FATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI TEMEL İSLAM BİLİMLERİ PROGRAMI OSMANLI DÖNEMİNDE ARNAVUT ASILLI MÜELLİFLERİN KUR’ÂN İLİMLERİ VE TEFSİR ALANINDAKİ ÇALIŞMALARI DOKTORA TEZİ ALFRED PIKU İSTANBUL, 2020 FATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI TEMEL İSLAM BİLİMLERİ PROGRAMI OSMANLI DÖNEMİNDE ARNAVUT ASILLI MÜELLİFLERİN KUR’ÂN İLİMLERİ VE TEFSİR ALANINDAKİ ÇALIŞMALARI DOKTORA TEZİ ALFRED PIKU 131111009 Danışman Prof. Dr. AHMET TURAN ARSLAN İSTANBUL, 2020 BEYAN/ ETİK BİLDİRİM Bu tezin yazılmasında bilimsel ahlak kurallarına uyulduğunu, başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunulduğunu, kullanılan verilerde herhangi bir tahrifat yapılmadığını, tezin herhangi bir kısmının bağlı olduğum üniversite veya bir başka üniversitedeki başka bir çalışma olarak sunulmadığını beyan ederim. ALFRED PİKU İmza TEŞEKKÜR Bu tezin yazılmasında desteklerini hiç bir zaman esirgemeyen muhterem hocalarıma, değerli aileme ve katkıda bulunan herkese çok teşekkür ederim. ALFRED PİKU İmza OSMANLI DÖNEMİNDE ARNAVUT ASILLI MÜELLİFLERİN KUR’ÂN İLİMLERİ VE TEFSİR ALANINDAKİ ÇALIŞMALARI ÖZET Müslümanlar Arnavutluk topraklarına yaklaşık 14’üncü yüzyılda girmişlerdir. Bu tarihlerden sonra Arnavutluk’ta İslam dinini benimseyenlerin sayısı artmış, Osmanlı Devletinin burada idareyi almasından sonra bu topraklardan çok sayıda devlet adamı ve alim yetişmiştir. Ancak Arnavutluk’tan yetişen ilim insanlarının ilim tarihine ne gibi katkılar yaptıkları yeteri kadar işlenmemiştir. Dolayısıyla bu çalışma Osmanlı döneminde yetişen Arnavut kökenli ilim insanlarının ortaya koyduğu tefsir ilmi alanına yaptıkları katkıları ele alır. Çünkü bölgeden yetişen devlet adamlarına dair önemli çalışmalar bulunmasına rağmen İslami ilimler sahasında sunulan eserlerle ilgili çalışmalar son derece azdır. Araştırmamız farklı ülkelerdeki kütüphane ve arşivlerden tespit ettiğimiz tefsir çalışmalarını muhteva, diğer tefsir eserleri ile ilişkileri, yazım dili ve sosyal siyasal yansımaları açısından analiz etmeyi amaçlar. Elde ettiğimiz bulgular müelliflerin eserlerini kaleme alırken ağırlıklı olarak klasik ve modern tefsir yazımı ekollerinden herhangi birini takip ettiğini göstermektedir. Müfessirler arasında devlet kademesinde önemli görevler almış vezirler de bulunmaktadır. Ayrıca tefsirlerin sadece medreselerde değil cami ve tekkelerde de yaygın olarak olarak okunduğu anlaşılmaktadır. Ortaya çıkan bu tablonun Osmanlı dönemi ilmi çalışmaların göz ardı edildiği Arnavut milli tarih yazımındaki hakim bakış açısına da katkı sağlaması beklenmektedir. Anahtar kelimerler: Osmanlı Müfessirleri, Arnavutluk Müfessirleri, Osmanlı Tefsirleri, Arnavutça Tefsirler; Balkanlarda Tefsir İlmi. iv ALBANIAN ORIGIN SCHOLARS AND THEIR WORKS IN THE FIELD OF KUR’AN SCIENCES AND TAFSIR DURING THE OTTOMAN PERIOD ABSTRACT Muslims entered the territory of Albania at about the 14th century. After these dates, the number of people who adopted Islam in Albania increased, and after the Ottoman Empire took over the administration, many statesmen and scholars came from these lands. However, what kind of contributions these people who grew up in Albania made to the history of science have not been studied sufficiently. Therefore, this study deals with the contributions made by the people of Albanian origin who grew up in the Ottoman period in the field of Tafsir. Although there are important studies about the statesmen who borned and grew up in the region, the studies on the works presented in the field of Islamic sciences are very few. Our research aims to analyze the tafsir studies we have handled from libraries and archives in different countries in terms of content, relations with other tafsir works, writing language and social political reflections. Our findings show that while the authors wrote their works, they mostly followed any of the classical and modern tafsir writing schools. There are also viziers who took important positions at the state level among the counselors. It is also understood that tafsirs were widely read not only in madrasas but also in mosques and tekke (lodges). This emerging painting is expected to contribute to the dominant perspective in Albanian national historiography, in which the scientific studies of the Ottoman period were ignored. Keywords: Ottoman Interpreters, Albanian Interpreters, Ottoman Interpretations, Albanian Interpretations; Tafsir Science in the Balkans. v ÖNSÖZ Osmanlı dönemi boyunca çeşitli alanlarda hizmet veren pek çok Rumeli asıllı şahsiyetler olduğu bilinmektedir. Pek tabii ki Osmanlı Devleti'nin Rumeli ile arasındaki bağlar her alanda olduğu gibi ilmî alanda da yüzyıllarca devam etmiştir. Ancak Osmanlı Devleti'nin Balkanlardan çekilmesiyle birlikte bu tarihî bağlar birer birer kopmaya başlamıştır. Balkanlarda yeni kurulan millî devletler ve daha sonra ortaya çıkan siyasal sistemler sırasında uygulanan devlet politikaları gereğince önce bu gibi şahsiyetlerin varlığı gizlenmiş ve unutturulmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte bu üzücü duruma rağmen sevindirici bir durum ise Balkanlar’da ve Osmanlı Devleti'nin diğer taraflarında oluşan Rumeli kökenli kültürel mirasın izlerinin Türkiye ve Balkanlar’daki kütüphanelerde bir şekilde bulunabiliyor olmasıdır. Bu kültürel miras içerisinde ise Arnavut asıllı müelliflerin çalışmalarının mümtaz bir yeri vardır. Son yıllarda artan bilinç sayesinde Osmanlı-Arnavutluk ilişkilerine dair çalışmalarda bir artış vardır. Bu çalışmalarda Arnavut asıllı Osmanlı devlet adamlarına daha çok yer verildiğine şahit olunmaktadır. Arnavut asıllı Osmanlı âlimleri ve o dönemin ilmî faaliyetleri hakkında ise ciddi bir çalışma sayısı son derece mahduttur. Oysa kütüphanelerde ve arşivlerde yaptığım ön araştırmalarda bu alanda kıyıda köşede kalmış yeterince veri olduğunu tespit ettim. Ancak bunlar daha ziyade müelliflerin kendi el yazması kitaplarının ve arşiv belgelerinin satır aralarında bulunmaktaydı ve bunları bir tez çalışmasına dönüştürmek oldukça zahmetli idi. Bununla birlikte bu âlimlerin ilmî faaliyetlerinin ortaya çıkarılması da tarihî bir görev sayılırdı. Bu önemli ve tarihî görevden hareketle Arnavut asıllı âlimlerin ilmî çalışmalarına dikkatleri çekmeyi ne zamandır istiyordum. Prof. Dr. Ahmet Turan Arslan hocamın da beni cesaretlendirmesiyle Arnavut asıllı âlimlerin tefsir ve Kur'an ilimlerine yaptıkları katkıları doktora tez konusu olarak çalışmaya karar verdim. Bu tezi hazırlamaktaki amacım Osmanlı dönemi boyunca Arnavut asıllı âlimlerin ilmî faaliyetlerine ve özellikle tefsir ve Kur'an ilimlerine yaptıkları katkıları vi ana hatlarıyla ortaya koymaktır. Çalışma tefsir ve Kur’an ilimleri ile sınırlı olduğundan tespit ettiğim âlimler de sınırlıdır. Diğer yandan bu çalışmada tefsir alanına dair bütün Arnavut asıllı Osmanlı müelliflerini bulup araştırdığım iddiasında da değilim. Bu çalışma, araştırmamız gereken Arnavut asıllı âlimlerin çalışmalarına yönelik sadece bir başlangıç niteliğindedir. Temennim odur ki yeni araştırmacılar, Osmanlı döneminde siyasî, ictimaî, edebî, dînî vb. konularda yazan bu müellifleri daha detaylı şekilde ele alıp okuyucunun önüne koysunlar. Bunu yaparken hem bu unutulmuş âlimlere ve önemli şahsiyetlere karşı üstümüze düşen görevi ifâ etmiş hem de geçmişte Osmanlı ile var olan bağları şimdi yeniden güçlendirerek Türkiye ile Arnavutluk arasında her alanda gelişen ilişkilere katkı sağlamış olacağız. Bu zevkli ve aynı zamanda zor çalışmada, beni bu tezi hazırlamaya teşvik eden ve danışmanlığımı yapan değerli Prof. Dr. Ahmet Turan Arslan hocama, tez metnini oluştururken muhteva ve biçim açısından her zaman desteğini gördüğüm değerli Doç. Dr. Muhammet Abay hocama, önemli ilmî mülâhazalarda bulunan Prof. Dr. İsmail Yiğit hocama ve emeği geçen diğer bütün hocalarıma çok teşekkür ediyorum. Aynı zamanda beni sabırla destekleyen değerli aileme, araştırma süreci esnasında katkıda bulunan bütün kurumlara ve arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Alfred Piku İstanbul, Ocak 2020 vii İÇİNDEKİLER ÖZET ..................................................................................................................... iv ABSTRACT ............................................................................................................ v ÖNSÖZ .................................................................................................................. vi TABLO LİSTESİ ................................................................................................ xiv KISALTMALAR ................................................................................................. xv GİRİŞ ...................................................................................................................... 1 BİRİNCİ BÖLÜM ................................................................................................. 7 1. BALKANLARDA EĞİTİM-ÖĞRETİM KURUMLARI .............................. 7 1.1. A. MEDRESELER ....................................................................................... 7 1.1.1. Genel Olarak Osmanlı Medrese Sistemi ........................................ 7 1.1.2. Balkanlardaki Önemli Osmanlı Medreseleri ................................ 9 1.1.3. Balkan Medreselerinde Tefsir Eğitimi ......................................... 15 1.1.3.1. İshak Bey Medresesi .................................................................... 18 1.1.3.2. İsâ Bey Medresesi ........................................................................ 19 1.1.3.3. Gâzî Hüsrev Bey Medresesi ......................................................... 19 1.2. CAMİLER .................................................................................................. 20 1.3. TEKKELER ................................................................................................ 22 İKİNCİ BÖLÜM .................................................................................................. 25 2. KLASİK DÖNEM MÜELLİFLERİ VE ÇALIŞMALARI .......................... 25 2.1. İŞKODRALI SADRAZAM LÜTFİ PAŞA ................................................ 25 2.1.1. Hayatı .............................................................................................. 25 2.1.2. Eserleri ............................................................................................ 27 2.1.3. Kur’ân İlimlerine ve Tefsire Dair Çalışmaları ........................... 28 2.1.3.1. Havass-ı Kur’ân-ı Şerîf ................................................................ 29 2.2. DIRAÇLI MEVLANA FEVRÎ ................................................................... 31 2.2.1. Hayatı .............................................................................................. 31 2.2.2. Eserleri ............................................................................................ 33 2.2.3. Tefsir ile ilgili çalışmaları .............................................................. 34 2.3. DEBREVÎ ÖMER FÂNÎ EFENDİ ............................................................. 35 2.3.1. Hayatı .............................................................................................. 35 viii 2.3.2. Eserleri ............................................................................................ 37 2.3.3. Tefsir ile ilgili eserleri .................................................................... 38 2.3.3.1. Beyânü Akvâli Tefsiri’l-Kâdî fi Âyâti’l-Mevâzîn ....................... 38 2.3.3.2. Fethü’l-Gıtâ an Vechi’l-Azrâ ....................................................... 39 2.4. ÜSKÜBÎ ALTIPARMAK MEHMED EFENDİ ........................................ 42 2.4.1. Hayatı .............................................................................................. 42 2.4.2. Eserleri ............................................................................................ 44 2.4.3. Tefsir ile ilgili eserleri .................................................................... 44 2.4.3.1. Terceme-i Sittîn li-Câmiʿi’l-Besâtîn ............................................ 45 2.4.3.2. “Mâ kâne ale’n-Nebiyyi min Harec” âyetin tefsiri ...................... 46 2.5. ÜSKÜBÎ MUSTAFA ZİHNÎ EFENDİ ...................................................... 46 2.5.1. Hayatı .............................................................................................. 46 2.5.2. Eserleri ............................................................................................ 47 2.5.3. Tecvid ile ilgili çalışmaları ............................................................ 47 2.5.3.1. Tecvid Usûlü ................................................................................ 