iLMi ARAŞTIRMALAR, Sayı 22, 2006, 51-64 Türk Şiirinde Folklora Dönüşte Meyve': Cahit Külebi ve Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun Şiirlerinde Meyve imgesinin Kullamlması Salim Çonoğlu * Türk Şiirinde Folklora Dönüşte Meyve: Cahit Külebi ve Bedri Rahmi Eyü­ boğlu'nun Şiirlerinde Meyve imgesinin Kullanılması Türkçe, özellikle Milli Edebiyat sanatçılarının başlattıkları Yeni Lisan hareketi ile kendi kimliğine doğru olan yolculuğuna bilinçli bir yön verir. Bir anlamda büyük bir değişimi ifade eden bu hareketin bir başka yönü de, mill'l değerlere yeniden dönüşü ve bununla birlikte uzun müddettir unutulmuş olan Anadolu coğrafyasının yeniden keşfedilişine zemin hazırlamış olmasıdır. Özellikle Cumhuriyetten sonra Anadolu, şiire, romana, tiyatroya konu olmaya başlar. Bu makalede de Cumhuri­ yet dönemi Türk şiirinde folklora dönüşte meyve imgesi, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Cahit Külebi'nin şiirlerinden yola çıkılarak ortaya konulmaktadır. Anahtar Kelime/er: Cahit Külebi, Bedri Rahmi Eyüboğlu, meyve, folklor, Anadolu Fruit in Return to the Folklore in Turkish Poems Turkish started to gain its own identity by new language movement started by the national literature poets. In some ways, this movement expressed a change and transformatian of the language; at the same time it paved the road to revive the national values and reinvent the Anatolian culture that had been forgotten for a long time. Especially, Anatolia has become the subject matter of poems, novels and theatrical performances after the Republican Revolution. In this paper, fruit image in the Turkish folkloric is studied in the poems of Bedri Rahmi Eyüboğlu and Cahit Külebi during the Republic era Key W ards: Cahit Külebi, Bedri Rahmi Eyüboğlu, fruit, folklore, Anatolia Yard. Doç. Dr., Balıkesir Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi. conoglu2000@yahoo.com © GÖKKUBBE, istanbul 2006 52 iLMi ARAŞTIRMALAR Uzun bir dönem, doğu ve batı dillerinin yoğun etkisine maruz kalarak kim­ liğinden uzaklaşan Türkçe, Milli Edebiyat dönemi sanatçılarının başlattıkları Yeni Li san hareketi ile kendi kimliğine yeniden kavuşmaya başlar. Bir anlamda bir değişimi ve dönüşümü ifade eden bu hareketin bir başka yönü de, milli de­ ğerlere yeniden dönüşü ve bununla birlikte uzun müddettir unutulmuş olan Anadolu coğrafyasının yeniden keşfedilişine zemin hazırlamış olmasıdır. Özel­ likle, Cumhuriyetten sonra Anadolu ve geleneksel Türk kültürü öğeleri şiire, romana, tiyatroya konu olmaya başlar. Bu makalede de, geleneksel Türk kültürü öğelerinin Cumhuriyet dönemi Türk şiirine girişi ve şiirde folklora dönüşteki meyve imgesinin rolü, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Cahit Külebi'nin şiirlerinden yola çıkılarak ortaya konulmaya çalışılacaktır. İnsanların toplum halinde yaşamaya başlamasından itibaren falklor ürünleri var olmuştur. Genç bir bilim olan folklorun konularını halka ait olan her şey ve halkın kültürü oluşturmaktadır. Bu, bir anlamda bize köklerimizi verir, yaşamı­ mızı anlamlı kılar, bizleri birbirimize bağlar. Bu bağlamda, Anadolu, zengin tarihi mirasının yanı sıra falklor ürünleri bakımından da çok renkli ve çok zen­ gindir. Anadolu gerçeklerini, halk yaşamının özgün yanlarını, geleneksel değer­ lerimizi, özellikle kırsal alanda etkinliğini sürdüren gelenek ve görenekieri konu edinen romanlar, şiirler, öyküler, bu zengin folklorik ürünlerden yararlanmıştır. Bütün uygarlıklarda sözlü edebiyat ve folklor, yazılı edebiyata kaynaklık eder ya da yazılı edebiyatı etkiler. Yazılı edebiyat temsilcilerinin önemli bir kısmı, kendisini sözlü edebiyat geleneğiyle falklor ürünlerinden yararlanmak durumunda hisseder. Bu nedenle bir toplumun edebiyat ve sanat eserlerinde o toplumu meydana getiren halkın kültüründen aktarılan kimi öğelerin bulunması kaçınılmazdır. Çünkü edebiyat ve sanat eserlerini