kıtasında zuhur eden savaşlarda, Bosna- Hersek’te, Hindistan ve Pakistan arasında vuku bulan savaşta, Amerika Birleşik Devletleri’nin, Afganistan’ı, Irak’ı işgal ve istilası esnasında uyguladıkları fiiller bu ihlâllerin çağımızdaki göstergesidir. 67 Alsan, a.g.e., s. 37-57. 21 İKİNCİ BÖLÜM 2. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA MISIR VE SEYDİ BEŞİR KAMPI 2.1. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA MISIR VE İSKENDERİYE ŞEHRİ Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmeden evvel Mısır’ın savaştaki rolü ile ilgili İtilaf Devletleri, plân ve stratejilerini hazırlamışlardır. 1914 yılında İstanbul’a gelen Mısır hıdivi Abbas Hilmi, İngiliz işgali altındaki Mısır konusunda ne Osmanlı’ya ne de İngiltere’ye karşı net bir tavır takınmamıştır. Savaş başlamadan önce defalarca ittifak girişimlerinde bulunan Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın ittifak girişimlerini olumsuz karşılaması nedeniyle, Almanya tarafında er geç savaşa gireceği ön görülüyordu. Osmanlı İmparatorluğu savaşa müdahil olduğunda ise hangi bölgelerin öneminin artacağını anlamak pek de zor değildi. Osmanlı İmparatorluğu, Mısır’da yıllardan beri yavaş yavaş kaybetmekte olduğu hükümranlığı ve iradeyi savaş vesile ile yeniden tesis etmek istemekte idi. Mısır halkının Osmanlı taraftarı olması ve dinî paydaşlık Osmanlı’nın yapacağı herhangi bir askerî harekâtın sonuçlarının Osmanlı’nın lehine olacağı hususunda şüphe yer vermeyecek bir öngörüye sahiptir. İngiltere için ise Mısır yıllardır sömürdüğü ve tarihî, kültürel zenginliklerini içten içe boşalttığı bir kaynak olmanın yanı sıra, Uzak Doğu’da bulunan sömürgeleri için mutlak önem arz etmekte idi. Mısır’ın coğrafi yapısı savaşın gidişatını değiştirebilecek nitelikte idi. Bir taraftan Akdeniz’i yerleşke hâline getirebilecek askerî bir donanma diğer taraftan ise, Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz’den Uzak Doğu’ya açılan limanlar büyük önem arz etmekte idi. Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa müdahil olması durumunda Mısır için kayıtsız kalmayacağı İngiliz taraflarınca biliniyor ve İngiltere yıllardan beri uyguladığı diplomatik kurnazlık ile Osmanlı’yı Mısır hususunda teskin ve teselli edecek sözlerle oyalıyordu. Nitekim bu doğrultuda İngiltere, İstanbul Büyükelçisi Mallet aracılığı ile gerekli adımları atmakta idi. İngiltere, Osmanlı’ya savaştaki tarafsızlığını koruması durumunda Mısır’ın işgal ve ilhak edilmeyeceği hususunda sözler beyan ediyordu. İngiltere, İstanbul başkonsolosu Beamount aracılığı ile Said Halim Paşa ile bir görüşmede bulunmuş ve Osmanlı’nın savaşa girmeyeceği yönünde beyanlar almıştır. Her ne kadar diplomatik görüşmelerde verilen beyanlar 22 olsa da Osmanlı İmparatorluğu Harbiye Nâzırı Enver Paşa ve İttihat ve Terakki’nin önde gelen isimleri, Almanya ile müttefik olarak savaşa girmenin büyük avantajları olduğunu düşünmüş ve İngilizlerin ciddiyet arz etmeyen diplomatik çabaları boşa gitmiştir. Osmanlı İmparatorluğu, Almanya ile müttefik olup savaşa müdahil olunca Mısır’ın önemi daha artmış ve İngilizlerin siyasî ve askerî stratejileri Mısır üzerine yoğunlaşmıştır.68 İngiltere, Uzak Doğu’daki sömürgelerinden ötürü Mısır’ı ve büyük önem arz eden Süveyş Kanalı’nı da kendi iradesi altında tutmaya çalışmakta ve Mısır ile ilgili askerî politikalarını bu yönde oluşturmakta idi. Birinci Dünya Savaşı henüz tezahür etmemişken 1882’de Mısır’da çıkan bir ayaklanmayı bahane etmiş ve Mısır’ı işgal etmiştir. Bu sayede Hindistan ve Uzak Doğu’daki sömürgelerine giden yolu garanti altına almıştır. Mısır’ı işgal etmesinin yanında bu topraklarının Osmanlı hükümdarlığı ve idaresinde olduğunu da kabul etmiştir. Süveyş Kanalı’nı askerî ve ticari bir üs hâline getiren İngiltere artık Uzak Doğu’daki sömürgelerinden gelecek olan askeri yardımı, hammaddeyi, askerî personel sevkiyatını bu yolla güvenle gerçekleştirmiştir. Mısır, aynı zamanda İngiltere için askeri eğitim kampı ve savaşlarda yaralanan askerler için hastane vazifesi görecektir. İngiltere’nin Mısır’ı tahakküm altına aldığı süreç zarfında politik, askerî ve ekonomik manevraları kendi lehine çok iyi derecede kullandığı görülmektedir. Osmanlı İmparatorluğu ise işgal süresince diplomatik yollardan Mısır’ın haklarını dünya kamuoyuna duyurmaya çalışmıştır. Birinci Dünya Savaşı başlayınca ise diplomatik yollar bir tarafa bırakılmış, askerî manevraları harekete geçmiştir. 69 Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu, Almanya’nın müttefiki olarak savaşa müdahil olmuş ve Alman askerî stratejisine göre Mısır ve Süveyş Kanalı İngiltere için ‘şah damarı’ niteliğinde idi ve Almanlar bu şah damarını kesmek için stratejiler yürütüyor idi. Almanya var olan askerî stratejileri ve planlarını eğer hayata geçirebilirse İngiltere’ye büyük bir darbe indirmiş olacaklardı. Osmanlı İmparatorluğu içinse, Mısır’ın yeniden fethedilmesi ve Osmanlı himayesine 68 Ümmügülsüm Polat, “Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Mısır’a Yönelik Strateji ve Faaliyetleri”, Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Ankara, 2011, s. 21-29. 69 Süleyman Kızıltoprak, Mısır’da İngiliz İşgali: Osmanlı’nın Diplomasi Savaşı (1882-1887), İstanbul Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2010, s. 137-144. 23 girmesi, İslam dünyasında Mısır yüzünden oluşan itibar kaybını yeniden elde etmek ve Emperyalizm ‘in dişleri arasında sıkışmış bir Osmanlı toprağını yeniden kazanmak fırsatı olarak değerlendiriliyor idi. Osmanlı İmparatorluğu açık savaş ilânından önce gizli ittifak antlaşması yaptığı Almanya ile ortak askeri strateji ve plânlar üretmiştir. Bu plân ve stratejilere göre; Alman Genelkurmay Başkanı Von Moltke, 10 Ağustos 1914 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu Harbiye Nâzırı Enver Paşa’ya bir yazı göndermiş ve büyük bir coğrafyaya sahip olan Osmanlı İmparatorluğu’nun, mümkün olduğunca çok sayıda İttifak Devletlerine ait askerî kuvveti üzerine çekmesini, sahip olduğu Müslüman tebaa vesilesiyle ayaklanma ve isyanlar çıkarmasını ve özellikle Mısır olmak üzere Kafkasya’ya bir askerî harekât düzenlenmesini istemiştir. Harbiye Nâzırı Enver Paşa, Mısır’a yönelik bir askerî harekât için 2. Ordu Müfettişi Zeki Paşa’yı görevlendirmiş bölgenin keşfi ve durumu hakkında bilgi istemiştir. Zeki Paşa oluşturduğu ve ilettiği raporda bölgenin askerî harekât için henüz hazır olmadığını, bölgeye takviye asker sevk edilmesi gerektiğini ve coğrafi şartların iyi olmadığını zaman ve gerekli takviyeler ile durumun üstesinden gelebileceğini belirtmiştir.70 Almanların baskısı yüzünden bir an önce harekete geçmek isteyen Enver Paşa, askerî harekât için vatanseverliği bilinen ve vazifesini mukaddes olarak addeden Cemal Paşa’ya teklif götürmüş ve Cemal Paşa harekât için Enver Paşa’ya teşekkürünü bildiren bir mektup yazarak derhâl harekete geçeceğini bildirmiştir. 21 Kasım 1914’te İstanbul’dan hareket eden Cemal Paşa, olası Kanal Harekâtı başarısızlığı sonrası kendisinden sonra gelecek askerlerin gerekirse cesetlerini çiğnemesini ve İngiliz tahakkümünde bulunan Mısır’ı bu tasallut ve işgalden kurtarmasını beyan etmiştir.71 Kanal Harekâtı için askerî hazırlıklarını tamamlayan Cemal Paşa, 15 Ocak 1915’te toplanma bölgesi olarak kararlaştırılan Gazze Birüssebi’ye 25.000 kişilik Osmanlı askeri ile harekete geçmiştir. Türlü meşakkatler ile Tih Sahrasını geçen Cemal Paşa, 3 Şubat 1915 tarihinde kanal bölgesine taarruza geçmiştir. İngilizler gereken hazırlıklarını yapmış mevzilerini ağır silahlarla donattıktan sonra, saldırıya geçen Osmanlı ordusuna ağır kayıplar vermiştir. Cemal Paşa taarruz sahasını kontrol 70 Meltem Sarıoğlu, “Birinci Dünya Savaşı Sırasında İkdam Gazetesine Göre Mısır Meselesi”, Çankırı Karatekin Üniversitesi , Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi 2019, s.8-12 71 Cemal Paşa, Anılarım , 1913-1922, Yayınları Haz., Fahri Parin, Paraf Yayınları, 2010 , s. 162-167 24 ettikten sonra burayı ele geçirmenin ne derece zor olduğunu anlamış, orduyu 15 Şubat 1915’te Gazze Birüssebi’ye mevzilendirmiştir.72 Birinci Kanal seferi, dönemin askerî mühimmat yetersizliği, bölgenin coğrafi durumu, gerekli askerî hazırlıkların eksik olması ve sefer esnasında yaşanan zorlu yolculuk koşulları sebebiyle başarı ile sonuçlanamamıştır. Mısır’ı ele geçirmek ve İngiltere’nin savaş esnasında asker, hammadde silah takviyesine engel olmak için ikinci bir harekâtın mutlak surette gerçekleştirilmesi gerekiyor idi. Almanya bölgeye Kreb Von Kressenstein’in sevk ettikten sonra Cemal Paşa ile birlikte saldırı hazırlığı yapan Kressenstein, ilk harekâttan bir yıl sonra 1916’da ikinci harekâtın gerçekleştirilmesi adına aksiyonda bulunmuştur. 10.000 kişilik asker ile harekete geçen 7. Ordu, ilkinde olduğu gibi ağır bir yenilgi almıştır. Ordu yenilgiden sonra El- Ariş’te mevzilenmiştir. Coğrafik koşullar, lojistik yetersizlik, ordunun gerektiği biçimde tahkim edilmemesi yenilginin sebepleri arasındadır. Cemal Paşa, ikinci harekât gerçekleştirilirken Mısır halkının İngilizlere karşı ayaklanacağını ümit etmiş fakat gerek Araplar gerek ise Osmanlı’ya ihanet etmek için fırsat kollayan Yahudilerin İngilizlerle işbirliği yapması bu ümitleri boşa çıkarmıştır.73 Birinci Dünya Savaşı’nda askerî harekâtların, büyük ve yoğun biçimdeki çatışmaların, ihanetlerin, siyasî entrikaların merkezi olan Mısır, yüzyıllardan beri Osmanlı’nın bölgede sağladığı huzuru, asayişi ve nizamı kaybetmiştir. Tarihî ve kültürel varlıkları Emperyalizm ‘in dişlileri arasında yok olmuş ve Avrupalı devletler tarafından talan edilmiş, kaçırılmış ve dahi Avrupa’nın medeniyet müzeleri içerisinde uzun yıllar sergilenmiştir. Mısır’ın en hususiyet arz eden ve kadim şehirlerinden olan İskenderiye, coğrafi konumu itibariye Asya, Afrika ve Avrupa’nın ticaret yollarını birbirine bağlayan Akdeniz’e kıyısı olan önemli bir ticaret liman kenti ve ulaşım merkezidir. Kurulduğu zamandan itibaren savaşların ve çatışmaların yoğun olduğu İskenderiye şehri, adını Makedonya kralı ve tarihin gördüğü en büyük askerlerden biri olan Büyük İskender’den almıştır.74 İskenderiye şehri, ulusal ticaret yollarının önemli duraklarından biri olması nedeniyle devletlerin dikkatini çekmiş ve cazibe merkezi olmuştur. Osmanlı 72 Cemal Paşa , a.g.e., s. 173-188 73 Cemal Paşa , a.g.e., s.173 -188. 74 Narçın, a.g.e., s. 180. 25 İmparatorluğu’nun üç kıtada varlığını sürdürmesi ve ticarî, askerî, idarî sevklerinin çok olması İskenderiye şehrinin ve limanının hükümdarlık süresince hareketliliğin çok olduğu bir yer olmasına sebep olmuş ve şehir gelişimi Mısır’ın diğer şehirlerine göre çok hızlı olmuştur. Avrupa ülkelerine ihraç edilen envai çeşit ürünler bu limandan gitmekte ve Avrupa’dan ithal edilen ürünler de çoğu defa İskenderiye limanına sevk edilmekte idi.75 Osmanlı İmparatorluğu ve Mısır’a tayin ettiği yöneticiler şehrin ihyası için önemli adımlar atmışlardır. İskenderiye- Kahire Demiryolu hattının inşası, Mahmudiye kanalının yapılması, ticarî ve endüstriyel yatırımların çoğalması, İskenderiye limanının sürekli ihya edilip geliştirilmesi, kamusal yatırımlar İskenderiye şehrinin o dönemde Osmanlı İmparatorluğu için en gözde şehirlerden biri olmasını sağlamıştır. Abbas Paşa, Arabi Paşa Mehmet Ali Paşa ve Said Paşa’lar da şehrin gelişimine azımsanmayacak katkıda bulunmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıllardan beri tesis ettiği modern İskenderiye şehri 11 Temmuz 1882 tarihinde milliyetçi bir ayaklanma bahane edilerek İngilizler tarafından işgal edilmiştir. İşgal esnasında İskenderiye bombardımana tutulmuş ve İngiliz tasallutu ile tahrip edilmiştir. İngilizlerin bölgeyi işgalinden sonra sanayi faaliyetleri azalmış, tarımsal faaliyetler artmıştır. İskenderiye limanından ihraç edilen mallar işgalden sonra tahıl ürünleri ağırlıklı olmuş fakat gelen ürünler ise sanayi mamûlleri olmuştur. İşgalden sonra bölge nüfusunda aşırı bir artış olmuştur.1800’lü yıllarda 3.000.000 olan nüfus, 1917 yılına gelindiğinde 11.300.000 olmuştur. Şehrin önemi hususunda demografik artış bir gösterge olacaktır. Birinci Dünya Savaşı başladığında ise İngilizlerin tahakkümünde olan Mısır ve İskenderiye’de sıkıyönetim ilân edilmiş artık İngilizler, istediği tarzda okul, hastane, karakol ve esir kamplarını inşa etmiştir. 76 2.2. BİR ESARET KAMPI OLARAK SEYDİ BEŞİR KAMPI Birinci Dünya Savaşı’nda Mısır’da Türk askerlerinin esir edildiği kamplardan biri de Seydi Beşir Esir Harbiye Kampı’dır. Tam adı ise ‘Seydi Beşir Esir Kuveysna 75 Recep Kürekli, “Mısır İskenderiye’sinin Sosyo-Ekonomik Yapısı”, Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Doktora Tezi, 2015, s.6-7 76 Kürekli, a.g.e., s.50. 26 Dört Numaralı Osmanlı Üserâ-yı Harbiye Kampı’dır. Kuruluş tarihi İngilizlerin Mısır Konsolosluğuna göre 1916‘dır. Cenevre Konferanslarından sonra kurulan ve temel ilkeleri: dini, ırkı, toplumsal ve politik görüşleri fark etmeksizin insan hayatına, sağlığına ve onuruna saygı göstermek, insanların varoluşlarına itibar etmek olan insanî hareket organizasyonu olan Kızılhaç heyeti tarafından 6 Ocak 1917 tarihinde teftiş edilen Seydi Beşir Esir Harbiye Kampı için heyet tarafından hazırlanan rapora göre: İskenderiye şehrinin 15 km kadar kuzey doğusunda, denize nazır ve insanî sağlık şartlarının gereklerine göre kurulan, bir vadi ve kumul tepelerinin bağıntı hâlinde olduğu bir yerleşkede bulunmakta idi. Şehrin imarını yapan Mehmet Ali Paşa, o dönemde palmiye ağaçları ile bezenmiş alanlarda vergi muafiyetini getirmiş ve Seydi Beşir Esir Kampı imar edilmeden önce etrafı palmiye ağaçları ile bezenmiş idi. Etrafı denizdeki etki sebebi ile havadar ve nezafet dolu olan, konumu itibari ile çevresini kuş bakışı görebilen yüksek bir yerde idi. Esir askerlerin spor faaliyetleri için bir alan ayrılmış idi. Kamp ve şehir arasındaki ulaşımı sağlamak adına yeni bir yol inşa edilmiş idi. Kampın komutanı İngiliz subayı Yarbay Norman Coates idi. 77 Kızılhaç heyetinin ziyareti sonrası hazırladığı esir askerler hakkındaki raporun bir nüshası İngiltere Hükümetine verilmiş, İngiltere ise daha sonra raporu Osmanlı Hükümetine iletmiştir. Kızılhaç heyetinin İsviçreli yetkilileri raporun bazı bölümlerini çıkardıktan sonra İngiltere’ye sunmuş oradan da Osmanlı Hükümetine iletmiştir bu durum raporun netliği ve objektifliği bakımından tartışmalıdır.78 İngiltere Hükümeti yetkilileri, raporda kendileri için tehlike arz eden ve savaş hukukunda uyulması gereken kuralların çiğnendiğine dair kısımları sansürlemiş ve bunu kendi menfaatine yaraşır biçimde diğer ülkelere göndermiştir. Rapora göre: Seydi Beşir Esir Kampı ’nda sağlık şartları, insanî koşullar, iletişim ve haberleşme 77 Vedat Tüfekçi, “Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlere Esir Düşen Türk Askerleri”, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkiyat Araştırmaları Anabilim Dalı, Doktora Tezi, 2019, s.249 78 https://gallica.bnf.fr/ark:/12148/bpt6k5487593q/f8.item.texteImage.zoom (Türkçe Çevirisi: 1914- 1917 savaşı vesilesiyle yayınlanan belgeler. 13. seri, MM Raporları. Dr F. Blanchod, F.Thormeyer ve Em. Schoch'un Fransa, Korsika ve Mısır'daki Türk esir kamplarında yaptıkları teftiş üzerine, Aralık 1916 ve Ocak 1917 / Uluslararası Kızıl Haç Komitesi) Blanchod, Frédéric (1883-1963). Metnin yazarı. Erişim Tarihi: 29.03.2021 27 yöntemleri tam teşekkülü biçimde sağlanmış, esirlere yönelik herhangi bir kısıtlama getirilmemiştir.79 2.2.1. Seydi Beşir Esir Kampı ’nda Mevcut Esir Sayısı ve Kampın Mimari Yapısı Başta Kızılhaç heyeti raporu olmak üzere tarafsız devletler, nitelikli muhtelif kurumlar esaret altındaki subay ve askerlerin hatıratları dahil olmak üzere belirlenen bilgilere göre: Seydi Beşir Esir Kampı, Mısır’da esaret altında bulunan Türk askerlerinin mevcudiyeti bakımından en büyüğü olma özelliğine sahiptir. Kızılhaç heyeti raporlarına göre 1917 tarihi itibariyle kampta 3.906 Türk subayı ve rütbesiz asker, 3 adet sıhhiye işleri kâtibi ve 2 adet Ermeni sıhhiye askeri bulunmakta idi. Kampta 1915 yılından beri tutulan 430 subay var idi ve 410 adet rütbesiz asker de subayların emir eri tahsis edilmişti. 80Ayrıca kampta 10 adet imam ve 20 adet sivil bulunmakta idi, siviller Mekke emiri Şerif Hüseyin tarafından yakalanmış ve İngiliz askerine teslim edilmiş idi. Hicaz-Filistin ve Çanakkale Cephesi’nde esir edilip buraya sevk edilen üç yüz kadar subayın olduğu bilinmekte idi.81 Kampın inşaat faaliyetleri ve eksik kısımları için yapılan çalışmalar, Kızılhaç heyetinin ziyareti esnasında dahi devam etmekte idi. İngilizlerin, Mısırlı işçiler vasıtası ile tesis ettiği kampın yapısı, ahşap binalar şeklinde oluşturulmuş olup kampın bazı kısımları ise işçiler tarafında çimento ve tahta malzeme kullanılarak yapılmış idi. Uzunluğu 25 metre, genişliği ise 8 metreye varan baraka tarzındaki yapıların odalara geçişini sağlayan 1,75 metre boyutlarında koridorları mevcut idi. Tabanda tavana kadar ahşap malzeme ilen dizayn edilmiş olan odalar, 4 metre yüksekliğinde ve 3.5×4 metre şeklinde tasarlanmış idi. İç duvarları tamamen kireç ile kaplanmış hâlde idi. 79 https://gallica.bnf.fr/ark:/12148/bpt6k5487593q/f8.item.texteImage.zoom(Türkçe Çevirisi: 1914- 1917 savaşı vesilesiyle yayınlanan belgeler. 13. seri, MM Raporları. Dr F. Blanchod, F.Thormeyer ve Em. Schoch'un Fransa, Korsika ve Mısır'daki Türk esir kamplarında yaptıkları teftiş üzerine, Aralık 1916 ve Ocak 1917 / Uluslararası Kızıl Haç Komitesi) Blanchod, Frédéric (1883-1963). Metnin yazarı. Erişim Tarihi: 29.03.2021 80 Türk Kızılay Arşivi’nden alınan bir belgeye göre esir sayıları farklılık göstermektedir. Esirlerin gündelik olarak değişen sayıları sebebiyle kamptaki esirler hakkında kesin bir sayı vermek mümkün değildir. Seydibeşir Kampındaki Esirlerinin Kimliği: Kızılay Arşiv Belgeleriyle Derinlemesine İnceleme” başlığı altında detaylı inceleme yapılmıştır. 