47 2.6. KÖPRÜLÜZÂDE NUMÂN PAŞA ............................................................ 48 2.6.1. Hayatı .............................................................................................. 48 2.6.2. Eserleri ............................................................................................ 49 2.6.3. Kur’ân ilimleri ile ilgili eserleri .................................................... 50 2.6.3.1. Risâletu Köprülüzâde ................................................................... 50 2.7. KÖPRÜLÜZÂDE ESAD PAŞA ................................................................ 51 2.7.1. Hayatı .............................................................................................. 51 2.7.2. Eserleri ............................................................................................ 51 2.7.3. Tefsir ilmi ile ilgili eserleri ............................................................ 51 2.7.3.1. el Ferâidü’l-Haseniyye fi Halli’l-Müşkilâti’l-Hafiyye ................. 51 2.8. KÖPRÜLÜZÂDE ABDULLAH PAŞA ..................................................... 52 2.8.1. Hayatı .............................................................................................. 52 2.8.2. Eserleri ............................................................................................ 53 2.8.3. Kur’ân İlimlerine dair eserleri ..................................................... 53 2.8.3.1. el-İfâdetü’l-Muknia fî Kırâeti’l-Eimmeti’l-Erbaa ........................ 53 2.9. PRİZRENÎ MAHMÛD B. SÜLEYMAN EFENDİ .................................... 54 2.9.1. Hayatı .............................................................................................. 54 2.9.2. Tecvid Risalesi ................................................................................ 54 2.10. İŞKODRAVÎ el-HAC İBRAHİM SIDKI EFENDİ .................................. 55 ix 2.10.1. Hayatı .............................................................................................. 55 2.10.2. Eserleri ............................................................................................ 57 2.10.3. Tefsir ile igili çalışmaları ............................................................... 58 2.11. YAKOVALI BÜYÜK TAHİR EFENDİ .................................................. 59 2.11.1. Hayatı .............................................................................................. 59 2.11.2. Eserleri ............................................................................................ 60 2.11.3. Tefsir ile ilgili çalışmaları .............................................................. 60 2.11.3.1. Tefsîrü’l-Âyât ‘alâ Lisâni’l-Arnaûd ............................................. 60 2.11.3.2. İhlâs ve Felak sûrelerin tefsiri ...................................................... 61 2.12. İLBASANLI ALİ B. MUSTAFA EFENDİ .............................................. 61 2.12.1. Hayatı .............................................................................................. 61 2.12.2. Kur’ân ilimlerine dair eserleri ...................................................... 62 2.12.2.1. el-Âdâbu’l-Kur’âniyye alâ Menheci’l-Hanefiyye fî Nehci’l- Mustafeviyye ..................................................................................................... 62 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM .............................................................................................. 64 3. MODERN DÖNEM MÜELLİFLERİ VE ÇALIŞMALARI ....................... 64 3.1. PRİZRENLİ ABDURRAHİM FEDÂÎ EFENDİ ........................................ 64 3.1.1. Hayatı .............................................................................................. 64 3.1.2. Eserleri ............................................................................................ 65 3.1.3. Tefsir ile ilgili eserleri .................................................................... 65 3.1.3.1. Tefsîru Sûreti’l-Kevser ................................................................. 65 3.2. 2. PRİŞTİNELİ el-HAC İLYAS EFENDİ ................................................. 66 3.2.1. Hayatı .............................................................................................. 66 3.2.2. Tefsir ile ilgili eserleri .................................................................... 67 3.2.2.1. Huzur Dersi Takrirleri .................................................................. 67 3.3. YANYALI el-HAC ÖMER LÜTFİ EFENDİ ............................................ 69 3.3.1. Hayatı .............................................................................................. 69 3.3.2. Tefsirle ilgili eserleri ...................................................................... 69 3.3.2.1. Mecmûatü’d-Durûs ...................................................................... 70 3.4. İLBASANLI ALİ MURTAZA B. HASAN EFENDİ ................................ 71 3.4.1. Hayatı .............................................................................................. 71 3.4.2. Tefsirle ilgili eserleri ...................................................................... 72 3.4.2.1. Zübdetü’l-Besmele ....................................................................... 72 x 3.5. DEBRELİ HOCA ABDÜLKERİM EFENDİ ............................................ 73 3.5.1. Hayatı .............................................................................................. 73 3.5.2. Kur’ân ilimlerine dair eserleri ...................................................... 73 3.5.3. Mîzânü’l-Hurûf ve Şifâü’l-Ebdân ................................................ 73 3.6. YANYALI HÂFIZ REFÎʿ EFENDİ ........................................................... 74 3.6.1. Hayatı .............................................................................................. 74 3.6.2. Eserleri ............................................................................................ 75 3.6.3. Tecvid ile ilgili çalışmaları ............................................................ 75 3.6.3.1. Tecvid ........................................................................................... 75 3.7. PREVEZELİ ÂBİDÎN PAŞA ..................................................................... 76 3.7.1. Hayatı .............................................................................................. 76 3.7.2. Eserleri ............................................................................................ 78 3.7.3. Tefsir ile ilgili eserleri .................................................................... 79 3.7.3.1. Meâli-i İslâmiyye ......................................................................... 79 3.7.3.2. Âlem-i İslamiyyet: Müdafaâ ........................................................ 81 3.8. ÜSKÜPLÜ HÂFIZ FERİD EFENDİ ......................................................... 82 3.8.1. Hayatı .............................................................................................. 82 3.8.2. Eserleri ............................................................................................ 83 3.8.3. Kur’ân ilimlerine ve tefsire dair risale ve makaleleri ................ 84 3.8.3.1. Sualli ve Cevaplı Tecvid .............................................................. 84 3.8.3.2. Ufak bir Me’vizem ....................................................................... 85 3.8.3.3. Kur’ân ve Fen ............................................................................... 85 3.8.3.4. Kur’ân-ı Celilülünvân İlm-i Heyetin Keşfiyât-ı Ahîresiyle Terakkiyât-ı Âtiye-yi Beşeriyeyi İhtivâ Eder ..................................................................... 86 3.9. DEBRELİ VİLDAN FÂİK EFENDİ .......................................................... 87 3.9.1. Hayatı .............................................................................................. 87 3.9.2. Eserleri ............................................................................................ 89 3.9.3. Kur’ân ilimlerine ve Tefsire dair eserleri .................................... 90 3.9.3.1. el-Multekat fi Usûli’t-Tefsîr ......................................................... 90 3.9.3.2. Tavdîhü’l-Mübhemât fîmâ Verede fi’l-Kur’âni mine’l-Kelimât . 90 3.9.3.3. Tebyînü’l-Edevât fî-mâ Verede fî’l-Kur’âni mine’l-Kelimât ...... 91 3.9.3.4. el-Mevâizu’l-Hisân fî mâ Kurrire beyne Yedeyi’s-Sultân ........... 91 3.9.3.5. Kâf Sûresi Tefsîri ......................................................................... 92 3.9.3.6. “İnnallahe Ye’muru bi’l-Adli ve’l-İhsani” Âyetinin Tefsîri ........ 93 xi 3.10. PRİZRENLİ ÖMER LÜTFİ PAÇARİZİ .................................................. 93 3.10.1. Hayatı .............................................................................................. 93 3.10.2. Eserleri ............................................................................................ 94 3.10.3. Tefsir ile ilgili eserleri .................................................................... 95 3.10.3.1. ed-Dürrü’l-Yetîm fi Tefsîri Elif Lâm Mîm .................................. 95 3.10.3.2. Zıyâu’l-Budûr fi Telmîhâti Ayeti’n-Nûr ...................................... 95 3.10.3.3. İcrâü’l-Fülk fi Âyeti’l-Mülk ......................................................... 96 3.11. DEBRELİ MEHMED VEHBİ EFENDİ .................................................. 96 3.11.1. Hayatı .............................................................................................. 96 3.11.2. Eserleri ............................................................................................ 98 3.11.3. Tefsir ile ilgili çalışmaları .............................................................. 98 3.11.3.1. Ç’urdhnon Kur’âni (Kur’an ne Emreder) .................................... 98 3.12. İŞKODRALI YUSUF FAİK B. İSMAİL EFENDİ ................................ 100 3.12.1. Hayatı ............................................................................................ 100 3.12.2. Tefsirle ilgili eserleri .................................................................... 102 3.12.2.1. Risâle fi’t-Tefsîr ......................................................................... 102 3.13. SÂBİT NUMAN EFENDİ EL-ARNAÛTÎ ............................................ 103 3.13.1. Hayatı ............................................................................................ 103 3.13.2. Eserleri .......................................................................................... 104 3.13.3. Tefsir ile ilgili çalışmaları ............................................................ 104 3.14. TİRANLI HÂFIZ İBRAHİM DALLİU ................................................. 105 3.14.1. Hayatı ............................................................................................ 105 3.14.2. Eserleri .......................................................................................... 106 3.14.3. Tecvid ve Tefsir alanındaki çalışmaları ..................................... 106 3.14.3.1. Texhvidi i Kur’ânit ..................................................................... 106 3.14.3.2. Ajka e Kuptimeve te Kur’âni Qerimit ........................................ 106 .3.15 STRUGALI HÜSREV AYDINLAR EFENDİ....................................... 108 3.15.1. Hayatı ............................................................................................ 108 3.15.2. Tefsir ile ilgili çalışmaları ............................................................ 109 3.15.2.1. Risâletü’l-Mevâhibi’l-İlahiyye ................................................... 109 3.16. DEBRELİ HÂFIZ İSMET EFENDİ....................................................... 111 3.16.1. Hayatı ............................................................................................ 111 3.16.2. Eserleri .......................................................................................... 112 3.16.3. Tefsir ile ilgili çalışmaları ............................................................ 113 xii 3.16.3.1. A Ka Dyshim ne Qenien e Zotit? ............................................... 113 3.17. GÖRİCELİ HÂFIZ ALİ EFENDİ .......................................................... 114 3.17.1. Hayatı ............................................................................................ 114 3.17.2. Eserleri .......................................................................................... 116 3.17.3. Tefsir ile ilgili eserleri .................................................................. 