meydana getirenler, içinde yaşadıkları, temsilcisi olduklan toplumun kültürüyle şekillenmişlerdir. Milli değerlere yeniden dönüş ve bununla birlikte uzun müddettir unutulmuş olan Anadolu coğrafyasının yeniden keşfedilişine zemin hazırlanması II. Meşruti­ yet'ten sonra artarak devam eden milliyetçilik hareketleriyle başlar. Temeli Osman­ lı milliyetçiliği esasına dayanmakla birlikte, dönemin şartlarına bağlı olarak zaman­ la bir Türk milliyetçiliği anlayışına dönen bu akım, Türkler'in kendi benliklerine dönme arzusunu ifade etmesi bakımından önemlidir. Bir var oluş mücadelesinin zaferi olan Türkçülük hareketi, aynı zamanda bir milletin uyanış devrinin başlangı­ cını da ifade etmektedir. Bu uyanış, Tanzimat'la başlayan kültür çözülmesinin tek bir noktada odaklanması anlamına da gelir. Yeni hayat görüşü, beraberinde yeni bir dilin doğuşu demektir. Bu bağlamda, 1911 'de, YeniLisan hareketi ile dilin içinde yeni bir dünyaya kapı aralanır. Bu ise halka doğru yönelişi, edebiyat alanında milli TÜRK ŞiiRiNDE FOLKLORA DÖNÜŞTE MEYVE 53 kaynaklara dönme düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Söz konusu durum, I. Dünya Savaşı sonlarına doğru ortaya çıkan bir başka fikir hareketiyle de desteklenir. Bu, Meşrutiyet döneminin yaygın ideolojilerine bir anlamda tepki olarak doğan Mem­ leketçilik cereyanıdır. Bu fikri yaymak için çıkarılan Anadolu Mecmuası'nda "Anadolu'yu Türk kültürünün bir kaynağı" olarak gören bir anlayış benimsenmiştir. İlk olarak felsefeciler tarafından ortaya konulan Memleketçilik cereyanı, kısa süre­ de edebiyata da yansımış ve Cumhuriyet döneminin en yaygın edebi hareketlerin­ den biri olmuştur. Cumhuriyet sonrasında ise özellikle bir aydınlanma hareketi olarak da algılanan halkçılık prensiplerine uygun olarak yurt gerçeklerinin dillendi­ rilmesi, Anadolu insanının, Anadolu coğrafyasının edebi eseriere konu edilmesi veya bir başka deyişle, Anadolu gerçeğinin edebiyatın ana malzemesi haline gelme­ si, olanca hızıyla devam etmiştir. Kemal Karpat, halkçılık kavramının kültürel an­ lamda: "Folklordan yararlanıp çoğunluğun konuştuğu arı dili esin kaynağı diye benimseyerek Türk edebiyatını hayata ve doğaya yaklaştzrmak" (Oktay 1993: 121). anlamına geldiğini vurgulamaktadır. Anadolu gerçeğinin bu şekilde dillendirilmesi, bir anlamda: "Türkler 'in mektepten memlekete gelmeleri ve memleketi Tıirk edebi­ yatının çerçevesi haline getirmeleri" (Beyatlz 1984:143). düşüncesini de öngörmek­ tedir. Mehmet Kaplan'a göre ise, barış devrinden sonra dikkatierin ve çalışmaların asırlar boyunca ihmal edilen Anadolu'ya çevrilmesi, edebiyatta da derin akisler bırakmıştır: "Savaş kazam/dıktan ve yeni bir devlet kurulduktan sonra Anadolu ya giden aydınlar, orada şimdiye kadar unuttuklarz ve müphem olarak farkına vardık­ ları acı gerçeklerle karşılaşırlar. Bu karşılaşma onlarda bir şok tesiri uyandırzr. Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatı bu şokun akisleriyle doludur. "(Kaplan 1990:1 0). Diğer yandan İsmail Hakkı Baltacıoğlu da özellikle halkçılık ilkesinin eğitici yanıy­ la ilgili şunları söylemektedir: "Edebiyatın halka hizmet etmekten başka bir ödevi olacağını dWjünemiyorum. Halka hizmet etmeyen bir edebiyat mutlaka soysuz/aş­ maya başlar." (Oktay 1993:65). Böylece, şiirlerde, romanlarda, piyeslerde Anadolu tasvir edilmeye başlanır ve Faruk Nafız, Alırnet Kutsi Tecer, Ömer Bedrettin gibi şairler, kendilerinden sonra da devam edecek bir memleketçi şiir akımı meydana getirirler. Bu durum Tek Parti döneminden 1970'1i yıllara kadar edebiyat ve düşünce alanına egemen olmuştur. Özellikle Tek Parti döneminde aydın ve halk arasın­ daki mesafeyi kapatmayı ve toplumsal sorunları ele almayı düşünen iktidar, ressamların, "milll sanat ruhunun daha realist olarak inkişafını mümkün kılmak maksadıyla Anadolu'ya gitmelerini kararlaştırmıştır. Bu, Anadolu gerçeğinin resim sanatına da girmesini