81 Tüfekçi, a.g.e., s. 252 28 İçeriye sinek vb. haşerenin girişini engellemek adına demir saç malzemeden yapılmış sineklik bulunmakta ve odalar iki adet pencereye ve mandallı kapıya sahip bulunmakta idi. Ayrıca odaların üzerinde katran ile kaplanmış bacalar mevcut idi.82 2.2.2. Seydi Beşir Esir Kampı Genel Kuralları ve Esirlerin Beslenme Durumu İngilizlerin oluşturduğu mevcut kamp kurallarına göre, odalarda bulunan esir mevcudiyeti, esirlerin rütbelerine göre düzenlenmekte idi. Odalarda yüzbaşı rütbesine kadar olan subay esirler dört kişi hâlinde, yüzbaşı rütbesinde olan subaylar üç kişi hâlinde, albay rütbesindeki subaylar ise iki kişi olarak kalmakta idi. Yüksek rütbeye sahip birkaç subay için ise tek kişilik birer oda tahsis edilmiş idi. Esir olan ve subaylara tahsis edilen emir erleri için ayrıca odalar mevcut idi. Kamp elektrik sistemi ile aydınlatılmış olup odalara sağlanan ışık çoğu zaman kasıtlı olarak kesilip esirler karanlıkta bırakılıyor idi. Odalarda metal malzemeden yapılmış kerevetler bulunmakta idi. Yastıklar ve yataklar tamamen ottan üretilmiş ürünler olup ayrıca esirler için battaniyeler verilmiş idi. Bazı yüksek rütbeli subaylar ise odalarına ilâveten perde ve kilim tahsis ettirmiş idi. Kamp kurallarına göre her sabah saat sekizde yoklama alınıyor idi. Esir sayısının yeteceği biçimde bir alana kireç ile çizilmiş çizgiler bulunmakta ve esirler yoklama düdüğü çalmadan çizgi gerisinde hazır biçimde beklemekte idi. 83 Esir durumdaki subaylar için, rütbesiz askerlerden ayrı olan bir yemekhane tahsis edilmiş idi. Subay yemekhanesinin yemekleri dışarıdan geliyor ve esir subaylar içerisinden seçilen bir kişi yemek menüsünü düzenleyip gerekli kontrolleri sağlıyor idi. Yemek menüsünün seçiminde ve yemek miktarında yapılan herhangi bir sınırlama yok idi fakat günlük olarak uygun görülen 2,5 frank lirasının aşılmaması gerekiyor idi. Genel meşrubatlar, şeker, reçel ve dahi diğer istekler bu ücrete dahil edilmiş idi. Kamp kurallarına göre, kamp içerisinde alkollü içecekler yasaklanmış olup diğer tüm meşrubatı kampta bulunan kantinden ya da İskenderiye şehir merkezinden temin etme hususunda özgür idiler. Kızılhaç heyeti ziyareti sonrası oluşturduğu raporda yemekler konusunda herhangi bir şikâyet olmamış idi. Türk esir subayları için iki adet yüz elli 82 Tüfekçi. a.g.e., s.253 83 Vedat Tüfekçi. a.g.e., s.253 29 kişi kapasiteye sahip yemekhaneler mevcut idi. Yemek masaları örtü ile kaplanmış tabaklar ise porselen malzemeden tahsis edilmiş idi. Kamp içerisinde bulunan kantin fiyatları uygun ve hesaplı idi fakat alışverişlerde nakit para yerine marka kullanılıyor markalar tükendiği zaman aybaşında nakit para ile tekrar satın alınıyor idi.84 Türk subayları sağlık açısından uygun ve kampın durumuna müsait kıyafetler giyiniyor idi. Esir subayların giyimi hususunda herhangi bir kısıtlama yok idi. İstedikleri kıyafetleri tedarik etmelerinde özgür idiler. Esir subayların çoğu bir fes ile birlikte sivil şekilde giyinebilme idiler. Kıyafet ihtiyaçlarını karşılamaları adına belli zaman dilimlerinde İskenderiye’den tüccarlar geliyor ve ihtiyaçları nakit para karşılığında tedarik ediyor idi. Esaret altındaki emir erleri için ise durum biraz farklı idi. Maddi anlamda esir subaylara göre kısıtlı idiler. İç çamaşırı ve diğer özel kıyafetler hususunda şikâyetçi idiler. Maddi imkânların yetersizliğin ötürü çoğu kendilerine verilen iç çamaşırı vb. özel kıyafeti subaylara para karşılığı satmak mecburiyetinde kalmışlardı. Osmanlı İmparatorluğu tarafından modernizasyonu ileri seviyelere taşınan İskenderiye şehrinden kampa gelen su, bol ve sağlıklı idi. Tuvaletler ise beton malzemeden inşa edilmiş olup içerisinde yapıya uygun sayıda musluk bulunuyor idi. Lavabo ve tuvaletlerdeki atık sular modern olmayan kanalizasyon aracılığı ile kampa yakın bir gölete sevk ediliyor idi. Esir subaylar günde bir defaya mahsus olmak üzere kamp içerisinde bulunan ve basit hasır örgülerle birbirinden ayrılmış bölümlerde banyo ihtiyacını karşılayabilirlerdi. Esir subayların çamaşırları ise emir erleri tarafından, kamp içerisinde inşa edilmiş çamaşırhaneyi andıran yapılarda yıkanır temizlenir idi. Kamp içerisinde barakalardan biraz uzak konumda 44 adet alaturka tarzında tuvalet mevcut idi. 6 metre derinliğinde lağım çukuru kazılmış olup günlük olarak krizol ve kireç ile dezenfekte edilmekte idi.85 84 Emin Çöl, Çanakkale-Sina Savaşları, Ankara, 1977, s. 128-129 85 https://gallica.bnf.fr/ark:/12148/bpt6k5487593q/f8.item.texteImage.zoom (Türkçe Çevirisi: 1914- 1917 savaşı vesilesiyle yayınlanan belgeler. 13. seri, MM Raporları. Dr F. Blanchod, F.Thormeyer ve Em. Schoch'un Fransa, Korsika ve Mısır'daki Türk esir kamplarında yaptıkları teftiş üzerine, Aralık 1916 ve Ocak 1917 / Uluslararası Kızıl Haç Komitesi) Blanchod, Frédéric (1883-1963). Metnin yazarı. Erişim Tarihi: 29.03.2021 30 2.2.3. Seydi Beşir Esir Kampı nda Genel Sağlık Durumu Seydi Beşir Esir Kampı ndaki sağlık faaliyetleri İngiliz Tabip Yüzbaşı Gillespie koordinasyonu ve öncülüğü ile yürütülüyor idi. Daha önce Halep kentinde görev yapmış Ermeni kökenli bir doktor da Gillespie’nin yardımcısı konumunda idi. İki doktor da Arapça ve Türkçe dillerine hâkimdi. Doktorlara yardım etmek adına kampta bir İngiliz Onbaşı ve 5 İngiliz hastabakıcı görev yapmakta idi. Bunların dışında Mısır yerel halkından seçilmiş 21 adet hastabakıcı mevcut idi. Kampın imkânlarının yetersiz kaldığı durumlarda ciddi vakalar İskenderiye şehir merkezindeki İngiliz hastanesine sevk ediliyor idi. Seydi Beşir Esir Kampı nda esaret hâlinde bulunan Osmanlı Tabip Binbaşı İbrahim Bey de Osmanlı esirlerine yapılan operasyonlara müdahil oluyor ve yardım ediyor idi. İbrahim Bey, hastaların bakımı ve hasta esirlere yaklaşım hususunda memnuniyetini dile getirmiş idi. Hasta esir askerlerin yatak takımları kıyafetleri ve malzemeleri için steril hâlde bir oda ayrılmış idi. Hastalar için ayrılan oda iyi şekilde dizayn edilmiş ve ilaçlar, tıbbi malzemeler yeterli miktarda intizam hâlinde idi. Bir baraka enfeksiyonlu hastalar için ayrılmış ve diğer hasta barakalarından izole edilmiş hâlde idi ve hasta esirler içi ayrıca bir banyo var idi. Hastalar için özel yemeklerin pişirildiği bir mutfak da bulunmakta idi. Seydi Beşir Esir Kampı na yeni sevk edilen esirler önce kampın uzak bir alanında 14 gün süre ile karantina altına alınıyor ve olası bir bulaşıcı hastalık taşımadıklarından emin olunduktan sonra kampta bulunan diğer esirler ile iletişimine izin veriliyor idi. 1917 Ocak ayında kampta karantina hâlinde olan 70 subay ve emir eri bulunmakta idi. Osmanlı esir subaylarının tamamı çiçek hastalığı, tifo, kolera ve dahi dönemin diğer bulaşıcı hastalıklarına karşı aşı olduğu için kampta çok ciddi vakalar görülmüyor idi. Bununla birlikte haftada birkaç adet subay viziteye çıkıyor, sıtma ve dizanteri gibi vakalara rastlanıyordu. Çok ciddi duruma olan dizanteri hastalarının İskenderiye’deki İngiliz Hastanesine sevk edildiği bilinmekteydi. Esir askerler içerisinde iki adet trahom vakası tespit edilmişti. Hicaz’dan Seydi Beşir Esir Kampı na sevk edilen esirler arasında dört adet tüberküloz vakası tespit edilmiş, bu vakalar kampa yerleştirilmeden İskenderiye İngiliz hastanesine sevk edilmişlerdi. Yaklaşık bir ay kadar bir müddet sonunda bu hastalardan ikisinin şehit düştüğü haberi 31 gelmişti. Mekke kadısı Salih Sıtkı’nın bu kampta olduğu ve mide ameliyatı olduktan sonra İngilizlere bir teşekkür mektubu yazdığı bilinmekte idi. 86 Tarafsızlığı tartışmaya açık olan ve sansüre uğramış hâlde sunulan Kızılhaç Heyeti raporlarına göre sağlık koşulları ne kadar iyi ve istenilen biçimde görülse dahi, esir asker ve subayların hatıratlarında yer alan ifadelerde durumun daha farklı olduğu dile getirilmekte idi. Cidde Hastanesinde görev yapan daha sonra esir düşen bir binbaşının verdiği ifadelere göre kamptaki sağlık şartları yeterli düzeyde değildi. Binbaşının hatıratlarına göre, kampta ilk başlarda Ermeni bir doktor sağlık faaliyetlerini yürütmüş esir sayısı artınca da bir görevli daha buraya sevk edilmiştir. Hayra Hastanesinde Baştabip olarak görev yapan Trablusgarplı Binbaşı Arif Bey de Seydi Beşir Esir Kampı na atanmış idi. Kampta yatak sayısı yirmi beş olan bir hastane tarzında bir yapının mevcut olduğu bildiriliyor idi. Hastalanan esirlerin ilk tedavileri burada yapılıyor ve gerekli görüldüğü takdirde hastalığın önemi ve ciddiyetine göre hastalar İngiliz hastanelerine sevk ediliyordu. Esirlere tahsis edilen bölümler büyük hastanelerin yanında kurulmuş baraka şeklindeki küçük yapılardan ibaret idi. Hastalar için hazırlanan gıda ve ilaçlar hazırlanmış özel bir listeye göre temin ediliyor idi. Hastaya yaklaşım hususunda ise; önceliğin kişinin insan olması gerekirken onun bir esir olduğu ve muamelenin buna göre yapıldığı belirtiliyor idi. Bütün bu ifadeler de gösteriyor ki: İngilizler, Kızılhaç heyetinin sunduğu raporda belirtildiği üzere kampta her faaliyeti düzenli ve sunulduğu gibi yapmıyor idi. Kampta bulunan esir rütbesiz askerler için ise durum daha kötüydü. Subayların genel olarak şartları iyi olmasına rağmen rütbesizler için aynı şeyi söylemek tarihî gerçeklere aykırıdır. Şöyle ki: Rütbesiz askerin sevkleri zamanında yapılmıyor tedaviye geç kalınıyor idi. Rütbesiz esirlerin vücut direnci düşük ve yeteri düzeyde sağlıklı beslenememiş olması bedenlerinde birçok hastalığa davetiye çıkarıyor idi. Hastanelere sevk edilen rütbesiz askerlerin çoğunun da şehit düşmesinin altında yatan temel faktörlerden biri beslenmelerinin yetersiz olması ve sağlık şartlarına uygun olmaması idi. İlk zamanlarda esirlere sunulan yemekler sağlıklı ve iyi olmasına rağmen zamanla sağlık standartlarına uygun olmadığı tespit edilmiş öyle ki verilen ekmek bile buğday ekmeği iken zamanla mısır unu, darı ve daha başka malzemelerden elde edilen sert ve siyaha 86 Tüfekçi, a.g.e., s. 685-686. 32 yakın renkte bir ekmek verilmiş idi. Sadece ekmeğin dahi sağlıksız olması birçok hastalığın oluşmasına mahal vermiştir. 87 Kamptaki esirlerin teessür hâlindeki durumuna dair bir hatırat ise Teğmen Ahmet Rıfat Efendiye aittir. 3 Nisan 1917 tarihli hatıratında, kamptaki durumun pek üzüntü verecek hâlde olduğunu belirtmektedir. Esirlerin birçoğu romatizma, dizanteri ve tüberküloz hastalığından dolayı ıstırap içerisinde esaretini sürdürmekte idi. Esirlerin hastaneye sevk edildiklerini belirtmiş fakat tedavilerinin yarım bırakıldığını ve esirler tam sağlığına kavuşmadan hastaneden çıkarıldıklarını belirtmiştir. Türk esir hastalarının çoğu takati kalmamış, vücut direnci düşmüş vaziyette ve hastalıkların pençesinde yaşam ile cebelleşmekte idi. Gereken insani şartların yeterli düzeyde sağlanmamasından dolayı subaylar da dahil olmak üzere birçok askerin vefat ettiği belirtilmekte idi. Filistin cephesinde esir düşen Üsteğmen Halid Bey’in ifadelerine göre kampta esir askerlerin beslenmelerinin yetersiz ve sağlık şartlarından uzak idi. Yetersiz beslenmelerine rağmen gün içerisinde azımsanamayacak vakit zarfınca çalıştırıyor ve dolayısı ile hastalıklar türüyor idi. Esir askerlerin ifadelerinden hazırlanarak elde edilen 19 Temmuz 1917 tarihli bir rapora göre ise, hastaların tedavi ve bakım faaliyetleri için Rum ve Ermeni asıllı doktorlar tayin edilmiş bu doktorlar hasta askerlerin % 30 unu kör etmiş %15 ila 20’sini ise zehirleyerek yaşamlarına bilinçli olarak son vermiştir. Konuyla ilgili Türk esir subayları duruma müdahale etmiş İngilizlere yapıla88n başvuru nihayetinde kampa Türk doktorlar gönderilmiştir 2.2.4. Seydi Beşir Esir Kampında Gündelik Hayat Esaret kampında, günlük hayatın bir parçası olarak, esirlerin kısıtlı dışarı çıkma imkanları, sınırlı kültürel etkinlikler ve paylaşılan yemek deneyimleri, kamptaki rutin yaşamın önemli unsurlarını oluşturmuştur. Kamplardaki subaylar, kaçmayacakları taahhüdünde bulunmaları şartıyla, silahsız bir askerin nezaretinde her gün belirli gruplar halinde kamp dışında dolaşma izni verilse de subaylar, bu şartlı teklifin bir imtiyaz olmadığını belirterek kabul etmemişlerdir.89 87 Tüfekçi, a.g.e., s. 687-688 88 Selçuk Ural “Mütareke Döneminde İngilizlerin Elindeki Türk Esirlerinin İadesi ve Ortaya Çıkan Sorunlar”. Atatürk Yolu Dergisi 10 (37) (Temmuz 2006): 187-210. 89 Tüfekçi, a.g.e., s.445 33 Üst düzey rütbe sahibi esir askerler, İngiliz Savaş Ofisi’nce belirlenmiş, rütbeleriyle orantılı olarak maaş almış, bu durum da onların esarette ihtiyaçlarını kolaylaştırmıştır.90 Gündelik hayatı kolaylaştıran bu maddi desteğin yanında, esirlerin kamp içerisinde oldukça boş vakti bulunması sebebiyle, bu boş vakitlerini değerlendirerek para kazanmışlardır. Ayrıca bazı esirler, günlerini boş geçirmeyip faydalı işlerde bulunmuşlardır; kimi marangozluk, berberlik gibi mesleklerle meşgul olurken, diğerleri el işleri yaparak ve bunları satarak gelir elde etmişlerdir.91 Esirler arasında farklı kurslarda düzenlenmiştir. Hatta bu kurslar profesyonel anlamda meslek edindirmeye doğru da gelişmiştir. Esirler arasında Fransızca öğrenenler, roman okuyanlar, müzik dinleyenler ve enstrüman etrafında bir araya gelenler, kurslara devam edenlerin yanında boş zamanlarını hatıra defterlerine şiir ve hesap işleri yazarak geçirenler de bulunmuştur.92 Bugün bu esirlerin hatıra defterleri önemli edebi eserlere dönüştürülüp günümüze taşınmıştır. Esir kampındaki sosyal faaliyetler arasında yer alan sinema izleme olanağı, Haziran 1918'de temin edilen sinema makinesiyle kolaylaşsa da ara sıra çalışmayan makine nedeniyle esirlere film izleme izni verilmediği için boş zaman etkinlikleri tam anlamıyla değerlendirilememiştir.93 Bu sebeble bu zamanlar için alternatif boş zaman çalışmaları geliştirilmiştir. Kampta işsizlikten sıkılan esirler arasında, futbol takımı kuranlar, dans kursları düzenleyenler ve güreş müsabakaları yapanlar da bulunmuştur.94 Gündelik hayatın en aktif görüldüğü dini yaşama gelince, İngilizler, Mısırdaki tüm esir kamplarında dini yaşam, ibadet, vb. hususunda hiçbir kısıtlama getirilmediği, esirlerin dinî yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda özgür olduklarını beyân etmişlerdir. Esir kampları, Kızılhaç heyeti tarafından teftiş ve ziyaret edilmiş, İngilizlerin iddialarına aksi bir beyanda bulunmadıklarını raporlarında bildirmişlerdir. Kızılhaç Heyetinin raporuna göre diğer esir kamplarında olduğu üzere Seydi Beşir Esir Kampı ’nda da ibadet etmek özgür idi. Kampın içerisinde bir bina elektrik ile 90 Akkor, a.g.e., s.98 91 Tüfekçi, a.g.e., s.370 92 Tüfekçi, a.g.e., s.373 93 Tüfekçi, a.g.e., s.382 94 Tüfekçi, a.g.e., s.373 34 aydınlatılmış ve mescit hâline getirilmişti. Ayrıca kampta bir de camii bulunmakta idi. 95 Bu kampta esir olan ve uzun bir müddet kalan Gelibolu Jandarma Taburu mensubu Abdürrahim Bey, kamptaki esir askerlerin ibadetlerini yerine getirmeleri hususunda İngilizlerin pek yardımcı olmadıklarını ve Kızılhaç Heyeti raporunun aksine kısıtlı olduklarını bildirmiştir. Esaret sürecince Cuma namazı ve bayram namazlarından mahrum kaldıklarını dile getirmiştir. Seydi Beşir Esir Kampı komutanı İngiliz Yarbay Coates tarafından kişisel temizlik ve ibadet etmeden önce yapılması gereken şartlar kesin bir surette yasaklanmış idi. Örneğin: tırnak çakısı, ustura ve makas kullanımı yasaktı. Esirlerin ibadet etmeleri için inşa edilen camii diye nitelendirilen yer, zemini çöl kumları ile doldurulmuş ve birkaç tahta malzeme ile oluşturmuş, camii niteliği taşımayan bir yapı idi. Esir askerler kişisel temizliklerini ancak İngiliz usulü yapılmış ve her mevsim soğuk suyun sağlandığı banyo adındaki bölümlerde yapılmış idi. Bünyesi yetersiz beslenme, kampın ağır şartları ve diğer kötü koşullar ile zedelenen zayıf düşmüş askerin bu şartlarda hastalanmaması hayatın olağan şartlarına aykırı idi. İbadetler ancak kapın yetersiz koşulları içerisinde gerçekleştirilebiliyor idi.96 Seydi Beşir Esir Kampı nda esir olan yedek subay Tevfik Efendi’nin ifadelerine göre ise Ramazan ayında esirlere yemek ve aydınlatma sağlanıyor fakat Bayram namazına müsaade edilmiyor idi.97 2.2.5. Seydi Beşir Esir Kampında Türk Esirlerin Kültürel Faaliyetleri I. Dünya Savaşı'nda, yaklaşık 202 bin Osmanlı askeri düşman güçler tarafından esir alındı; özellikle İngilizlere verilen esir sayısı Filistin Cephesi'nde yoğunlaşmış ve İngilizlerin esir aldığı Osmanlı askeri sayısı 134 bini bulunduğu söylenmektedir.98Vatanlarının ve ailelerinin özlemi ve tabii ki özgürlükten mahrum 95 https://gallica.bnf.fr/ark:/12148/bpt6k5487593q/f8.item.texteImage.zoom (Türkçe Çevirisi: 1914- 1917 savaşı vesilesiyle yayınlanan belgeler. 13. seri, MM Raporları. Dr F. Blanchod, F.Thormeyer ve Em. Schoch'un Fransa, Korsika ve Mısır'daki Türk esir kamplarında yaptıkları teftiş üzerine, Aralık 1916 ve Ocak 1917 / Uluslararası Kızıl Haç Komitesi) Blanchod, Frédéric (1883-1963). S.80 Metnin yazarı. Erişim Tarihi: 30.03.2021 96 Genelkurmay ATASE Arşivi, İHK., 82/1. 97 Genelkurmay ATASE Arşivi, İHK., 123/80. 