117 3.17.3.1. Tefsiri i Kur’ânit ........................................................................ 117 SONUÇ ............................................................................................................... 119 KAYNAKLAR ................................................................................................... 122 EKLER ............................................................................................................... 138 xiii TABLO LİSTESİ Tablo 1 Yanya vilayetindeki medreseler ........................................................................ 11 Tablo 2 İşkodra vilayetindeki medreseler ...................................................................... 12 Tablo 3 Kosova vilayetindeki medreseler ...................................................................... 12 Tablo 4 Manastır vilayetindeki medreseler .................................................................... 14 xiv KISALTMALAR A.g.e Adı geçen eser a.mlf Aynı müellif BOA Başbakanlık Osmanlı Arşivi Bk. Bakınız çev. Çeviren DİA Diyanet İslâm Ansiklopedisi (TDV) Ed. Editör, Edisyon H. Hicrî haz. Hazırlayan İA. İslâm Ansiklopedisi (MEB) Ktp. Kütüphane Nr. Numara s. Sayfa thk. Tahkik eden v. Vefat, Vefatı vb. Ve benzeri vr. Varak xv GİRİŞ A. Araştırmanın Konusu Osmanlıların Balkanlara girmeleri XIV. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmiştir. Osmanlı hâkimiyetiyle birlikte Balkan halklarının hayatında çeşitli yönlerden önemli değişimler meydana gelmiştir. Bu bölgelerin askerî, siyasi, iktisadî ve ictimaî yapısı değiştiği gibi, dinî alanın haritası da değişmeye başlamıştır. Osmanlılar girmeden önce Balkan bölgesindeki yerel halklar büyük ölçüde Hristiyanlığın Ortodoks ve Katolik mezheplerine mensuptular. Osmanlılar ile birlikte İslam inancı da bölgede varlık kazanmaya başlamıştır. Bazı araştırmacılara göre, Osmanlı döneminden önce, dar bir alanda ve az sayıda müntesibi bulunsa da İslamiyet Balkan milletleri için tanımadıkları bir din sayılmazdı. Ancak İslamiyet yerel halklar tarafından benimsenmiş bir inanç olmaktan ziyade sadece bölgeye uğrayan veya belli şehirlerde ikamet eden Müslüman tüccarlardan ibaretti. Bu nedenle bölgede onlar tarafından yapılan birkaç ibadethane ve cami de bulunmaktaydı. Bu sebeple diyebiliriz ki Osmanlılar ile beraber İslamiyet de Balkanlara resmen girmiş ve halklar tarafından da benimsenen bir din haline gelmiştir. Kaynakların belirttiğine göre İslamiyet’i ilk kabul edenler yerel feodal liderler ve aristokrat aileler olmuştur. Sonra şehir sakinleri, askerler, idareciler, esnaflar ve bunlara benzer kesimler düzenli bir şekilde İslamiyet’e girmişlerdir. Yerel köy sakinleri XVII-XVIII. yüzyıllar esnasında yoğun bir şekilde İslam dinini seçmişlerdir. İslamiyet’i din olarak kabul eden Balkan yerel halklarına baktığımızda Arnavutlar ve Boşnaklar öne çıkmaktadır. Arnavutların galib ekseriyeti Müslüman olurken Boşnakların da büyük bir kısmı İslamiyet’i seçmişlerdir. İslamiyet’in yayılışı esnasında cami, mektep, medrese, tekke ve zaviyeler gibi kurumlar Balkanların en önemli eğitim müesseseleri haline gelmiştir. Bu müesseseler Osmanlı İmparatorluğu’nun hem Rumeli hem de Anadolu topraklarına hizmet eden başarılı idarî, askerî ve ilmî kadrolarını yetiştirmiştir. Balkanlarda yetişen ve Osmanlı’ya hizmet eden binlerce asker, idareci ve vezir yanında yine bu bölgeden yetişen çok sayıda meşhur ve önemli âlimler bulunmaktadır. Osmanlı tarihi çalışmalarında özellikle siyasi tarih ağırlıklı araştırmalar Rumeli kökenli devlet adamlarına dair önemli bulgular sunmuşlardır. Bu çalışmalarda Arnavut kökenli olup Osmanlı devlet sisteminde önemli rol oynamış birçok bürokrat ve asker tespit edilmiştir. Ancak ilim ve düşünce hayatında benzeri araştırmaların sayısı oldukça azdır. Bunun yanında gerek milliyetçi fikirler gerekse komünizm döneminde yaşanan süreçler neticesinde Osmanlı dönemi düşünce hayatı göz ardı edilmiştir. Günümüz Arnavut kimliğinde Osmanlı’yı dışlayıcı, İslamî kültüre uzak bir algı öne çıkarılmaktadır. Osmanlı dönemi ilim hayatında büyük çalışmalar üreten isimler ise tamamen yok sayılmaktadır. Araştırmamızda ele aldığımız tefsir çalışmaları günümüz Arnavut tarih yazımında herhangi bir şekilde kayda geçmemiştir. Halbuki bu çalışmalar Osmanlı ilmiye tarihine yer veren çalışmalarda zikredilmiş, bunların bir kısmı Osmanlı ilim hayatının birer parçası olarak gerek Rumeli’deki medreselerde gerekse İstanbul ve civar şehirlerdeki eğitim kurumlarında okutulmuş, bir çok nüshaları günümüze gelmiştir. Bu sebeplerden dolayı Balkan bölgelerinde yetişmiş ve ilim alanında hizmet vermiş ulemânın hizmetlerinin bir şekilde literatüre yansıtılması gerektiği açıktır. Bu sayede Balkan milletlerinin köklü bir İslamî geleneğe sahip olup olmadıkları da anlaşılmış olacaktır. Ayrıca içinde yaşadıkları ülkenin kültürel hayatına ne oranda katkı sağladıkları da ortaya çıkacaktır. Bu da Balkan milletlerinin kendi kimliklerini oluşturmalarına önemli katkılar sunacaktır. Günümüzde Balkan ülkeleri arasında en kalabalık Müslüman nüfusu oluşturan toplumların başında Arnavutlar gelmektedir. Dolayısıyla onların İslamiyet ile olan bağlantılarının ne kadar güçlü olduğunun ortaya çıkarılabilmesi ve bu sayede onların kendi tarihleriyle bağlarını yeniden kurabilmeleri için, geçmişte içlerinden yetişen önemli şahsiyetlerin bilinmesi gerektiği açıktır. Daha önce de ifade edildiği üzere özellikle idarî alanda isim yapmış Arnavut kökenli şahsiyetler hakkında yeterli oranda bilgi bulunabilir iken özellikle ulema tarafında ciddi bir boşluk olduğu dikkati çekmektedir. Halbuki onca idareci ve asker yetiştiren bir milletin ilim alanında da söz sahibi olmuş kişiler yetiştirmesi beklenir. Nitekim bugün Arnavut nüfusunun en yoğun bulunduğu Arnavutluk’ta, birer eğitim öğretim müesseseleri olan medrese ve tekke gibi Osmanlı’dan kalmış bazı yapılar hala ayaktadır. Bu da bu bölgelerin köklü bir ilmiye 2 geleneğine sahip olduğunu göstermektedir. Öte yandan konuyla ilgili Arnavutça literatüre daha kolay ulaşabilecek olmamız da bu konunun şekillenmesine etki etmiştir. Bölgedeki Osmanlı hâkimiyeti 1385-1912 yılları arasındaki zaman dilimini kapsamaktadır. Ancak Arnavutluk’un bağımsızlığını ilan ettiği 1912 yılından sonra da Arnavut asıllı bazı talebeler Dersaadet’e giderek Osmanlı medreselerinde okuyup mezun olmaya devam etmiştir. Bu sebepten dolayı tezimizde kullandığımız “Osmanlı dönemi” kavramı, 1912 ile Türkiye’de medreselerin kapatıldığı tarih olan 1924 yılı arasındaki süreci de içine almaktadır. Ayrıca bu medreselerden mezun olan öğrencilerin yazdıkları kitapların neşri daha sonraki dönemlere rastlasa da bu tezimizde onları da araştırma alanımıza dâhil ettik. “Arnavut asıllı müellifler” ile kastımız birinci derecede Kosova, İşkodra, Yanya ve Manastır gibi vilayetlerde doğmuş ve yetişmiş Arnavut kökenli hocalar ve âlimlerdir. Ancak zikredilen vilayetler dışında doğmuş ve yetişmiş aslının Arnavut olduğunu tespit ettiğimiz müellifleri de çalışmamıza dâhil ettik. Araştırma süreci esnasında Arnavut asıllı müelliflere ve yazdıkları eserlerine sınırsız ve geniş bir şekilde bakmamızla birlikte, tezimizde sadece tefsir ve Kur’an ilimleriyle meşgul olan alimlere yer verdik. Dolayısıyla bu çalışma boyunca cevabını arayacağımız soru, Osmanlı döneminde yetişen Arnavut kökenli ulemanın İslam ilim ve kültür mirasına ne tür ve hangi oranda katkıda bulundukları olacaktır. Bunun için tefsir alanında yazılan eserler örnek olarak seçilip incelenecek, bu eserler çeşitli yönleriyle tahlil edilip değerlendirilerek İslam ilim geleneğine hangi açıdan nasıl bir katkı yaptıkları belirlenmiş olacaktır. B. Literatürün Değerlendirilmesi Konu hakkında yapılmış akademik çalışmalar oldukça azdır. Tefsir alanında çalışma yapan Arnavut asıllı müellifler hakkında yapılan araştırmalara baktığımızda önümüzde şöyle bir tablo çıkmaktadır. Edmir Maxharri XX. yüzyılda Arnavutluk'ta Tefsir ile Meâl Çalışmaları ve Tanınmış Müfessirler adlı yüksek lisans tezinde, sadece yirminci yüzyılın başlarından günümüze kadar yapılan Arnavutça meâller üzerinde durmaktadır. Konu ile ilgili yapılmış en kapsamlı çalışma ise İbrahim Bardhi’nin İbrahim Dalliu ve Tefsiri'ndeki Metodu adlı doktora tezidir. Bu çalışmada müellif İbrahim Dalliu’nun Ajka e Kuptimevet të Kur’ani Qerimit (Kur’an-ı Kerim’in Anlamlarının Özü) adında Arnavutça olarak yazılmış meâl ve veciz tefsiri üzerinde 3 analitik ve derinlikli bir araştırma yapılmıştır. Bu çalışma, daha sonra İbrahim Dalliu dhe Ekzegjeza e tij Kuranore (İbrahim Dalliu ve onun Kur’an Tefsiri) ismiyle kitap olarak da basılmıştır. Hajreddin Hoxha tarafından Malezya’da el-İtticâhâtü’l-Fikriyye ve’d-Dînîyye fi’d-Dirasâti’l-Kur’âniyye lede’l-Ulemâi’l-Albân fi’l-Asri’l-Hadîs başlıklı bir doktora çalışması da yapılmıştır. Hoxha’nın araştırması büyük ölçüde XX yüzyılında yaşayan ve vefat eden Göriceli Hafız Ali Korça’nın tefsirleri üzerinedir. Daha sonra bu çalışma genişletilerek Arnavutça ile birlikte Türkçeye de tercüme edilmiş ve Modern Döneme Ait Arnavut Âlimlerinin Tefsir Çalışmaları: XIX, XX. Yüzyıllar adı altında kitap halinde basılmıştır. Bu çalışmanın bir kısmında da genellikle XX. yüzyılın son yıllarına ait bazı müelliflerin yazdıkları eserlerde serdettikleri bazı görüşlere de yer verilmiştir. Bunların yanında YÖK tez sistemi verilerinde hala devam eden Zymer Ramadani’nin Kosova ve Arnavutluk Kütüphanelerinde Bulunan Yazma Tefsir Eserleri başlıklı bir çalışmayla ilgili kayıt bulunmaktadır. Başlığından anlaşıldığı üzere çalışma daha ziyade bu bölge kütüphanelerinde bulunan tefsir eserlerinin nüsha tespiti ve tarihlerine yöneliktir. Tamamlanmasında, bu çalışma da aynı zaman bölgenin tefsir mirasına katkı sağlayacaktır. Görüldüğü üzere bu çalışmalar genellikle özel müelliflere yönelik nitelikte olup Arnavutların tefsir ilmine yaptıkları katkılara bir bütün halinde yer vermemektedir. Bizim çalışmamız için de önemli veriler sunan bu çalışmalar belirli isimlerin tefsir çalışmalarını detaylı bir incelemeye tâbi tutmaktadır. Ayrıca bu araştırmalar ağırlıklı olarak XIX ve XX. yüzyıldaki müfessirler ve eserlerini ele aldıkları için, Osmanlı dönemine dair bir boşluk göze çarpmaktadır. Dolayısıyla bizim çalışmamız bu açıdan yeni bir kapı aralamakta ve gelecekte yapılacak araştırmalar için kayda değer kaynaklar sunmaktadır. C. ARAŞTIRMANIN YÖNTEMİ VE KAYNAKLARI Çalışmamız bir yönüyle kurumlar tarihi, bir yönüyle biyografi, bir yönüyle eser tahlili niteliği taşıdığından bu alanlarda yapılan çalışmalarda uygulanan ana yöntemler bizim çalışmamızda da takip edilmiştir. Bu açıdan öncelikle belge ve kaynakların taraması yapılmış, bulunan bilgiler mantıki bir tutarlılık içerisinde tasnif edilmiş, bu 4 çalışma için yeterli olup olmadıkları yönünde çözümleme yapılmış ve ardından bulgular birleştirilerek kurumların tarihçesi veya şahısların biyografileri tespit edilmiş ilgili eserlerin tahlili yapılmıştır. Çalışmamızın özellikle birinci bölümünü oluşturan Balkanlardaki medrese, cami, tekke gibi eğitim öğretim kurumlarının araştırılması, ikinci ve üçüncü bölümünde incelenen şahısların biyografilerinin tespitinin yapılması genel olarak bu yöntem çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmamızın ikinci ve üçüncü bölümünde tanıtım ve değerlendirilmesi yapılan eserlerin incelenmesinde ise daha ziyade şekil ve muhteva tanıtımı ve değerlendirmesine dayanan bir yol izlenmiştir. Eserlerde ele alınan konular ile müellifinin yaşadığı çevre ve zaman arasında bir bağlantı olması beklenir. Nitekim her iki dönemde telif edilen eserler mukayese edildiğinde ileri sürülen fikirler bakımından iki dönem arasında farklar bulunduğu göze çarpmaktadır. Bunun tefsir ve Kur’an ilimlerine dair yazılmış eserlere ne oranda yansıdığının ortaya çıkarılabilmesi için müellifler ve yazılan eserler klasik ve modern dönem şeklinde iki bölüme ayrılarak incelenmiştir. Müelliflerimizi belirlemek için Türkiye Yazma Kütüphaneleri elektronik kaynaklarında müellifin şehir nispetinden hareketle doğduğu şehir, yetiştiği ortam, aldığı eğitim ve yazdığı eserleri tespit ettikten sonra o müellifin tefsir ve Kur’an ilimlerine yönelik bir çalışması olup olmadığı araştırılmıştır. Bunun yanında, tespit edilmiş veya yeni müellifler için Osmanlı Müellifleri, eş-Şekâiku’n-Nu‘maniyye ve Zeyilleri, Mu‘cemu’l-Müellifîn, Sicill-i Osmânî ve Zeyilleri, Son Dönem Osmanlı Âlimleri, Kâmûsu’l-A‘lâm, Salnâmeler, Sırât-ı Müstakîm ve Sebilü’r-Reşâd gibi kaynaklarda sık sık tarama yapılmıştır. Osmanlı Arşivi, Meşihat Arşivi, Arnavutluk ve Kosova Devlet Arşivleri, Arnavutluk ve Kosova Milli Kütüphaneleri, Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi gibi arşivler ve kütüphanelerde de tarama yapılmıştır. Son olarak, tezimizin kapsayıcı ve geniş bir formata tabi tutulmasına rağmen, Arnavut asıllı müellifler tarafından yapılan bütün tefsir çalışmalarını kapsadığını söylemek mümkün değildir. Kanaatimizce bu eserler bulduğumuz miktardan daha fazladır ve dolayısıyla bizim çalışmamız Osmanlı döneminde Arnavut asıllı müelliflerin tefsir çalışmaları hakkında sadece bir başlangıç niteliğindedir. Ayrıca komünizm döneminde birçok hocanın zengin kütüphaneleri ya yöneticiler tarafından yok edilmiş 5 veya hocaların aileleri tarafından saklanıp unutulmuştur. Kaybolmuş o kütüphanelerde nadir İslamî eserlerin yanında, Arnavut hocaların kendi tefsir çalışmalarının da bulunma ihtimali yüksektir. 