sağlamıştır. (Oktay 1993 :67). Diğer taraftan Tanzi­ mat'la beraber yüzünü batıya dönen Türk edebiyatı da bu anlamda yeni bir kay- 54 iLMi ARAŞTIRMALAR nağa ihtiyaç duyuyorrlu ve bu kaynak hemen yanı başımızdaki Anadolu'ydu. Bu konuda Tanpınar, şu tespitleri yapmaktadır: "Anadolu 'nun her şehrinde, her kazasında ruhun nejha nefha estiği yerler var. Daha hiç kimse onlardan bahsetmedi. Halbuki Türk peyzajı, unsurlarının sadeli­ ği ve telkin ettiği his/erin kesafeti itibariyle bahse değen bir şeydir. Bizi Avrupa­ lıların kendilerinden aldığımız şeyler için beğenmesi ve bize hayran kalması mümkün değildir. Olsa olsa aferin der geçerler, bizde asıl bizim olan şeyleri ta­ nıttığımız zamandır ki, bizi beğenip seveceklerdir; çünkil o zaman güzelliğin, kendi kendini tahakkuk ettirmenin yolunda kendileriyle milsavi göreceklerdir. Aynı şey şiirimiz için söylenebilir." (Tanpınar 1992:91). Bu Çaba, aynı zamanda milli romantik bir açılımı da ifade etmektedir: "Şiir­ lerini Anadolu ve halk hayatı üzerine kuran, fakat, dünya görüşleri de birbirin­ den farklı olan sanatçılar, sanatiarına çıkış yolu olarak halkın duyuş ve yaşayış tarzını seçmişlerdir. Bu durum konuşma dilini, folkloru şiire merkez edinen tasvirci bir tavrı da beraberinde getirmiştir. "(Kaplan 2004:236-237). Böylece, Anadolu, önlerinde söylenınemiş bir masal gibi dururken başka sanat bilmeyen bu sanatçılar, bakış açıları farklı olmasına rağmen, şiirlerinde Anadolu insanının hayatını farklı yönleriyle ele almışlardır. Bu anlamda, Anadolu'nun doğal ve toplumsal coğrafyasının tekdüze ve ro­ mantik algılanışını bir yana bırakan ve daha gerçekçi bir memleket şiirine yöne­ len şairlerden birisi de Cahit Külebi'dir. Halkçılık ideolojisinden hareketle Ata­ türk'ün ilke inkılaplarını kültürel arka planda desteklemeye çalışan Külebi, "Şiir Her Zaman" adlı kitabında şairlik misyonunu şu cümlelerle ifade eder: "Her toplumun kendine özgü temsilciler çıkarması mümkündür. Biz, Kurtuluş Savaşı sonrası Türk toplumunun potansiyelini temsil ediyoruz. "(Külebi, 1993: 174) Toplumsal gerçeklerin içinde yer alan Anadolu ve Anadolu insanına yönelik şiirlerinde Külebi, okumuş zümre ile halk zevkini ustaca birleştirmiştir. Şiirle­ rinde yer alan her kelimede hem kendi dünyasını hem de Anadolu insanının dünyasını bulmak mümkündür. Bu bağlamda, Külebi "doğal bir şair" olarak karşımıza çıkar: "Külebi'nin şiiri doğal bir şiirdir. Ne demek bu? Külebi'nin şiiri, sürekli doğaya gdnderme yapan bir şiirdir, demek. İnsana ve onun yapıp etmelerine ilişkin her şey, doğa bağiarnı içinde, doğal-olan'a gdnderme yapıldığında anlam kazanır Kıllebi'de. Neden ve kimden sdz ederse etsin doğaya gdnderme yapar Kitlebi. Kadınlardan mı sdz edecektir. Kadınlar sanki söğüt ağaçları, mavi dereler ya da TÜRK ŞiiRiNDE FOLKLORA DÖNÜŞTE MEYVE 55 yeşeren otlar olmadan anlaşılamazlarmış gibi kurar şiirini. Sevgilisinin gözleri 'yeşil yaylalar'dır; elleri 'beyaz guller' gibidir; yanakları 'güz elması'na benzer. Kırda evler bile, Külebi için 'topraktan yeşermiş gibi'dir. Şöyle de soylenebilir: Kulebi şiirinin genelinde doğa 1 Kültür sorunsalı ortadan kalkar; kültürel-olan'a ilişkin her şey doğal-olan'a donüştürulerek anlatılır. "(Yavuz 1997) Külebi'nin büyük kent karşısındaki konumu da olumlu değildir. Doğaya, do­ ğal olana karşıttır büyük kent; bu yüzden de şairi ürkütür, doğal olanı özletir. Büyük kentle ve büyük kent yaşamı ile bir iletişim kuramamasın nedeni, kentin doğal olmayan işaretler taşımasıdır. Köyden kalkıp büyük kente yerleşmenin yarattığı yabancılaşma, kaybolma ve yalnızlık duygularını Külebi'nin kendisi de yaşamıştır. Üstelik, iç göç olgusu henüz Türkiye'de bir akın haline gelmemişken, 1930'larda yaşamıştır. "Şiir Yöntemim" adlı şiirinde, şiirini şekillendiren iki önemli ustadan bahseder. İlk ustası, "belleğinde akıp giden ırmak" olarak tanım­ ladığı halktır. İkinci ustası ise, şiirlerinin