98 Umut Akçakaya, “Esaret Yıllarını Hatırlamak: I. Dünya Harbi’nde Osmanlı Askerinin Esaret Deneyimi.” CTAD 19.37 (2023): 453-490 s.456 35 olma gibi nedenlerle derin bir hüzün ve sıkıntı gibi durumlarla baş etmek için, esirler, kamp içinde çeşitli aktivitelerde bulunmuşlardır.99 Esaretin zorluklarına rağmen, mücadele edebilmek adına gazete çıkarma, spor kulüpleri kurma, turnuvalar düzenleme, farklı kurslar açma, tiyatro ve gösteriler düzenleme gibi çeşitli faaliyetlerde bulunmuşlardır.100 Esirlerin kampta geçirdikleri süre boyunca en özgün çalışmalarını gazete ve dergi yayınlamakla gerçekleştirirken bu yayınların içeriği kamptaki şartlara göre değişmekle birlikte hepsi bir şekilde siyasetten uzak yayınlar çıkarmıştır.101 Dolayısıyla esirlerin bu tür yayın faaliyetleri, kamp yönetimi için disiplini koruma açısından uygun bulunmakta olduğu için dergi ve gazete çıkarılmasına sansür uygulama şartıyla kamp yönetimi tarafından izin verilmiştir.102 Çünkü esirlerin bu tür aktivitelerle uğraşması durumunda, bu tür faaliyetlerde bulunan esirlerin kamplarda sorun çıkarmayacakları düşünülmektedir.103 Kamplarda yayımlanan gazete ve dergiler içerik olarak oldukça çeşitlidir. Bilim, fen, edebiyat, tenkit, şiir ve mizah gibi olabildiğince çeşitli türlerde odaklanmış olup, kesinlikle siyasi türde yazılar ve eserler yayımlamak yasak hale getirilmiştir.104 Bununla birlikte Mısır kamplarında üretilen gazete ve dergi sayılarının oldukça fazla olduğu söylenmektedir. Mısır kamplarında üretilen yayınların fazla olmasında Mısır'daki esirlerin daha rahat bir yaşam sürmeleri ve çalışma kamplarında zorla çalıştırılmamalarının önemli bir etken olduğu görülmektedir ve Mısır ve Hindistan'da çıkarılan eserlerin birçok nüshası günümüzde Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nde bulunmaktadır.105 Esirlerin moralini yüksek tutmak ve eğitim faaliyetinde bulunmak amacıyla hazırlanan bu gazetelerin bazılarının hangi kampta olduğu bilinirken, bazılarının hangi kampta olduğu bilinmemektedir. Örneğin, Işık gazetesi bunlardan bir tanesidir. Araştırmalara göre Kahire'deki esir kampları arasında Kahire Kalesi dışında "Birinci", "İkinci", "Orta" ve "Çadırlı" adlarıyla bilinen kamplarda bu kamplardan birinde, 29 99 Genç Osman, Geçer “Esarette Edebiyat Ve Burma Thayetmyo Esir Kampında Türkçe Bir Gazete: İravadi.” Türkbilig 39 (2020):121-145 s.125 100 Akçakaya, a.g.e., s. 479 101 Akkor, a.g.e., s. 194-195 102 Akkor, a.g.e., s. 195 103 Tüfekçi, a.g.e., s. 855 104 Tüfekçi, a.g.e., s. 855 105 Tüfekçi, a.g.e., s. 855 36 Ocak 1917 tarihinde (Hicri) 5. 4. 35 tarihli olarak yayımlanan "Işık" adlı gazetenin varlığı tespit edilse de hangi kampta çıkarıldığı tespit edilememiştir.106 Bununla birlikte gazeteler bazen günlük, bazen birkaç günde bir, bazen de haftalık olarak çıkmaktadır. Mısır’da Seydi Beşir’de esirlerin çıkardığı gazetelerin bazıları; 1919 tarihli günlük çıkan Badiye Dergisi, 1920 tarihli Süresi belirsiz Esaret Dergisi, 1920 tarihli genelde resimlerin esas alındığı Esaret Albümü Dergisi, Edebi ve mizahi gazete, haftada iki defa yayınlanan Karikatür Dergisi, Haftada iki defa yayınlanan 18 sayı çıktığı bilinen Nilüfer Dergisi, İlk üç sayının haftalık olduğu, dördüncü sayıda haftada iki kez çıkan Sada Dergisi, El yazması, teksir olan Tetebbu Dergisi, iki haftada bir yayınlanan Türk Varlığı Dergisi şeklindedir.107 1919-1920 yılları arasında çıkan Türk Varlığı dergisi üzerine çalışma yapılan dergilerden en çok bilinenidir. Bu derginin içeriği oldukça zengin olmasıyla birlikte, dil, üslup ve edebil dil açısından oldukça zengindir ki hedef kitlenin entelektüel seviyesini yansıtma noktasında önemli veriler sağlamaktadır.108 Türk Varlığı dergisi, içerik açısından oldukça zengindir. Milliyetçi bir kimlik taşıyarak, Turancılığı eleştirmiş ama Ziya Gökalp'in Malta'dan gönderdiği şiirleri yayınlamaktan çekinmeyip, esirlerin vatan sevgisi ve moralini canlı tutma amacıyla memleket özlemi ve kültürel konuları işlemiştir.109 Esirlerin Seydi Beşir Esir Kampın’da çıkardığı gazeteler, sosyal yaşamla ilgili önemli veriler sunmalarının yanı sıra, bu gazetelerin ortaya çıkarılması süreci de bu çalışmaların ne kadar değerli olduğunu vurgulamaktadır. Esir askerlerinin ve sivillerinin çabalarıyla çıkarılan Türk Varlığı gibi birçok gazete ve dergi, kâğıt sıkıntısı, basım tekniklerinin ilkel olması, bilgi akışının kısıtlandığı sansüre rağmen, 106 Ali Taştekin, “Mısır’da Bir Esir Kampında Çıkarılan Işık Gazetesi’ndeki Şiirler.” Kesit Akademi Dergisi 4.1 (2018): 99-116 s.100 107 Akkor, a.g.e., s. 195 108 Fehim Kuruloğlu, “Birinci Dünya Savaşı’nda Türk Savaş Esirlerinin Yayın Faaliyetlerine Bir Örnek: Türk Varlığı (1919-1920)” Türk Basın Tarihi Uluslararası Sempozyumu 19-21 Ekim 2016 / Elazığ II Cilt, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, 53-557 s.553 109 Kuruloğlu, a.g.e., s.553 37 muazzam derece de bilgi, görgü ve seciyelerin ortaya konduğu bir dergi olmuştur, ne yazık ki sadece 6 sayısının bulunduğu bilinmektedir.110 110 Kuruloğlu, a.g.e., s.554 38 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM 3. HİLAL-İ AHMER CEMİYETİ ARŞİVİNDEKİ ESARET MEKTUPLARININ İNCELENMESİ 3.1. HİLÂL-İ AHMER CEMİYETİ TARİHÇESİ VE USERA KOMİSYONU İnsanlığın doğuşundan itibaren meydana gelen savaşların, olumsuz neticeleri olmuştur. Bu neticeler ile alakalı önlemlerin alınması ve bu kötü sonuçların değiştirilmesinde devletler bazen tek başlarına yeterli olmayabilir. Açlık, sefalet, hasta ve yaralı askerlere yardım gibi konularda verilen destek insanlık borcu olduğu fikri benimsenmeye başlanmıştır. Bu fikirden yola çıkarak devletler üstü iki kurum meydana gelmiştir. Bunlar; 111 • 22 Ağustos 1864 tarihinde kurulan Avrupa’da Salib-i Ahmer (Kızılhaç), • 11 Haziran 1868 tarihinde kurulan Osmanlı Devleti’nde Hilâl-i Ahmer’dir (Kızılay). Bu kurumlar savaşta ve barışta tarafsız olup dokunulmazlığa sahiptir. Ayrıca Osmanlı Devleti’nde “Mecruhin ve Marda-yı Askeriyeye İmdad ve Muavenet Cemiyeti” de kurulmuştur. Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti adını 1877 yılında adını almıştır. Hilâl-i Ahmer kuruluş, ilk dönemlerinde uluslararası antlaşmaların sağladığı imkânlar ve II. Meşrutiyet dönemindeki aydınlanma hareketi ile daha aktif bir rol üstlendiği bilinmektedir. Hilâl-i Ahmer’in ilk faaliyetlerinden biri Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda olmuştur. Bu savaşta yaralı askerlere, esir ve göçmenlere yardım eden kurum savaşın olumsuz sonuçlarını hafifletmeye çalışmıştır. Hilâl-i Ahmer sadece yaralananların bakım ve tedavisini üstlenmemiş aynı zamanda sosyal ve iktisadi alanlarda da milli bilincin oluşması hedeflemiştir. Bu bakımdan hizmetlerini daha farklı coğrafyalara taşımak için yurtiçi ve yurtdışında merkezler açmıştır.112 111 Yücel Namal ve Kerem Kesbiç. “Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Kadıköy Şubesinin Kuruluşu ve Faaliyetleri (1912-1922).” Uluslararası sosyal Araştırmalar Dergisi, 12.66 (2019).:369-377, s.9 112 İbrahim Öztürk, “Niğde Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin Kuruluşu ve Faaliyetleri (1912- 1929).” Electronic Turkish Studies 13.16 (2018). s.58 39 Hilal-i Ahmer Cemiyeti, dünyanın neresinde olursa olsun siyasi görüşten uzak din, ırk farkı gözetmeksizin her türlü muhtaç insanların yardımına koşmayı kendisine şiar edinmiş bir kurumdur. Kuruluş amacı doğrultusunda, uluslararası teşkilatlanmanın bir uzantısı olarak 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı esnasında resmi olarak faaliyete geçen Hilal-i Ahmer Cemiyeti, savaşın sonlanmasıyla dağılmıştır. Cemiyet 1911 yılında yeniden faaliyete geçerek, eskisinden daha güçlü olabilmek için tüm Osmanlı topraklarına yaymayı hedef haline getirmiş ve başarılı da olmuş 28 Ekim 1911 tarihinde açılan İzmir Hilal-i Ahmer Merkezi olarak Anadolu’da kurulan ilk teşkilatlanmasını kurmuştur. Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin ilk faaliyetinin 1877-78 yılları arasında gerçekleşen Osmanlı-Rus Savaşı olduğundan daha öncesinde bahsedilmiştir. Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyetinin dağılması ve yeniden canlandırmak için bazı teşebbüsler olmuşsa da, her türlü kurumsallaşmaya kuşkuyla bakılmıştır. Bu sebeplerden dolayı II. Abdülhamit döneminde tam olarak bir varlık göstermesi söz konusu olmamıştır. Fakat II. Meşrutiyet’in ilanıyla beraber ilk kez açık ve özgür parti hayatının başladığı bir dönemde, Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin yeniden canlanma çalışmaları başlamıştır. Cemiyet’in eski kurucularından Faik Paşa ve birçok aydın kişinin gayretleri sayesinde yeniden kurulmuştur. Yaşanan gelişmeler ve büyüme sayesinde Padişah’ın himayesi altına giren kuruluşun Yusuf İzzettin Efendi (Veliaht) de fahri başkanlığı üstlenmiştir.113 İtalya’nın Trablusgarp’a taarruz etmesi Osmanlı-İtalya Savaşına sebebiyet vermiştir. Bu süreçte yeniden kurulmaya çalışan Hilal-i Ahmer‘in sermayesi 15.000 lirayı bulmadığı gibi malzeme adına da hiçbir şeyi yoktur. Savaş mağdurlarına gerekli yardımı verebilecek konuma henüz ulaşmamış Cemiyet, bu sıkıntılı sürece rağmen, en azından halkı kısa sürede örgütleyebilecek konuma gelmiş, kuruluşunu tamamlamıştır. Cemiyet İstanbul maliyesine borçlanarak, orduya yardım çalışmalarına hazırlanmış ve akabinde yeni nizamname düzenlenerek yürürlüğe konulmuştur. Bu nizamnameye göre Hilal-i Ahmer‘in, genel merkezi olan İstanbul’un dışındaki vilayetlerde merkez, 113 Cahit Talas, “Kızılay Düşüncesi ve Sosyal Politika”, Kızılay Dergisi, 15 (Temmuz 1964), s.12. 40 sancak ve kazalarda ise şubeler teşkil edileceğine ilişkin maddeyi uygulamaya koymak üzere çalışmalar başlatılmıştır.114 Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti Genel Müfettişi, Aydın Vilayetinin merkez sancağı olan İzmir’e, 20 Ekim 1911 tarihinde bir yazı gönderilmiş ve bu yazı, gazeteler aracılığı ile halka duyurulmuştur. İttihat gazetesinde yayınlanan söz konusu yazı şöyledir: 115 Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti idare-i emrine ait istihzarını ikmal edilerek Tophane’de Kılıç Ali Paşa Türbesi karşısında kâin daire-i mahsusaya merkez ithas itmiş ve gerek ianeden verilecek meblağ ve eşyanın ahz ve kabzına ve gerek aza tahriratına başlamış olduğundan esasen mecruhin-i askeriyeye ve kazazedelere muavenetten ibaret olan maksad-ı hayır cemiyetin temini ile her tarafta cemiyete aza tedariki hususunda hamid buyrulmak üzere irşat ve delalet ve asar hamid-i aliyelerine müracaat ve keyfiyetin zir-i idare-i aliyelerinede bulunan liva ve kaza merkezlerine teminen işarı Hilal-i Ahmer Cemiyeti Merkezi kararıyla rica olunduğu maruzdur.116 3.2. KIZILAY ARŞİV BELGELERİNE GÖRE SEYDİ BEŞİR ESİR KAMPINDAKİ ESİRLERİNİN KİMLİĞİ Seydi Beşir Kampı’ndaki esirlerin tam sayısını belirlemek o döneme ait belgelerin eksikliği ve kamp içinde gündelik olarak sürekli nüfus değişimlerinin oluşturmuş olduğu düzensizlik gibi sebeplerle mümkün gözükmemektedir. Esirlerin dönemsel olarak farklı günlerde gelmeleri, başka kamplara gönderilmeleri, yaşanan ölümler gibi faktörler, kesin bir sayıya ulaşmayı engellemektedir. Belgelerdeki boşluklar ve net verilerin eksikliği, o döneme ait esirlerin kesin sayısını belirlemenin zorluğunu göstermektedir. Ancak, Kızılay tarafından tutulan liste gibi bazı belgeler, bu belirsizlik içinde önemli veri kaynakları olsa da buna rağmen, tam sayısal bir 114 Cevriye Yıldırım, “Hilal-i Ahmer (Kızılay) Cemiyeti İzmir Merkezi’nin Kuruluş ve Faaliyetleri (1911-1945)”, Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Haziran, 2013, s. 5 115 Yıldırım, a.g.e., s..5 116 Eray Serdar Yurdakul ve Nuray Güneş, and Fatih Namal. "Osmanlı Hilal-i Ahmer Şeref Defteri." Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi 11.1 (2021): 173-192. S.178 41 kesinlik sağlanamamaktadır. Bununla birlikte daha önce yazdığımız gibi Seydi Beşir Kampı’nın, Mısır’da esaret altında bulunan Türk askerlerinin mevcudiyeti bakımından en büyüğü olma özelliği gösterdiği daha önce dile getirilmiş, Kızılhaç heyeti ve Kızılay Arşivi belgelerince doğrulanmıştır.117 1915-1917 yılları arasında kampta kalan 3.906 Türk subayına kampın ev sahipliği yaptığını söyleyen Kızılhaç Komitesinin yanı sıra, Kızılay Arşivinden alınan bir esir listesine göre, kampta 8532 esir bulunmaktadır.118 Çalışmanın bu bölümünde Kızılay’ın arşivinden alınan bu listedeki esirlerin unvanları, rütbeleri, meslekleri, yaşadıkları ve geldikleri şehirler, kampa geliş tarihleri, bağlı oldukları kolordu ve alaylar hakkında analizler yapılmış ve ilgili veriler tablo halinde sunulmuştur. Ancak, esir kamplarındaki tutukluların doğum yerleri veya geldikleri şehirler konusunda hem transkripsiyon hem de tarih açısından bilgi eksikliği bulunmaktadır. Özellikle şehirlerle ilgili belirsizlik önemli bir sorun teşkil etmektedir. Esirlerin geldiği bölgeler ve doğdukları şehirler kayıtlara geçirilse de kaynaklarda esirlerin kendi kimlik ve şehir algılarıyla dolayısıyla eksik ya da belirsiz bilgiler bulunmaktadır. Çalışmanın ilk tablosunu oluşturan esirlerin yaşadıkları ya da geldikleri yerlere yönelik verilerin tespitinde ortak ve standart bir cevap alabilmek için 1858 yılında uygulanmaya konulan ve 1864 yıllarında “Vilayet kanunu” olarak yasalaşan idari taksimat119 referans alınmıştır. Tablo 3.1- Esirlerin Doğum Yerleri veya Geldikleri Şehirler VİLAYETLER MÜSTAKİL SANCAKLAR RUMELİ VE DİĞER Yemen 11 Zor Sancağı 1 Arnavutluk Vilayeti 1 Vilayeti 117 Kızılay’dan Arşiv Belgesi 1, Türk Kızılay Arşiv’inden alınan Seydibeşir kampındaki esirlerin bilgilerinin olduğu bir listedir. Bu listede Hilali Ahmer Cemiyeti’nin tutmuş olduğu kayıtlarda 8532 esirin bilgileri yer almaktadır. Bu bilgiler farklı tablolarla incelenecektir. 118 Gerekli izinler dahilinde Kızılay Arşivinden alınan bu listedeki esirlerden 8532 esire dair tüm verilerin incelemesi yapılmıştır. 119 Araştırmada, şehirler kategorik bir yapıya dönüştürülürken Torun'un makalesinden faydalanılmıştır. Torun, dönemin vilayetlerini ve müstakil sancaklarını kapsayan şehirleri detaylı bir şekilde makalesinde ele almıştır. Torun, Sadık Fatih. “Son Dönemde Osmanlı İmparatorluğunun İdari Taksimatı.” Türk İslam Dünyası sosyal Araştırmalar Dergisi.4.14 (2017): 85-110. 42 Van Vilayeti 12 İzmit Sancağı 173 Şarkı Rumeli 29 Vilayeti (Bulgaristan) Trabzon 81 Canik sancağı 48 Bosna Vilayeti 13 Vilayeti Suriye 208 Urfa Sancağı 33 Dağıstan 1 Vilayeti Sivas Vilayeti 118 Teke (Antalya) Sancağı 136 Adres belirsiz 724 Musul 27 Niğde Sancağı 126 Selanik Vilayeti 124 Vilayeti Mamerat'ül 69 Menteşe (Muğla) 105 Sırbistan-Bosna 2 Aziz Vilayeti Sancağı hersek Konya 471 Maraş Sancağı 127 Rusya 1 Vilayeti Kastomonu 341 Kütahya Sancağı 204 Romanya 2 Vilayeti İstanbul 500 Kudus-ü Şerif Sancağı 76 Rodos 3 Vilayeti Hüdavendigar 446 Kayseri Sancağı 31 Mısır 9 Vilayeti Hicaz 47 Karesi (Balıkesir) 286 Kırım 1 Vilayeti Sancağı Haleb 258 Karahisar-ı Sahib 161 Kıbrıs 2 Vilayeti Sancağı Erzurum 56 Kale-i sultaniye 91 Sudan 1 Vilayeti Sancağı Edirne 450 İçel Sancağı 43 Girit 7 Vilayeti Diyarbakır 54 Eskişehir Sancağı 75 Tiflis 1 Vilayeti 43 Cezayir- 7 Çatalca Sancağı 28 Dersaadet 218 Bahri Sefid Vilayeti Bitlis Vilayeti 20 Cebel-i Lübnan 13 Cebeli bereket 2 Sancağı Beyrut 138 Bolu Sancağı 240 Buhara 1 Vilayeti Bağdat 46 Asir Sancağı 2 Afrika/Trablus 13 Vilayeti Aydın 1077 Afrika 8 Vilayeti Ankara 445 Trablusgarp 9 Vilayeti Adana 241 Acemistan 1 Vilayeti Yunanistan 28 Kosova Vilayeti 155 Manastır Vilayeti 54 Vilayetlere ve sancaklara göre kampta bulunan esir sayıları incelendiğinde, İstanbul, Ankara, İzmir, Edirne, Konya ve Aydın vilayetleri en çok esir veren bölgeler olarak öne çıkmaktadır. İstanbul, 500 esir ile en yüksek sayıya sahipken, Ankara ve İzmir gibi önemli merkezler de yoğun esir veren bölgelerdendir. Edirne, Konya ve Aydın vilayetleri de dikkate değer esir sayılarına sahip olup, Aydın vilayeti en yüksek esir sayısına sahip vilayet olarak öne çıkmaktadır. Bu veriler, Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı bölgelerinden esirlere dair bir perspektif sunmaktadır.120 120 Tabloda, vilayetler ve müstakil sancaklar dışında bazı yerler, bugünkü adlarıyla belirtilmiştir. Örneğin, Afrika şeklinde kaydı bulunan bir esir hakkında, doğduğu yerle ilgili başka bir kayıt bulunmamaktadır. Benzeri özellik gösteren şehirler orijinal halleriyle korunmuştur. Dersaadet cevabında belirtilen yerin neresi olduğu tam olarak anlaşılamadığından, bu ifade aynen muhafaza edilmiştir. Adresi belirsiz olan veya anlaşılmayan, ilçesi belli olan ancak şehir veya ülkesi belirli olmayan yerler de “adres belirsiz” kısmında değerlendirilmiştir (Türkiye Kızılay Derneği Arşiv Belgesi1). 44 Osmanlı İmparatorluğu'ndaki çeşitli sancaklarda esir sayılarına dair veri seti incelendiğinde, Karesi (Balıkesir) Sancağı'nın yüksek esir sayısıyla öne çıktığı görülmektedir. Bolu ve Kütahya sancakları da yüksek esir sayılarıyla dikkat çekerken, İzmit Sancağı 173 esirle diğer sancaklara göre daha düşük bir konumda bulunmaktadır. Cebel-i Lübnan Sancağı'nın 13 esirle en düşük sayıya sahiptir. Özellikle, Selanik Vilayeti, Kosova Vilayeti ve Yanya Vilayeti gibi bölgelerin yüksek esir sayıları, bu bölgelerin stratejik önemini ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Rumeli’nden alınan asker sayılarına dair önemli veriler de sağlamaktadır. Tablo 3.2- Kamplardaki Esirlerin Yaşları Yaş Aralıkları Yaş toplam Sayı 9-17 38 18-22 1968 23-26 1765 27-29 937 30-35 1501 36-40 829 41-45 499 46-50 136 51-55 51 56-60 18 3.62-81 8 Yaş belirsiz 782 Tablodaki yaş gruplarına göre esir sayılarında belirgin bir azalma eğilimi görülmektedir. Özellikle 18-22 yaş aralığındaki esir sayısı (1968), genç ve 45 muhtemelen askerlik çağındaki bireylerin yüksek katılımını yansıtmaktadır. 23-26 ve 30-35 yaş aralıklarındaki esir asker sayıları da dikkate değerdir ve bu yaş grupları, askeri hizmet için önemli bir katılım sağlamaktadır. Ancak, yaş grupları ilerledikçe, özellikle 46 yaş ve üstü kategorilerde esir asker sayılarında belirgin bir düşüş gözlemlenmektedir. "Yaş belirsiz" kategorisindeki 782 sayısı, kaynakların belirli bir yaş grubunu belirleme konusundaki zorluğu veya belirsizliği yansıtabilir. Toplamda, bu tablo, farklı yaş gruplarındaki asker sayıları üzerinden Osmanlı İmparatorluğu'nun esir askerlerin profilini anlamamıza yardımcı olan bir veri de sunmaktadır. Bununla birlikte esirlerin yaş ortalaması 28 olarak çıkmaktadır ki oldukça yüksek bir gruba da işaret etmektedir. Tablo 3.3- Esirlerin Kampa Geliş yılları Kampa Geliş Yılları Yıllardaki Toplam Sayı 1919 155 1918 5716 1917 778 1916 23 1915 4 1914 1 1913 1 Belirsiz 1854 I. Dünya Savaşı'nın etkilerini yansıtan bu tablo, belirli yıllara göre Osmanlı esir sayılarını göstermektedir. 