6 BİRİNCİ BÖLÜM 1. BALKANLARDA EĞİTİM-ÖĞRETİM KURUMLARI İslam dünyasında eğitim faaliyetleri önce camilerde başlamış ve bu durum uzun yıllar devam etmiştir. Sonraki yüzyıllarda eğitim faaliyetleri bu iş için ayrılmış özel öğretim kurumlarına devredilmiştir. Ancak cami ve benzeri toplanma mekânları eğitim alanı olarak görev icra etmeye devam etmiştir. Bu geleneksel yapı Osmanlı’da da devam etmiş ve eğitim öğretim faaliyetleri öncelikle medreselerde olmak üzere camilerde ve tekkelerde de devam etmiştir. 1.1. A. MEDRESELER 1.1.1. Genel Olarak Osmanlı Medrese Sistemi Müslümanlar Kur’ân-ı Kerim’in ilk nâzil olan ayeti1 başta olmak üzere pek çok ayetin yanında onlarca nebevî hadisin çizdiği çerçeveden hareketle, tarih boyunca ilmi ve ilim ehlini daima baştacı etmiş ve derin bir saygı göstermişlerdir. Müslümanların ilim alanında gösterdikleri gayretleri ispat etmek için kanaatimizce pek zorlanmaya gerek yoktur. Ne kadar uzak olursa olsun ilim için yapılan yolculuklar (rıhle) tarihimizin inkâr edilemeyen bir gerçeğidir. Bilgi edinmek maksadıyla uzun seyahatler yapmayan hemen hemen hiçbir Müslüman âlim yok gibidir. Ayrıca, Müslümanlar camide ibadetlerle beraber, yolculuk esnasında kurdukları çadırlarda, pazarda ticaret ile birlikte, cihadda silahların yanında kesintisiz bir şekilde ilim tahsiliyle uğraştılar.2 İslam tarihinde ilk ilim merkezi Mekke’de Erkam bin Ebi’l-Erkam’ın evidir. Hz. Muhammed (a.s.) orada Müslümanlara Kur’ân öğretiyordu. Aynı şekilde Mus’ab b. Umeyr, hicretten önce Medine’de Benu Zafîr’in evinde yeni Müslüman olanlara Kur’an öğretiyordu. Evlerde yürütülen bu ilim geleneği asırlar boyunca devam etmiştir. 1 Kur’ân-ı Kerîm’de “ayn-lam-mîm” kökünden türeyen kelimeler, 854 yerde 14 farklı kalıpta geçmektedir. Bk. http://corpus.quran.com/qurandictionary.jsp?q=Elm (Erişim tarihi: 01.01.2020). 2 Bk. Cahid Baltacı, XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri, M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, İstanbul 2005, I, 30. 7 İlim müessesi olarak evlerden sonra cami ve mescitler gelir. Müslümanlar açısından mescidler hem bir araya gelip dertlerini paylaşarak çözüm aradıkları, hem ibadet ettikleri, hem ilim tahsil ettikleri, hem de sosyal ve siyasi işlerini görüştükleri yerlerdir.3 Nitekim Mescid-i Nebevî’de Ashabu’s-Suffe’nin oturdukları yer aynı zamanda bir öğrenim müessesesi olarak tanzim edilmişti.4 Ev ve mescidler dışında, küttab ve sonra mektep denilen mekânlar, büyük âlimlerin kurdukları ilim halkaları, beytü’l-hikme (beytü’l-ilm), zamanla ortaya çıkmış olan ilim müesseseleridir. İlim tahsilinin resmi bir faaliyet olarak yürütüldüğü müesseseler olması bakımından medreseler ayrı bir önem taşımaktadırlar. Önemli bir altyapı örneği teşkil eden Bağdat Nizamiyesi ve daha sonra onu takip eden diğer medreseler, ilim, kültür ve medeniyetin menbaı olarak faaliyet icra etmişler; devletin ileri gelenleri de bu müesseselere büyük önem vermişlerdir.5 Osmanlılar da devraldıkları ilmî gelenekleri devam ettirerek, “medreseyi” daha sağlam zeminlere oturtup devletin temel müesseselerinden biri haline getirmişlerdir. Böylece Osmanlı’nın önemli şehirlerinde çok sayıda medrese inşa edildiği gibi yeni fethedilen şehirlerde de medrese inşa etmek bir âdet haline gelmiştir. Medrese, İslâm dini ve kültürünün yaygınlaşmasına, devletin yönetim kadrolarının temin edilmesinde de ana kaynak olmuştur. Osmanlılarda ilk medreseler İznik’te, daha sonra Bursa ve Edirne’de kurulmuştur. Özellikle 1361 yılından sonra gerçekleştirilen Edirne fethi, Balkan yarımadasında yeni fütûhât kapılarını açmış ve orada yeni medreselerin kurulmasına vesile olmuştur. Bu fetihlerin ardından Balkan şehirlerinde medreselerin kurulmasına özellikle önem verilmiştir.6 İstanbul’un fethinden sonra Sultan Fatih, Fatih Camii ve civarında Sahn-ı Semân Medreselerini kurmuş ve Molla Hüsrev, Ali Kuşçu ve Mahmûd Paşa gibi değerli 3 Hüseyin Atay, Osmanlılarda Yüksek Din Eğitimi, Dergah Yayınları, İstanbul 1983, s. 25. 4 Bk. Mustafa Baktır, “Suffe”, DİA, XXXVII, 469-470. 5 Şehabettin Tekindağ, “Medrese Dönemi”, Cumhuriyetin 50. Yılında İstanbul Üniversitesi, İstanbul 1973, s. 4. 6 Mehmet İpşirli, “Medrese”, DİA, XXVIII, 328. 8 âlimlere vermiştir.7 Sahn-ı Semân Medreselerinin sonrasında da Tetimme ismini taşıyan ve talebe yetiştirmek üzere eğitim yapan sekiz tane medrese daha yapılmıştır.8 Sahn-ı Semân ve Mûsıla-ı Sahn yapıldıktan sonra Osmanlı hudutları içindeki medreseler de yeni teşkilata tabi tutularak Hâşiye-i Tecrîd, Miftâh, Kırklı Hâriç, Kırklı Dâhil ve Sahn-ı Semân olarak beş sınıfa ayrılmıştır.9 Fatih dönemi medreselerinde sadece dinî ilimler tahsil edildiği için müspet ilimlere de yer veren Süleymaniye Medreseleri kurulmuş ve sistem olarak Fatih Medreseleri takip edilmiştir.10 Böylece Sahn-ı Semân sistemine ilave olarak Tıb, Riyaziye ve Daru’l-Hadis isimli yeni medreseler ortaya çıkmıştır.11 Genel olarak medreselerde kelam, mantık, belagat, lügat, nahiv, matematik, astronomi, felsefe, tarih ve coğrafya gibi “âlet ilimleri” yanında “ulûm-ı aliyye” denilen Kur’ân ilimleri, hadis ile fıkıh gibi ilimler okutuluyordu.12 Tefsir ilmi ise medrese tahsilinin en son mertebeleri olan ellili ve altmışlı seviyelerinde ve ancak kibâr-ı müderrisîn tarafından verilmekteydi. 1.1.2. Balkanlardaki Önemli Osmanlı Medreseleri Arnavutluk, XIV. yüzyıl sonlarında Osmanlı idaresine girmeye başlamış, bölgede güdülen siyaset neticesinde Arnavutlar İslam’ı benimsemişlerdir. Balkan Müslümanları İslam dinine girdikten hemen sonra siyasi, ekonomik, dini ve ilmi alanlarda hızlı bir şekilde gelişme gösterdiler. Osmanlılar tarafından kurulan Manastır, İlbasan, Tesalya Yenişehri gibi şehirler kısa süre zarfında Müslümanların merkezi haline geldi. Bu gelişmenin bir sonucu olarak, XV. yüzyıl sonlarından itibaren Osmanlı’nın gerek devlet idaresinde, gerekse ilmiye teşkilatında Arnavut kökenli çok sayıda devlet adamının hizmet vermeye başladığı görülmektedir.13 Bölgede ilmî faaliyetler ve özellikle İslamî ilimler geliştikçe hemen her şehirde âlimler yetişmiş ve sonuç olarak bütün İslâm coğrafyasında olduğu gibi, bu coğrafyada da Saraybosna, 7 Baltacı, a.g.e., I, 46-47. 8 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2014, s. 9. 9 Uzunçarşılı, a.g.e, s. 17. 10 Geniş bilgi için bk. Hüseyin Atay, “Fatih-Süleymaniye Medreseleri Ders Programları ve İcazetnameler”, Vakıflar Dergisi, Ankara 1981, XIII, 171-235; a.mlf., Osmanlılarda Yüksek Din Eğitimi, s. 75-130. 11 Uzunçarşılı, a.g.e., s. 39. 12 Ziya Kazıcı, Osmanlı’da Eğitim Öğretim, Kayıhan Yayınları, İstanbul 2016, s. 112. 13 Bk. Mustafa Bilge, “Arnavutluk”, DİA, III, 387. 9 Üsküp, Manastır, Selanik, Yanya, Prizren ve İşkodra gibi bazı şehirler önemli ilim merkezleri, meşhur âlimlerin çoğunun doğup yetiştiği şehirler haline gelmiştir.14 Osmanlı dönemi boyunca Bulgaristan’da 144, Romanya’da 9, Yunanistan’da 189, Eski Yugoslavya’da (Bosna, Makedonya, Kosova, Yeni Pazar vs.) 239, Arnavutluk’ta 28 medrese olmak üzere Balkanlar’da toplam 609 medresenin varlığı tespit edilmiştir.15 Bütün bu kurumlar sayesinde, Balkan Müslümanlarının içerisinde sadece siyasi ve askeri kademelerde değil, hemen her alanda söz sahibi insanlar, çok çeşitli ilim dallarında şöhret bulmuş âlimler yetiştirilmiştir. Balkan coğrafyasında Arnavutların yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde de, farklı seviyelerde eğitim veren çok sayıda medrese inşa edilmiş ve bu medreseler bölgedeki eğitimin omurgasını oluşturmuştur. Bu medreseleri ilk kuranlar sultanlar, beylerbeyi ve ümera gibi devlet erkânıdır. Mesela Yanya’da Arslan Paşa, Görice’de Mirahor İlyas Bey, Yakova’da Murat Paşa, İşkodra’da Buşatlı Mehmet ve Kara Mahmud Paşa, İpek’te Mere Hüseyin Paşa, Prizren’de Mahmûd ve Emin Paşa ve bunlar gibi birçok Arnavut asıllı devlet erkânının vakfettikleri hayratlar arasında çok sayıda medrese de vardır. Osmanlı Arşivleri, Maarif Salnamesi, Son Devir Osmanlı Uleması16 ve XV-XVI. Yüzyıllarda Osmanlı Medreseleri gibi kaynaklara baktığımızda Arnavutların yoğun olarak yaşadıkları Yanya, İşkodra, Manastır ve Kosova vilayetlerinde çok sayıda medrese bulunduğu görülmektedir. Bunlardan tespit edebildiğimiz medreseler şunlardır: 14 Bk. Ahmet Yıldırım, “Balkanlarda İslami İlimler ve Orada Yetişen Ünlü Alimler”, Balkanlarda İslam: Miadı Dolmayan Umut, Tika Yayınları, Ankara 2016, III, 81-115. 15 Bk. Ekmeleddin İhsanoğlu, “Osmanlı Eğitim ve Bilim Müesseseleri”, Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi, İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA), İstanbul 1998, s. 243. 16 Salname-i Nezaret-i Maarif-i Umumiyye, Matbaa-yi Amire, Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye, (1316/1899- 1321/1904 yıllar arasında); Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, İstanbul Belediyesi, 1996, c. I-V ve Cahid Baltacı, XV-XVI. Yüzyıllarda Osmanlı Medreseleri eserlerine bakarak Arnavutların yoğun yaşadıkları beldelerde zikredilen medrese isimleri sayılmak sûretiyle elde edilmiştir. 10 Tablo 1 Yanya vilayetindeki medreseler Şehir Medresenin İsmi Hakkında Bilgi Arslan Paşa Medresesi Ayşe Hanım (Hacı Mehmed Paşa’nın kızı) Medresesi Namazgâh Medresesi Sene 1020/1612 Celal Ali Paşa Medresesi Sene 1193/1780 Tepedelenlizade Veliyyüddin Paşa Yanya Medresesi merkezi ve Defterdar Mustafa Bey Medresesi çevresi Filat (Veysi Ağa) Medresesi Koniçe (Hüseyin Şah) Medresesi Konispol Medresesi Aydonat ve Margılıç (Hasan Çelebi ve Piri Reis Bey) Medresesi Narda Medresesi Preveze (Kaleiçi) Medresesi İskendol (Muhtar Ağa) Medresesi17 Ergirikasrı Delvine Medresesi Sene 1180/1767 Libhova Medresesi Leskovik Medresesi Tepedelen Tepedelenli Ali Paşa Medresesi Sene 1229/1814 II. Bayezid Medresesi el-Hac Sinan Medresesi (Evkaf Berat Medresesi) Yirmi beşli medrese (Arnavut Rabia Hanım bint-i Uzgurizade Ahmed Belgradı) Bey Medresesi Mustafa Paşa Medresesi Avlonya Kanine (Sinan Paşa) Medresesi 17 En meşhur müderrislerinden Ergiri müftüsü Zeynelâbidîn Efendi’dir. 11 Tablo 2 İşkodra vilayetindeki medreseler Şehir Medresenin İsmi Hakkında Bilgi İşkodra Ulama Paşa Medresesi Medrese-i Bâlâ (Medreseja e Qafes)18 Medrese-i Zîr (Medreseja e Re)19 Akçahisâr Şemsi Efendi Medresesi (Kruje) Dıraç (Durres) Beşirzade Medresesi Tiran Hacı Abdurrahman Bey Toptan Medresesi Muderrisi Tiran müftüsü Hacı Adem Hakkı Hacı Edhem Bey (Şehîdî) Medresesi Sene 1240/1825 Kavaya ve İbrahim Bey Alltuni Medresesi Çevresi Mahmut Paşa Medresesi Şiyak medresesi Loşna medresesi Tablo 3 Kosova vilayetindeki medreseler Şehir Medresenin İsmi Hakkında Bilgi Üsküp İshak Bey Medresesi Sene 813/1411 İsâ Bey Medresesi Sene 873/1469 Yahya Paşa Medresesi Gâzî Mustafa Paşa Medresesi Sultan Murad Medresesi Meddah Medresesi Karli Zâde Medresesi 18 Kurucusu İşkodra valilerinden Buşatlı Gazi Mehmet Paşa’dır (v.1188/1775). İlk müderrisi İşkodra müftüsü Murtaza (Sâfî) Şoşi Efendi (v.1188/1775). 19 Kurucusu Vezir Buşatlı Kara Mahmut Paşa’dır (v.1210/1796). 12 Prizren Mehmet Paşa Medresesi20 (Bayraklı Sene 980/1573 Medresesi) Müderris Ali Efendi’nin21 Medresesi Sene 988/1581 Emin Paşa Rotla Medresesi22 1220-1246/1806-1831 Sofi Sinan Paşa Medresesi Sene 1271/1855 Tahir Paşazâde Mahmûd Paşa Medresesi Sene 1280/1864 Priştine Beşaret Bey Medresesi Sene 1084/167424 Pir Nazır Medresesi23 Sultan Selim Han (Medrese-i Cedid) Medresesi Preşova Cami-i Cedid Medresesi Vulçitern Vulçitern Medresesi Gilan Cami-i Atik Medresesi Mitroviçe Mitroviçe Medresesi İpek Bolazade Mehmed Bey Medresesi Sene 921/1516 Osman Çavuş Medresesi Yakova Medrese-i Atîk (Murad Bey Medresesi) Sene 1118/1707 Medrese-i Cedid Sene 1225/1811 Yeni Pazar Seniçe Medresesi Yeni Pazar Medresesi Akova Medresesi Gostivar Cami-i Cedid Medresesi Saat Mahallesi Medresesi 20 Medresenin kütüphanesinde yaklaşık 400 eser bulunmuştur. Bunlardan bazıları Sadrazam Koca Sinan Paşa tarafından hediye edilmiştir. Bk. Nehat Krasniqi, Kontribute Albanologjike, Prishtine 2011, s. 208. 