alın teri olan doğa ve doğaya ait unsur­ lardır. Taşları düzleyen rüzgar gibi, dizeleri de doğayla yontulmuştur. Bu bağ­ lamda, "İstanbul" adlı şiirinde, şehre kavun taşıyan kamyonlar, ona, Niksar'daki evinde bir serçe kuşu gibi hür olduğu çocukluk zamanlarını hatırlatacaktır: Kamyonlar kavun taşır ve ben/Boyuna onu düşünıirdıim/Kamyonlar kavun taşır ve ben/Boyuna onu duşünürdıim/Niksar 'da evimizdeyken!Küçük bir serçe kadar hürdüm (Külebi 2003: 12). Burada, 'kamyon' ya da 'taşıt' istiaresinin doğaya, doğal olana karşıt olana gön­ derme yapmada, sık sık tekrar edilen bir istiare olduğunu söylemek gerekir. Yine bir başka şiirinde, zerdali çıkar karşımıza. Kışı tamamlayan 45 günlük bir devre daha vardır ki, bu da 21 Mart'ta başlayıp, 6 Mayıs'a kadar geçen süredir. Anado­ lu'da bu süreye "dokuzun dokuzu", "april beşi", "leylek kışı", "oğlak kışı" gibi isimler verilir. Hayvan ve bitkileri sert soğuklardan korumak için "sayılı"yı bilmek zorunludur. "Sayılı"yı şaşırıp da olabilecek yalancı balıara aldanmamak gerekir. Cahit Külebi de "Zerdali Ağacı"nı bunun için uyarıyor: Havalar güzel gidiyor/Sen de çiçek açtın erkenden/Kıiçük zerdali ağacım/Aklın ermeden /Bak kurt gibi kalın yapılı/Gormüş geçirmiş ağaçlara!Küçuk zerdali ağacım/Pişman olursun sonra./Zemheride bahar mı olur/Sakin erkenden çıçek açma/ Küçıik zerdali ağacım (Külebi 2003: 91). Onun şiiri, Ahmet Oktay'ın ifadesiyle, bir boyun eğmenin veya ayaklanma­ nın şiiri değildir. Diş gıcırtısı çok sonra işitilecek bir derin kederin sesidir. "Do­ ğu" adlı şiirinde gözlerini bu bölgeye çeviren şair, geneli tasvir etmektedir: 56 iLMi ARAŞTIRMALAR Kara kan akar gecelerdenlO/üm akar, çaresizlik akar/Yafazlanan ışık, köpek ses­ leri/Horoz ses/eridir, toz gibi kalkar/İşte doğu bu. Kalmış/ık, suskunluk ve acı/Gül dediğin orada kır çiçeğidir/Işkındır, çaşırdır yemiş dediğin/Ecel şerheti­ dir yarin elindeniiçtiğin içeceğin (Külebi 2003: 226). Külebi, kendisini Anadolu'nun sözcüsü kılmıştır şiirlerinde. Bu yüzden yeni geldiği şehrin anlık sevinçlerine hemen teslim olmaz. Zihnindeki kır görüntüle­ ri, izlenimleri olanca acılığıyla yaşamaktadır henüz. "Hikaye" adlı şiirinin şu dize leri, bu acıyı ve kötümserliği ortaya koyar: Benim doğduğum koylerde/Ceviz ağaçları yoktu,/Ben bu yüzden serinliğine has­ retim/Okşa biraz (Ku/ebi 2003: I 4). Külebi'nin şiirlerinde tabiat, dolayısıyla tabiatın bir unsuru olarak meyve, metinlerde muhteva unsuru olarak sık sık karşımıza çıkar. Ama bunun yanında, meyvenin insanın anlatımında -"Türküler" şiirinde olduğu gibi- benzetme ola­ rak kullanıldığı da görülmektedir: Insan kalbi, kıyısız deniz, yapraksız ağaç,/Mahzun dünyamızın yıldızları./Her se­ ven alıp gitse ne olur/Bir mendil kiraz gibi kızları(Külebi 2003: 137). Veya yine aynı şiirde: Düşünce. Düşünce. Düşüncelerim/Dalgalar, dalgaların ardında./Ya benim kederim vişne ağacı/Ya senin çiçeklerin. (Külebi 2003: 136). Anadolu coğrafyasının bozkır ve yoksul durumu, Külebi'nin şiirlerinde ha­ kim ınanzara durumundadır. "Yangın" adlı şiirinde nar ağaçlarının kurşuna tutulması, memleket coğrafyasına ve halk kültürüne karşı takındığımız ihmalkar ve şuursuz tavrın sembolik bir ifadesi olarak kullanılmaktadır: Önce gelincikleri yolduk/Nar ağaçlarını tuttuk kurşuna/Ardından andız/arı de­ virdik/Aptallık, bilinçsiz/ik, bir hiç uğruna(Külebi 2003:223). "Günler Bana Bir Hikaye Anlattı"da, şiirin başında çeşitli olumsuz insan manzaralarını ortaya koyan şair, insana duyduğu acıınayı ve onların dünyanın güzellikleri karşısındaki hoyratça tutumu dile getirir: Bizimdir rılzgarı, ağacı, meyvesi/Bizimdir dostluğu, kardeşliği, sevdası/Ama biz insanoğulları/Babadan mirasa konmuşuz/Her gıin bir taşını söker atarız/Hele bir işimizeel versin/Tozu dumana katarız. (Kitlebi 2003:63). Bu hoyratça tutum, "Üst Üste İki Dağ Lalesi" şiirinde de devam eder ve şair yüzyıllar boyunca çekilen tüm acılara