1918 yılı, savaşın yoğunluğu nedeniyle en yüksek esir sayısına sahiptir ve bu durum, Osmanlı İmparatorluğu'nun savaşa büyük bir askeri katılım sağladığını göstermektedir. 1919 yılında asker sayısında belirgin bir düşüş 46 görülmektedir, muhtemelen savaşın sona ermesindedir. 1917 yılındaki esir sayısı, savaşın ortalarında olması nedeniyle önemlidir. "Belirsiz" kategorisindeki 1854 sayısı, muhtemelen belirli yıllara atfedilemeyen veya net bir şekilde belirlenemeyen asker sayılarını temsil etmektedir. Ayrıca 1913 ve 1914 yıllarından esirlere dair verilerin olması da ilginçtir. Tablo 3.4- Esirlerin Rütbe ve Meslekleri GÖNÜLLÜ SUBAYLAR DİĞER ASKERLER İhtiyat Zabit Vekili (Yedek 467 Nefer 3013 Müdür 8 Subay) Zabit (Subay) 94 Onbaşı 1214 Tabip 2 103 Mülazım-ı Sani (Teğmen) Çavuş 993 İmam 20 4 Başçavuş Mülazım-ı Evvel (Üsteğmen) 223 3 İnzibat Vekili 3 Muavini Yüzbaşı 479 Başçavuş 107 Jandarma 2 Kolağası 2 Katib 58 37 Binbaşı 150 Bilgi Yok 3 Kaymakam/kaymakam vekili 22 Kumandan 2 Kumandan Miralay 5 1 Vekili Memur 35 Polis 9 13 Sivil 9 Kadı/Hukuk 3 sınıfı Diğer 71 47 Tablodaki veriler, çeşitli rütbelerde bulunan esirlerin sayılarını temsil etmektedir. İhtiyat Zabit Vekili rütbesinde 467 kişi bulunurken, Zabit rütbesinde 94 kişi yer almaktadır. Mülazım-ı Sani rütbesindeki esir sayısı 1036 iken, Mülazım-ı Evvel rütbesinde 222 kişi bulunmaktadır. Yüzbaşı rütbesindeki asker sayısı 478 iken, Kolağası rütbesinde sadece 2 kişi vardır. Binbaşı rütbesindeki esir sayısı 150'dir ve Kaymakam/Kaymakam Vekili rütbesinde 22 kişi bulunmaktadır. En üst düzey rütbe olan Miralay'da ise sadece 5 kişi bulunmaktadır.121 Türk Kızılay Arşiv Belgelerine göre, Esirlerin eğitim durumlarına ve mesleklerine göre, bulundukları rütbede ya da geçmişte ne tür işlerle meşgul olduklarına dair bazı veriler de bulunmaktadır;122 Zabit; jandarma, inzibat, takım zabiti, emniyet, katib, baytar gibi gruplandırmaların içinde yer almaktadır. İnzibat, emniyet ve jandarmaların içinde zabit vekilleri de bu kategoride incelenmiştir. Mülazım/Mülazım-ı Sani; Kimyager, baytar, istihkam, jandarma, imam, katib, sıhhiye, tabib, yaver, sivil ve askeri hastane personelleri, liman personelleri, hesap memuru, telgraf ve telefon zabitleri, topçu, demirci ustası. Mülazım-ı Evvel; kimyager, tercüman, tabib, yaver, eczacı, tüfenkçi, jandarma, tabib Yüzbaşı; tabib, baytar, jandarma, katib, mütekaid, yaver, bahriye, eczacı, imam, kimyager, mühendis Binbaşı; kumandan, tabib Nefer; tüfenkci, arabacı, aşçı, bahriye, bıçakçı, ekmekçi, mitralyöz, muhafız, mühendis, nizamiye, süpürgeci, terzi, tetikçi, ranker Onbaşı; süvari, telefon emiri, tüfenkçi, borazan, mustahfız Çavuş; tüfenkci, aşçı, hastane vekil, imam, karargâh, katib, muavin, nizamiye, sıhhiye, yazıcı 121 Zabit ve zabit vekili kategorileri tek başlık altında incelenmiştir. Zabit, askeri sistemde subaylık kategorisine girmektedir. Aynı zamanda ihtiyat (yedek) ve namzedi(aday) subaylarda bulunmaktadır. Kategori işlemini tek başlık altında toplamak ve sınıflandırma yapmak için, ihtiyat ve namzediler tek zabit başlığı altında birleştirilmiştir. Mülazım-ı sani ve evvel içinde hem ihtiyat hem de namzediler de vardır. Aday ve yedekler aynı kategori içinde değerlendirilmiştir. Emniyet, inzibat, jandarma gibi rütbeler ise sani ve zabitlerin dışında kalan rütbeleri ya da mesleki tanımları kapsamaktadır. Mülazım ve Mülazım-ı sanilerin içinde mülazımların deniz kuvvetlerine işaret etme ihtimali bulunmaktadır. Mülazım ve Mülazım-ı saniler beraber değerlendirilmiştir (Türkiye Kızılay Derneği Arşiv Belgesi1) 122 Türkiye Kızılay Derneği Arşiv Belgesi1 48 Başçavuş; jandarma, katib, tüfenkçi123 Kamptaki esirlerin yanısıra Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı sırasındaki askeri gücünü gösteren bir başka tablo, farklı kolordulara aitc asker sayılarını ortaya koymaktadır. Tablodan alınan verilere göre, 8. Kolordu'nun 1025 askerle en yüksek sayıya ulaştığı görülmekte, bu da söz konusu kolordonun olası önemli bir cephede veya bölgede görev aldığını düşündürmektedir. Aslında kolordulara bakarak, en çok esirin hangi cephede yer aldığını görmekte mümkündür. Tablo 3.5-Esirlerin Mensup Olduğu Kolordu124 Kolordu ve Sayıları 26. Kolordu 4 13. Kolordu 9 25. Kolordu 12 14. Kolordu 10 1.Kolordu 77 15. Kolordu 74 2. Kolordu 713 16. Kolordu 2 3. Kolordu 726 17. Kolordu 84 4. Kolordu 356 18. Kolordu 9 5. Kolordu 1 19. Kolordu 5 5. Kolordu 26 20. Kolordu 875 6. Kolordu 110 21. Kolordu 24 7. Kolordu 284 22. Kolordu 690 8. Kolordu 1025 23. Kolordu 4 9. Kolordu 1 24. Kolordu 13 10. Kolordu 32 Diğer 31 11. Kolordu 10 Bilgi Yok 3270 12. Kolordu 19 123 Diğer grubunda Papaz, musiki ustaları ya da eczacı gibi meslek grupları ya da takım başı gibi rütbeler bulunmaktadır. Memur kadrosunun içinde normal memurların yanı sıra muhasebe ve veznedarlar da bulunmaktadır. Müdürler ise bölgenin önemli idari ve mülkü amirlerinden oluşmaktadır (Türkiye Kızılay Derneği Arşiv Belgesi1) 124 Türkiye Kızılay Derneği Arşiv Belgesi1 49 Tablodaki kolordu sayıları incelendiğinde, en fazla askerin bulunduğu kolorduya bakarak, esirlerin hangi bölgeden geldiklerini ya da hangi cephede savaştıklarını anlamak oldukça kolaydır. Birinci Dünya Savaşı'na girerken, Osmanlı İmparatorluğu, Arap Yarımadası'nda Mekke’de stratejik bir konumda bulunan bağımsız 7. Kolordu'yu kullanmıştır.125 Medine Savunması ile öne çıkan Fahretttin Paşa Medine Komutanı olarak atanırken, 12. Kolordonun komutanıdır. Savaş başladığında 12. kolordu Musul’da bulunmaktadır, sonrasında Filistin Cephesinde savaşmıştır.126 En kalabalık askeri birliğin bulunduğu 8. Kolordu, o dönemde Şam'da konuşlanmıştır. Aynı zamanda, 2. Kolordu ve 22. Kolordu, Filistin cephesinde savaşırken, 3. Kolordu ise Sina ve Filistin Cepheleri'nde çarpışmıştır. 6. Kolordu ise Halep cephesinde savaşmıştır. Bu nedenle, bu kolordulardan daha fazla esir alınmış olması, bölgesel olarak da dengeli bir durumu yansıtmaktadır. Alaylar dikkatli incelendiğinde Tablo üzerinde, asker sayılarına dair tam bir özet sunulmamıştır; yalnızca 100 ve üzeri askere sahip öncelikli alaylarla ilgili örnek bir tablo oluşturulmuştur. Ancak, tüm alaylara ait sayısal bilgilerin verileri tablo oluşturulmamıştır. Dipnotta gerekli veriler incelendiğinde hemen hemen tüm alaylardan askerlerin esir kampında olduğu görülmektedir. Özelikle Hicaz Bölgesi’nde demir yolunu korumak için bölgeye gönderilen asker sayısı düşünüldüğünde, esirlerin neden bu kadar çok alaydan farklılaştığını görebilmekte mümkündür. Örneğin, dipnotta geçen alayların verileri incelendiğinde, Hicaz Cephesinde 42., 55. ve 130. Alayların hicaz bölgesinde savaşan alaylardan oluştuğu görülmektedir. 127 Türk Kızılay Arşiv Belgesi 125 Ünal, a.g.e.,129 126 Ünal, a.g.e.,132 127 Ünal, a.g.e., 140 50 Tablo 3.6- Esir Askerlerin Bağlı Oldukları Alaylar128 12. Alay 170 125. Alay 106 128. Alay 130 146. Alay 154 152. Alay 105 161. Alay 106 2. Alay 155 39. Alay 133 48. Alay 153 75. Alay 174 Birinci dünya savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu'na ait çeşitli askeri alaylara ait esir sayıları incelendiğinde, alayların numaraları ve bu alaylara ait esir sayıları listelenmiştir. Örneğin, 75. Alay'ın 174 esiri, 2. Alay'ın ise 155 esiri olduğu belirtilmiştir. Genellikle Şam, Adana, Antep, Hayfa, Filistin gibi bölgelerde ve cephelerde konumlanan ya da bu bölgelere nakil olan askerler, esir kamplarındaki bölgesel dağılım hakkında önemli veriler sağlamaktadır. Esirlerin nerede esir düştüğü incelenirse kolordu ve alayların dağılımları da daha iyi anlaşılacaktır. 128 Esir kampında bulunan diğer alaylarda da oldukça fazla asker bulunmaktadır. Aşağıda aynı esir kampından bulunan ama esir sayılarının 100’den daha az olduğu alaylar da dipnotta detaylı olarak verilmiştir. Oldukça fazla sayıda olan bu alayların asker sayılarının tabloda verilmesi zor olacağı için şu şekilde ifade edilmiştir: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15,16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 83, 85, 86, 89, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 136, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 172, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 186, 191, 201, 212, 224, 250, 256, 303, 506, 539, 541, 553, Jandarma, Sahil, Sıhhiye, Şimendifer, Telgraf/Telefon, diğer başlığında toplanan ya da bilgisi bulunmayan alaylarda bulunmaktadır. Bununla birlikte Çanakkale’deki 57. Alay’dan ve 1918 yılında esir düşen ve çeşitli tartışmalara konu olan 48. Alay’dan esirlerde bulunmaktadır (Türkiye Kızılay Derneği Arşiv Belgesi1). 51 Seydi Beşir Esir Kampı'ndaki esirlerin hangi bölgelerden geldiklerini gösteren aşağıdaki tablo, esir kamplarındaki cephelerin coğrafi dağılımına dair önemli bir veri sunmaktadır. Ancak tablo, askerlerin savaştıkları cepheler hakkında yeterince bilgi sağlamamaktadır. Ancak, tabloda belirtilen vilayetler, Osmanlı İmparatorluğu'nun farklı coğrafi bölgelerinden askerlerin geldiğini göstermektedir. Özellikle Şam Vilayeti, Filistin, Mısır Vilayeti ve Hicaz Vilayeti gibi bölgelerin, savaşın özellikle Ortadoğu ve Doğu Cephesi'nde yaşandığı bölgelerden olduğuna dair önemli veriler sağlamaktadır. Türkiye Kızılay Derneği’nden elde edilen arşiv belgesine göre, askerlerin özellikle kutsal bölgelerde saatlerce süren çatışmalar sonucunda esir düştüğüne dair ibarelerde bulunmaktadır.129 Şam Vilayeti (4357): En yüksek sayıya sahip vilayet, bölgenin nüfus yoğunluğunu ve askeri katılımının büyüklüğünü gösterir. Esirlerin esir düştükleri bu vilayete bağlı şehirler; Akabe, Humus, Hama, Damaskus, Baalbek, Nablus, Der’a, Lazkiye, Maan, Kuneytera, Amman, Ramadiye, Salt, Şam, Ürdün, Amman şeklindedir. Filistin (796): Filistin'den gelen asker sayısı dikkat çekici. Bu, bölgenin stratejik önemini ve Osmanlı'nın bu bölgeyi savunmaya verdiği önem oldukça dikkat çekicidir. Türkiye Kızılay Derneği Arşiv bilgilerinde Filistin bölgesinden esir alınmn askerlerin bilgilerine göre bu bölgelerde esir alınma noktasındauzun süren çatışmalar olmuş, askerler esir düşmemek için saatlerce savaşmıştır.130 Askerlerin bu bölgeden geldikleri şehirler ise, Akka, Biressebi, Cenin, Bizan/Bisan, Haliliye, Gazze, Han Yunus, Hayfa, El Halil, Lut, Mecdel Yaba, Ramla, Batı Şeria/Şeria, Teberiye/Tabariye, Yafa, Zeytindağı. Mısır Vilayeti (715): Mısır, Osmanlı İmparatorluğu'nun önemli bölgelerinden biridir, ayrıca coğrafi yakınlıktan dolayı hemen hemn tüm şehirlerden esir askerler bulunmaktadır. Cize, İskenderiye, Kanal, Süveyş, Bilbeis, Kahire, 129 Örneğin “7 Kanûn-ı Evvel 332 Tarihinde salı günü alafranga saat beş buçuk raddelerinde refah mıntıkasında on iki saat devam eden şiddetli bir harp neticesinde arkadaşları ile birlikte esir düşmüştür” gibi bir ibare bulunmaktadır (Türkiye Kızılay Derneği Arşiv Belgesi). 130 Türkiye Kızılay Derneği Arşiv Belgesi 52 Hicaz Bölgesi (110): Hicaz Bölgesi'nden gelen asker sayısı, kutsal şehirler Mekke ve Medine çevresindek asker sayılarını göstermektedir. Cidde, Taif, Hac bölgesi, demir yolu civarı, Hira, Huneyn. Belirsiz (2303): "Belirsiz" kategorisindeki sayı oldukça yüksek, bu da kayıtların tam olarak belirlenemediği veya hangi vilayete ait olduklarının belirsiz olduğu yerleri temsil etmektedir, bilinmesi halinde tabloda önemli değişiklik sağlayacaktır. Bununla birlikte Hicaz Cephesi’nde yazılan metinde Osmanlı Devleti’nin bölgeyi korumak için çok sayıda askeri Hicaz’ gönderdiği düşünülünce “belirsiz” kısmının daha çok Hicaz Bölgesi’ndeki askerler olabileceği tahmin edilmektedir. Hicaz Bölgesi'nden gelen asker sayısı, özellikle kutsal şehirler Mekke ve Medine çevresindeki asker sayılarını yansıtmaktadır. Ayrıca, askerler kendilerinin esir düştükleri yerden bahis ederken "Şimendifer civarı"131 gibi bir tanımlama kullanmışlardır. Bu tanımlama ile bu bölgede çok sayıda esir düştüğü görülmektedir. Bu durum, Osmanlı'nın Hicaz bölgesindeki demiryolunu koruma amacıyla verdiği kararlı mücadeleyi bir kez daha gözler önüne sermektedir. Hicaz Cephesi'nde incelendiği gibi, çok sayıda asker Hicaz demiryolunu korumak için özellikle gönderilmiştir. Ancak, esirlerin bulunduğu kamp alanında, farklı cephelerden gelen esirlerin olduğuna dair veriler de bulunmaktadır. Örneğin, daha önce Çanakkale Cephesi'nde esir düşen askerlerinde kampta olduğuna dair veriler Seydi Beşir kampındaki esirlerin sayılarının incelendiği bölümde değerlendirilmiştir. Türkiye Kızılay Derneği'nden sağlanan arşiv belgesine göre, Çanakkale'den gelen esirler bu kampta bulunmaktadır. Ayrıca, Kafkas, Limni, Selanik, Tebriz, Hindistan gibi farklı bölgelerden gelen esirlerin de listede belirtilmiş olduğu görülmektedir. Bu durum, esirlerin coğrafi çeşitliliğini ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çeşitli cephelerdeki askeri faaliyetlerini ve mücadelelerini daha geniş bir perspektiften yansıtmaktadır. Bununla birlikte kamptaki 131 Türkiye Kızılay Derneği Arşiv Belgesi 53 esirlerin, esir düştükleri bölgeler; Şam, Filistin, Mısır ve Hicaz bölgeler olarak gözükmektedir. Tablo 3.7-Askerlerin Esir Düştüğü Yerler132 ŞEHİRLER SAYILAR Şam Vilayeti 4357 Belirsiz 2303 Filistin 796 Mısır Vilayeti 715 Hicaz Bölgesi 110 Bilgi Yok 48 Cizre 45 Beyrut Vilayeti 39 Yemen Vilayeti 36 Kudüs Vilayeti 29 Haleb Vilayeti 20 Bağdat Vilayeti 7 Irak 6 Bitlis 3 Manisa 3 Asir Sancağı 2 132 Esirlerin, esir düştükleri bölge düzenleme sonrasında kategorik hale getirilmiştir. Osmanlıca’dan Transkripsiyon yapılırken, bazı şehirlerin dönemsel olarak kayıtları ile ilgili belirsizlikler bulunmaktadır. Ayrıca bazı şehilerin ingilizce olarak kayıt edildiği de görülmektedir. Birbirine benzer şehirler tek kategorik olarak düzenlense de, bazı şehirlerin nereleri işaret ettiği anlaşılamamıştır. Bu yüzden belirsiz olarak değerlendirilmiştir (Türkiye Kızılay Derneği Arşiv Belgesi). 54 Çanakkale 2 Diyarbakır 2 Trablusgarp Vilayeti 2 Hindistan 1 Kafkas 1 Limni 1 Roma 1 Selanik 1 Tebriz 1 Basra 1 3.3. SEYDİ BEŞİR ESİR KAMPI ’NDAN YAZILAN MEKTUPLAR VE MEKTUPLARIN ANALİZİ Seydi Beşir Esiresir kampı kapsamında incelenen mektuplar üç başlık altında kategorize ediliştir. Bunlar; ‘Haberleşme ve Özel Hayat’, ‘Maddi Sıkıntı ve Maaş’ ve ‘Sağlık’tır. Bu bölümde kategorize edilen mektuplar detaylı olarak özetlenmiş ve her bir kategori kendi içinde değerlendirilmiştir. Türk Kızılay arşivinden temin edilen Seydi Beşir Esiresir kampındaki esirlere ait mektup örnekleri aşağıda verilmiştir. 133 3.3.1. Haberleşme ve Özel Hayata Dair Mektupların Analizi Esir kampında bulunan Osmanlı askerlerinin ülkelerinden uzak oldukları, haberleşmenin güç̧ ve sınırlı olduğu bir zamanda en önemli sorunlarından birisi ailelerinin sağlık ve genel durumları hakkında düzenli haberler alamamalarıydı. Hilâl- i Ahmer Cemiyeti bunu fark etmiş ve esirler ile aileleri arasında iletişimi sağlamaya çalışmıştır. Esirler ve aileleri birbirlerinden mektup vasıtasıyla haberdar olmuştur. 133 Mektupların transkripsiyonlarında mektuplar imladan, noktalamaya hiç değiştirilmeden konulmuştur. 55 Burada Hilâl-i Ahmer Cemiyeti aracılık etmiştir. Ayrıca bazen ailelerinden bir turlü haber alamayan esirler, Cemiyetin Üserâ Komisyonu’na yazılar göndererek ailesine ulaşmasını ve kendilerine bilgi verilmesini istemiştir. Türk Kızılay’ı arşivlerinde muhafaza edilen ve tespit ettiğimiz mektupların ortak noktası esir alınmış kişilerin bir an evvel kurtarılma beklentisi içinde olmalarıydı. İsteklerini, özlemlerini ve ailelerine duydukları satırlarına döken esir Müslümanlar, sıkıntılarını ayrıntı şekilde anlatmışladır. Bu bakımdan çalışma konu olan mektuplar ile bize esaret anlatısı sunmaktadır. Müslümanlar tarafından Osmanlıca olarak kaleme alınan mektupların sınırlı sayıda olması ve az sayıda çevrilmesi sebebiyle çalışma sayesinde tarihe kaynak olarak bu mektupların sayıları arttırılmıştır. Mektupların ilk kategorizasyonu olan ‘Haberleşme ve Özel Hayat’da Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin Osmanlı esir karargâhı olan ‘Seydi Beşir’ ile iletişim kurarak, esirlerin aileleriyle mektuplaşmasını belgeleyen mektuplar incelenmiştir. Buradan yollanan mektuplar Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin merkezine göndermiş̧ ve buradan ailelere dağıtılmıştır. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin esirler için gerçekleştirmiş olduğu hizmetlerden olan haberleşme sayesinde mektuplar daha hızlı yerlerine ulaşmıştır.134 Fakat inceleme sonuçlarında görülmüştür ki mektupların her birinden cevap alınmamıştır. Bunun üzerine bunu belirten ve tekrar cevap gelmesi için yazılmış ikinci mektuplara rastlanmıştır. Haberleşmedeki bir diğer husus ise bu tür mektuplarda mahalle ve cadde isimlerini detaylı şekilde içeren açık adresler bulunmaktadır. Bu da o dönemin isimlerinin değişen cadde ve sokakları hakkında tarihe kaynaklık etmektedir. O dönem ayakta olup belki de şimdi ayakta olmayan bir caminin tespiti bu belgeler sayesine yapılabilir. İncelenen mektuplar neticesinde anlaşılmıştır ki ‘Haberleşme’ esirlerin en önem verdiği hususun başında gelmiştir. Bu mektuplar içinde esirlerin özlem duyduğu her şey ve özel hayatlarına ilişkin bilgilerde yer almıştır. Haberleşme endişeleri genel 134 Akgün, Karal, S. ve Uluğtekin M. (2000), Hilal-i Ahmer’den Kızılay’a, Cilt: I, Ankara: Beyda Basımevi. s. 71 56 olarak anne, baba, kardeş, eş ve çocuklar için olmuştur. Esirler ailelerinin sağlığı ve genel durumları hakkında bilgi almak istemişlerdir. 