21 Müderris Ali Efendi’nin hayatı ve eserleri hakkında pek bilgi yoktur. Ancak onun müderris, mevlana ve hoca unvanlarına sahip olduğu, Beyzâvî tefsirine haşiye yazdığı bilinmektedir. Ayrıca Mehmed Paşa Medresesinde müderrislik yaptığı kaydedilmektedir. Hacı Ömer Lütfü Efendi, Müderris Ali Efendi için yazdığı şiirinde onun 1031/1621 yılında vefat ettiğini söylenmiştir. Bk. Hasan Kaleshi, Prizren kao Kulturni Centar za Vreme Turskog Perioda, Albanoloska Istrauvijanja, Prishtina 1962, I, 96; Raif Vırmiça, Hacı Mehmet Tahir Efendi-Menakıb, Yeni Dönem Yayınları, Prizren 2001, s. 58. 22 İlk müderrisi Prizren müftüsü ve tarihçisi Mehmed Tahir Efendi’dir. 23 Pîr Nâzır III Selim’in (1789-1807) vezirlerindendir. 24 Osmanlı Arşivi’nde bulunan bir belgeye göre 29 Recep 1085/29 Ekim 1674 tarihinde mezkûr medreseye bir tevcîh yapılmıştır. Bu da medresenin o tarihten önce açıldığını göstermektedir. BOA. C. MF., 84/4175. 13 Kumanova Eski Medrese Yeni Medrese Mehmed Bey Medresesi Kalkandelen Cami-i Kebir Medresesi Çarşı-i Zir Cami Medresesi Oruç Paşa medresesi Saatli Medresesi Kırçova Hacı Ali Ağa Medresesi Tablo 4 Manastır vilayetindeki25 medreseler Şehir Medresenin İsmi Hakkında bilgi İlbasan Köşe Medresesi Peklin Nuri Beg Medresesi Nasliç İshakiye Medresesi Göriçe Göriçe Medresesi (Mirahor İlyas 901/1495 yılından sonra Bey Medresesi Kesriye Hacı Ahmet Paşa26 Medresesi Filorina Abdülkerim Medresesi Debre-i Bâlâ Tekke Medresesi Sultan Mehmet Han Medresesi Hünkar Camii Medresesi Yeni Camii Medresesi Hususi Medrese Kara Mustafa Paşa Medresesi Müderrisi Ahmed Efendi Hacı Abdi Ağa Medresesi Müderrisi M.Vehbi Efendi Rakkalar Medresesi Kayalar Medresesi Kırçova Hacı Ali Ağa Medresesi Ohri Ahmet Şerîf Bey Medresesi Ali Ağazade Medresesi Zeynelâbidîn Paşa Medresesi 25 Bu listede, Manastır vilayetine bağlı Debre-i Bâlâ, Ohri, Elbasan, Görice, Kesriye, Kırçova gibi sadece Arnavutların yoğun olarak yaşadıkları bölgelerdeki medrese isimlerine yer verdik. 26 Arnavut asıllı bir defterdar. 14 Zikredilen medreselerin ekserisi küçük şehirlerde ve kasabalarda yer aldığından onsekizli ile otuzlu seviyedeki medreselerden oluşmaktadır. Böylece Rumeli diyarında bu medreseler öğretimin ilk basamaklarında herkese imkân sağlamıştır. Öğretimin ileri dereceleri olan kırklı ile altmışlı medreseler ise, başta İstanbul olmak üzere, daha ziyade büyük şehirlerde yer almaktaydı.27 1.1.3. Balkan Medreselerinde Tefsir Eğitimi Osmanlı Devleti, Kur’ân’a karşı son derece hürmetkâr bir toplum yapısına sahipti. Kadın erkek pek çok kişinin Kur’ân’ı ezberlemiş olması,28 halktan birçok ferdin medrese, cami ve diğer ilim halkalarında tefsir, hadis ve kıraat gibi dersleri takip etmeleri Kur’ân’a duyulan sevgi ve hürmetin bir göstergesidir.29 Ulema arasında bazı tefsirleri ezberleyenlerin olması30 da Osmanlı toplumunun tefsir ilmine duyduğu ilginin bir tezahürü olarak değerlendirilebilir. Şüphesiz Osmanlı’da ilim tahsilinin ana gayelerinden birisi Kur’ân’ı doğru anlamaktı. O yüzden medrese sisteminde tefsir derslerine, tahsil aşamasının ileri safhalarında yer verilmiştir. Bu şekilde bir öğrenci gereken alt ilimlere sahip olduktan sonra tefsir metinlerini ve böylece Kur’ân-ı Kerim’i kolay ve doğru bir şekilde anlayabiliyordu. Vezîriazam Mahmut Paşa’nın gayretleriyle Osmanlı medrese sistemi tanzim edildiğinde tefsir dersleri ve bu derslerde okutulan el-Keşşâf ve Envâru’t-Tenzîl en yüksek ders statüsüne yerleştirilmişti.31 Bu nedenle Osmanlı medreselerinde tefsir derslerinde ekseriyetle el-Keşşâf ile Envâru’t-Tenzil okutulmuştur.32 Nitekim 933/1565 tarihli bir vesîkada, müderrislere tefsir derslerinde okutmaları tavsiye edilen kitaplar arasında el-Keşşâf, Kutbuddîn eş-Şîrâzî, Sa’deddîn et-Teftazânî, Kâdî Beydâvî, Kurtubî, Kâşânî ve Ragıb el-Isfahânî tefsirlerinin ismine yer verilmiştir.33 Osmanlı medreselerinde tefsir derslerinin en üst seviyelerde yer alması hasebiyle bu dersleri 27 Mustafa Kemal Özergin, “Eski bir Ruzname’ye Göre İstanbul ve Rumeli Medreseleri”, Tarih Enstütüsü Dergisi, 1974, sayı 4, s. 269. 28 Mesela Evliyâ Çelebî, İstanbul’daki 9000 hâfızın üçte birinin kadınlar olduğunu söylemektedir. Bk. Muhammed Tayyib Okiç, Bazı Hadis Meseleleri Üzerinde Tetkikler, Osman Yalçın Matbaası, İstanbul 1959, s. 109. 29 Okiç, Bazı Hadis Meseleleri Üzerinde Tetkikler, s.112. 30 Nitekim Bahşi Halife (v. 930/1525) bir çok tefsiri ezbere bilmekteydi. Bk. Taşköprizade, eş-Şakâiku’n-Nu’mânîyye fi Ulemâi’d-Devleti’l-Osmâniyye, thk. Ahmet Suphi Furat, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, İstanbul 1985, s. 413. 31 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1988, II, 537. 32 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti’nin İlmiye Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2014, s. 28. 33 Mustafa Bilge, İlk Osmanlı Medreseleri, Edebiyat Fakültesi Basım Evi, İstanbul 1984, s. 63. 15 okutacak hocaların da tefsir derslerini vermeye ehil şahsiyetler olmasına itina gösterilmiştir.34 Osmanlı klasik döneminde tefsir ilmini okutmak için özel medreseler kurulmamıştır. Bir istisnâ olarak Sufi Mehmed Paşa tarafından sadece tefsir ve hadis dersleri okutulmak üzere İstanbul’da bir medrese kurulmuş ve Bedruddin Mahmûd el- Aydınî (v.1543) bu medreseye müderris olarak atanmışsa da35 bu tür medreseler yaygınlık kazanmamıştır. Yirminci yüzyıl başlarında medreseler üzerinde yapılan ıslah çalışmaları ile birlikte Daru’l-Hilafeti’l-Aliyye Medreselerinde çeşitli sınıflara tefsir dersleri konulmuş ve bu dersler dönemin en meşhur âlimleri tarafından okutulmuştur. Tefsir dersi bu medresenin Tâlî kısmında, 7’nci sınıfta haftada üç saat, 8’inci sınıfta haftada iki saat, Âli kısmında ise 1, 2, 3 ve 4’üncü sınıflarda haftada üç saat veriliyordu.36 Ders ve kitap programı olarak Tâli kısım 7’nci sınıflarda Fetih sûresi Cuma sûresine kadar, 8’nci sınıflarda ise Cuma sûresinden Nâs sûresine kadar Celâleyn tefsirinden ders veriliyordu. Âlî kısmında ise yine Celâleyn tefsirinden 1’nci sınıfta Bakara sûresinden Mâide sûresine, 2’nci sınıfta Mâide sûresinden Yûsuf sûresine, 3’ncü sınıfta Yûsuf sûresinden Şuarâ sûresine, 4’ncü sınıfta ise Şuarâ sûresinden Fetih sûresine kadardı.37 Ayrıca Mütehassısîn kısmı, Tefsir ve Hadis şubesinde Tefsir adı altında nesh, nüzul sebepleri, tefsir usûlü, tefsir ve tabakatü’l-kurra ve’l-müfessirîn konuları okutulmaktaydı.38 Yine Medresetü’l-Vâizîn ile Medresetü’l-Kudât’ta39da tefsir dersi okutuluyordu. Müderrisleri arasında Musa Kazım Efendi, Mustafa Efendi ve Ahmed Mahir Efendi gibi dönemin önde gelen âlimleri vardı.40 Bir de Dârülfünûn’a bağlı olarak kurulan Ulûm-ı Aliyye-i Dinîyye Şubesinde ve medrese dışı bir eğitim kuruluşu olan Mekteb-i Mülkiye’de bir müddet tefsir dersleri okutulmuştur.41 Taşra 34 Ziya Demir, XIII-XVI. Y.y. Arası Osmanlı Müfessirleri, Ensar Neşriyat, İstanbul 2006, s. 88. 35 Mecdî Mehmed Efendi, Hadâiku’ş-Şekâik, nşr. Abdülkadir Özcan, Çağrı Yayınları, İstanbul 1989, I, 507. 36 Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye Medresesi, Ahmed Kamil Matbaası, İstanbul 1330/1912, s. 14-16. 37 Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye Medresesi, s. 20-22. 38 Atay, Osmanlılarda Yüksek Din Eğitimi, s. 226. 39 Bk. İbrahim Ateş, “Medresetü’l-Vaizîn”, Diyanet Dergisi, XXIV/4, 25-40, Ankara 1988. 40 Atay, a.g.e, s.304-307, 309. 41 Atay, a.g.e, s. 201-203, 208-209, 251-254. 16 medreselerinde ise Tefsir dersi ancak 4 ve 5’inci sınıflarda haftalık iki saat olarak okutuluyordu.42 Bir rapora göre İstanbul’daki Dâru’l-Hilâfeti’l-Aliyye Medresesi örnek alınarak 1922 yılında Tiran’da açılan Yüksek Medrese’nin beş yıllık orta kısmında ve dört yıllık âlî kısmında, diğer İslâmî ilimler yanında tefsir dersi de okutuluyordu.43 Ancak bunun gibi medreselerin bir kısmı Balkan toprakları Osmanlı’nın elinden çıktıktan sonra açılmış olduğundan idârî anlamda Osmanlı’nın etkisinden söz edilemez. Bununla birlikte İstanbul’daki ihtisas medreseleri örnek alınarak açılmış olmaları yönüyle dolaylı bir etkiden de söz edilebilir. Osmanlı klasik medreselerinde tefsir ilminin okutulduğu ellili ve altmışlı medreselerin çoğu İstanbul ve Osmanlı devletin diğer büyük şehirlerinde bulunuyordu. Ancak bazı önemli Balkan şehirlerinde de ellili medreselere rastlanmaktadır. Mesela Üsküp’te 2, Budin’de 1, Plevne’de 1, Sofya’da 1, Belgrad’da 1, Saraybosna’da 1, Tırnova’da 1, Yenice-i Vardar’da 1 tane olmak üzere toplamda 9 tane ellili medrese bulunduğu görülmektedir.44 Yanya şehrinde de Arslan Bey adına kayıtlı ellili bir medrese bulunduğu tespit edilmiştir.45 Bu bölgede az da olsa ellili medreselerin varlığı, Balkan medreselerinde de tefsir derslerinin okutulmakta olduğuna kuvvetli bir delil sayılabilir. Bosnalı Nûreddinzâde (v.981/1574), Üsküplü Altıparmak Mehmed Efendi (v.1033/1624), Debrevî Ömer Fâni Efendi (v.1033/1624), Allâmek diye meşhur Bosnalı Muhammed b. Mûsâ (v.1046/1636), Aydoslu İsmail Hakkı Bursevî (v.1137/1725), Manastırlı İsmail Hakkı (v.1912) gibi müfessirler ilk eğitimlerini bu medreselerde görmüşlerdir. Tefsir derslerinin okutulduğu medreseler olmaları bakımından Balkanlardaki bazı ellili medreseleri tanıtmak, bu bölgede yetişen müfessirlerin yetişme ortamları hakkında bilgi vermesi bakımından yerinde olacaktır. Bunlar arasında en dikkat çeken üç medreseyi tanıtacağız. 42 İlmiye Salnamesi, Dârü’l-Hilâfeti’l-Aliyye, Matbaa-i Âmire, 1335/1916, s. 668. 43 Bk. T. Bahri, “Arnavutluk’ta Medreseler”, Sebilü’r-Reşâd [Sırât-ı Müstakîm] c. XXIV, sayı: 622, s. 379. 44 Özergin, “Eski bir Ruznâme’ye göre İstanbul ve Rumeli Medreseleri”, s. 279-287. 45 Baltacı, Osmanlı Medreseleri, I, 162; 371. 17 1.1.3.1. İshak Bey Medresesi Balkan topraklarında Osmanlı ve Müslüman şehri hüviyetini kazanan ilk şehir Üsküp’tür. Üsküp Timurtaş Paşa tarafından 792/1389-1390 yılında fethedilmiş ve şehrin muhafazası önce Yiğit Paşa’ya, ardından da İshak Bey’e verilmiştir.46 Üsküp Osmanlı kültür hayatında Rumeli’nin en kuvvetli ilim merkezlerinden birisidir.47 Şehir hızlı bir şekilde medrese, cami, tekke ve kütüphaneleriyle ilmî faaliyetlerin önemli bir merkezi durumuna gelmiştir. Şehre bu özelliği kazandıran müesseselerden ilki İshak Bey Medresesidir. Bu medrese Sultan II. Murad ve Sultan Fatih devri ümerasından48 Timurtaş oğlu İshak Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Medresenin 813/1411 yılında kurulduğu tahmin edilmektedir, ancak vakıfnamesi 847/1444 yılında yazılmıştır.49 Bu medreseye İshakiyye-i Üsküp de deniliyordu. Bu medresede 40 yıl ders veren Üsküp Şeyhi Şucâuddîn İlyas Efendi, Sarı Gürz Hamza Efendi, Şeyh Lütfullah Efendi, Şeyhülislam İbn Kemal Efendi50, Taşköprülü Muslihuddîn Mustafa Efendi51, Üskübî İshak Çelebi b. İbrahim Efendi, Leyszâde Pîr Ahmed Efendi, Mimarzâde Muhyiddin Mehmed Efendi52 gibi ulema arasında şöhret bulmuş zevat burada müderrislik yapmışlardır. Bunların bazıları tefsir ilminde de meşhur olmuş ve bu alanda eser vermiş kişilerdir. Medrese, paye bakımından 918/1513 yılına kadar kırklı, 954/1548 yılından itibaren de ellili medreseler grubundaydı.53 Medresenin “ellili” grubundan olması ve bazı müderrislerinin tefsir ilminde şöhret bulması orada tefsir dersi okutulduğuna işaret sayılabilir. 46 Bk. Lidiya Kumbaracı-Bogoyeviç, Üsküp’te Osmanlı Mimarî Eserleri, çev. Suat Engüllü, Enka, İstanbul 2008, s. 91. 47 Şemsettin Sami, Kamûsu’l-Aʿlâm, Mehran Matbaası, İstanbul,1306/1889, II, 932. 48 Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmânî, haz. Nuri Akbayar, Türk Tarihi Vakfı, İstanbul, 1996, III, 803. 49 Bk. Nehat Krasniqi, Kontribute Albanologjike, s. 206. 50 Meşhur Osmanlı şeyhülislâmı ve tarihçisidir (v. 940/1534). İsmi Şemseddîn Ahmed ve Kemalpaşazâde, Kemalpaşaoğlu ve İbn Kemal diye anılır. Diğer alanlarda olduğu gibi tefsir ilminde de çok meşhurdu. Tefsirle ilgili eserlerinden bazıları şunlardır: Risâle fî Tefsîri Fâtihati’l-Kitâb; Risâle fî Tefsîri Sûreti’l-Fecr; Risâle fî Tefsîri Sûreti’l-Mülk; Risâle fî Sûreti’n-Nebe; Kıssatu Hârût ve Mârût min Tefsîri Ebi’s-Suûd. Bk. İlyas Çelebi, “Kemalpaşazâde”, DİA, XXV, 245-247. 51 Şakâyık-ı Nu’mâniyye adlı eserin müellifînin babası olan Taşköprizade Muslihuddin Mustafa b. Hayreddin Halil (v. 935/1529) Efendi’nin Beyzâvi tefsirine bir haşiyesi vardır. Bkz. Muhammet Abay, Osmanlı Dönemi Müfessirleri, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa, 1992, s. 109. 52 Baltacı, Osmanlı Medreseleri, I, 260-261. 53 Bk. Özergin, “Eski bir Ruznâme’ye göre İstanbul ve Rumeli Medreseleri”, s. 280. 18 İshak Bey, medresenin hocalarına ve talebelerine malzeme temin etmek üzere bir kütüphane de kurmuştur. Bu kütüphane Üsküp’te kurulan ilk kütüphane olmanın yanında Osmanlı döneminde kurulan en eski kütüphanelerden de birisidir.54 Ayrıca İshak Bey’in vakfiyesine bakıldığında vakfettiği kitaplar arasında meşhur tefsirlerin ve tefsir haşiyelerinin de yer aldığı görülmektedir.55 1.1.3.2. İsâ Bey Medresesi Üsküp’te İshak Bey Medresesinin ardından çok geçmeden, 873/1469 yılında İshak Bey’in oğlu İsâ Bey tarafından yeni bir medrese daha kurulmuştur. Bu medrese de ellili medrese seviyesindedir.56 Zamanla Osmanlı döneminde Üsküp’teki en meşhur medreselerden biri haline gelmiştir. Nitekim Evliya Çelebi onun Üsküp’teki en meşhur medreselerden biri olduğunu belirtmiştir.57 İsâ Bey ayrıca medreseye zengin bir kütüphane vakfetmişti. Vakfettiği eserler arasında İslami ilimler yanında tıp ve felsefe gibi diğer ilimlerle ilgili 330 cilt kitap yer alıyordu. Onun vakfettiği kitaplar arasında Tefsir ve Kıraat ilmine dair 77 ciltten oluşan 34 eserin bulunduğu da bildirilmektedir.58 İsâ Bey Medresesi, Avusturyalı kumandan Pikolomin’in Üsküp’ü yaktığı 1100/1689 yılına kadar tedrise devam etmiştir. Bu tarihte şehirle birlikte bu medrese de yıkılmıştır. Medrese ikinci kez açılmış ve tekrar yıkıldığı İkinci Dünya Savaşı sonlarına kadar tedrise devam etmiştir.59 1984 yılında Makedonya İslam Birliği tarafından Üsküp yakınlarındaki Kondova köyünde, aynı isimle, eğitim öğretime açılan bir medrese günümüzde İsâ Bey Medresesi adıyla öğretime devam etmektedir. 1.1.3.3. Gâzî Hüsrev Bey Medresesi Gâzî Hüsrev Bey Medresesi, kurulduğu günden bugüne kesintisiz bir şekilde öğretim faaliyetlerini devam ettiren nadir medreselerden birisidir. Medresenin banisi 54 Mahmud Gündüz, “İslam’da Kitap Sevgisi ve İlk Kütüphaneler”, Vakıflar Dergisi, sayı 11, Ankara 1978, s. 184. 55 Kütüphanede İshak Bey tarafından vakfedilen tefsirler arasında Keşşaf Tefsîri ve Haşiyeleri, Begavî Tefsîri gibi eserler bulunuyordu. Bk. Mevlüt Dede, Üsküp Vakıfları - Bir Sosyal Tarih İncelemesi, Doktora Tezi, Gâzî Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstütüsü, Ankara 2015, s. 178-180. 56 Baltacı, Osmanlı Medreseleri, I, 490-491.