rağmen yine de kiraz ağaçlannın yeşermiş olduğundan dem vurur. Bu mısralarda, kiraz ağacının, yaşamanın, varolmanın TÜRK ŞiiRiNDE FOLKLORA DÖNÜŞTE MEYVE 57 bir ifadesi olarak kullanıldığını da söylemek mümkündür. Şair, kiraz ağacına, yeniden doğuş ve dirilişle ilgili sembolik ifadeler yüklemiştir: Halkın tanrıçası olduğundan/Yuzyıllar boyunca çekilen acısın/Yine de zamanla savaşa savaşa/Yeşermiş bir kiraz ağacısın (Külebi 2003:258). "Işık Dönencesi"inin IX. bölümünde tabiata duyduğu özlemi dile getirirken kiraz ağacıyla güzel bir anne imajı çizer. Bu mısralarda doğanın bütünü anne olarak, kiraz ağacı ve diğer unsurlar da onun dili olarak algılanmıştır. Dolayısıy­ la kendisinin dilini de doğanın diliyle bir anlamda özdeşleştirmekte ve bu yüz­ den bütün meyveleri doğanın dili olarak görerek, meyvelerle konuşmaktadır: Doğa anne biliyor musun gözlerin iki dağ goleti/Kiraz ağaçlarından damlıyor ılık sesin (Kitlebi 2003: 263). "Bir Mutsuzluk Türküsü" şiirinde, daha farklı bir üslfıp demesi içinde görü­ lür. Bu şiirinde de meyveleri kullanmıştır. Ancak diğer şiirlerinden daha farklı olarak üslfıp daha kapalı ve semboliktir: Sana ırmaklardan bir ritzgar saç gönderdim/Bir çift göz gbnderdim badem çağ­ Iasından/Bir çift dudak gonderdim, sıcak bir ten/Ayvayla sedef karışmasından (Kıilebi 2003:248). Külebi, kadını tasvir ederken de meyveden yarartanır ancak ona doğrudan bir isim vermek yerine benzetme yoluyla dalaylı bir şekilde isimlendirmeyi tercih eder. (Çetişli 1998: 128) "Elma Yiyen Kadın" şiirinde olduğu gibi: Dudakların elmadan etii/Bocek gibi kara gözlerin Sen mi tatlısın, şaşırdım kaldım/Elma mı tatlı (Kitlebi 2003: 150). Aynı tavır, "Gel Seninle Resim Yapalım" şiirinde de devam eder: Gel seninle resim yapalım/Bir yitz çizelim ince/Küçük nezleli bir burun/Ve gozle zeytin iriliğinde Sonra bir gelincik, ince bir boyun,/Soyulmuş bademden daha ak bir ten,/Oyle bir yıiz ki seher vakti/Mutluluk estirsin guneş doğarken (Kıilebi 2003:255). Bir şair, ölüm üstüne yazar en güzel şiirini. Külebi de, kendi ölümünün üze­ rine yazdığı "Bir Gün Bir Köy Evi Bacasından" isimli şiirinde, unutuluşun yü­ rek parçalayıcı çelişkisi üzerinde durur. Daha önce ifade edildiği gibi, kendisini doğanın bir parçası olarak algıladığı için bu şiirinde de, kendi yok oluşunu do­ ğadan bir eksilme olarak algılamaktadır: 58 iLMi ARAŞTIRMALAR Bir gün bir köy evi hacasından 1 Kara bir duman göklere çıkacak, Külebi ölmüş dediklerinde 1 Umurunda bile olmayacak. Erzurum taşı gazlerinde 1 Herkese ışıklar parlayacak Yine de belki de birkaç kadın 1 Benim için yas tutup boyanmayacak O ince mavi bilekierin 1 Gür çeşmelerden akacak, Yine de belki de birkaç kadının 1 Kirpiklerinde damlalar toplanacak. Sesin, o sıcak kiraz sesin 1 Sevecenlik/e tınlayacak, Yine de belki de birkaç kadın 1 Günlerce Meryemana gibi susacak. (Kül ebi 2003 :266). Asıl ününü resim alanında yapan Bedri Rahmi de, daha ilk gençlik yılların­ dan itibaren resim, edebiyat ve şiiri bir arada götürmüştür. Onun şiiri, 1940- 1950 arası Türk şiirine hakim olan söylemlerin hiç birisine bağlanmaz. Şair, çağdaşı olan şairlerde hakim olan temalardan çok, halk diline, halk kültürüne yönelmeye çalışmıştır. Bu durumu, diğerlerine göre daha hazırlıklı ve arka pla­ nının daha zengin olmasına bağlayabiliriz. Onun halk sanatına, daha uygun bir söyleyişle, folklorik/ulusal malzerneye ilgisi, daha Fransa'da iken başlamıştır. Fransa'dan döndükten sonra da Tek Parti yönetiminin düzenlediği yurt gezileri çerçevesinde dört aya yakın Anadolu'ya gider. Bu durum, doğal olarak, Bedri Rahmi'nin şiir dilini, dünyaya bakışını etkilemiştir. Böylece meyveler, türküler, nakışlar, kilimler onun şiirinin ana temalarından biri olmaya başlar. Bundan sonra bir Anadolu yazması gibi yazıp, kilim gibi dokuyacaktır şiirini. Çok sev­ diği kirazları, narları, dutları işlemeye başlayacaktır kağıtlara. "İnsan