936-288 numaralı mektupta olduğu gibi bazı mektuplarda asıl kişinin bulunmadığı ancak başka bir zabit arkadaşının gönderilen mektuba cevap verip esir hakkında bilgi verildiği görülmektedir. Kızılay Arşivi, Kutu 1015 Belge 352.1 Numaralı Mektup Özet Der-Saadet Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Üsera Komisyonu Riyaseti Aliyyesinden kendisi hakkında 14 aydır haber alınamayan biraderi ve ailesi hakkında bilgi istirham ediliyor. Transkripsiyon Der-saadet Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Üsera Komisyonu Riyaseti Aliyyesine Bihî Seydi Beşir Fî 17 Mayıs sene 919 Der-Saadet Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Üsera Komisyonu Riyaseti Aliyyesine Efendim Zirdeki adres biraderimdir. On dört mâhdan berü kendilerinden mektup alamadığımdan dolayı son derecede merak ve endişe içerisindeyim. Lütfen tahkik buyurularak biraderim ve ebeveynimin sıhhat haberlerini müşir mektuplarının irsaline delâlet buyurulması müsterhamdır. Bakī ihtirâmâtımın kabulünü recâ ederim. Bayezid civarında Tavşantaşında Daltaban çeşmesinde Posta ve Telgraf Nezâretinden müstafi ve Soğan Ağa Mahallesi muhtâr-ı evveli İsmail Hakkı Efendi Üserâ-yı Osmaniye’den 678 numerolu Yüzbaşı Ömer Fevzi T3202T 33570T 3617029 Eylül 1335 Kızılay Arşivi, Kutu No 1015, Belge No 369 Numaralı Mektup Özet Aydın'da Hisar Mahallesinde Eczacı Yüzbaşı Saffet Efendi Validesi Nazife Hanım, İskenderiye’nin Seydi Beşir şehrinde esir olan, 7156 numaralı Eczacı Yüzbaşı Saffet 57 Efendi uzun süredir akrabasının (annesinin) durumunu haber alamadığından merak içindedir. Bu yüzden Hilal-i Ahmer Cemiyetine başvurmuş, cemiyet aracılığıyla akrabasının durumunun düzenli olarak kendisine bildirilmesini istemektedir. Cemiyet ulaşabilsin diye, akrabasının adresini de eklemiştir. Bu arada akrabasının durumunun kendisine kartpostallar gönderilerek bildirilmesini istiyor. Transkripsiyon Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Üsera Komisyonu İstanbul Aydın'da Hisar Mahallesinde Eczacı Yüzbaşı Saffet Efendi Validesi Nazife Hânıma Lütfen bu numeroyu cevabınızda ihtar ediniz: T 36160 İskenderiye’de Seydi Beşir şehrinde esîr-i harb olan 7156 numeroda mukayyed Eczacı Yüzbaşı Saffet Efendi müddet-i medîdeden beri akrabasının sıhhat haberini alamadığı cihetle endişe ve merak içindedir. Melfuf kartpostallarla komisyonumuz vesatatiyle sıhhat ve afiyet haberlerinin muntazaman kendisine irsali ve cemiyetimiz tarafından da kendisine bildirilmek üzere ailesi ahvâline müteallik malumatın baladaki numero tahtında cevaben iş'ârı hususlarına himmet buyrulması recâ olunur efendim Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti 29 Eylül 1335 Üsera Komisyonu Akrabasının Adresi: 1015/369 Kızılay Arşivi, Kutu No 936, Belge 288 Numaralı Mektup Özet Bu mektubu cemiyette görevli Doktor Binbaşı Hacı İsmail Hakkı, 8976 numaralı mektuba cevaben yazılmıştır. Mektubun yazıldığı asıl kişinin bulunmadığı ancak başka bir zabit arkadaşının bu soruyu cevapladığı bildirilmiştir. Soruyu cevaplayan zabit mektubu yazan zabitin durumunun iyi olduğunu belirtmiştir. Zabitin 9-10 ay önce terfi ettiği belirtilmiş ve şimdi karargâhın ikinci kampında 2051 numara ile kayıtlı olduğu belirtilmiştir. Transkripsiyon Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Üsera Komisyonu Riyaset-i Alisine 58 Bihî Fî 24 Nisan sene 334 Efendim; 8976 numerolu mektubunuzun cevabıdır. Bu mektubu yazdığınız zât hâl-i hazırda burada meskûn değildir. Komisyon-u alinize bir hizmet-i naçizanede bulunmak üzere sual buyurduğunuz zabiti tahkik ettim ve buldum, görüştüm. Sıhhatini gayet eyü buldum ve dokuz on mah-ı mukaddem terfi etmiş, şimdi karargâhımızda ikinci kampta 2051 numeroda mukayyed olduğu bera-yı malumat-ı arz ile ihtirâmât-ı fâ'ikamı takdim ederim efendim Seydi Beşir Doktor Binbaşı Hacı İsmail Hakkı 381 bulunmuş ise hıfzına T 8976 Kızılay Arşivi, Kutu No 1016, Belge 155 Numaralı Mektup Özet İhtiyat Zabiti, Ankaralı Hayri bin Mehmed Efendi’nin annesi 9 aydır, oğlundan haber alamadığını yazmış ve oğlunun para, eşya ya da herhangi bir ihtiyacı olup olmadığını sormuştur. Transkripsiyon Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Üsera Komisyonu Riyaseti Canib-i Alisine Bihî Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Üsera Komisyonu Riyâset-i Cânib-i Alisine T 12731 Efendim, İskenderiye’de, Seydişehir’de, 2295 numeroda, ... (mürekkep lekeli gözükmüyor) sekizinci kolordu, yirmi yedinci fırka, seksen birinci alay, ikinci tabur yaveri, İhtiyat Zabiti, Ankaralı Hayri bin Mehmed Efendi den dokuz aydır mektup alamıyorum. Vâlidelik şefkat-i rahmi malumunuzdur. Gece gündüz meraktayım. Lütfen sıhhat haberini ve para ve eşya talebinde bulunup bulunmadığını anlayıp, bildiriniz. Çok recâ ederim Efendim. Fî 1 Mart sene 335 Ankara'da telgraf Başkâtibi Hacı Hüseyin Efendi validesi El-Hâce Remiye 27 Mart 1335 Sorana yazıldı. Londra'dan sual olundu. Seydi Beşir üsera karargâh kumandanlığından emsuâl olundu. Fî Haziran sene 33 59 Kızılay Arşivi, Kutu No 1016, Belge 368.1. Numaralı Mektup Özet Mısır’da görev yapan jandarma İsmail hakkı efendinin, İstanbul Sirkeci’de yaşayan kayınpederinden haber alamaması üzerine yazılan mektuptur. Kayınpederinin Sirkeci’de ikamet ettiğinden şüphe duymuş ve gönderdiği mektupların kendisine ulaşmadığını aktarmıştır. Kayınpederinin Dersaadet’te olup olmadığı, başka bir yere gönderildiyse nereye gittiklerinin kontrol edilmesini rica etmektedir. Transkripsiyon Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Bihî "Yevm-i Çarşamba" Muhterem efendim; İskenderiye Seydi Beşir üserâ karârgâhından fî 22 Teşrîn-i Evvel 335 Bendenizin ailem fî 17 Nisân sene 335 târîhinde Şam'dan Beyrut tarîkiyle der-sa'âdete hareketle fî 20 Hazîrân 335 târîhinde sâlimen der-sa'âdete muvâsalat eyledikleri mevkîʿan Sirkeci'de Hoca Paşa Câmi'inde iskân edildikleri kāin-pederimden mevrûd fî 20 Hazîrân sene 335 târîhli bir kıt'a mektûbun me'âl ve münderecâtından anlaşılmıştır. Binâ'e'n-ʿaleyh kāin-pederim Rodoslu Mehmed Vehbi Efendi'dir. El-yevm kendilerinin mahall-i ikāmetleri bendenizce mechûl ve mektûblarını dahî alamadığım cihetle çok merâk etmekteyim El-hâletü hâzihî ailemin der-sa'âdet'te olup olmadığının ve gitmişler ise nereye sevk edildiklerinin muhâcirîn komisyonu veyâhûd Harbiye Nezâreti Sipariş dâ'iresinden tahkîk ve iş'ârına delâlet ve inâyet buyurmanızı kemâl-i sûzişle istirhâm eder bu bâbda hâsıl olan kusûrumun esârette bulunduğuma merhameten afv buyurulmasını zât-ı kerem kârîlerinden diler ve arz-ı ihtirâmlar eylerim efendim hazretleri Adresim [Mısır İskenderiye'de Seydi Beşir'de Osmanlı üserâ zâbitân karârgâhında dört numerolu kampın (B) kısmında (11888) numeroda mukayyed Jandarma Mülâzımı- İzmir Kulalı İsmâ'îl Hakkı Efendi] yazınız beyim22 Teşrîn-i evvel 335"Jandarma Mülâzımı İsmâ'îl Hakkı" T 37642. 60 Kızılay Arşivi, Kutu No 1016, Belge No 488.1. Numaralı Mektup Özet Mısır’da bulunan Mehmed Ali’nin ailesinden Mısır’a geldiğinden beri haber alamadığını bu yüzden mektupta belirttiği adresten ailesinin durumunun öğrenilmesini rica etmektedir. Transkripsiyon Hilâl-i Ahmer Cemʿiyyeti Riyâset-i Aliyyeye Bey Efendi; Müddet-i esâretimden beri ailemden hiç mektûb alamıyorum. Bu husûsta vesâtat-ı aliyyelerinin inzimâmı, maksadın husûlünü te'mîn ettiği anlaşıldı. Bendeniz hakkında da müessesenizin delâletini ve mümkün olduğu kadar zîrdeki adresime ailemle muhâbere ve sıhhatlerini iş‘ârınızı temennî ederim: (İzmir vilâyeti: Denizli sancağı, Acıpayam kazâsı, Yumrutaş karyesinde Mülâzım oğlu Mehmed Ali)Benim adresim:(Mısır Seydi Beşir Türk üserâ zâbitân birinci karârgâhta efrâdda 4709 Denizlili Ali)Fî 20 Teşrîn-i Evvel sene 35 Denizlili Mehmed Ali oğlu Ali T 37601 Kızılay Arşivi, Kutu No 1018, Belge No 17.1. Numaralı Mektup Özet Mısır İskenderiye’de asker olan Hüseyin isimli kişinin ailesine ulaşmak için yazdığı mektuptur. Konya vilayetinde yaşayan ailesine birçok kez mektup göndermesine rağmen geri cevap yazılmadığı için, ailesinin durumunu merak etmektedir. Buna istinaden Hilal-i Ahmer Cemiyetinden ailesinin kontrol edilmesini istemektedir. Transkripsiyon Hilâl-i Ahmer Cemʿiyyeti Bihî Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemʿiyyeti Üserâ Komisyonu Riyâset-i Aliyyesine Efendim: 23 Mart sene 334 tarîhinde Harbet’ül Amȗriyye muhârebesinde esîr-i harb oldum. Müteʿaddid def'alar aileme mektȗb irsâl etmiş isem de hiçbirinin de cevâbına nâil 61 olamadığımdan son derece me'yȗs ve mükedder bir hâldeyim. Binâ'en- ʻaleyh şu me'yûsiyyetimi izâle içün ailemin sıhhatinin iş'ârını uluvv-i himmetinizden beklerim. Fî 28 Agustos 334 Esâret Numerosu 2715 İskenderiye civârında Seydi Beşir’de Osmanlı üserâ zâbitân karârgâhında Konya Vilâyetinin Seydişehir kazâsının Kesecik Karyesinde Meyrelizâde Abdullah efendinin mahdȗmu zâbit vekîli Hüseyin tarafından T 34490 7 Temmuz 1335 Kızılay Arşivi, Kutu No 1020, Belge No 340. Numaralı Mektup Özet Irak cephesinde esir düşmüş ve daha sonra Mısır İskenderiye’de asker olarak devam eden tabip binbaşı çocuklarına ve ailesine mektup göndermiş ancak ulaşamamıştır. Cemiyetten ailesinden haber alarak kendisine bilgi verilmesini istemektedir. Transkripsiyon Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Beyefendi, Âcizlerini, Paşa Kapusu Rüşdiye-i Askeriyesinde iken birâder-i âlîleriniz Doktor Kemâl ve Siraceddîn Beylerin sınıf refîki olmak münâsebetiyle şahsen tanıyacaksınız. Altı mâh mukaddem Irak Cebhesinde hasbe'l-kader esîr olmuş Hindistan'a sevk edilmiştim. [lekeli]/9/34 târîhinde mübâdele edilmek üzere İskenderiye kurbundaki [lekeli] [Karârgâ]hına getirildik. Esâretimden beri Erküb civârında Evanüs [lekeli] husûsi hânede sâkine [lekeli] mektûb gönderilmiş ise de hiçbirisine cevâb alamadım. Esâret sıkıntısına inzimâm eden bu mahrûmiyet keyfiyeti bendenizi son derecede endîşeye gark etti. Lütfen şu sûretle tasdîʻâtım hoş görülerek evlâd ve âilemin hayât ve memâtlarından haberdâr buyurmanızı istirhâm ederek arz-ı ihtirâm eylerim, efendim 27/9/918 İskenderiye civârında Seydibeşîr Osmânlı Üserâ Karârgâhında"3209" numerolu Tabîb Binbaşı [İmzâ] 321528 Şubat 1335 62 Kızılay Arşivi, Kutu No 903, Belge No 68. Numaralı Mektup Özet Yüzbaşı Vasfi Efendi'den epey bir süredir haber alınamadığı için validesi merak ve endişe içerisindedir. Bu itibarla yetkililerden haber beklediğini ifade etmektedir. Bergama Meyhâne Boğazın’da ikamet eden yüzbaşı efendinin vâlidesi Düriye Hanım’ın mektubunu ihtiva etmektedir. Transkripsiyon Bihî Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemʻiyeti Üserâ Komisyonu RiyâsetineEfendim; İskenderiye Seydieşir'de Zâbitân Üserâ Karârgâhında 1263 numeroda mukayyed Yüzbaşı oğlum Vasfi Efendi'den epey bir müddet oluyor ki sıhhatine dâir kendisinden bir haber alamadığım içün endîşe ve merâk içinde bulunuyorum. Recâ ederim, Allah aşkına olsun evlâdımın hayâtından beni haberdâr ediniz. Fî 7 Hazîran sene 33 târîhli mektûbundan başka mektûb almadım. İnsaniyet nâmına tekrâr olarak recâ ediyorum ki benim gibi garîb bir vâlideyi dilşâd edecek sizin hayırlı haberinizdir. Fî 12 Teşrîn-i sânî sene 333Bergama meyhâne boğazında yüzbaşı efendinin vâlidesi Düriye82001 numeroda mukayyeddir Muʻâmeleden meskûttur. Teşebbüsâtta bulunulduğı teblîğ 29 Teşrîn-i sânî 1333 Kızılay Arşivi, Kutu No 907, Belge No 360.1. Numaralı Mektup Özet Akabe'de esir edilip daha sonra yeri değiştirilen ve şu anki rütbesindeki terfi değişikliğinin Harbiye Nazırlığına haber verilmesini isteyen Hüseyin Oğlu Mustafa Efendi’nin mektubunu ihtiva etmektedir Transkripsiyon BihîDer-saʻâdet'te Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Riyâset-i Aliyyesine, Zahr-i varakada künye-i muvazzahamdan müstebân buyurulacağı vechile Akabe'den esîr edildim. İhtiyât mülâzim-i sânîliğine Fî Teşrîn-i sâni 332 târihinde inhâ edildim. Kıtʻamda iken terfîʻim tebliğ olunamadı. Lütfen harbiye nezâreti muâmelât-ı zâtiye 63 kalemine mürâcaʻatda bulunarak hâl-i hâzır rütbemin taraf-ı âcizlerine bildirilmesi ehemmiyetle müsterhamdır efendimFî 11 Ağustos 333. İskenderiye: Seydi Beşir Osmanlı Üserâ Karârgâhında 1405 numeroda İhtiyât Zâbit Vekîli MustafaAkabe Müfrezesi Seyyâr Jandarma Bölüğü İhtiyât Zâbit Vekîli Hüseyin Oğlu Mustafa Efendi Mihalıççık 308 Fî 4 Temmuz sene 331Vekîlliğe nasbı Fî 14 Nisan sene 332Numerosu 765010587 3.3.2. Maddi Sıkıntı ve Maaş’a Dair Mektupların Analizi Maddi Sıkıntı ve Maaş’ başlığı altından incelenen mektuplarda genel olarak ya maaş bağlanması ya da maaşın bağladığı fakat eksik yatırıldığı, artan maaşın artış oranıın kişiye ulaşmaması, yeni maaş talebi veya maaşın yanlış esire yatırıldığı gibi belli başlı sorunlar dile getirilmiştir. Türk Kızılay’ı arşivlerinden elde edilen bilgilere göre Hilâl-i Ahmer Cemiyeti’nin, esir ailelerinin gönderdikleri paraların esirlere ulaşmasında aracı olduğu görülmektedir. 1820-144 numaralı mektup bu durum açık şekilde beyan edilmiştir. Türk Kızılay’ı arşiv mektuplarından rastlanılmamış fakat literatür çalışması sırasında ortaya çıkan bilgilere göre esir numarasından kaynaklanan karışıklık ifade edilmiştir: “Bazı durumlarda esir numarasından kaynaklanan karışıklıktan dolayı gönderilen paranın ulaşmasında sıkıntıların yaşandığı olmuştur. Bolu’daki ulemalardan Hafız Sadık’tan Hilâl-i Ahmer Üserâ Komisyonu’na gönderilen 28 Ağustos 1917 tarihli yazıya göre; Mısır’da esir olan biraderi Zahit Efendi’ye verilmek üzere 4 lira göndermiş, fakat o sıralarda biraderine iki esir numarası yazıldığından bunlardan hangisi doğru ise onun dikkate alınmasını 4 Ağustos tarihli yazısında belirtmiştir. Fakat biraderinden gelen bir mektubun eline geçmesiyle kardeşinin esir 64 numarasını öğrendiğinden paranın 16210 esir numaralı kişiye gönderilmesini istemiştir (KA, nr. 817/52).” 135 Yukarıda belirtildiği gibi esirlere para ulaşımında farklı birçok sorunla karşılaşılmaktadır. 898-287.1 numaralı mektup belirtilen kaybolan maaş cüzdanının yeniden çıkartılması yüzünden oluşan mağduriyet bunlardan sadece biridir. Bu tip resmi süreçlerde de Hilâl-i Ahmer sorunun çözülmesi için aracılık etmiştir. Esir mektuplarında 1820-144 numaralı mektup örneğinde olduğu gibi zamanında ve tam olarak şahsına gönderilmeyen memur maaşının gönderilmesi talebi söz konusu olduğu durumlarda mevcuttur. Ya da esir kampı süresince hiçbir şekilde 9 ay boyunca maaş alamayan esirlerin maddi durumları belge niteliği taşıyan mektuplar sayesinde tespit edilmiştir. Esaret altındaki askerlerin maaşlarındaki aksama durumu ailelerini de etkilemiş ve bu mağduriyet mektuplarda detaylı şekilde dile getirilmiştir. Kızılay Arşivi, Kutu No 898, Belge No 287.1 Numaralı Mektup Özet Yüzbaşı Niyazi Bey’in validesinin kaybolan maaş cüzdanının yeniden çıkarılması ile ilgili esirler kumandanlığına yazdığı mektubu ihtiva etmektedir. Transkripsiyon Bihî Huzûr-ı Sâmîlerine Maʻrûz-ı Âcizânemdir, Ara sıra zât-ı sâmîlerini tasdîʻ ettiğimden dolayı evvel-emirde aff-ı kerimânelerini recâ ederim. Der-saʻâdet'ten Seydibeşîr kampında bulunan Hicâz defterdârı beye vârid olan bir emirde esîre eytâm ve erâmilin bir kıtʻa defteri taleb edilmiş. Bunun üzerine mûmâ ileyh de mezbûrelerin maʻâş cüzdânları üserâ kumandanlığı vâsıtasıyla celb ettirmiş. Tabîʻî vâlideminki de bunlar meyânında idi. Aradan uzun bir müddet geçtiği hâlde 135 Cemal Sezer, "Birinci Dünya Savaşı’nda Hilâl-İ Ahmer Cemiyeti’nin Esir Osmanlı Askerlerine Yaptığı Yardımlar: Bolu Örneği." Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 19.1: 253-269. S. 261-262 65 iʻâde edilmediğinden şübheye düşerek vâlidemin maʻâş cüzdânı hakkında tahkīkātta bulundum. Hicâz muhâsebe mümeyyizinden aldığım bir mektûbda cüzdânı almadığını yazdığı gibi Seydibeşîr Üserâ Kumandanlığı da cüzdândan haberdâr olmadığını ve ihtimâlle Seydibeşîr Kāhire arasında gāib olduğunu bildirdi. Şâyân-ı istiğrâb olan bu hâl tabîʻî zarârımıza netîcelenmiş oldu. Binâen aleyh mümkünse vâlideme cenâhından bir cüzdân gönderilmesi içün lâzım gelen muʻâmelenin emr-i icrâsına lütuf ve müsâʻade buyurulmasını istirhâm eder ve bu vesîle ile de takdîm taʻzimât eylerim. Ol bâbda irâde efendimindir. Fî 24 Eylül sene 918 Malta'da Osmânlı esîri 2198 numeroda mukayyed Yüzbaşı Niyazî Vâlidemin Adresi: Redîf 95'ci Alay Kāim-makām Ahmed Cemâl Bey'in zevcesi Feride Hanım T 10975 Muʻâmelesi: Evvelce yazılmıştı. Hıfzı Kızılay Arşivi, Kutu No 982, Belge No 117 Numaralı Mektup Özet Hicaz sandık emini namıyla maruf Abdurrahman İsmail Efendi’ye gönderilen havalenin İstanbul’da iade ettirilmesiyle ilgili mektuptur. İstanbul’dan Osmanlı esirlerine mektupla gönderilen havale para vesairelerin Hicaz sandık emini vasıtasıyla bizzat kendilerine verilmektedir. Ancak gelen havalelerle ilgili sağlıklı bilgi alınamadığından, Hicaz sandık emini namıyla hiç kimseye akçe gönderilmemesinin teminat altına alınmasını Maliye Nazırlığından talep etmektedir. Transkripsiyon Bihî Der-saʻâdetʼte Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Muhteremesi Üsera Komisyonu Cânib-i Vâlâsına 11380 numero 27 Teşrîn-i evvel sene 918 târihli tahrîrât-ı aliyyelerine cevâb ve 16 Mart sene 335 târihli tahrîrât-ı âciziye zeylidir. Hicaz sandık emîni nâmıyla Harem-i 66 Şerîf Müdüriyet-i veznedâr-ı sabıkı Abdurrahman İsmail efendiye bu kere vürûd eden havâle Der-saʻâdete iâde ettirilmiştir. Burada bulunan Üsera-yı Osmaniye muhtelif kamplarda bulunduğu ve nâmlarına vürûd eden havâlenâme ve mektûb ve sâire doğrudan doğruya kendilerine verilmekte olduğundan vürûd eden akçeye dâir biʼz- zarur kesbi ıttılaʻ hâsıl edilemediği ve gelen havâlenâmelerin Der-saʻâdete iâde ettirilmesi müşkülâtı muceb olduğu cihetle baʻdemâ Hicâz Sandık Emîni nâmıyla hiç bir kimseye akçe gönderilmemesinin taht-ı teʼmîne alınmasının Maliye Nezareti Celilesine arz ve beyânını istirhâm ile teʼyîdi ihtirâm eylerim efendim. 