 57 Evliyâ Çelebî, Seyahatname, İkdam Matbaası, Dersaadet, 1315/1897, V, 556.
 58 Bk. Hasan Kaleşi, “Yugoslavya’da İlk Türk Kütüphaneleri”, Türk Kültürü, c. IV, sayı 38, Ankara 1965, s. 169. 59 Geniş bilgi için bk. Nasir Redzepi, “Üsküp İsa Bey Medresesi’nin dünü ve bugünü”, 100. Yılında İmam Hatip Liseleri, Değerler Eğitim Merkezi (DEM), İstanbul 2015, s. 233-240. 19 Hüsrev Bey, Kanuni Sultan Süleyman devri ulemasından olup Sultan II. Bayezid’in kızı Selçuk Sultan’ın oğludur.60 943/1537 yılında yapılan ve 12 hücreli kesme taşlardan bir yapıya sahip bu medrese Saraybosna şehrinin ortasında bulunmaktadır. Medrese, 953/1547 yılından itibaren Sahn payesi, 954/1548 yılında altmışlı ve 992/1585 yılında dâhil payesi ile öğretim yapıyordu.61 Medresede meşhur müderrisler arasında Hüsameddin Efendi, Çirçinzade Mustafa Efendi, Mahmud Efendi ve Şemseddin Efendi gibi zevat ders vermişlerdir.62 Hüsrev Bey Vakfiyesine göre bu medresede de Tefsir dersi veriliyordu.63 Osmanlı sonrasında bu medresede 1960 yılına kadar yüksek dereceli İslâm ilahiyatı öğretimi verilmiş, bu tarihten sonra da lise seviyesinde bir eğitim kurumu sayılmıştır.64 1.2. CAMİLER İslam medeniyetinde cami, diğer bütün müesseselerin başı konumunda bir yere sahiptir. Çünkü tarih boyunca camiler ibadet mekânı olma dışında, medrese, tekke, devlet yönetim merkezi, mahkeme, hastane gibi amaçlar için de bir merkez olarak kullanılmıştır.65 Geçmişte olduğu gibi, Osmanlı döneminde de camilerde halka açık veya belirli gruplara eğitim verilmekteydi. Mesela Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u fethettikten sonra camiye tahvil ettiği kiliselerden sekizinde eğitim öğretim faaliyetlerini başlatmıştı.66 Âlimlerin vaazlarında işlediği pek çok dinî konular yanında tefsir derslerinin de önemli bir yeri vardır. Nitekim Hâdimî, Konya’dan İstanbul’a getirilmiş ve Ayasofya Camii’nde vaaz etmesi ve vaaz esnasında Fatiha sûresini tefsir etmesi istenmiştir. Yaptığı tefsir dönemin âlimlerince takdirle karşılanmıştır.67 Peçevi’nin nakline göre yine Şeyh Mehmed isimli bir âlim Ayasofya Camii’nde hem vaaz eder, hem de tefsir 60 M. Tayyip Okiç, “Gâzî Hüsrev Bey”, DİA, XIII, 453. 61 Baltacı, Osmanlı Medreseleri, I, 503. 62 Baltacı, a.g.e, s. 503-504. 63 BOA. TS. MA.d., 7057. 64 Semavi Eyice, “Gâzî Hüsrev Bey Külliyesi”, DİA, XIII, 454-458. 65 Baltacı, a.g.e., I, 26. 66 Baltacı, a.g.e., I, 28. 67 Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilatı, 238. 20 dersleri yapardı.68 Aynı şekilde Bursalı mutasavvıf Abdülkadir Necib’in babası Eşrefzade Ahmed İzzeddin Efendi, Enisü’l-Cinân adlı tefsirini Ulucami’de ve Emir Sultan Camii’nde, ayrıca dedesinin tekkesindeki vaazlarında baştan sona takrir etmiştir.69 Debreli Ömer Fânî Efendi (v.1033/1624) Sultan Selim Han ve Süleymaniye Camilerinde yirmi yıldan daha uzun süre müfessir kimliğiyle vaizlik yapmış ve aynı zamanda Kâdı Beyzâvî tefsirine güzel bir haşiye yazmıştır.70 Aynı şekilde Üsküplü Altıparmak Mehmed Efendi (v.1033/1624) Fatih Camii’nde oniki seneden fazla vaazlarında tefsir ve hadis dersleri yapmıştır. İstanbul ve Osmanlı’nın çeşitli şehirlerinde olduğu gibi, Balkan coğrafyasının farklı camilerinde de tefsir dersinin yapıldığı görülmektedir. Mesela İsmail Hakkı Bursevî (v.1137/1725) Usturumca, Köprülü ve Üsküp’te iken tekke dışında farklı günlerde genel halk kitlesine yaptığı cami vaazlarında tefsir dersleri yapmıştır. Bursevî, ayrıca Ruhu’l-Beyân isimli meşhur tefsirini yazmadan önce Bursa’daki Ulucami’deki vaazlarında takrir de etmiştir.71 Bosna’daki kütüphane kataloglarını incelerken, Bosna’nın Foça72 şehrinde yapılan Meryem sûresi tefsiri ile ilgili 1099/1688 tarihli bir eserde şöyle bir ifadeye rastladık: تّمت بعون هللا ولطفھ في غرة شعبان من شھور سنة تسعة وتسعین بعد األلف بعد مدة مدیدة. وقد وقع ذلك ألجل الروایة في مجالس الوعظ والنصیحة في كل أسبوع یوما خّص بالجمعة في بلدنا فوجھ في جامع السلطان بایزید... Allah’ın lutfu ve yardımıyla, uzun bir zaman sonra bu risale Şaban ayının birinci günü Hicri 1099/1 Haziran 1688 tarihinde tamama erdi. Bu risale beldemiz Foça, Sultan Bayezid Camii’nde her Cuma günü vaaz ve nasihat meclislerinde Meryem sûresi tefsiri anlatılmak üzere yazılmıştır.73 Bunun yanında, Osmanlı Arşivi belgeleri arasında camilerde tefsir dersi okutmak şartıyla birkaç tayin belgesi bulunmaktadır. Mesela, 1175/1761 yılına ait 68 İbrahim Peçevi, Tarih-i Peçevi, haz. Bekir Sıdkı Baykal, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1999, II, 31. 69 Eşrefzade, Zübdetü’l-Beyan, (Bursa Eski Eserler Ktp. Genel 994), vr. 1b. Geniş bilgi için bk. Muhammed Abay, “Osmanlı Döneminde Yazılan Tefsir ile ilgili Eserler Bibliyografyası”, Dîvân: İlmî Araştırmalar, IV. cilt, 6 (1). sayı, 249 İstanbul 1999, s.250. 70 Mahmûd Cemaleddin el-Hulvî, “Lemezat-ı Hulvîyye”, Haz. Mehmet Serhan Tayşi, MÜİ, İlahiyat Vakfı Yayınları, İstanbul 1993, s. 604. 71 Bk. Ali Namlı, Osmanlı’da Tefsir Dersi Geleneği, Saray-Tekke-Medrese, Kur’ân ve Tefsir Akademisi, İstanbul 2018, s. 301; 311, 312. 72 Foça hakkında geniş bilgi için bk. Nenad Moacanın, “Foça”, DİA, XIII, 167. 73 Bosna Hüsrev Beg Kütüphanesi Kataloğu, I,179. 21 Karaferye’de (Veria-Yunanistan) Mehmed Bey ve Atike Hatun Camii evkafından Gazi Sultan Murad Camii’nde perşembe ve pazartesi günleri tefsir, hadis ve fıkıh okutmak şartıyla74, 1185/1771 yılına ait Edirne’de Defterdar Camii’nde Osman Ağa vakfından tefsir ve hadis okutmak şartıyla75, 1251/1835 yılına ait, Plevne kasabasında Ali Bey Camii’nde tefsir ve hadis dersleri okutmak şartıyla76 yapılmış birçok tevcih ve tayinler yer almaktadır. Yine Prizren tarihine dair “Menakıb” adlı bir manzumede şehrin müderrisi ve müftüsü Mehmed Tahir Efendi (v.1300/1883) Prizren’de yaklaşık elli yerde tefsir, hafızlık ve hadis tahrici gibi dersler verildiğinden bahsetmektedir.77 Aynı şekilde, Vildan Fâik Efendi Yeni Cami’de Kâf suresinin tefsirini işlemiş, 1920-1930 yıllarında da Arnavutluk başmüftüsü Mehmed Vehbi Efendi (v.1937) ve Tiran Yüksek Medresesi müdürü Hâfız İsmet Efendi Dibra (v.1955) gibi Arnavut âlimler bu geleneği devam ettirerek ele aldıkları sûre ve ayet tefsirini Tiran camilerinde yapmışlardır.78 1.3. TEKKELER Tarikatların ve tekkelerin özellikle Balkanlarda İslamiyet’in yaygınlaşmasında çok etkin bir rölü olmuştur.79 Diğer Balkan ülkelerinde olduğu gibi Arnavutluk’ta da Halvetiyye, Bektaşiyye, Sa‘diyye, Rifâiyye, Kadiriyye, Mevleviyye, Nakşibendiyye gibi tarikatlar faaliyet göstermiştir. Hatta Arnavutluk’un küçük bir coğrafyasında kırka yakın yerleşim biriminde 300 civarında tekke ve zâviye kurulmuştur.80 Bu tekkeler ve zâviyeler İslamiyeti yayma, insan-ı kâmil yetiştirme, içtimaî, siyasî, iktisâdî ve askerî faaliyetler icra etmeleri yanında, bir ilim müessesesi ve eğitim kurumu olarak da görev yapmışlardır. Böylece tefsir, hadis, fıkıh, siyer, edebiyat, Arapça ve Farsça gibi ilimlerin tahsil edildiği müesseselere dönüşmüştür. Bütün 74 BOA. C. MF., 137/6815. 75 BOA. C. MF., 43/2109. 76 BOA. C. MF., 123/6116. Geniş bilgi için bk. Nehat .وقد كان مخسون حمال يفّسر ويقرأ حمفوظا بظهر قلوبنا وقد كان منهم من حيدث خترجيا وقد كان منهم من حيّشي شروحنا 77 Krasniqi, Kontribute Albanologjike, s. 112. 78 Bu çalışmada bk. Debreli Vehbi Efendi ve Hâfız İsmet Efendi. 79 Daha geniş bilgi için bk. Metin İzeti, Balkanlarda Tasavvuf, Gelenek Yayınları, İstanbul 2004; Mensur Nuredin, “Balkanlar’da (Makedonya’da) İslamiyetin Yayılmasında Tekke, Zaviye ve Ziyaretgâhların Önemi”, Balkanlarda İslam: Miadı Dolmayan Umut, II, 161-184. 80 Bk. Reşat Öngören, Arnavutluk’taki Tasavvuf Faaliyetlerinin Karakteri, Balkanlar’da İslam Medeniyeti II. Milletlerarası Sempozyumu Tebligleri, IRCICA, İstanbul 2006, s. 344-345. 22 Osmanlı topraklarında olduğu gibi Balkan coğrafyasında da önce bu tekkelerde eğitim gören, daha sonra da buralarda ders veren birçok Balkan asıllı âlim, şair ve müellif vardır. Birçok tekke şeyhinin yazdığı eserler ve kurduğu kütüphanelere baktığımızda tekke mensublarının eğitim ve öğretimdeki dikkat çeken bir konumlarının olduğu görülmektedir. Diğer yandan Osmanlı müderrislerinden bazıları müderrislikten sonra tekke şeyhliğine geçmiştir. Ayrıca müfessirlerin çoğunluğu aynı zamanda bir tarikate mensup veya en azından sûfî meşrep oldukları için tekke ve zaviyelerdeki sohbetlerde de tefsir dersleri yaptıkları söylenebilir.81 Mesela Konyalı Ali Behcet Efendi ve Hoca Hüsameddin Efendi’nin haftada bir gün tekkelerinde ömürlerinin sonuna kadar tefsir dersi okuttukları söylenmektedir.82 “Tefsîrî” lakabıyla meşhur olan Ömer Fanî Efendi, Dragoman postnişini ve kayınpederi Abdülmümin Efendi’nin işaretiyle tefsir ilmine ilgi göstermeye başlamıştır. Altıparmak Mehmet Efendi Üsküp Bayramiye Tekkesi’nin şeyhi olan Câfer Efendi’nin yönlendirmesiyle özellikle tefsir ilminde daha fazla yoğunlaşmıştır. Edebiyat ve tasavvuf alanında yaptıkları gibi, Melâmî Prizren Tekkesi’nin şeyhi Prizrenli Ömer Lütfi Paçarrizi Efendi, Üsküp Melamî tekkesinin şeyhi Abdurrahim Fidaî Efendi gibi tekke şeyhleri tefsir alanında da eser yazmışlardır. Ayrıca camiler ve tekkeler halkın geniş kesimlerine açık olduğu için orada yapılan çeşitli derslerin arasında tefsir dersi de bulunmaktadır. Örneğin Kaçanikli83 Mehmed Paşa’nın (v.1017/1608) vakıfları arasında yer alan bir zaviyeye tayin olacak şeyhten, dervişlere ders verirken başta Tefsîr-i Kâdî ve ehâdîs ve Mesnevi-i Şerîf olmak üzere diğer kitaplardan yararlanması, Cuma günlerinde ise camide tefsir ve hadis nakletmesi istenmiştir.84 Aynı şekilde Öziçe (Užice) Halvetî Tekkesi örneğinde, bazı Halvetî tekkelerinde hadis ve tefsir dersleri okutulmuş, bölge vaizleri buralardan ders almışlardır.85 Balkanlarda Arnavutların yoğun olarak yaşadıkları şehirlerde 300 81 Bk. Mustafa Öztürk, “Osmanlı Tefsir Kültürüne Panoramik bir Bakış”, Osmanlı Toplumunda Kur’ân Kültürü ve Tefsir Çalışmaları –I, İstanbul 2011, s.100. 82 Bk. Hür Mahmûd Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl), İnsan Yayınları, İstanbul 2004, s. 798. 83 Kaçanik şehri Kosova vilayetine bağlı idi. Bugün de Kosova Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde bulunmaktadır. 84 Bk. Dede, Üsküp Vakıfları - Bir Sosyal Tarih İncelemesi, s.167. 85 Bk. Metin İzeti, Balkanlarda Tasavvuf, s. 192. 23 civarında tekke ve zaviye bulunmaktaydı.86 Bu durum bölgedeki ders halkalarının sayısı hakkında yaklaşık bir tahmin yürütmeye imkân vermektedir. Balkan coğrafyasının her yerinde gerek medrese gibi örgün öğretim sistemi içerisinde, gerekse cami ve tekkeler gibi sivil öğretim kurumlarında yaygın şekilde tedris faaliyetlerinin yapıldığı görülmektedir. Medreselerde müstakil olarak tefsir derslerinin okutulduğu ellili medreselerin sayısı az olsa da alt seviyedeki medreselerde öğrenciler tefsir derslerini okuyup anlayabilmek için gereken alt yapıyı sağlıyor ve bu sayede bütün İslamî ilimler alanında olduğu gibi tefsir alanında da kendilerini geliştirebiliyorlardı. Cami ve tekkelerde yapılan derslerle tefsir ve hadis gibi ilimler halkın bütün kesimlerine yayılmış oluyordu. Osmanlı coğrafyasının her bölgesindeki bu durum, Arnavutların yoğun olarak yaşadıkları Balkan coğrafyasında da farklı değildi. Özellikle tekkelerde yetişen veya buralarda şeyhlik yapan çok sayıda Arnavut âlimin görülmesi, bölgedeki tedris-tekke ilişkisinin son derece kuvvetli olduğunun en açık delilidir. Sonraki bölümlerde ele alınacak olan ulemanın hayat hikâyeleri ve yazdıkları eserleri de bu açıdan ayrı bir önem taşımaktadır. 