Kasidesi" adlı şiiri bu yönelişi açıkça ortaya koymaktadır: Oğul oğul Şair olmasına şairsin Amma vefakin itiraf ey le ki Hep kadınlara ve meyva/ara dairsin Kabahatİn hepsi senin değil Böyle doğmuşsun Paris'ten döndüğü sırada Tan gazetesinde yazdığı "Anadolu Kavağı" adlı yazısı Anadolu'ya dönüş ve şiirlerinde ona ait ürünleri, meyveleri konu etme anlamında bir anahtardır: "Orada kavağa benzer bir şey yok ama Anadoluluğu­ na diyecek yok. Şu evlere bakın mis gibi, bir Amasya e lması gibi Anadolu koku­ yor. "(Eyüboğlu 2002: 143). diyen şairin meyvelere olan ilgisi ilk şiirlerinin top­ landığı Yaradana Mektuplar'da sezilmektedir. "Aslını Ararsan" şiirinde: TÜRK ŞiiRiNDE FOLKLORA DÖNÜŞTE MEYVE Aslını ararsan; Biz bu dünyada her şeyi olmuş bitmiş bulduk. Gökyüzü çoktan çatılmış Toprak yuğrulmuş sıcağı sıcağına Petekler dolmuş ağzına kadar Narlar yarılmış. (Eyuboğlu 2003:45). Ve yine aynı kitabın "Beşinci Mektup" başlıklı şiirinde: Ve gıinlerden bir gun kapının eşiğine, Nar taneleri gibi serpip kanımı Ve kendi elceğizimle bir karanfil gibi koparıp canımı, Pencerenin demirlerine bağ/ardım. (Eyüboğlu 2003:23). 59 derken, evrenin sırlarını, gizemini tek bir nar tanesinden çözmeye çalışmak­ tadır. Özellikle ilk şiirlerinde halk kaynaklarına dönüş konusunda ağabeyi Sa­ bahattin Eyüboğlu'nun Türkiye'nin sanat alanındaki eski varlığının halk sanatı, divan sanatı ve mistik sanat olduğunu vurgulayan "Yeni Türk Sanatkarı Yahut Frenkte Türk' e Dönüş" yazısından Bedri Rahmi'nin kaynak konusunda ağabeyi ile aynı istikamette olduğu anlaşılıyor.( Oktay 1993 :683). Bu bağlamda, onun, meyveleri mistik anlamda da kullandığı görülüyor. "Can Eriği" şiirinde: Bir kelime buldum çın çın bter: Adı candır Bir erik kopardım can dalından; İçi can dolu, Adı can, yaprağı can, lezzeti candır (Eyuboğlu 2003:30). dizelerinde hem bu eğilimin hem de Yunus'un izlerini bulmak mümkündür. Bu izler ve mistik eğilim, "Açıl Toprak Açıl" şiirinde: açıl toprak açıl/yabani incirin daliarına su yürüsünlbize meyvelerini dirhem dirhem sunan/emektar ağaçlarından özünülpiç fidanlardan meyveni esirgeme; "Oğlum Mehmed'e" şiirinde, Dalından ayrılan meyveye kulak veri hala içerisinde toprağın uğuZtu­ su/ve için için akan serin çeşmeler/ısır meyveleri tosunum birer birer/insanoğlu cennetierin en güzelineimeyveleri ıs ırarak girer; "Bahçeler Dolusu" şiirinde de, sükut sükut servi/er dolusulsarhoş sarhoş petekler dolusu ... ve caniçilek gibi ağzımda/her nefes bir erik dalı, şeklinde devam eder. Ama burada da fazla kal­ maz Bedri Rahmi. Kısa sürede tamamen Anadolu'ya, Anadolu'nun güzellikleri­ ne döner. "Eren' e Mektup" şiirinde, sırtımızı döndüğümüz bu güzellikleri, kuş uçmaz kervan geçmez bahçelerde çürüyüp dağılan meyvelere benzetir ve şairin 60 iLMi ARAŞTIRMALAR görevinin kendi elleriyle bu meyveleri devşirip insanlara uzatabiirnek olduğunu söyler. Bedri Rahmi'ye göre doğa, kendi işlevini yerine getirir, bunu insanlığın yararına sunar ve bunun hesabını yapmaz. Bir meyve ağacının altından gelip geçen herkes onun meyvelerinden istifade eder. Dağ başında ise bu meyveler­ den kuşlar ve diğer hayvanlar faydalanır. İnsanoğlu da böyle olmalı, kendiliğin­ den üretıneli, sunmalı ve bunun hesabını yapmaınalıdır : Henüz olmamışken ham buruk yeşil yeşil Meyveleri kopartılmış ağaçlar vardır Bir de kuş uçmaz, kervan geçmez bahçelerde Pet ek pet ek ballamr meyveler beyhude yere Yarılırlar dudak dudak guneşten baldan, Sonra bıikülıir boyunları bir yanları çitrıir Olgun bir meyve dalında ne kadar durur Kuş uçmaz kervan geçmez bahçelerde Dağılıp giderler bir bir Ne gitç bir ağaç misali meyve verebilmek Sonra kendi ellerimizle devşirebilmek kendi meyvemizi Uzatabitmek insanlara; alın taze taze diyebilmek (Eyüboğlu 2003 :86). Şiirinde halk kaynağından yararianmış coşkulu bir sevgi sıcaklığı vardır Bedri Rahmi'nin. Eserlerinde, "kalender bir gönül genişliği, yasalardan kur­ tulmuş bir özgürlük, hoşgörülü insan yakınlığı, sanat eserlerine karşı sonsuz bir hayranlzğı, halk dilinden derlenmiş söz-deyim zenginliği, yaşama mutluluğuyla dünyayı bir bayram güzelliğinde gören iyimserlik. Birdenbire hüzne ve öfkeye dönüşler ... " (Mutluay 1973:379) gibi özellikleri bulmak da mümkündür. "Kiraz Ayı Geliyor" şiirinde olduğu gibi: Kiraz ayı geliyor! Çok uzaklarda bir iğde ağacı Korkunç bir sitkun ile nefes alıyor Kiraz ayı geliyor çocuklari Ilk gıin onar tanelik kıraz demetleri Sonra ağzına kadar dolu kiraz sepetleri Daha sonra pembe bir çift kulağın arkasından bakan Sarı ktrazların bal rengi gazlerı TÜRK ŞiiRiNDE FOLKLORA DÖNÜŞTE MEYVE 61 Gözleri kiraz kokan çocuk Kiraz ayı geliyor (Eyuboğlu 2003:45). "Çil Çil'' şiirinde ise bir kayısı dalında coşkulu bir sevgi sıcaklığı, aşk içinde erimenin güzelliği vardır: Bir kayısı dalı mavilik içinde Çi! li yaprakları ışık içinde Pembe damarları çırılçıplak Hepsi de uç turlü yeşil içinde, Mernuş der ki: İş var işin içinde Ne güzel erirnek aşk içinde Neylersin Zerresi kalmış benim içimde (Eyüboğlu 2003:88). "Ben, her şeyin güzelini bu kütle arasında buldum. En güzel yüzü onlarda seyrettim. En güzel sözü onlarda işittim." (Oktay 1993:684), diyen Bedri Rah­ mi'nin yüreğinde, ciğerine dek işlemiş bir memleket sevgisi vardır. Bunu dile getirirken yine meyvelere yaslanır. "Türküler Dolusu" şiirinde şöyle der: Kirazın derisinin altında kiraz Narın içinde nar Benim yılreğimde boylu boyunca Memleketim var Elma dalından uzağa duşmez Ne yana gitsem nafile Memleketin hali gözümden gitmez Binbir yerimden bağlanmışım Bundan btesine aklın ermez. (Eyüboğlu 2003:101). Bu sevgi yüzünden olsa gerek, Trabzon denilince aklına önce karayemiş ge­ lir. Bahçeler dolusu zindan yeşili, için için kandil kandil ballanan: Trabzon deyince aklıma bir salkım kareymiş gelir Bahçeler dolusu zindan yeşili 62 iLMi ARAŞTIRMALAR İçin için kandil kandil ballamr Kandiller içinde bir kandil yanar (Eyıiboğlu 2003:227). "Şehirdekilere Gazel" şiirinde doğal olmayana karşı bir tepki vardır: "Onla­ ra çiçek götürmeye/im kolanya sürsün/er, taylarımızı sıpalarımızı anlatmak için boşa nefes tüketmeyelim onların tahtadan atları var(Eyüboğlu 2002:24). diyen şairin "7 Tane Erik Ağacı" adlı şiiri de meyve ağaçlarını yok ederek yerine ruh­ suz binalar dikeniere bir başkaldırıdır. Beyoğlu'na çıkan bir yokuşun başındaki bir arsada bulunan yedi erik ağacının hikayesidir bu. Onun dallarının kırık ol­ ması yazın geleceğine dair bir işarettir ama: Kestiler yedi tane er ik ağacının yedisini birden diplerinden Henüz yeşermeye başlamışlardı çıtır çıtır Kdrpe bir salatalık yeşili inceden Islak, nemli, ümit/i Elveda benim her mevsim dalları kırılan Sıska çelimsiz Ama son yaprağına son eriğine kadar cömert erik Ağaç/arım Ne zaman yolum düşse Gözlerimi yumup sizi hatırlayacağım (Eyüboğlu 2003: 122). Ressamlığından gelen renk tutkusu şiirlerine de yansımıştır şairin. Şiirlerinde bazen natürmortlar çizer, Susadım/Üç tane elma soydu/ar üç tane portakall Nqfi­ le/Bir çimdik samunun yerini tutmadı (Eyüboğlu 2002:479), bazen de bir peyzaj: Bir gemi vardı büyük beyaz rahat/Gamsız kasvetsiz kalender/Şarkılar içinde gelir şarkılar içinde giderdi/Bir gemi vardı/Köstence 'den de fişmen seyyahlar/Yafa 'dan portakal taşırdı/Tam bizim evin önünde dururdu (Eyüboğlu 2002:48). Şairim/Şiirin gerçeğini köy türkülerinde buldum, diyen şair, bir köy türküsü duyduğunda içinde kopan fırtınaları yine meyveyle dile getirir: Ah bu türküler köy türküleri/Olgun bir karpuz gibi yarılır içim (Eyüboğlu 2002:1 04:). Kimi zaman da sevgiliyle birlikte anılır meyve; "Ah!Sen ... " şiirinde, Sen yok musun sen/Vişnenin vişneliğini/Kayısının kayısılığını/Üzümün üzümlüğünü bildiği kadar kendini bilsen,(Eyüboğlu 2002:301), diye seslenir. Kimi zaman "Elma Kabuğu'"nda, Amma da çok şey istiyorsun birader/Elmadan sadece ka­ buğunu iste/Verirse