6 Temmuz 335 İskenderiyeʼde Şeydibeşir Sivil Üserâ Karârgâhında E Kampında 976 numeroda Hicaz Defterdârı Mehmet Ali ( imza ) 9 - 267 (522 - 6) 6 Temmuz 1919 Bu kere gelen havâlenâmenin mikdâr ve târihi iâdesine dâir maʻlûmât alınamamıştır. Kızılay Arşivi, Kutu No 1820, Belge No144 Numaralı Mektup Özet Bu mektup İstanbul Kızılay Cemiyeti Esir Komisyonu başkanlığına gönderilmiştir. Zamanında ve tam olarak şahsına gönderilmeyen memur maaşının gönderilmesi talebi için gönderilmiştir. Mektubu gönderen kaymakam dört kişilik ailesinin geçimi için zaten kafi gelmeyen maaşının kesilerek tamamının gönderilmediğinden bahisle mağdur olduğunu ifade etmektedir. Mektubun sonunda alınan maaşı ile ilgili detaylı bilgi vermektedir. Mikdâr-ı istihkāk 9565 1332 ağustosu ibtidâsından şubatın nısfına değin altı buçuk aylık maʻâş 14980 1333 senesi martından kānûn-ı evvel nihâyetine kadar on aylık maʻâş. (1333 senesi kānûn-ı sânîden (ki 1334 sene ibtidâsı iʻtibâr edilmiştir.) 8988/33533 (işbu şehr-i hazîran nihâyetine değin altı aylık maʻâş. 67 18230/ 15303 buna mahsûben şimdiye kadar alınan on iki kıtʻa havâle-nâmenin mecmûʻ-ı muhteviyâtı mebâliğ-i matlûbe Kāim-makām Yusuf Sıdkı Muhâsebeye takdîm. Fî 28 Ağustos sene 918 Bâlâdaki meblağ kambiyo farkından ileri gelmiş olacak. Transkripsiyon Bihî İstanbul'da Osmânlı Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Üserâ Komisyonu Riyâset-i Aliyesine Reîs Beyefendi, 5 Mayıs sene 1334 târîhli arîza-i âcizîye lâhikadır. Zîrde gösterildiği vecihle esîr bulunan meʼmûrîn-i dâhiliyeye maʻâşlarına mahsûben vukûʻ bulan irsâlât târîhi 1332 senesi ağustosu ibtidâsından işbu şehr-i hazîran maʻâşıyla berâber şimdiye kadar mikdâr-ı istihkākım otuz üç bin beş yüz otuz üç guruş olduğu hâlde son on ikinci havâle-i tâmmeye kadar on sekiz bin iki yüz otuz guruş vürûd edip şu hesâba nazaran on beş bin otuz üç guruşun irsâli teʼhîr etmiştir. Halbûki maʻâşımın cüzʼiyet mikdârından başka piyasanın düşkünlükten nâşî nısf derecesine tenezzül eden irsâlât- ı vâkıʻa galâ-yı isʻâr dolayısıyla da burada Osmânlı üserâ âileleri meyânında bulunan dört nüfûs efrâd-ı âilemin teʼmîn-i idâresine kâfî olamamaktadır. Lütfen arz-ı sâbık vecihle mezkûr on beş bin otuz üç guruşun dahi defʻaten tesrîʻ-i irsâli esbâbının istikmâline delâlet ve netîcesinin de işʻârına inâyet buyurulması recâsıyla teʼyîd-i ihtirâm eylerim, efendim hazretleri. Fî 15 Haziran sene 1334 İskenderiye civârında Seydibeşîr'de üserâ-yı meʼmûrîn-i mülkiye ve sivil karargâhının A kampında 979 numeroda Lîs Kazâsı Kāim-makāmı Yusuf Sıdkı 68 Kızılay Arşivi, Kutu No 928, Belge No 50 Numaralı Mektup Özet Esir kamplarında esir tutulan bir zabitin, 9 aydır süren esareti boyunca hiçbir havale gelmediğinden bahsederek mağduriyetinin giderilmesi talebiyle Ankara ve Uzunköprü’deki ailesine bildirilmesi için kaleme aldığı mektubu ihtiva etmektedir. Transkripsiyon Bihî 15/5/34 Efendim, Bendeleri Ankara vilâyeti ahâlisindenim. Askerzâde olmaklığım hasebiyle nüfûsum Trablusşamlı'dır. Elbette esâretim şuʻbeye bildirilmiştir. Hâlbuki Trablusşam'da hiçbir kimsem yoktur. Vâlidem bi'l-cümle akribâlarım Ankara'dadır. Âilem Uzunköprü'dedir. Bunun-çün gerek vâlidem gerek âilemin elinde esâretimden maʻlûmâtları yoktur. Lütfen esîr bulunduğumu âileme bildirmenizi istirhâm eylerim. Âilemin sıhhatlerine dâir bir haber alamıyorum. Asılnokta ki emsâlimiz bulunan ve benden birkaç mâh sonra esîr olan kıdemli küçük zâbitân arkadaşlarımın ekserîsine havâle geliyor. Bendeniz ise dokuz mâhtır esîrim. Başkalarına ikişer havâle geldiği hâlde bendenize bir havâlecik olsun gelmiyor. İhtiyâcda bulunduğumdan emsâlim misillü havâle gönderilmesi husûsunu vicdan nâmına recâ ve istirhâm eylerim. Ve ihtirâmâtımı takdîm eylerim, efendim. Âilemin Adresi (Uzunköprü) Cebhâne Parak Kumandanı Topçu Yüzbaşı Bekir Sıdkı Efendi kāin- pederimdir. Seydibeşîr'de 1686 numerolu Kıdemli Küçük Zâbit [İmza] Zâbit vekîlleri ile nâmzedlerinin maʻâş mesʼelesi der-dest-i hâl bulunmakla [lekeli] muʻâmeleden müstağnidir. Evvel emirde Kazım Bey'e T 16124 Uzunköprü Kazâsına 28 Temmuz 1334 69 Kızılay Arşivi, Kutu No 1038, Belge No 258. Numaralı Mektup Özet Bu mektup İskenderiye Seydi Beşir’de 1395 numaralı esir olan Yüzbaşı Faʼik Efendi’ye aittir. Esir olması hasebiyle Kızılay Cemiyeti Esir Komisyonu ‘na maaş bağlanması için başvuru yapmış ve eşine yazdığı mektupta da başvurunun takibini istemiştir. Fakat Yüzbaşı eşi, abisi vasıtasıyla maaşın tahsis edilmesini istemiş olsa da alamamıştır. Teslim ettikleri belgeler şubeden şubeye dolaşmış ama üç yıldır erzak ya da maaş hiçbir şey alınamamıştır. Haymana şubesine yönlendirilerek gerekli olan cevap verilmiştir. Transkripsiyon Hilâl-i Ahmer Cemiyeti BihîDer-saʻâdet'te Hilâl-i Ahmer Merkez-i Umûmîsi'nde Üserâ Komisyonu Baş Riyâset-i Aliyyesine Afûfetlü Efendim Hazretleri, El-yevm İskenderiye'de Seydi Beşir'de 1395 numero ile merbût esîr bulunan zevcim Yüzbaşı Faʼik Efendi, âcizelerine maʻâş tahsîs edilmesi için komisyon-ı âlîlerine mürâcaʻat ettiğinden 14148 numero ile taʻkīb etmekliğimizi mektûbunda bize yazıyor. Mûmâ-ileyhin esîr düştüğünü haber aldığımız 333 senesi teşrînlerinde mahall-i ikāmetimiz bulunan Edirne ahz-ı asker şuʻbesine birâderim vâsıtasıyla arzuhâl verip maʻâş tahsîsini istirhâm ettik. Kendim amcamla beraber Haymana kazâsı dâhilinde Polatlı istasyonuna gelmiş ve orada bulunmuş olduğumdan buradan ilm ü haber istediler verdik. Evrâkım şuʻbeden şuʻbeye havâle ile dolaşmış ve son defʻa 249 numero ile Nisan sene 334'te Edirne şuʻbesinden Haymana şuʻbesine gelmiş. Oradan da 18 Mayıs sene 334 târîh ve 550 numero ile Edirne'ye iʻâde kılınmış. Ondan sonra bir zuhûrât olmamış ve böylece üç senedir ne maʻâş ve ne de iʻâşeme âid bir şey verilmemiştir. Bu işi takībten hâlî kalmadı fakat herkes erzâk maʻâş aldı bize bir şey verilmedi, Efendim Fî 19 Nisan sene 1335Minhu sene 1335Ankara şimendifer istasyonunda şirket muhâsebecisi Ahmed Turhân Efendi'nin nezdinde mukīme (Yüz) başı Fâik Efendi haremi Kâfiye Kâtib [mühür]Kâtib [mühür]Haymana şuʻbesine 70 mürâcaʻata takīb-i keyfiyyet edilmiş. Ademinden bahisle cevâb-ı lâzımesi verildi. 3334526/4/35 Kızılay Arşivi, Kutu No 1027, Belge No140. Numaralı Mektup Özet İskenderiye’de esir olan Halil Kenan isimli zabitin mektubudur. İstanbul Mekteb-i İaşe Komisyonu Reisi ve kardeşi Mahmut Cemil ile Kadıköy’de yaşayan Miralay Hacı Ali Bey’lerin sıhhatlerinden uzun süredir haber alamadığını belirtmektedir. Ayrıca beş aydan beri maaşının gelmediğini de yazarak belirtilen kişilerle ilgili ve maaşının ödenmesi için gerekenin yapılmasını talep etmektedir. Transkripsiyon Der-saʻâdet'te Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Üserâ Komisyonu Heyʻet-i Muhteremesine Bihî Der-saʻâdet'te Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Üserâ Komisyonu Heyʻet-i Muhteremesine Efendim:Der-saʻâdet Piyâde Küçük Zâbit Mektebi İʻâşe Komisyonu Reîsi Mülâzım-ı evvel birâderim Mahmud Cemil ve Kadıköy Kuşdili kurbunda Halid Ağa sokağında taht-ı tasarrufunda bulunan hânesinde mukīm mütekāʻid Mîralay Hâcı Ali Beylerin sıhhatlerine dâir uzun müddet maʻlûmât alamamış olmakla berâber beş mâhdan beri de maʻâşâtım gelmemiş olduğundan îcâbına tavassut buyurulmasıyla netîcenin işʻârını recâ eder ve bil-vesîle takdîm-i hürmet ve müvâlât eylerim, efendimFî 20 Nisan sene 1919İskenderiye civârında Seydi Beşir sivil üserâ karârgâhının E kampında (996) numeroda Hicâz Posta ve Telgraf ve Telefon İhtiyât Me'mûru Halil Kenʻan Bende[imza] Halîl Ken'ân T 16218“ 33621 19 Mayıs 1335 İstanbul Polis Müdîriyetine 71 Kızılay Arşivi, Kutu No 684, Belge No 246.3. Numaralı Mektup Özet Hilâl-i Ahmer Cemiyetine: 1124 numaralı esir olan Üsküp’lü Ahmet Yaşar, maliye kayıtlarında bilgisi bulunan maaşının arttırılmış olmasına rağmen bu miktarın eline geçmediğini bildirerek yetkililerden maaşının arttırılmış şekilde kendisine verilmesini talep etmektedir. Şahsın önceki mektubuna istinaden kendisine geri cevap verilmiştir. Transkripsiyon Dersâdet'te Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cem‘iyyeti Üserâ Komisyonu Riyâset-i Cânib-i Âlîsi Ma‘rûz-ı Âcizânemdir. Geçen Üç yüz Otuz ve Otuz bir senelerinden dokuz aylık nısf-ı ecr-i maʻâşâtım tedâhülde olduğu gibi Üçyüz Otuz İki Senesi Mart'ından beri de şehrî mahsûs olan iki yüz on sekiz buçuk kuruş ma‘âşımla yüz otuz bir buçuk kuruş taʻniyyât-ı ayniye bedelâtım mütedâhildir. Defterdarlıktan sebk eden işʻârât-ı müteʻaddide üzerine kâmilen müstefîd ve terfiye buyuruldukları hâlde âcizlerine akçe vürûd etmemesi bâdî- i teessürüm olmuştur. Meʼmûrîn-i Mâliye müteferrifa tahkīkātı meyânında bulunan maʻâşımla muhassasât-ı ayniyemin hemen irsâl-i menâlim vechle tesrîrimi istirhâm eylerim. Ol bâbda irâde efendim hazretlerinindir. Fî 17 Kânûn-ı evvel sene 333 İskenderiye Seydi Beşir'de Ecnebî Sivil Üserâ Karârgâhında Hicaz Vilâyeti Muhâsebe Kaleminde Aşâir Kâtibi Refîki 1124 numerolu Üsküblü Ahmed Yaşar tarafından 10625 Mûmâ ileyhin ma'âşı zımnında evvelki mektûba rabten Mâliye Nezâreti Celîlesine16 Teşrîn-i sânî 33 târîhinde işʻâr-ı keyfiyet edilmiştir. Evvelce cevap gelmiş verilmiştir. 1.3.91810625 Merbûtât 72 Kızılay Arşivi, Kutu No 688, Belge No 101. Numaralı Mektup Özet İhtiyât Zâbiti Muğlalı Şükrü isimli eserin mektubudur. Eskihisâr Mektep Muʻallimi iken gönderdiği dilekçesinde bakanlıktan maaşından dört lira kesilerek gönderilmesini istemiştir. Kabul edildiği takdirde bahsi geçen paranın gönderileceği yeni adresi vermiş, isteği kabul edilmeyecekse de bunun sebebinin açıklanmasını istemektedir. Transkripsiyon Osmânlı Hükûmeti Hilâl-i Ahmer Cem‘iyyeti Üserâ Komisyonu Riyâset-i Aliyyesine Bihî Osmânlı Hükûmeti Hilâl-i Ahmer Cem‘iyyeti Üserâ Komisyonu Riyâset-i Aliyyesine Efendim Maʻârif-i Nezâret-i Celîle'sine fî 19 Teşrîn-i evvel 332 târîh ve Muğla'ya merbût Eskihisâr Mekteb Muʻallimi Şükrü imzâlı takdîm kılınan istid‘âmda biʼl-âhire mahallince maʻâşımdan kat‘ edilmek üzere Nezâret-i Celîle'den dört lirânın vesâtat-i aliyyeleriyle irsâli istirhâm olunmuştu. Kabûl buyurulduğu takdîrde mezkūr paranın âtîdeki adres-i ... irsâli is‘âf buyurulmadığı takdîrde sebebinin muvazzahan iş‘âr buyurulması müsterhimdir efendim. Fî 31 Teşrîn-i evvel sene 332 İskenderiye'de Seydibeşîr Osmânlı Zâbıtân Üserâ Karârgāhı'nda İhtiyât Zâbiti Muğlalı Şükrü1841Muʻârife12/10/332 Kızılay Arşivi, Kutu No 907, Belge No 301. Numaralı Mektup Özet Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Başkanlığına: Bu mektup Şefik Refik [Mühür} Harbiye Nezâreti Üserâ Mu' âmelât Şuʻbesi tarafından yazılmıştır. 10557 numaralı, Seydi Beşir'de esir olan posta nakliye me'mûru Remzi Efendi'ye cevaben yazılmıştır. Posta nakliye memuru Remzi Efendi'nin zabit vekilleri gibi muamele görmesini ve dört yüz atmış iki kuruş aylık maaş verilmesini 73 talep etmektedir. Gereğinin yapılması ve İngiliz Hükümetine ulaştırılması için durumu Hâriciye Nezâretine bildirmektedir. Sonucun kendisine bildirilmesi istemektedir. Transkripsiyon Bihî Merbût Hilâl-i Ahmer Riyâset-i Cemiyyeti Riyâset-i Aliyyesine:14 Teşrîn-i sânî 33 târîh, T 10557 numerolu muhtıra-i aliyyeleri cevâbıdır. Esâreten Seydi Beşir'de mevkûf sahrâ posta nakliye me'mûru Remzi Efendi'ye zâbit vekîlleri misilli mu'âmele îfâ ve şehrî dört yüz atmış iki guruş ma'âş iʻtâsı lüzûmunun İngiltere hükûmetine iblâğı Hâriciyye Nezâret-i Celîlesi'ne işʻâr edilmiş ve mektûbu leffen takdîm kılınmıştır. Mûmâ ileyhe ol-vechile teblîğāt îfâ buyurulması recâ olunur, efendim. [imza] Şefik Refik [Mühür} Harbiye Nezâreti Üserâ Mu' âmelât Şuʻbesi [İmza] Seydi Beşir 977 Fî 25 Temmus 333T 10557 Esire yazılmıştır. Fî 20 Şubat 918 Kızılay Arşivi, Kutu No 775, Belge No 211. Numaralı Mektup Özet Namzedi Mustafa Remzi Efendinin görev tayinini talebini kapsayan bu maktupta kendisi 6. fırka 24 seri ateşli sahra topçu alayının 1. tabur idâre me'mûru muâvinliğinden İdlib hayvanât hastahânesi müstakil hesâb me'murluğuna atanmak için başvuruda bulunmasınına arkasındaki süreci takip etmek istemektedir. Ayrıca başvurunun yapıldığı tarihten itibaren geçen sürede beklenen maaş ile ta'yîn bedeli haklarının ödenmediğini dile getirmekte ve durumunun incelenmesi ve gerekli kişilere bildirilmesi için destek talep etmektedir. Transkripsiyon Der- Sa'âdet Osmanlı Hilâl-ı Ahmer Cemʻiyeti Riyâset-i Aliyyesine Der-Saʻâdet Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemʻiyeti Riyâset-i Aliyyesine Haleb Kolorduy- u 6. fırka 24 seri ateşli sahra topcu alayının 1. tabur idâre me'mûru muâvinliğinden İdlib hayvanât hastahânesi müstakil hesâb me'murluğuna Fî 15 Kânûn-ı sânî 330Harran Nezâret-i Celîleye inhâ Fî 4 Kânûn-ı sânî 3314344 Suriye çöl hayvanât hastahânesinin müstakil kâtibi iken El-ariş erzâk anbarı kâtibi muvazzaf hesâb me'mûru namzedi Mustafa Remzi Efendi bin Hüseyin Ayntâb (Antep) 294 Fî 15 Şubat 74 327 Mahalline, 21 teşrîn-i evvel 315 Maʻrûz-u bendeleridir. Suriye çöl kumandanlık idâresinde imtihânım bil-icrâ tebeyyün eden ehliyetime mebnî Kâtip muʻâvinliğine terfîʻim hakkında dördüncü ordu idâre hey'et-i cânib-i âlîsinden harbiye nezâret-i celîlesine inhâ edilerek Fî 4 teşrîn-i sânî sene 331 târîh ve 4344 numerolu evrâkım takdîm edilmiş idiyse de üç seneden berü henüz emr-i taʻyînime dâir bir haber zuhûr etmediğinden beyneʼl- akrân me'yûs kaldım. Şehr-i mea humsum beş yüz kuruş ma'âş ve bir nefer ta'yîn bedeline müstehak iken elyevm esârette mezkûr muhassesâtım dahî verilmediğinden emsâlim misüllü mazhar-ı âtıfet bulunmaklığım maʻrazında lütfen keyfiyetin nezâret-i müşârün ileyhâdan ist'ilâmıyla taraf-ı âcizîye teblîğ ve inbâsına tavassut-ı aliyyelerinden hamiyyet ve insâniyet nâmına üçüncü olarak recâ ve istirham eylerim Fî 3 temmuz sene 333İskenderiye'de Seydibeşîr Üserâ Karârgâhıʼnda 988 numerolu Ayntâblı (Antepli) hesâb me'mûru namzed i9694 numeroda mukayyeddir.15 Eylül 1333[Kaşe] (...) Kızılay Arşivi, Kutu No 779, Belge No 52. Numaralı Mektup Özet Mart ayının ilk on günü içinde Hindistan’dan Seydi Beşir Karargahı’na sevk edildiğini bundan dolayı esir maaşının yarısının her ay buraya gönderilmesini istediğini fakat paranın gelmediğini beyan etmektedir. Paranın akıbetinden endişe duyan esir durumun soruşturulmasını istemektedir. Ayrıca maaşının yarısını Basra’nın Seyf Mahallesinde Zehirzade Süleyman Bey’in evinde esiren ikamet eden eşi Nadire Hanım ile iki küçük çocuğuna ulaştırılmasını talep etmektedir. Transkripsiyon Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Hû Der-sa‘âdet Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cem‘iyyet-i Muhteremesi Üserâ Komisyonu Riyâset-i AliyyesineArz-ı mahsûs-ı çâkerânemdir, Sene-i hâliye martı evâilinde Hindistanʼdan Seydi Beşir Üserâ Karârgâhıʼna sevk olundum. Nısf-ı maʻâşâtımın mâh-be-mâh buraya irsâli hakkında mükerreren arz etmiştim. İşbu karârgâha müvâsaletimizden şimdiye kadar bir para bile vürûd etmediğinden maʻaʼl-mahcûbe tasdîʻa cürʼet ediyorum. Evvelce inâyet buyurulmuş 75 olan Fî 25 Teşrîn-i Evvel sene 1332 târîh ve 589 ve 844 numerolu havâle-nâmelerle geçenlere mürsel Fî 2 Nisan sene 333 târîh ve 3266 numerolu havâle-nâme muhteviyâtı dahî henüz gelmemiş olduğundan sâlifüʼl-arz havâle-nâme … nerede kalmış ise tedkīk ve tahkīkle âcizlerine irsâl ve bî-kes âilem Nadire Hanım ve iki küçük yavrucuklarım el-yevm Basra'da Seyf Mahallesi'nde Zehirzâde Süleyman Bey'in hânesinde esîren ikāmet eylediklerinden kānûnen iʻtâsı lâzım gelen nısf-ı maʻâşımın da oraya yetiştirilmesi istikmâline netîce-i hâlin lütfen işʻârına ibtidâî-i âtıfet buyurulmasını istirhâm ederim. Ol bâbda emr u fermân hazret-i men lehüʼl-emrindir. Fî 7 Teşrîn-i Evvel 333 — 1917 İskenderiye Seydi Beşir Üserâ Karârgâhıʼnda 1189 numerolu mukayyed üserâ-yı Osmâniyeʼden Amare sancağı Tahrîrât MüdîribendeAtıf (imzâ) Kızılay Arşivi, Kutu No 780, Belge No 24 Özet Hilal-i Ahmer Cemiyeti’ne Seydi Beşir’de bulunan 359 numaralı Geyveli İhtiyat Zabiti Ahmet Hamdi, babası tarafından cemiyet aracılığıyla kendisine gönderilen paraların eline ulaşmadığını belirtmektedir. Babası mektupta gönderdiği paraları yazdığı için çocuk paraların eline ulaşmadığını dile getirmekte ve bunun soruşturulmasını talep etmektedir. Ancak Cemiyet durumu İzmit Mutasarrıflığı’ndan soruşturup onun adına bir para gönderilmediğini beyan etmiştir. Bu durum Mutasarrıflık aracılığıyla pederine sorulduğu belirtilmektedir. Transkripsiyon Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti BihîDer-saʻâdet Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Üserâ Muhâbere Komisyonu Riyâset-i Aliyyesine 24 Kânûn-ı Sânî sene 332 târîhinde pederimden aldığım mektûda yüz kuruşla paket için seksen iki kuruşun tarafıma gönderilmesi için cemʻiyyet-i aliyyenize irsâl edildiği bildirilmiş idi. Bu defʻa da Fî 3 Haziran sene 333 târîhli pederimin mektûbunda da kezâ üçyüz kuruşun vesâtet-i aliyyenizle gönderildiği bildiriliyor idi. Maʻaʼt-teessüf şimdiye kadar bunlardan hiçbirinin vürûd etmediği arz olmakla berâber icrâ-yı îcâbına 76 bakılması da ayrıca müsterhamdır Efendim. Fî 8 Ağustos 333 İskenderiye, Seydi Beşir Üserâ-yı Osmaniye Karârgâhıʼnda 359 numerolu İhtiyât Zâbiti Geyveli Ahmed Hamdi (imza) T 11179 İzmit mutasarrıflığına, Fî 19 Kânûn-ı Evvel 1333 İskenderiye, Seydi Beşir Üserâ Karârgâhıʼnda 359 numerolu İhtiyât Zâbiti Geyveli Ahmed Hamdi nâmına para gönderilmemiştir. Fî 17/12/917İzmit mutasarrıfı vâsıtasıyla pederinden soruldu. Fî 19 Kânûn-ı Evvel sene 917Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Üserâ Komisyonu Muʻâmelât-ı Nakdiye Şuʻbesiʼne Kızılay Arşivi, Kutu No 822, Belge No 289 Özet Hicaz Demiryolu’nun Cidde- Mekke şubesi ambar memuru olan Mehmed Ragıb Efendi esir düşmüş ve 779 numaralı kayıtla Seydi Beşir esir kampında bulunmaktadır. İhtiyacı sebebiyle birikmiş maaşından