86 Ekrem Hakkı Ayverdi, Osmanlı Mimari Eserleri, İstanbul Fetih Cemiyeti, Seçil Ofset, İkinci Baskı, İstanbul 2000, c. III-IV. 24 İKİNCİ BÖLÜM 2. KLASİK DÖNEM MÜELLİFLERİ VE ÇALIŞMALARI Bu bölümlerde Arnavut asıllı klasik ve modern dönem müelliflerinin hayatları hakkında kısaca bilgi verdikten sonra87 telif ve terceme eserleri ile özellikle Kurân ilimleri ve tefsire dair çalışmaları tanıtılıp değerlendirilecektir. 2.1. İŞKODRALI SADRAZAM LÜTFİ PAŞA 2.1.1. Hayatı Lütfi Paşa’nın Arnavut asıllı olduğu birçok kaynakta belirtilmektedir.88 Bursalı Mehmed Tahir, onun İşkodralı,89 Hammer ise Avlonyalı90 olduğunu ifade etmektedir. 893/1488 yılı civarında doğmuştur. II. Bayezid (1481-1512) zamanında, Rumeli asıllı olan diğer bazı önemli şahsiyetler gibi o da devşirilerek91 Osmanlı sarayına alınmış ve Enderun’da92 iyi bir tahsil görmüştür. Lütfi Paşa, Tevârîh-i Âl-i Osmân ve Âsafnâme’de verdiği kısa hayat hikayesinde, Şah İsmâil’in Dulkadir Beyi Alâüddevle üzerine yürüdüğü tarihten (913/1508) itibaren olayları takip ettiğini, Yavuz Sultan Selim’in cülûsunda (917/1512) çuhadarlıktan93 elli 87 Müelliflerin sıralaması kronolojik tertibe göre yapılmıştır. Ölüm tarihleri tespit edilemeyenler için yaşadıkları yüzyıl esas alınmıştır. 88 Gelibolulu Mustafa Âli, Kitâbu’t-Târih-i Künhü’l-Ahbâr, Türk Tarihi Kurumu Basımevi, Ankara 2009, c. I Tıpkıbasım, vr. 358a; İbrahim Peçevî, Târih-i Peçevî, İstanbul 1283/1866, I, 21; Osmanzâde Tâib Ahmed, Hadîkatü’l Vüzerâ, İstanbul 1271/1854, s. 27; Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmânî, III, 903; Şemseddin Sâmi, Kâmusu’l-A’lam, İstanbul 1314/1897, V, 3993. 89 Bursalı Mehmet Tahir, Osmanlı Müellifleri, haz. M.A. Yekta Saraç, Türkiye Bilimler Akademisi, Ankara 2016, III, 1073. 90 Joseph von Hammer Purgstall, Devlet-i Osmaniye Tarihi, çev. Mehmed Ata, İstanbul 1330/1911, V, 330. 91 Devşirme, Osmanlı Devleti’nde çeşitli hizmetlerde kullanılmak üzere Osmanlı tebasına mensup bazı hıristiyan çocukların bir kanun dâhilinde toplanması işidir. Devşirme için çoğunlukla Arnavut, Boşnak, Rum, Bulgar, Sırp ve Hırvat çocukları tercih edilmiştir. Daha fazla bilgi için bk. Abdülkadir Özcan, “Devşirme”, DİA, IX, 254-257. 92 Osmanlılarda idarî ve askerî kadronun yetiştirilmesi için teşkil edilen saray eğitim kurumudur. Geniş bilgi için bk. Mehmet İpşirli, “Enderun”, DİA, XI, 185-187. 93 Çuhadar, Osmanlı Devleti’nde Enderun teşkilâtında Has Oda ağalarından biridir. Farklı dönemlerde farklı görevler yapmıştır. Bk. Abdülkadir Özcan, “Çuhadar”, DİA, VIII, 381-382. 25 akçe müteferrikalık94 ile taşraya çıktığını, daha sonra çaşnigîrbaşılık,95 kapıcıbaşılık,96 ve mîrialemlik97 görevlerinde bulunduğunu belirtmiştir.98 Ayrıca Yavuz Sultan Selim’in terbiyesi altında yetiştirildiği ve onun nezdinde “çok muteber” olduğu bilinmektedir.99 Kanûnî Sultan Süleyman döneminde sırasıyla Kastamonu, Aydın ve Yanya sancak beyliğini yapmış ve ardından 940/1534 yılında Karaman beylerbeyi olmuştur. 945/1538 Temmuzu’nda ikinci vezir sıfatıyla padişahın yanında Boğdan seferine çıktığı sırada padişaha Mimar Sinan’ı takdim ederek tanıtmıştır. Böylece Mimar Sinan’ın Prut nehri100 üzerine kurduğu köprü vasıtasıyla ordunun kısa sürede karşıya geçmesi sağlanmıştır. Lütfi Paşa 26 Safer 946/13 Temmuz 1539’da Arnavut Ayas Paşa’nın ölümünden sonra vezîriâzamlığa getirilmiştir.101 Ayrıca Sultan I Selim’in kızı olan Şah Sultan ile evlenerek saraya damat olmuştur. Vezîriâzamlığı sırasında Osmanlı-Venedik savaşına son veren antlaşmanın imzalanmasında (947/1540) aktif rol oynamıştır. Lütfi Paşa’nın Habsburgların temsilcisi ile yürüttüğü görüşmelerde Avrupa ahvaline tam vâkıf olduğu belirtilmektedir.102 Lütfi Paşa, sancak beyliği, beylerbeyliği ve özellikle de vezaret görevleri esnasında önemli tecrübeler edinmiş ve dikkat çeken icraat yapmıştır. Ulaştırma alanında, müsadere sisteminde, malî hakları koruma, hazineye yük getiren fazla harcamaları yapmama gibi faydalı değişiklikler sağlamıştır.103 Diğer taraftan bahriye işlerine çok önem vermiş, denizcilik konusunda ayrı teşkilat kurmuş ve bu husustaki masraflar için ayrı bir emanet tesis etmiştir.104 Lütfi Paşa Budin seferine hazırlık yapılırken (Muharrem 948/Mayıs 1541) ansızın vezîriâzamlıktan azledilmiştir. Görevden alınma sebebi olarak, zina suçlusu bir 94 Osmanlılar’da hükümdarla vezirlerin maiyetinde bulunan bir tür hizmetli sınıfıdır. Bk. Erhan Afyoncu, “Müteferrika”, DİA, XXXII, 182-185. 95 Hükümdar sofralarına nezaret edip yemekleri kontrol eden saray görevlisine verilen isimdir. Bk. Aydın Taneri, “Çaşnigir”, DİA, VIII, 232. 96 Osmanlılar’da hükümdar sarayının kapılarını bekleyen görevlinin unvanıdır. Bk. Abdülkadir Özcan, Kapıcı, DİA, XXIV, 345-347. 97 Türk ve İslâm devletlerinde hükümdarın bayrağını taşımakla görevli kumandana verilen unvandır. Bk. Abdülkerim Özaydın, “Mîr-i alem”, DİA, XXX,123-124. 98 Mehmet İpşirli, “Lütfi Paşa”, DİA, XXVII, 234. 99 Mustafa İsen, Sehi Bey Tezkiresi Heşt-Behişt, Akçağ Yayınları, Ankara 1998, s. 70. 100 Ukrayna’nın güneybatısında Karpat Dağlarından çıkıp Tuna Nehrine karışıp Karadeniz’e dökülüyor. 101 İpşirli, a.g.e., s.234. 102 İpşirli, a.y. 103 Lütfi Paşa, Âsafnâme, s. 12-13. 104 Lütfi Paşa, a.g.e, s. 21. 26 kadını şer’î ve örfî hukuka aykırı bir uygulama ile cezalandırması, bu yüzden de eşi ve aynı zamanda Kanunî Sultan Süleyman’ın kız kardeşi olan Şah Sultan’la aralarında sert bir tartışmanın zuhur etmesi gösterilir.105 Lütfi Paşa ise görevden kendisinin istifa ettiğini söyler. İstifa sebebini de şöyle îzâh etmiştir: "Baʿdehû sa‘âdetlü padişahımuza bazı münâfıkîn-i ehl-i garaz kim nifâk idüb bazı husûsla haremimize müte‘allik mağlûb-ı nisâ olmayub onların keyd u mekrinden emin olmak içün sadrazamlıktan fariğ olmağı evla görmeğin…"106 Ayrıca bu azlin sebebi, sadrazamlığı sırasında devlet çıkarlarını gözeten icraatları nedeniyle kişisel çıkarları sekteye uğrayan ve kendisi aleyhine çalışan muhalif bir zümrenin faaliyetleri ile de îzâh edilebilir.107 Azlinden sonra Dimetoka’nın108 Saray köyündeki çiftliğine çekilmiş ve 958/1551 yılında padişahtan izin alarak hacca gitmiştir. Paşa, 971/1563 yılında vefat etmiştir. Lütfi Paşa, İstanbul’da bir çeşme, Edirne’de bir mescit, Tire’de bir vakıf kurmuştur. Ayrıca, Dimetoka’ya yerleştikten sonra evinin bulunduğu Saray (Müslim) köyüne bir câmi, bir sıbyan mektebi, bir çeşme ve Yenice-i Karasu’da bir köprü yaptırmış, birçok menkul ve gayr-ı menkulünü de hayratına vakfetmiştir.109 2.1.2. Eserleri Lütfi Paşa, öğrenim hayatı ve memuriyet görevi sırasında, bulunduğu çevredeki âlimler ve şairler ile bir araya gelerek onlardan ilim tahsiline gayret etmiştir. Vezirlikten azledilmiş olması Lütfi Paşa’ya kitap telif edebilmek için iyi bir fırsat sağlamış ve devlet adamlığı yanında âlim kişiliği ile de meşhur olmuştur.110 Böylece bir yandan devletin en üst kademelerine kadar çıkmış bir devlet adamı olarak, öte yandan da medrese dışında kendini yetiştirmiş bir âlim olarak dikkat çekmiştir. Ayrıca Lütfi Paşa’nın yaşadığı dönem Kemalpaşazâde, Taşköprizâde Ahmed Efendi, Kınalızâde Ali Efendi, Ebussuud Efendi gibi Osmanlı’nın en dikkat çeken ulemasının yaşadığı bir dönemdir. 105 Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, nr. E. 7924. 106 Lütfi Paşa, Âsafnâme, s. 8-9. 107 İpşirli, “Lütfi Paşa”, s. 234. 108 Bugün Didimoticho adıyla bilinen Yunanıstan sınırın içinde bir beldedir. 109 İpşirli, a.g.e., s. 235. 110 Fuat Köprülü, “Lütfi Paşa”, Türkiyât Mecmûası, Darü’l-Fünün Türkiyyât Enstütüsü, Matbaa-i Âmire, İstanbul 1935, I, 130. 27 Âli Mustafa Efendi, Lütfi Paşa’nın ilmî kudretine gereğinden fazla güvendiğini, mağrur ve kendini beğenmiş bir kişi olduğunu zikretmektedir.111Ancak buna karşılık Edirneli Sehî Bey ve Celalzâde, Lütfi Paşa’nın pek çok ahlâkî meziyete sâhip olduğunu belirterek devlet hizmetlerindeki başarılarını övmüşlerdir.112 Lütfi Paşa’nın Türkçe ve Arapça toplam yirmi altı tane eseri vardır. Bunlar tarih, siyaset, devlet idaresi, tıp ve dinî konularla alakalıdır. Fıkıh ve kelam ile ilgili eserleri daha ziyade genel meseleler üzerinde durmaktadır. Ancak tarihle ilgili eserleri onun iyi bir tarihçi olduğunu, Osmanlı tarihine önemli ve değerli katkılar sunduğunu ortaya koymaktadır.113 Tevârih-i Âli Osman adındaki Türkçe tarih eserini, katıldığı seferlerde edindiği tecrübeleri kendinden sonrakilere aktarmak için yazmıştır. Bu eser, 960/1553 tarihinden önceki yarım asırlık dönemde yaşadığı, müşahede ettiği, içinde bulunduğu hadiseleri ihtiva etmesi yönüyle, birinci elden kaynak niteliği taşımaktadır. Âsafnâme isimli risalesi de Osmanlı devlet teşkilatına dair olup siyasetnâme türünün Osmanlı dönemindeki ilk örneklerinden biridir ve kıymetli bir tarihi vesika sayılmaktadır.114 Lütfi Paşa, Tenbîhü’l-Gâfilîn ve Te’kîdü’l-Kâsilîn (diğer ismi Tenbîhü’l-Âkilîn ve Te’kîdü’l-Gâfilîn) isimli risalesinde ilim, iman, İslam, tevhid gibi dinin temel esaslarını ele almıştır. Bunun dışında fıkha dair Tuhfetu’t-Tâlibîn, Zübdetü’l-Mesâil, Suâl ve Cevablı İlmihâl, hadise dair Risâletü’l-Kunûz fi Letâfi’r-Rumûz, itikada dair Hayât-ı Ebedî, Risâle-i Firak-i Dâlle Tercümesi ve Kur’an ilimlerine dair Havass-ı Kur’ân-ı Şerîf gibi Türkçe ve Arapça risaleler yazmıştır. Osmanlı padişâhlarının hilafet meselesi meşruiyetini desteklemek amacıyla Arapça yazdığı Halâsü’l-Ümme fi Ma’rifeti’l-E’imme adlı risalesi gerek yazıldığı dil, gerekse konusu bakımından Araplara hitap etmektedir. İlmihal niteliğindeki Zübdetü’l- Mesâil fi’l-İ’tikâdâti ve’l-İbâdât isimli hacimli eserinde toplumda görülen bazı yanlış davranışları ele almıştır.115 2.1.3. Kur’ân İlimlerine ve Tefsire Dair Çalışmaları 111 İpşirli, a.g.e, s. 235. 112 Mustafa İsen, Sehi Bey Tezkiresi, s.70; Koca Nişâncı Celâlzade Mustafa Çelebî, Tabakâtü’l-Memâlik fi-Derecâti’l-Mesâlik,Wiesbaden 1981, Tıpkıbasım, vr. 285b, 301a. 113 Köprülü, a.g.e, s. 144. 114 Mehmet İpşirli, “Âsafnâme”, DİA, III, 456. 115 Asım Cüneyd Köksal, “Lütfi Paşa”, Osmanli Bilgeleri, İlke Yayıncılık, İstanbul 2017, s. 51. 28 2.1.3.1. Havass-ı Kur’ân-ı Şerîf Lütfi Paşa’nın Kur’ân ilimlerine dair tespit edebildiğimiz tek eseri Havass-ı Kur’ân-ı Şerîf isimli risalesidir. Aslında bu risale, daha büyük bir eserin ikinci kısmını oluşturmaktadır. Birinci kısımda ibadet ve itikat ile ilgili bazı sorular ve bunlara verilmiş cevaplar yer alır. İkinci kısım sûrelerin havas ve esrarı, üçüncü kısım ise bazı duaların faydalarını ele almaktadır. Bu risalede müellif Fâtiha sûresinden başlayarak Nâs sûresine kadar bütün sûreleri okumanın faziletleri, faydaları ve hangi hastalık ve sıkıntılara iyi geldiklerini anlatır. Kur’ân’ın havas ve esrarı hakkında çok sayıda eser telif edilmiştir.116 Bunlardan birisi de Menâfiu’l-Kur’âni’l-Azîm adında İmam Câfer es-Sâdık’a nispet edilir.117 Lütfi Paşa da bu eserinde İmam Câfer es-Sâdık’a nispet edilen çok sayıda görüşe yer vermektedir. Bunun yanında, eserde Muhyiddin-i Arabî’ye nispet edilen pek çok nakil de bulunmaktadır. Risalenin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmud Efendi, nr. 6385’te kayıtlı olup 32 varaktır. Ancak nüshanın sonu eksiktir. Lütfi Paşa’nın bir sûre veya bir ayet tefsiri ile ilgili müstakil bir risalesi olmamasına rağmen, yazdığı birçok eserinde başta Beyzâvî olmak üzere birçok müfessirin görüşleriyle istişhad etmiştir. Bunun yanında görüşlerini ispat edebilmek için delil olarak getirdiği her ayetin veya sûrenin meâlini ve kısa açıklamasını yapmıştır. Büyük ihtimalle eserlerin çoğunu çevresindeki halk tabakasına mensup kişilere yönelik yazdığı için böyle bir yöntem kullanmıştır. Mesela Hayât-ı Ebedî adlı eserinde Asr sûresinin meâlini şu şekilde vermiştir: Yani, ya Muhammed, ikindi namazı vakti için veya senin asrın :والعصر (zamanın) için ki o, zamanların en iyisi. 116 Bunlardan biridir Gazâlî’nin (v.1111) ez-Zehebü’l- İbrîz fi Esrâri Havâssi Kitabillahi’l-Azîz adlı olan kitabıdır. Bk: Haci Halife, Keşfü’z-Zunûn, haz. Rıfat Kilisli, Dâru’l-İhyâ li’t-Turâsi’l-Arabî, Beyrut, (t.y), I, 828. 117 Menâfiu’l-Kur’âni’l-Azîm, thk. Ali Musa el-Kaʿbi, el-Emânetü’l-Âmme li’l-Atabeti’l-Hüseyniyyeti’l- Mukaddese, Üçüncü Basım, Kerbela 2015. 