ne mutlu/Öp de başına koy./Soyunmuş elma çırılçıplak cas- TÜRK ŞiiRiNDE FOLKLORA DÖNÜŞTE MEYVE 63 cavlak/Tir tir titrer, üşür!Utanır küser./Gül yanaksız elma kaç parider, (Eyü­ boğlu 2002:316). Kimi zaman da "Üzüm Yeşili"'nde olduğu gibi üzüm yeşiliy­ le gezintiye çıkar: Gel benim üzüm yeşilim/Nar ağacına gidelim ..... Gel benim üzüm yeşilim/Haydi maviye gidelim/Biz değmesek mavi küser/Mavi bizsiz ne halleder (Eyüboğlu 2002:324-325). Ve son olarak "Karadut" şiirinden de bah­ setmek gerekir. Sevgilisine karşı olan sevgisini ifade ettiği bu şiir de şairin, Karadutum çalalkararn çingenem/Nar tanem, nur tanem, bir tanem veya Gülen ayvam, ağlayan narımsın/Kadınım, kısrağım, karımsın dizelerinde görüleceği gibi, "Türk masallarından alıp biraz değiştirmek suretiyle kendisine mal ettiği deyimler/e "(Kaplan 1973:98) ve bu deyimleri sevgiliye atfetmesiyle önemlidir. Bunun yanı sıra bu dizelerde benzerierin seçilişi imgesi de göze çarpmaktadır. Halk zihninde bu hep vardır. Şair, bütün insanları bir nar tanesi olarak değerlen­ dirmiştir, aslında hepsi birbirinin aynıdır ancak bunlardan sadece birisinin seçi­ lişi önemlidir. Sonuç Cumhuriyet Devri Türk edebiyatı, hemen hemen bütün edebi türlerde 1940'lı yıllara kadar halk hayatına, milli ve yerli değerlere dönük bir yapı arz eder. Bu yapılanmanın başlangıcı daha önce de ifade edildiği gibi, II. Meşruti­ yet' e kadar gitmektedir. Özellikle Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması ve ardın­ dan Cumhuriyetin ilanının getirdiği coşku ve ivme, şair ve yazarların gözlerini Anadolu'ya çevirmelerini sağlamış ve yıllardır ihmal edilen Anadolu coğraf­ yası, kültür ve değerleri, edebi eserlerde işlenıneye başlanmıştır. Bu anlamda, Cahit Külebi ve Bedri Rahmi, doğdukları coğrafyanın şekillendirdiği şiirlerini, modern şiirin verileriyle harmaniayıp kendine özgü motiflerle besleyerek or­ taya koyan şairlerimizdendir. Bedri Rahmi ve Cahit Külebi özelinde belki de en dikkati çeken şey, bu şairlerde meyve istiarelerinin folklorik bir malzeme, romantik bir duyarlık ve cinsel bir istiare objesi olmaktan öte, kozmotojik bir algıyı yansıtmalarıdır. Türk folkloruna inip, buradan aldıkları unsurları şiirle­ rinde kullanan bu sanatçılar, bu çabalarıyla çağdaş kültür unsurları ile halk kültürü unsurları arasında bir köprü vazifesi görmüşler ve devrin aydınlarının üzerinde milli kültür kaynaklarına yönelme açısından olumlu bir etki uyan­ dırmışlardır. Sanatlarını halka, halk hayatına, halk kaynaklarına açmaları ve buradan aldıkları unsurları şiirlerinde kullanmaları, bu şiirlerin geniş kitlelerce sevitmelerini de sağlamıştır. 64 iLMi ARAŞTIRMALAR Kaynakça Beyatlı, Yahya Kemal (1997), Edebiyafa Dair, İstanbul:İstanbul Fetih Cemiyeti Yayınları Çetişli, İsmail ( 1998), C ah it Külebi ve Şiiri, Ankara:Akçağ Yayınları Eyüboğlu, Bedri Rahmi (2002), Gece Yarısı, (Derleyen: Mehmet Harndi Eyuboğlu) İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları Eyüboğlu, Bedri Rahmi (2003), Dal Karabakır Do!, İstanbul:İş Bankası Kültür Yayınları Eyüboğlu, Bedri Rahmi (2002), Karadut, İstanbul:İş Bankası Kültür Yayınları Kaplan, Mehmet (1990), Cumhuriyet Devri Türk Şiiri, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları Korkmaz, Ramazan (2004), Yeni Türk Edebiyatı El Kitabı(J839-2000), Ankara: Grafı- ker Yayıncılık, Külebi, Cahit (2003), Atımın Yelesi Bulut Renginde, İstanbul:Adam Yayınları Külebi, Cahit (2003), Bütün Şiir/eri, İstanbul:Adam Yayınları, 17. Baskı Külebi, Cahit (1993), Şiir Her Zaman, İstanbul: Başak Yayınları Mutluay, Rauf(l973), 100 Soruda Çağdaş Türk Edebiyatı, İstanbul:Gerçek Yayınları Oktay, Ahmet (1993), Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı 1923-1950, Ankara:Kültür Bakan- lığı Yayınları Tanpınar, Ahmet Harndi (1992), Edebiyat Üzerine Makaleler, İstanbul:Dergah Yayınları Yavuz, Hilmi (01.07.1997), "Cahit Külebi İçin", Zaman Yazıları