münasip kısmının gönderilmesi için talepte bulunmuştur. Onun bu talebi sebebi ile para her ay komisyona teslim edilmiş görünmektedir. Ancak adamın mektubuna göre bu para kendisine ulaşmamıştır. Paranın komisyona yattığına dair miktar, tarih ve numara da yazılmıştır. Fakat bu adam adına pusula (alacak hesabı yazılı kâğıdı kastediyor olsa gerek) olup olmadığı belirtilmemiştir. Bununla birlikte mektuba dayanarak bu paraların adama ulaşmadığı anlaşıldığından istenilen meblağın bu defa temmuz ayı maaşının yarısı olarak teslim edilen 329 kuruşla hızlandırılarak ödenmesi. Ayrıca ulaşım tarihi ve ödeme malumatının da gönderilmesi rica olunur. Rica: Yazılacak cevapların da hangi şubeden yazıldığının ve tarihiyle numaralarının eklenmesi. Transkripsiyon Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Üserâ Komisyonu Riyâset-i Aliyyesine Hicaz Askerî Demiryolları ve Limânları Müdîriyet-i Umûmiyesi Muhâsebe Şuʻbesi Aded Umûmî:4500 Husûsî:2020 Bihî 77 Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Üserâ Komisyonu Riyâset-i Aliyyesine Hicâz Temuryolunun Cidde Mekke şuʻbesi anbar meʼmûru olup İskenderiye'de Seydi Beşir Üserâ Karârgâhında 779 numeroda esîr-i harb bulunan Mehmed Ragıb Efendi'nin tehvîn ihtiyâcı zımnında terâküm maʻâşâtından münâsib mikdârının gönderilmesi recâsına dâir 4 Hazîran sene 333 târîhli mektûbunun leffiyle vârid olan 2 Ağustos sene 333 târîhli ve T 9326 numerolu tezkere-i aliyyeleri mütâlaʻa olundu. Mûmâ ileyhe usûlen iʻtâsı lâzım gelen maʻâşının nısfı bidâyet-i mürâcaʻatından iʻtibâren her ay komisyon-ı âlîlerine bi't-teslîm mukābilinde makbûz-ı ilmühaberi alınmış olup mikdârıyla târîh ve numerolarını mübeyyin pusulası leffen irsâl kılınmıştır. Ancak mezkûr tezkerelerinde yalnız mûmâ ileyhden vürûd eden mektûbun gönderildiği beyânıyla iktizâsının îfâsı lüzûmundan bahs edilip sened-i ibtidâsından beri parasının irsâli emrinde mürâcaʻat ve tazallüm-i hâl eyleyen mûmâ ileyh nâmına ber-mûceb pusula tevdîʻ edilip edilmediği meskût bırakılmış olduğuna ve mebâliğ-i mersûlenin vâsıl olmadığı siyâk-ı işʻârdan anlaşıldığına binâen mebâliğ-i mebhûsenin bu defʻa sene-i hâliye temmuz maʻâşının nısfı olarak teslîm edilen 329 guruşla mürsel-i ileyhe tesrîʻ-i teʻdîyesi ve mahalline târîh-i vüsûl ve iʻtâsı maʻlûmât-ı iʻtâsı recâ olunur efendim. Fî 22 Ağustos sene 333 Müdîr-i Umûmî [imza]? Havâle 4500514353766754 Havâlesi7282 Cevâbı: 2 Eylül sene 1332 Recâ:Yazılacak cevâblarda hangi şu‘beden yazıldığının ve târihiyle numerolarının lütfen derc edilmesi Kızılay Arşivi, Kutu No 782, Belge No 234. Numaralı Mektup Özet Hicâz İhtilâli sonrasında esir düşen A kampında esîr Cidde Rüsûmât Başmüdîriyeti Manifesto Memuru geçmiş aylardan bu yana aldığı maaşların tarafına hiçbir ödeme yapılmadığını yazdığı bu mektup da Rüsûmât Müdîriyet-i Umûmîyesine yaptığı başvurulara cevap alamamıştır. Bu durum nedeniyle Cidde de bulunan ailesinin maddi zorluk içinde olduğunu yazmaktadır. Talebinde, Cidde'deki ailesine bir miktar maaş gönderilmesini ve gelecek aylarda düzenli olarak ödeme yapılmasını talep etmektedir. Bu mektubun, İskenderiye'de esir olarak bulunan Seydi Beşir'deki bir kampın ecnebi sivil A bölgesindeki şahsa ait olduğu belirtilmektedir. Transkripsiyon 78 Der-saʻâdet'te Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Üserâ Komisyonu Riyâset-i Aliyyesine Bihî Der-saʻâdet'te Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Üserâ Komisyonu Riyâset-i Aliyyesine Hicâz ihtilâli netîcesinde dûçâr-ı esâret olmak münâsebetiyle emsâlim misüllü maʻâşâtımın taraf-ı âcizîye irsâline delâlet buyurulmasını Fî 24 Ağustos sene 333 târîhli arîza-i âcizîde heyʼât-ı muhteremelerinden arz ve istirhâm eylemiş isem de aradan beş mâh-ı mürûr eylediği halde ne para almak mümkin olmuş ne de olbâbda ki zarâʻat(darâʻat) nâme-i âcizîye cevâb alınabilmiş. Ve hatta bu bâbda müteʻaddid defʻalar mensûb olduğum Rüsûmât Müdîriyet-i Umûmîyesine mütekaddim arîzalarıma cevâb alınamamak yüzünden gerek bendeleri gerekse Cidde'de kâʼinpederimin nezdinde terk ettiğim yedi neferden müteşekkil efrâd-ı âʼilem son derecede müzâyakaya girifdâr olmuştur. Binâeʼn-aleyh bu kere de enzâr-ı rahîmânelerinin isticlâbı zımnında tasdîk-i mecbûriyet hâsıl olmuştur. Maʻlûmdur ki esârette bulunan yalnız her sınıf meʼmûrine değil hatta mâhiye ile müstahdem esîrlere varıncaya kadar cümlesine müteʻaddid defʻalar devâʼir-i âʼideleri cânibinden para vürûd eylemiş edegelmekte bulunmuş olmağla zarûret ve ihtiyâctan tahlîsi buyuruldukları hâlde âcizlerinin on altı on yedi aylık müterâkim maʻâşâtıma mahsûben olsun bir seneyi mütecâviz bir müddetten beri hiçbir para gönderilmeyerek muhtâc ve zarûrette bırakılmış olmaklığım meʼyûsiyet ve mahzûniyet âcizânemi istilzâm ettiği tabîʼi nezd-i âlîlerince nazar-ı reʼfete alınacağı meczûmum bulunmakla lütfen geçen 332 senesi Haziran'ından bu âna kadar müterâkim etmiş olan maʻâşâtımdan hem bir mikdârı Cidde'de âʼileme gönderilmek ve hem de mütebâkīsini âcizleri sarf etmek üzere matlûbâtımın kâffesinin defʻaten bendelerine irsâline ve bundan sonra işleyeceklerinde mâh-be-mâh muntazaman isbâli husûsuna delâlet ve inâyet buyurulmasını bu kerre dahi heyʼet-i muhteremelerinin lütuf ve inâyet-i kerîmânelerinden kemâl-i sûzîşle temennî ve istirhâm eylerim. Ol-bâbda emr u irâde efendim hazretlerinindir. Fî 15 Kānûn-ı evvel sene 333 İskenderiye'de Seydi Beşir'de ecnebi sivil A kampında esîr Cidde Rüsûmât Başmüdîriyeti Manifesto Meʼmûru 778 numerolu atîk, "989" cedîd numerolu Fahri 79 Kızılay Arşivi, Kutu No 907, Belge No 306. Numaralı Mektup Özet Bu mektup 168 numaralı mukayyet Bahriye sınıf harp Yüzbaşı Şükrü tarafından yazılmıştır. Yüzbaşı Şükrü esir olmadan önce annesi maaş almasına rağmen esir edildikten sonra maaşın bir kısmının kesildiğini ifade etmektedir. Bundan dolayı validesinin çektiği sıkıntının giderilmesi için para yardımı talebinde bulunmaktadır. Transkripsiyon Bihî Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Üserâ Komisyonu Riyâseti Cânibi Âlîsine Esîr olmadan ve Mülâzım-ı Evvel iken İstanbul'da bulunan vâlidem üç yüz seksen guruş sipariş maʻâşı alıyordu. Bir sene evvel Yüzbaşı olduk ve esîr edildik. Seksen guruşu kesildi. Hâlbûki bi'l-âhire burada Yüzbaşı olan arkadaşlarımızın âilelerinin ve hattâ tek vâlidelerinin bile sipâriş maʻaşlarının tezyîd edilerek beş yüz ve altı yüz guruşa iblâğ edildiği gelen mektûblardan anlaşılmıştır. Vâlidem ise elân üç yüz guruş alıp sıkıntı çekmekte ve hattâ benden bile para istemektedir. Binâen aleyh vâlidemin dahî emsâli misillü sipârişinin tezyîdiyle beş yüz veyâhut altı yüze iblâğı husûsunda Bahriye Nezâretine mürâcaʻât edilmesi müsterhâmdır efendim. Hilâl-i Ahme9r105617 Ağustos sene1333 Bahr-i Ahmer'de Konfide Liman reîs-i sâbıkı ve İskenderiye Seydi Beşir Osmanlı Üserâ Karârgâhında 168 numeroda mukayyet Bahriye sınıf harp yüzbaşı Şükrü Kızılay Arşivi, Kutu No 907, Belge No 369. Numaralı Mektup Özet Bu mektup 10 Haziran sene 334 Geyve İstasyon Kumandanı Yüzbaşı Mustafa tarafından Hilal-ı Ahmer Cemiyetine gönderilmiştir. Yüzbaşı İsmail Efendi Tâif'te bulunduğu esnada İstanbul Ortaköy, İskele Sokağı'nda Müezzin Tevfik Efendi'nin evinde kirada oturan toplam 4 nüfusluk ailesi için aylık altı yedi lira göndermektedir. Ancak harp sebebiyle bu miktarı da yollayamadığı için aile sefalet içinde kalmıştır. 80 Ayrıca aileye yardım edebilecek başka da kimseleri yoktur. Bunun için Cemiyetten para ya da bunun değerinde erzak talep etmektedir. Transkripsiyon Bihî eHilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Riyâseti Cânib-i Sâmîsine Atûfetli Efendim Hazretleri, Doktor Nâzım Bey'in arkadaşlarından ve Kürd İsmaʻil nâmıyla maʻrûf meşrûtiyet uğrunda fedâkârlıkla müştehir vatan uğrunda meczûb, vatanından başka hiçbir şeyi sevmez, hamiyet mücessemi olan mahdûmum ve el-yevm İskenderiye'de melfûf mektûbdaki Yüzbaşı İsmaʻil Efendi bendeleri Tâif'te bulunduğu esnâda Der-saʻâdet'te Ortaköy'de İskele Sokağı'nda Müezzin Tevfik Efendi'nin hânesinde müste'ciren bulunan bir nefer âilesiyle iki iki çocuğu ve bir halîfesi cemʻan dört nufûsun idâresi çün şehrî altı yedi lira göndermekte bulunduğundan sipâriş terk etmemiş 331 Haziranına kadar muntazaman mezkûr âilesine para göndermekte idi. Târîh-i mezkûrdan sonra muhârebe zuhûruyla Tâif'ten esîr oldu. Maʻrûz-ı âilesine sipâriş verilmediğinden târîh-i mezkûrdan bugüne kadar bu âile kemâl derece selâlef içinde yuvarlanmakta olup çâkerlerinden başka tesâhüb edecek bir kimseleri yoktur. Çâkerleri de kesîrü'l-iyâl bulunmaklığım dolayısıyla bir yüzbaşı muhassasâtıyla gerek âile-i mezkûrun ve gerek kendi âilemin idâresini bi't-tabîʻ te'mîn edemeyeceğim. Müstağnî-i arz idüğünden mezkûr âilesinin te'mîn-i idâreleri esbâbının istikmâli zât-ı sâmîlerine arz ettiği melfûf mektûbunda beyân ediyorsa da bu bâbda ne gibi bir muʻâmele buyurulmuş olduğunu istîzâne mecbûriyet hâsıl olduğundan mûmâ ileyh İsmaʻil Efendi Binbaşılığına terfîʻ de etmiştir. Ancak âilesinin dûçâr olduğu zarûret ve sefâletlerini kalem-i arz edemez. Lütfen ve merhameten hiç olmazsa üserâya verilen maʻâş misüllü mûmâ ileyhin âilesine de maʻâş tahsîsi buyurulursa mezbûre de erzâk ve sâire alarak idâresini bir derece te'mîn ederek sefâletten tahlîs olunursa adâlete muvâfık muʻâmele edilmiş olur. Îcâbının icrâsıyla keyfiyetin emr ü işʻârına intizâr ederim. Ol bâbda emr ü irâde efendim hazretlerinindir. Fî 10 Haziran sene 334 Geyve İstasyon Kumandanı Yüzbaşı Mustafa 81 3.3.3. Sağlık’a Dair Mektupların Analizi Birçok esirin bulunduğu bu kamp alanında mektuplarda salgın hastalıkla alakalı bilgilere rastlanmamıştır. Bol ve sağlıklı olan içme suyu, şehir şebekesinden temin edilmektedir. Lavaboların ve mutfakların atık suları, kampın biraz uzağındaki bir göle boşaltılmıştır. Subaylar sabahları, barakalara yakın bir yere yerleştirilmiş olan banyoları ya da duşları kullanabilirlerdi. Banyolar birbirinden aralarına yerleştirilmiş hasırlarla ayrılırdı. Sağlık koşulları kısmen diğer kamp koşullarına göre daha iyi durumdadır. Yaklaşık 430 sayıdaki subayın çamaşırları emir erleri tarafından çamaşırhanelerde yıkanmaktaydı. Temizlik koşulları oldukça iyi olan kamp alanında tuvaletler, her gün kireçle ve krezolle dezenfekte edilirdi dolayısıyla kampta hiç koku yoktu. Kamp alanına tahsis edilmiş hastabakıcılar tarafından esirler düzenli olarak kontrol ediliyordu. Hastalar geçirdikleri rahatsızlığın ciddiyetine göre İskenderiye’deki İngiliz hastanesine gönderilmekteydi. Kampta esir olarak bulunan Türk Binbaşısı Dr. İbrahim, hastanede Türk esirlerine gerçekleştirilen operasyonlara katılırdı. Dişlerinden rahatsızlığı olan subaylar, İskenderiye’deki diş doktoruna gönderilirdi. Kampa yeni gelenlerin hepsi, kampın içinde bulunan bölümlerden birinin içindeki özel bir binada 14 gün karantinada kalırdı. Bu kişilerin bulaşıcı bir hastalık taşımadıkları kesinleşirse, diğer arkadaşlarının yanına katılmalarına izin veriliyordu. Kızılhaç heyetinin gerçekleştiği günlerde 36 subay ve 34 emir eri karantina da bulunmaktaydı. Seydibeşir kampında tutulan subayların hepsi çiçek hastalığı, tifo ve koleraya karşı aşılanmıştı. Kampta salgın bir hastalık yoktu. Her sabah üç beş subay doktora bakım için giderdi. Haftalık belki 6 hafif sıtma vakası, aylık 3 ya da 5 dizanteri vakası serumla tedavi ediliyordu. Çok ciddi bir şekilde dizanteriye yakalanmış bir esir, İskenderiye’de bulunan İngiliz hastanesine gönderilmişti. Yaz aylarında birkaç hafif ishal vakası görülmekteydi. Emir erlerinden 3 tanesinde trahom görülmüştü.136 Mektuplar incelendiğinde bulaşıcı bir hastalıktan bahis geçmemiştir. Sağlık sorunları ile alakalı mektupların varlığı diğer konulara göre oldukça azdır. 1087-406 numaralı mektupta esirin eşinin ameliyatı için sevkini talep etmiştir. 136 Akkor, a.g.e., s.97 82 1089-321 numaralı mektupta hastanede tedavide iken esir düşen asker için şube kayıt bilgisi istenmiştir.1359-292 numaralı mektupta ise Seydi Beşir'e nakledilirken hastalanmış ve akabinde vefat eden oğlunun vasiyetini öğrenmek istemiştir. Mektupların geri kalanlarında ise hasta düşen esirlerin ailelerinin bilgi almak için talepte bulundukları mektuplar yer almaktadır. Mektuplar yapılan literatür çalışmasının verileri destekler nitelikte olup, kamp koşullarının sağlık konusunda kötü olmadığını göstermiştir. Kızılay Arşivi, Kutu No 1087, Belge No 406 Numaralı Mektup Özet Tatar ili harbinden bugüne kadar vatanı uğrunda bütün harp cihetlerinde ömrünü vakfetmiş bir kişi son 1,5 senede zulümlere atılmıştır. 10 senedir vatanın her türlü sıkıntısını görmüş, Balkan harbiyle sürgün olmuştur. Refikasının hastalığı için ameliyata başvurmuştur. Bunun için raporu hariciyeye göndermiştir. İskenderiye'de Seydi Beşir Osmanlı üserâ karârgâhında birinci kampta 8092 numerolu süvâri yüzbaşısı Ahmed Hakkı bendeleri birtakım taleplerde bulunmuştur. Transkripsiyon Der-Saâdette Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemʻiyeti Merkez-i Umûmisi Riyâset-i Aliyesine Aʻtûfetli efendim hazretleri Zaîf-i kuvvetin hâmi-i müşfiki,hem şuinsâniyet cemʻiyet- i muhteremelerinin mennâc-i(?) reʼfet ve himâyetine ilticâ etmek,hıdemât-ı insâniyetperverisine iştirâk etmek kadar ber hakk iftihârdır kanâatindeyim. Gerçi sözümde âtıfetli olacağım cihetle hissiyâtıma mağlubiyetim anlaşılırsa da Tatar ili(?) harbinden bu güne kadar vatanı uğrunda bütün cihat-ı harbiyede sine(...) perişan olarak vakf-ı vücûd etmiş bir kişicik, son bir buçuk senelik sicn-i zulmâniye attılmış kayd-ı esâretini çözmek zaif kuluna düşmüş olduğundan refʻ-i hicâba mecburiyet oluyordu. Gerçi kardeşim: Fakat şayân-ı merhamet badıre-i musibetle çalkalanan bir biçaredir. İnsâniyette düşmüş olduğu girdâbe-i felâketten kurtulmasımı ümit eder on senedir muazzez vatanın geçirdiği her mihnet-i harbde didinmiş efrâd-ı âilesi 83 olan bizleri hiç görmediği gibi Balkan harb-i tâilinden düçâr-ı hiçret olarak süründüğümüz mahrumiyetlerle neye uğradığımızı düşünmekle başka bir belanın ayrı bir derdin tahakküm-ü teessüratında zebûn olarak zalîm hayât yaşadığını reʼfet ve merhametle taşkın kalbinizle takdir edersiniz. Ale-l-husûs son zamanlarda refikasının uğradığı bir hastalıktan muhtc-ı ameliyat olarak icrâyı müdâvâtına İstanbul'a kadar sevki lüzumunu tabib müdavimi bildirmiş şu hâl bir kat daha acilen tahliyesini icâb ettirmiş olmağla ale-l-husûs rapor ve evrak-ı sâiresini bura hükümeti vâsıtasıyla Hâriciye Nezâret-i Celiliyesine isâl ettirmiş isemde, himemât-ı aliyelerinin de(...) recâsına ictirâ ile esâret adresini arza muhâberet ettim. (İskenderiye'de Seydi Beşir Osmanlı üserâ karârgâhında birinci kampında 8092 numerolu Süvâri Yüzbaşısı Ahmed Hakkı bendeleri) Bütün iman ve vicdânımla söylüyorum pek ziyâde acınacak biçârelerdendir. Merhametinizle kurtarılarak âilesine çâre-cû-i selâmet olmasına delâlet-i aliyelerini ibzâl ve râygân buyurunuz. Cenab-ı Hak'ta bil-cümle umûrunuzu da muvaffık'ul hayr buyurmak duâyı maʻsûmânesiyle titresin zavalli bir âilenin eşk-riz sürûr-ı hevlân sıyânet-dideleriniz meyânına dehalet ettiklerini görmek şerefine bizide nâil etsin. Bâki son sözüm arz-ı taʻzimâtdır efendimiz hazretleri. Fi 24 Şubat Sene 336 Karacasu kazası muhâbere-i husûsiye meʼmûrubendeniz Ahmed Hakkı(?) Kızılay Arşivi, Kutu No 1089, Belge No 321 Numaralı Mektup Özet Bihî Hilâl-i Ahmer Cem‘iyyeti Üserâ Komisyonuna gönderilen mektuptur. Karapınar Sâbit Sahrâ Postası Sevk Me‘mûru Âsitâneli Hüseyin Hilmî Efendi'nin hastanede tedavide iken esir edilmesi fakat bunun şube kayıtlarında gözükmemesinin neticesinde hangi şubede kayıtlı ise onun hakkında bilgilendirme rica edilen mektuptur. Transkripsiyon Harbiye NezâretiÜserâ Muʻâmelat Şu‘besi Der-sa‘âdet 1433 BihîHilâl-i Ahmer Cem‘iyyeti Üserâ Komisyonuna: 84 Karapınar Sâbit Sahrâ Postası Sevk Me‘mûru Âsitâneli Hüseyin Hilmî Efendi'nin Haleb'de Vatan Hastahânesi'nde taht-ı tedâvîde iken İngilizler tarafından esîr edilip İskenderiye'de Seydibeşîr Hastahânesi'nde bir seneden beri tedâvî edilmekte olduğu esâretten avdet eden zâbitânın ifâdesinden anlaşılıyorsa da şu‘bemiz kuyûdâtında mûmâ ileyhin kayd-ı esâretine dâir bir ma‘lûmât olmadığından bir kerre de Cem‘iyyet- i Aliyyenizce tetkīki ile hangi numerolu listede mukayyed ise iş‘ârı recâ ve bi'l-vesîle te'yîd-i ihtirâm olunur, efendim21/3/36[Mühür] Harbiye Nezâreti Üserâ Muʻâmelât Şuʻbesi[imzâ]Liste 49/1 20181Bu mudur? Yazıldı.Fî 24 Mart sene 336[Mühür] Üserâ Komisyonu, Târîh-i vürûduT 39321 Kızılay Arşivi, Kutu No 1359 Belge No 292 Numaralı Mektup Özet Mekke-i Mükerreme Harem-i Şerîf müdîri Hâcı Hayrullah Efendi'nin Mekkede esir edilip Seydi Beşir'e nakledilirken hasta olup vefat etmiştir. Oğlu babası için Kızılay'a başvurmuş ve talepte bulunmuştur. Transkripsiyon Mekke-i Mükerreme Harem-i Şerîf müdîri Hâcı Hayrullah Efendi'nin Mekke'den esîr edilerek Seydibeşîr karâgâhına nakledildiği ve orada hastalanarak Seydibeşîr hastahânesinde vefât eylediği Hilâl-i Ahmer'e bildirilmiş idiŞimdi ise mahdûmu Yozgat mebʻûsu Avni Bey komisyonunuza mürâcaʻatla merhûmun muhtelif temenni taleb etmektedir. İngiliz Salîb-i Ahmeri'nden sürʻatle suâl edilmesi Seydibeşîr'de sivil üserâ karâgâhınında numerosu 11732798T 13039.12.39(...) Efendi'ye 85 Kızılay Arşivi, Kutu No 923, Belge No 47.2. Numaralı Mektup Özet Resmi yazışmalara dairdir. İskenderiye'de Seydi Beşir şehrinde harp esiri olan 706 numaralı Dağıstanlı İbrahim Fahreddin'in İzmir'deki kız kardeşi Makbule Hanım, Manisa'ya giderek orada çiçek hastalığından vefat etmiştir. Söz konusu hanımın ismi bilinmeyen kardeşi Mekke'de telgrafçı olup adresinin bilinmediği polis tarafından doğrulanmıştır. Transkripsiyon Bihî Aydın Vilâyeti Mektûbî Kalemî Aded5479116 Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemʻiyyeti Üserâ Komisyonu Hey'et-i Muhteremesine Fî 22 Kânûn-ı evvel sene 333 târîhli ve T 11249 merbût numerolu tahrîrât-ı vâlâları cevâbıdır. İskenderiye'de Seydi Beşir şehrinde esîr-i harb olan 706 numeroda mukayyed Dağıstanlı İbrahim Fahreddin'in İzmir'deki hemşîresi Makbule Hânım bi'l- âhere Manisa'ya giderek orada hastahânede çiçek hastalığından vefât ettiği ve merkūmun ismi bilinemeyen birâderinin Mekke-i Mükerreme cihetlerinde telgrafçı olup adresi maʻlûm olmadığı polisce tahkīk edilmiştir ol-bâbda Aydın Vâlisi[imzâ]Fî 28 Rebîʻu'l-evvel sene 1336, Fî 12 Kânûn-ı sânî sene 133411249 T Kızılay Arşivi, Kutu No 928, Belge No 51. Numaralı Mektup Özet Kudüs-i Şerîf, Birinci Vatan Hastahânesi'nden yaralı olarak esîr düşen ve hastanede bulunduğu sürece ebeveynine mektup yazamayan esir, şu an afiyettedir. Durumunun ebeveynine bildirilmesini istemektedir. Kendisiyle aynı durumda olan esirlere gelen havaleden talep etmektedir. Transkripsiyon 86 Bihîİskenderiye Seydibeşîr7/5/34Bendeleri 29/11/33’te Kudüs-i Şerîf, Birinci Vatan Hastahânesi'nden yaralı olarak esîr düştüm. Hastahânede bulunduğum müddetçe ebeveynime mektûb yazamadım. Hamd olsun kesb-i âfiyet ettim. Sıhhatte bulunduğumu ebeveynime ve kendülerinin sıhhatini bendenize bildirmenizi istirhâm eylerim. Üserâdan emsâlim bulunan küçük tabakāt arkadaşlarıma havâle geliyor. Lütfen bize de o sûretle muʻâmele edilmesini recâ ve istirhâm eylerim. Ve ihtirâmâtımı takdîm eylerim, efendim. Gerçi maʻlûlîn meyânında bulunuyorum Süvâri 3. Fırka, 6. Alay, 2. Bölük, Makineli Takım Kumandanı Kıdemli Küçük ZâbitHâneİzmît sancağının Karamürsel kazâsı Hamîdiye karyesinden Kadir oğlu Yusuf İzzet Efendi Tevellüd/ 313Der-saâdet Maslak Ayazağa Kasrı süvârî küçük zâbit makine dühûlü 6 Teşrîn-i sânî sene 330 Nasbı 15 Kânûn-ı sânî sene 32 Târîh-i esâret 29/11/33 Esâret Numerosu / 2840 Evvel emirde Kazım Bey'eZâbit nânzetleri ile vekîllerinin maʻâş mes'elesi der-dest- hâl bulunmakla şimdilik bu muʻâmeleden müstağnîdir. Karamürsel Kazâsına 28 temmuz 1334 Esîre teblîğ edildi. 26 Ağustos 1334. 87 SONUÇ Savaş sırasında birçok asker ve sivil bir esaretin içinde yaşamıştır. Savaşta ölmek ne kadar doğal ise esir düşmekte bir o kadar doğal bir durumdur. Bununla birlikte I. Dünya savaşında sayıları yüzbinleri geçen esirler hem devletler hem de vatandaşlar için büyük sorun teşkil etmektedir. Bunun yanı sıra evlerinden çok uzakta yaşayan esirlerin durumu bu iki kesimden çok daha vahimdir. Osmanlı Devleti, I. Dünya savaşı boyunca hem esir almış hem de esir vermiştir. İngilizler tarafından esir edilen askerler ve siviller genelde Mısır gibi yakın ve Hindistan gibi uzak kamplarda tutulmaktadır. Türkiye Kızılay Derneği’nden alınan verilere göre, Seydi Beşir Kampında bulunan 8532 esir askerler çok farklı cephelerde savaşmıştır. Çok farklı coğrafyalardan ve şehirlerden gelen askerlerin yoğun olarak savaştıkları bölgelerin Filistin, Hicaz gibi kutsal bölgeler olduğu görülmektedir. Esir düştükleri yılların daha çok 1918 ile 1919 yıllarında yoğunlaştığı bilinmektedir. Kampa sürekli bir esir sirkülasyonu bulunması sebebiyle kesin bir asker sayısı belirlemek mümkün değildir. Ayrıca geçmiş yıllardaki savaşlardan esir düşen askerlerde kampa getirilmiştir. Sivil durumunda çok sayıda önemli rütbelerden esirler bulunmaktadır. Müdür konumunda esirlerin sayısı da dikkat çekicidir. Bununla birlikte her yaştan esirler bulunmaktadır. Subay sayısının fazla olmasına bakınca, eğitimli bir asker grubununda kampta olduğu görülmektedir. Bu sebeple kampta entelektüel faaliyetlerin de oldukça fazla olduğu görülmektedir. Ayrıca çok sayıda mektupta bulunmaktadır. Osmanlı Devleti, I. Dünya savaşının başlangıcından itibaren esirlerle ilgili çalışmalara başlamıştır. Bu çalışmaların başında esirlere yapılacak muameleleri belirlemek için amacıyla “Üsera Hakkında Talimatname”yi yayınlamak olmuştur. Bir sonraki adım ise esirlere alakalı yapılacak işlemlerin savaş hukuku kapsamında pürüzsüz yürütülebilmesi amacıyla üsera komisyonları kuruşu olmuştur. Bu çalışmada İtilaf devletlerinin Türk savaş esirlerine karşı tutumları ve esirlerin genel durumunu ‘Seydi Beşir Esir Üsera Kampı’ örneğinden yola çıkarak esir mektupları incelenerek yorum yapılmıştır. Mektuplardan da anlaşılacağı üzere Osmanlı Devleti’nin esirlere her türlü kolaylığı gösterdiği ortaya konmuştur. Esir ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde çeşitli işlerde de çalıştırılmıştır. 88 Osmanlı devleti esirlerin sadece haklarını savunup bu alanda çalışmalar yapmak dışında onların şahsi meseleleri içinde çözüm yolları aramıştır. Bunların arasında esirlerin anavatanları ile yaptıkları yazışmalar ile resmi taleplerde bunların başında gelmektedir. Bu sayede günümüze ulaşan bu mektuplar esirlerin kamplardaki durumunu ortaya koymak için birincil kaynak haline gelmektedir. Savaşın ilk yıllarında bu yazışmaların sağlıkla yürütülmesi için Hilali Ahmer Cemiyeti görevlendirilmiştir. Fakat mektupların transkripsiyonunda da görüldüğü üzere zaman zaman bu meseleler ile Hariciye Nezareti de ilgilenmiştir. Birçok çalışma yapılmasına rağmen esir kamplarında yaşayan kişilerin yaşadıkları sorunlarla ilgili bilgiler oldukça kısıtlıdır. Fakat bu çalışma kapsamında gün yüzüne çıkarılan mektuplar sayesinde bu alanda daha fazla bilgi sahibi olunacaktır. Mektuplardan da anlaşılacağı üzere esirler çoğunlukla iklimden, ailelerinden mesaj alamamaktan veya parasızlıktan şikâyet etmişlerdir. Bu konuda Kızılay esirlere savaş boyunca önemli hizmetlerde bulunmuştur. Dernek esirlere haberleşme ve maddi olarak yaptığı yardımlar tarihi kaynaklık eden belgelerde açık şekilde tespit edilmiştir. 89 KAYNAKÇA Akçakaya, U. (2023). Esaret Yıllarını Hatırlamak: I. Dünya Harbi’nde Osmanlı Askerinin Esaret Deneyimi. CTAD, 19 (37), 453-490. Akkor, M. (2006). I. Dünya Savaşında Çeşitli Ülkelerdeki Türk Esir Kampları (Master's Thesis, Sakarya Üniversitesi). Akkor, M. (2013). I. Dünya Savaşı’nda Anadolu’daki İngiliz Esirleri Ve Esir Kampları. (Doktora Tezi, Sakarya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü). Altundağ, Ş. (1988)” Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanı ve Mısır Meselesi 1831– 1841”, TTK Yayınları, Ankara. Alsan, Z. M. (1950). 1949 Cenevre Sözleşmeleri. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 7(3). Altundağ, Ş. (1997).“Mehmet Ali Paşa” MEB Yayınları, C. VII, Eskişehir. Armaoğlu, F. (2018). Siyasi Tarih, 1914-1995, c. I-II, İstanbul. Aydemir, S. S. (1970). Makedonya'dan Orta Asya'ya Enver Pasa. Remzi Kitabevi. Aydın, N., & Öztürk, K. İttihat Ve Terakki’nin Birinci Dünya Savaşı Yıllarında Kafkasya Politikası. Tarih ve Günce, 2(5), 469-504. Aslan, M. Y. (2008). Savaş hukukunun temel prensipleri. TBB Dergisi, 79, 235-274. Bektaş, S. (2017). “Birinci Dünya Harbi’nde Suriye-Filistin Cephesi , Karabük Üniversitesi , Tarih Anabilim Dalı , Yüksek Lisan Tezi. Belen, F. (1973). XX. yüzyılda Osmanlı devleti. Remzi Kitabevi. Biçici, M. (2014). Hatıratlarla Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşına Girişi Memories of the Ottoman Empires Entry into the Frist World War. Gaziantep University Journal of Social Sciences (http://jss. gantep. edu. tr), 13(3), 693-722. Birsel, M. C., & Talip, Ş. (1933). Lozan. Journal of Istanbul University Law Faculty, 1(2), 247-280. Bozkurt, İ. (2018). Tanin Gazetesi’ne Göre I. Dünya Savaşı’nın Başlama ve Osmanlı Devleti’nin Savaşa Giriş Süreci. Sosyal Bilimler Dergisi, (22). 90 Cemal Paşa (2012). Hatıralar 1959, Yayınları Haz. Behçet Cemal, İstanbul. Cemal Paşa, (2010) Anılarım, 1913-1922” Yayınları Haz., Fahri Parin, Paraf Yayınları, 2010. Çalık, N. (2013). Amerika Birleşik Devletleri'nin 11 Eylül sonrası Asya Pasifik politikası (Master's thesis, Adnan Menderes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü). Çöl, E. (2009). Çanakkale-Sina Savaşları: Bir Erin Anıları (Vol. 1). Nöbetç̧i Yayınevi. Dağlar Macar, O. (2009). Galiçya Cephesi’nde Osmanlı Birlikleri ve Sağlık Hizmetleri (1916-1917). Osmanlı Bilimi Araştırmaları, X(2), 35-58. Dağlar Macar, O. (2017). Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin Kurumsal Tarihinde Önemli Bir Deneyim: Trablusgarp Savaşı (1911-1912). BELLETEN, 81(292), 947-986. Dallot, L. (1966). Siyasi Tarih, (çev. Oktay Akbal). Kitapçılık Limited Ortak Yayınları, İstanbul. Demir, M. (2014). Makbûl İbrahim Paşa’nın Veziriazamlığı ve Mısır’daki Faaliyetleri. Mediterranean Journal of Humanities, 97-114. Develioğlu, F. (1999). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat: Yayına Hazırlayan: Aydın Sami GÜNEYÇAL, Yeniden Düzenlenmiş ve Genişletilmiş 11. Ankara, XXVIII, 1195. Doğanışık, M. (2020). Savaş Hukuku Ve Angajman Kuralları(Master's Thesis, İstanbul Medipol Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü). Earle, E. M., & Yargıcı, K. (1972). Bağdat Demiryolu Savaşı. Milliyet Yayınları. Geçer, G.O. (2020) “Esarette Edebiyat ve Burma Thayetmyo Esir Kampında Türkçe Bir Gazete: İravadi.” Türkbilig 39, 121-145. Gençoğlu, M. (1997). “İngiliz Hâkimiyetinde Mısır” (1882–1914), Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi Ankara. Genelkurmay ATASE Arşivi, İHK., 82/1. 91 Gözcü, A. (2016). I. Dünya Savaşı Ve Osmanlı Devleti’nin Gündelik Hayatından Kesitler. Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, 16(32), 133- 167. Gürol, B. (2005). Birinci Dünya Savaşı'na Varan Gelişmeler İçerisinde Çanakkale Savaşları'nın Uluslararası Teoriler Açısından Değerlendirilmes. Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 3(3), 1-23. Grotius , H. (1967). “Savaş ve Barış Hukuku” Ankara Üniversitesi Basımevi, 1967, s.17. İftar, C. (2016). Napoleon Bonaparteın Osmanlı Devleti ile ilgili politikası ve Akka kuşatması (Master's thesis, Sosyal Bilimler Enstitüsü). Jonathan, S. (2015). Bismarck İş Bankası Kültür Yayınları. Jorga, N. (2005).“ Osmanlı İmparatorluğu Tarihi” , C. II, Yeditepe Yayınları, İstanbul. Karabekir, K. (1938). Cihan Harbi’ne Neden Girdik, Nasıl Girdik, Nasıl İdare Ettik, c. I. Kaya, Y. (2018). Birinci Dünya Savaşı’nda Galiçya Cephesi’nin Açılması ve 15. Osmanlı Kolordusunun Cepheye Gönderilmesi Meselesi. İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, 7 (4), 474-2489. Karal Akgün, S. M. U., & Uluğtekin, M. (2000). Hilal-i Ahmer’den Kızılay’a. Kızılay Yayınları, Ankara. Kızıltoprak, S. (2010). Mısır'da İngiliz İşgali: Osmanlı'nın Diplomasi Savaşı (1882- 1887). Tarih Vakfı Yurt Yayınları. Kuruloğlu, F. (2016). Birinci Dünya Savaşı’nda Türk Savaş Esirlerinin Yayın Faaliyetlerine Bir Örnek: Türk Varlığı (1919-1920)” Türk Basın Tarihi Uluslararası Sempozyumu 19-21 Ekim 2016 / Elazığ II Cilt. Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları. Kürekli, R. (2015). Mısır İskenderiyesi’nin Sosyo-Ekonomik Yapısı (1882-1914). Mufassal Osmanlı Tarihi, c. VI, İstanbul 1963, s. 3523. 92 Mufassal Osmanlı Tarihi, İstanbul 1963, c. VI, s. 3517. Namal, Y., & Kesbiç, K. (2019). Hilâl-İ Ahmer Cemiyeti Kadıköy Şubesinin Kuruluşu Ve Faaliyetleri (1912-1922). Journal of International Social Research, 12 (66). Narçın, A. (2013). “A’dan Z’ye Mısır” Ozan Yayıncılık Ltd, İstanbul 2013. Nizamoğlu, Y. (2013). 1917 Yılında Hicaz Cephesi: Arap İsyanının Yayılması ve Medine’nin Tahliyesi Programı.” Bilig, Yaz 66, 123-148. Nykıel, P. (2016). “16 ile 1919 Yılları Arasında Krakov Müstahkem Mevkii Hastanelerinde Osmanlı Askerleri (Polonya Kaynakları Işığında). Belleten, 1(287), 261-278. Oral, S. (1989). Siyasi Tarih, İlkçağlardan 1918’e. İmge Kitabevi Yayınları, 1. Ortayli, I. (1983). Osmanli Imparatorlugunda Alman Nufuzu. Istanbul: Kaynak Yayınları Özkaya, Y. (2002). “1914-1918 Yılları Arasında Birinci Dünya Savaşı”, Milli Mücadele Tarihi, Makaleler. AMM Yayınları, Ankara. Öztürk, İ. (2018). Niğde Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin Kuruluşu Ve Faaliyetleri (1912- 1929). Electronic Turkish Studies, 13(16). Polat, Ü. (2011). “Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin Mısır’a Yönelik Strateji ve Faaliyetleri”, Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Ankara. Renouvın, P. (1982). Birinci Dünya Savaşı 1914-1918 (çev. Adnan Cemgil). Sabis, A. İ. (1990). Harp Hatıralarım: Birinci Cihan Harbi, Cilt II. İstanbul: Nehir Yayınları. Sarıoğlu, M. (2019). “Birinci Dünya Savaşı Sırasında İkdam Gazetesine Göre Mısır Meselesi”, Çankırı Karatekin Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü. 93 Sezer, C. (2019). Birinci Dünya Savaşı’nda Hilâl-İ Ahmer Cemiyeti’nin Esir Osmanlı Askerlerine Yaptığı Yardımlar: Bolu Örneği. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 19(1), 253-269. Tağmat, Ç. (2018). TRABLUSGARP SAVAŞI’NDAN LOZAN ANTLAŞMASI’NA ON İKİ ADA KONUSUNDA (GİZLİ) GÖRÜŞMELER. Journal of Turkology, 28(1), 139-161. Talas, C. (1964). “Kızılay Düşüncesi ve Sosyal Politika”, Kızılay Dergisi. Taştekin, A. (2018). Mısır’da Bir Esir Kampında Çıkarılan Işık Gazetesi’ndeki Şiirler.” Kesit Akademi Dergisi ,4(1), 99-116. TDV, İ.A, c.22, s.576-580 Torun, S. F. (2017). Son Dönemde Osmanlı İmparatorluğunun İdari Taksimatı. Türk İslam Dünyası Sosyal Araştırmalar Dergisi. 4(14), 85-110. Tüfekçi, V. (2019). “Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlere Esir Düşen Türk Askerleri” İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkiyat Araştırmaları Anabilim Dalı, Doktora Tezi. Türk, M. (2018). “Enver Paşa’nın Osmanlı Dış Politikasına Etkisi “, Bahçeşehir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Programı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul. Türkiye Kızılay Derneği Arşiv Belgesi 1, 2023 Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2000, c. I, s. 72. Uçarol, R. (1987). Siyasi tarih. Harp Akademileri Yayınları. Ural, S. (2006). “Mütareke Döneminde İngilizlerin Elindeki Türk Esirlerinin İadesi Ve Ortaya Çıkan Sorun lar”. Atatürk Yolu Dergisi .10 (37), 187-210. Url-1 (Türkçe Çevirisi: 1914-1917 savaşı vesilesiyle yayınlanan belgeler. 13. 94 seri, MM Raporları. Dr F. Blanchod, F.Thormeyer ve Em. Schoch'un Fransa, Korsika ve Mısır'daki Türk esir kamplarında yaptıkları teftiş üzerine, Aralık 1916 ve Ocak 1917 / Uluslararası Kızıl Haç Komitesi) Blanchod, Frédéric (1883-1963). Metnin yazarı. Erişim Tarihi: 29.03.2021 Url-2 (Türkçe Çevirisi: 1914-1917 savaşı vesilesiyle yayınlanan belgeler. 13. seri, MM Raporları. Dr F. Blanchod, F.Thormeyer ve Em. Schoch'un Fransa, Korsika ve Mısır'daki Türk esir kamplarında yaptıkları teftiş üzerine, Aralık 1916 ve Ocak 1917 / Uluslararası Kızıl Haç Komitesi) Blanchod, Frédéric (1883-1963). Metnin yazarı. Erişim Tarihi: 29.03.2021 Url-3 (Türkçe Çevirisi: 1914-1917 savaşı vesilesiyle yayınlanan belgeler. 13. seri, MM Raporları. Dr F. Blanchod, F.Thormeyer ve Em. Schoch'un Fransa, Korsika ve Mısır'daki Türk esir kamplarında yaptıkları teftiş üzerine, Aralık 1916 ve Ocak 1917 / Uluslararası Kızıl Haç Komitesi) Blanchod, Frédéric (1883-1963). Metnin yazarı. Erişim Tarihi: 29.03.2021 Url-4 (Türkçe Çevirisi: 1914-1917 savaşı vesilesiyle yayınlanan belgeler. 13. seri, MM Raporları. Dr F. Blanchod, F.Thormeyer ve Em. Schoch'un Fransa, Korsika ve Mısır'daki Türk esir kamplarında yaptıkları teftiş üzerine, Aralık 1916 ve Ocak 1917 / Uluslararası Kızıl Haç Komitesi) Blanchod, Frédéric (1883-1963). S.80 Metnin yazarı. Erişim Tarihi: 30.03.2021 Url-4 95 Ünal, L. (2021) “Birinci Dünya Harbi’nde Hicaz Cephesi ve Medine Müdafaası.” Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergi 49, s.126 Yıldırım, C. (2013). Hilal-i Ahmer (Kızılay) Cemiyeti İzmir Merkezi’nin Kuruluş ve Faaliyetleri (1911-1945). Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi. 96 EKLER EK-1. Kızılay Arşivi, Kutu 1015 Belge 352.1 Numaralı Mektup 97 EK-2. Kızılay Arşivi, Kutu No 1015, Belge No 369 Numaralı Mektup 98 EK-3. Kızılay Arşivi, Kutu No 936, Belge 288 Numaralı Mektup 99 EK-4. Kızılay Arşivi, Kutu No 1016, Belge 155 Numaralı Mektup 100 EK-5. Kızılay Arşivi, Kutu No 1016, Belge 368.1 Numaralı Mektup 101 EK-6. Kızılay Arşivi, Kutu No 1016, Belge No 488.1 Numaralı Mektup 102 EK-7. Kızılay Arşivi, Kutu No 1018, Belge No 17.1 Numaralı Mektup 103 EK- 8. Kızılay Arşivi, Kutu No 1020, Belge No 340 Numaralı Mektup 104 EK-9. Kızılay Arşivi, Kutu No 903, Belge No 68 Numaralı Mektup 105 EK-10. Kızılay Arşivi, Kutu No 907, Belge No 360.1 Numaralı Mektup 106 EK-11. Kızılay Arşivi, Kutu No 898, Belge No 287.1 Numaralı Mektup 107 EK-12. Kızılay Arşivi, Kutu No 982, Belge No 117 Numaralı Mektup 108 EK-13. Kızılay Arşivi, Kutu No 1820, Belge No 144 Numaralı Mektup 109 EK-14. Kızılay Arşivi, Kutu No 928, Belge No 50 Numaralı Mektup 110 EK- 15. Kızılay Arşivi, Kutu No 1038, Belge No 258. Numaralı Mektup EK- 16. Kızılay Arşivi, Kutu No 1027, Belge No140. Numaralı Mektup 111 EK- 17. Kızılay Arşivi, Kutu No 684, Belge No 246.3. Numaralı Mektup EK- 18. Kızılay Arşivi, Kutu No 688, Belge No 101 Numaralı Mektup 112 EK- 19. Kızılay Arşivi, Kutu No 907, Belge No 301 Numaralı Mektup 113 EK- 20. Kızılay Arşivi, Kutu No 775, Belge No 211 Numaralı Mektup 114 EK- 21. Kızılay Arşivi, Kutu No 779, Belge No 52 Numaralı Mektup 115 EK- 22. Kızılay Arşivi, Kutu No 780, Belge No 24 Numaralı Mektup 116 EK- 23. Kızılay Arşivi, Kutu No 822 Belge No 289 Numaralı Mektup 117 EK- 24. Kızılay Arşivi, Kutu No 782, Belge No 234 Numaralı Mektup 118 EK- 25. Kızılay Arşivi, Kutu No 907, Belge No 306 Numaralı Mektup 119 EK- 26. Kızılay Arşivi, Kutu No 907, Belge No 369 Numaralı Mektup 120 EK- 27. Kızılay Arşivi, Kutu No 1087, Belge No 406 Numaralı Mektup 121 EK- 28. Kızılay Arşivi, Kutu No 1089, Belge No 321 Numaralı Mektup 122 EK- 29. Kızılay Arşivi, Kutu No 1359 Belge No 292 Numaralı Mektup 123 EK-30. Kızılay Arşivi, Kutu No 923, Belge No 47.2 Numaralı Mektup 124 EK- 31. Kızılay Arşivi, Kutu No 928, Belge No 51 Numaralı Mektup 125 126