29 İnsanlar elbette ziyândadır. Yani kâfirler ziyândadırlar veya : إن اإلنسان لفي خسر Müslümanlığa geçip ve şeytanın sözüne uyup imanı ale’t-tafsîl bilmezler. Ve ömürlerini zâyi edip kendi heveslerine tâbi olanlar dahî ziyândadır. Yani meğer şunlar :إال الذین آمنوا وعملوا الصالحات وتواصوا بالحق وتواصوا بالصبر ziyândan kurtuldular ki iman getirdiler, Allah Teala’ya ve meleklerine ve kitaplarına ve resullerine ve kıyamet gününe ve dahî eğer hayır ve eğer şer Allah Teala’dan kaderlenmiş idiğine gönlüyle tasdik eyleyip dahî dille ikrâr eylediler, dahî amel-i salih işlediler. Ve dahî vasiyyet eylediler kendinden sonra gelenlere imanı ale’t-tafsîl bileler ve dahi amel-i salih işleyeler. Dahi vasiyet ettiler tâat üzerine ölmesinin sabrına, dahî şeytan aleyhillane sözüne uyup maʿsiyet etmemesine.118 Ayrıca, Tevhîd ve Müteşâbihât Beyanında119 (Risalenin diğer adı Faslun fî Beyâni’t-Tevhîd ve’l-Müteşâbihât) adlı risalesinde Lütfi Paşa, Fıkh-ı ekber ve İhyâu ulûmiddin’den aktararak Allah’ın zâtî sıfatlarını şerhetmek için bazı sûrelerin ve âyetlerin Osmanlıca meâllerini verip onları kısa bir şekilde anlatmıştır. Bunlardan bazıları şu şekildedir: İhlas sûresi: “De ki Allah Teâlâ Birlik’tir120. Allah Samed’dir, Ganî’dir. (Her kimse O’na muhtaç ola, Ol ise kimseye muhtaç olmaya ve böyle olacak). Ol doğurmaz ve dahî kimseden doğmadı (Birliğinden bir nesne vücûda gelmek olmaz ve her nesneyi Ol halkeder). Ve O’nun gibi nesne olmaz.” Nesârâ Hakk Teala’nın veledi var dediler. Ben“ :قالوا اتخذ هللا ولدا سبحانھ ھو الغني Allah Teâla’yı veledi olmaktan tenzîh ederim. Nice veled ola ki Ol her nesneden Ganî’dir, hiçbir nesneye muhtaç değildir dahî.”121 Ey mahlûkât! Sizler Allah“ :یا أیھا الناس أنتم الفقراء إلى هللا وهللا ھو الغني الحمید Teala’ya muhtaçsınız. Allah Teala ise Ganî’dir, Hamîd’dir.”122 Ben size şâh damarınızdan daha yakınım.”123“ :ونحن أقرب إلیھ من حبل الورید 118 Bk. Lütfi Paşa, Hayat-ı Ebedî, Süleymaniyye Ktp, Ali Emiri SRY Koleksiyonu, Nr. 257, vr. 11b. 119 Lütfi Paşa, Tevhîd ve Müteşâbihât Beyanında, Süleymaniye Kütüphanesi, Halet Efendi Koleksiyonu, Nr. 820. 120 Bir’dir. 121 Yunus 10/68. 122 Fatir 35/15. 123 Kâf 50/16. Lütfi Paşa’ın, âyetin mealini gaip olarak değil muhatap olarak verdiği dikkati çekmektedir. 30 وما كان لبشر أن یكلمھ هللا إال وحیا أو من وراء حجاب أو یرسل رسوال فیوحي بإذنھ ما Hiçbir beşere câiz değildir Hakk Teâla ona söyleye, meğer ki vahyile ola; nitekim“ :یشاء nebîlere olmuştur. Veya perde ardından söyleye; Tûr’da Musâ’ya ve Miraç’ta Hazret-i Resul’e söylediği gibidir. Onlar perde içinde idi, Hakk Teâla onlara perde ardından söyledi. Yahût bir resul melek göndere, Hakk izniyle halka dilediği nesneleri bildire, bu resullerin ümmetine erişen kelamıdır…”124 Her kimse kim yeryüzünde“ : كل من علیھا فان ویبقى وجھ ربك ذو الجالل واإلكرام vardır fenâ olur illâ Rabbı’nın vechi değil. Ol Rabb ki celâl ve ikrâm sahibidir.”125 2.2. DIRAÇLI MEVLANA FEVRÎ 2.2.1. Hayatı Fevrî Ahmed b. Abdullah Efendi, Arnavutluk’un Adriyatik kıyısındaki Dıraç (Durres) şehrinde doğmuştur. Doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. Söylediği bir beyitte Arnavut asıllı olduğunu ifade etmektedir.126 Devşirme olarak İstanbul’a getirilen Fevrî henüz erken yaşta İslam dinine girerek Ahmed b. Abdullah adını almıştır. Bazı kaynaklarda rüya âleminde İbn Arabî’nin telkiniyle İslam’a girdiği ifade edilmiştir.127 Ferhad Paşa’nın128 kethüdası Pulad’ın himayesinde tahsile başladı. Kethüda Câfer Efendi tarafından zamanın Rumeli Beylerbeyi Lütfi Paşa’ya hediye edildi. Fevrî Efendi paşaya sunduğu bir kaside sebebiyle özgürlüğüne kavuştu. Daha sonra Defterdâr İskender Çelebi’nin129 himayesinde yetişti.130 124 Şûrâ 42/51. 125 Rahmân 55/27. 126 N’ola mürgân maʿanî ile itse bâzı / Arnavûd aslıdır ol taşlı yerün şehbâzı. Bkz. Besir Neziri, Fevrî Ahmed Efendi’nin Ahlâk-ı Süleymânî Adlı Eseri Vr.2a-Vr.38b - (İnceleme-Metin-Dizin), Basılmamış Yüksek Lisâns Tezi, Marmara Üniversitesi, 2016, s. 1. Ayrıca bkz. Atâi, Şekaik Zeyli, s. 142. 127 Âşık Çelebî, Meşaʿirü’ş-Şuʿarâ, haz. Filiz Kılıç, İstanbul Araştırmaları Enstütüsü, İstanbul 2010, III, 1221; Şemsettin Sâmi, “Kamûsu’l-Aʿlâm”, V, 3448; Bursalı, “Osmanlı Müellifleri, I, 410. 128 Arnavut asıllı bir Osmanlı veziriâzamı (v.1595). Bk. Mehmet İpşirli, “Ferhad Paşa”, DİA, XII, 383- 384. 129 Zamanın şairlerine destek veren ve Kanuni Sultan Süleyman döneminin zengin bir devlet adamıdır. 130 Mehmet Kalpaklı, DİA, “Fevrî”, XII, 505. 31 Fevrî Efendi, dönemin âlimlerinden Edirne’de Beylerbeyi müderrisi Dursun Efendi, Kalenderhâne müderrisi Taşköprizade Ahmed Efendi131 ve Sahn-ı Semân müderrislerinden Arapzâde Abdülbâki Efendi132 gibi zevattan ilim tahsil etmiştir. 950/1544 yılında hac yolculuğunda iken yakın arkadaşı Prizrenli Âşık Çelebi’ye gönderdiği bir mektupta, hac yolculuğunun detayları ve orada görüştüğü âlimler ve hocalar hakkında bilgi vermiştir.133 Şeyhülislam Ebussuûd Efendi’ye Arapça bir kasîde sunduktan sonra şöhreti artmıştır. 953/1547 yılında Edirne Anbar Kâdı Medresesi’ne tayin edilmiş, daha sonra Hasköy Mahmûd Paşa ve Vize Medreselerinde müderrislik yapmıştır.134 Kanûnî Sultân Süleymân ile birlikte Nahçivân seferine katılmış ve bu esnada söylediği kasidelerden dolayı şöhreti daha da artmıştır. Sonra Bursa’da Kaplıca ve Hüdâvendigâr Medreseleri, İstanbul’da Atîk Ali Paşa, Haseki Sultân Kariye (Hankah), Haseki Sultan, Sultâniye ve Semâniye Medreselerinde ders vermiştir. 976/1569 yılında ise Şam’da Hanefî mezhebi müftüsü ve oradaki Sultan Süleyman Medresesi’nin müderrisi olmuştur. Fevrî şâir, nesir üstadı ve aynı zamanda bir hattat idi. Devrinin tanınmış hattatlarından Şeyh Hamdullah’ın damadı ve öğrencisi Şükrullah Halife’den sülüs ve nesih öğrenmiştir. Hat sanatına dair bir risalesi135 de vardır. Fevrî Türkçe, Arapça ve Farsça’ya çok hâkimdi. Yaşadığı dönemde daha çok bir âlim olarak tanınmıştır. Ders arkadaşı Prizrenli Âşık Çelebi (v.980/1572), Fevrî’nin öğrencilik yıllarında iken ilme çok hevesli olduğunu ve çok çalıştığını, müderrislik döneminde de geceleri sabaha kadar ilimle meşgul olduğunu anlatır. Arapça, tefsir ve hadis ilimlerinde gayet derin ve güçlü birisiydi. Devrinin uleması tarafından âdeta Begavî136, Saʿlebî137 ve Ferrâ138 ile beraber bir yerde buluştuğu benzetmesi yapılıyordu.139 131 eş-Şakâik en-Numâniye ve Miftâhu’s-Seâde’nin müellifi. Osmanlı âlimi (v.1561). 132 Sahn-ı Semân müderrisi Arapzâde Abdülbâki Efendi. 133 Risâle fi’l-Menâsik, Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 2828. 134 Kalpaklı, a.g.e, s. 505. 135 Risâle fi ilmi’l-hutût, Köprülü Ahmed Paşa Ktp, nr.361; er-Risâletü’l-Kalemiyye, Süleymaniye Ktph., Esad Paşa Kol., nr. 03415. 136 Meâlimu’t-Tenzîl adlı tefsir kitabının müellifi, Muhammed el-Huseyn ibn Mes’ud el-Ferrâ el-Beğavî eş-Şâfiʿî (v. 1122) 32 Fevrî Efendi, 979/1571 yılında Şam’da Hanefî müftüsü iken vefat etmiş ve Kubûrü’s-Sâlihîn Mezârlığı’nda Üsküplü İshak Çelebi’nin140 ayakucuna defnedilmiştir.141 2.2.2. Eserleri Fevrî’nin edebiyat yanında dinî ilimlerle ilgili çok sayıda eseri olup bunların çoğu günümüze kadar ulaşmıştır. Fakat kaynaklarda zikredilip de günümüze ulaşmamış olan eserleri de vardır. Bunlar Sokullu Mehmed Paşa’yı anlatan Ahlâk-ı Mehmed Paşa ile Miftâhü’l-Meânî ve Hâşiye alâ Tefsîri’l-Beyzâvî’dir.142 Elimizde bulunan eserleri şunlardır: 1- Dîvân-i Fevrî: En büyük eseridir. Türkçe olup yaklaşık üç bin beyit içermektedir. Divanda Fevrî’nin kullandığı çok zengin ve sâde bir dil vardır. Gelibolulu Âlî, şiirde atasözleri ve halk deyimlerini kullanmada Necâtî’den143 sonra Fevrî’nin geldiğini söyler.144 Eser, Mehmet Kalpaklı tarafından bir doktora tezi olarak neşredilmiştir.145 2- Kühl-i Dîde-i Aʿyân146: Müellif bu risalede kırk üç hadis seçip Arapça metnini verdikten sonra manzum olarak Türkçe’ye çevirmiştir. Misâl olarak “ من تواضع ہلل رفعھ hadisini147614F ”هللا و من تكبّر وضعھ هللا şu şekilde tercüme etmiştir: Hakk’ı ırzayiçün tevazu’ iden Hakk onun kadrini ref’ eyler Halk-ı Hakk’a tekebbür eyleyenün Zât u şânını Hakk vaz’ eyler148 137 Ebû İshâk Ahmed b. Muhammed b. İbrâhîm es-Sa’lebî en-Nîsâbûrî (v.1035). Arap dili âlimi ve müfessir. 138 Yahyâ b. Ziyâd b. Abdullah el-Absî el-Ferrâ’ (v.822). Arap dili ve tefsir âlimi. 139 Âşık Çelebî, Meşâiru’ş-Şuarâ Tezkiresi, III, 1222. 140 Kılıçcızâde Üsküplü İshak Çelebî Efendi’dir. Divan şairi ve Selimnâme adlı eserinin yazarıdır. Vefatı 943/1537 yılındadır. Bk. Hamdi Savaş, “İshak Çelebi, Kiliççızâde”, DİA, XXII, 528-529. 141 Kalpaklı, DİA, XII, s. 505. 142 Kalpaklı, a.g.e., s. 506. 143 Necâtî Bey (v. 914/1509) Divan şiirinin temelini atan en büyük sanatkârlardan biridir. Bk. Bayram Ali Kaya, “Necâtî Bey”, DİA, XXXII, 477-478. 144 Kalpaklı, a.g.e, s. 505. 145 Mehmet Kalpaklı, Divan Şiirinin Edisyonunda Bilgisayar Kullanımı Metoduna Giriş ve Fevri Divanının Elektronik Formu, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1991. 146 Fevrî, İÜ Ktp., TY, nr.2873, vr. 1b-6b; Süleymaniye Ktp., İbrahim Efendi, nr. 190, vr.24b-27a. 147 Mahmûd el-Haddâd, Tahrîcu Ehâdîsi İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Darü’l Âsıme li’n-Neşr, Riyad 1987, I, 236. 33 3-Ahlâk-ı Süleymânî (Münşeât-ı Süleymânî): Bu risale Kanuni Sultan Süleyman’ın faziletlerine dairdir. Risalede Kanûnî’nin şiirleri açıklanarak onun dünya görüşü ortaya konulmuştur.149 Fevrî, Kânuni Sultân Süleyman’ın divanını cemʿ ve tertip etmiştir.150 4-Risâle-i Seyfiyye151: 6 varaklık edebî Arapça bir risaledir. Risale “kılıcın” özellikleri ve faziletleri ile başlar. Sonra Kânûnî Sultan Süleyman’ın idarecilikteki adaletinden bahseder. 5-Risâle-i Kalemiyye (Risâle fî İlmi’l-Hutût)152. Hat ilmi ile ilgili Arapça bir risalesidir. Risalede kolay anlaşılır bir üslup kullanılmıştır. Bu risale Fevrî’nin hattat olduğunu ve hattatlık mesleğini profesyonel bir seviyede tanıdığını göstermektedir. Müellif bu risalede kalem ile ilgili âyetleri, hadisleri, sahabe, tabiîn ve evliyâ sözlerini zikretmiştir. 2.2.3. Tefsir ile ilgili çalışmaları Daha önce de ifade edildiği gibi Fevrî’nin tercüme-i halini veren müellifler onun tefsir ilmine büyük bir ilgisi olduğunu kaydederler. Ancak tefsir ile ilgili telifâtı sadece Hâşiye alâ Bâʿzı Mevâdıʿi Tefsiri’l-Kâdî adında, Beyzâvî tefsirine yazdığı hâşiye ve taʿliklerden ibarettir.153 Ne var ki bunun da herhangi bir nüshasına ulaşamadık. Öte yandan Şeyhülislam İbn Kemal Paşa154 tarafından yazılan Mülk sûresi tefsirinin Fevrî tarafından 30 Ramazan 995/3 Eylül 1587 tarihinde istinsah edilen nüshası dikkat çekmektedir.155 Bu nüsha Fevrî’nin hem hattat hem de müfessir kimliğine işaret etmektedir. Nitekim kendisi bu nüshaya zaman zaman haşiyeler eklemiştir. Bunlardan وقالوا لو كنّا نسمع أو نعقل ما كنّا في أصحاب السعیر ayetinin156F155 tefsirine yazdığı haşiye şöyledir: 148 Bk. Hasan Aksoy, “Fevrî’nin Kırk Hadis Tercümesi”, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 13,14,15, İstanbul, 1997, s.130. 149 Kalpaklı, “Fevrî”, XII, 506. 150 Bursalı, Osmanlı Müellifleri, I, 411. 151 Risâle-i Seyfiyye, Fevrî, Süleymaniye Ktp., Esad Paşa Kol., nr. 03415. 152 Süleymaniye Ktp, a.y. 153 Bk. Ziya Demir, XIII-XVI. Y.y Arası Osmanlı Müfessirleri, s. 496. 154 Şemseddin Ahmed b. Süleyman İbn Kemal Paşa (v.1534). 155 Süleymaniye Ktp, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa, nr.1602, vr.102-104. 156 Mülk 67/10. 34 ﴿وقالوا لو كنا نسمع﴾ سماعا نفھم بتفھیم الغیر لنا كقولھ تعالى "ولو علم هللا فیھم خیرا ألسمعھم..." ﴿أو نعقل﴾ من عند أنفسنا بالتأمل في اآلیات الظاھرة الدالة على وجوده تعالى ووحدانیتھ والبینات الباھرة ّ مل. و"أو" ھنا القائمة على صحة دعوى الرسل. وقیل: أي نسمع سماع قبول وطاعة أو نعقل بعقل متفكر ومتأ بمعنى الواو كما في قولھ تعالى: "إن یشأ یرحمكم أو إن یشأ یعذبكم ..." “Dediler ki:‘Eğer işitmiş olsaydık…’”yani başkalarının bize anlatmasıyla anlamış olsaydık… Mesela, “Allah onlarda bir hayır görseydi elbette kendilerine işittirirdi”157 ayetinde olduğu gibi. “Veya akletseydik…” lafzının manası ise, Allah’ın varlığına delalet eden açık âyetler ve peygamberlerin davetlerinin doğru olduğunu açıkça gösteren deliller üzerinde düşünmek suretiyle kendiliğimizden akletmiş olsaydık şeklindedir. Ayetin tefsiri hakkında şöyle de söylenmiştir: ‘İşitmek’ kabul ve itaat etmek demektir. ‘Kulak vermek’ ise iyice düşünüp taşınan kimse gibi düşünüp taşınmak demektir. Ayrıca ayetteki “ev” (veya) ifadesi “ve” manasına gelmektedir. Tıpkı “Dilerse size merhamet eder, dilerse sizi cezalandırır…”158F157 ayetinde olduğu gibi.159F185 Fevrî’nin bu kısa açıklamaları, onun tefsir hâşiyelerinde çokça görülen bir üslup içerisinde âyet-i kerimelere anlam verdiğini göstermektedir. Öte yandan bu açıklamayı İbn Kemal Paşa’ya ait bir risalenin kenarına eklemesi, onun eserde gördüğü bir noktayı îzâh etmek veya tamamlamak istediğine de işaret eder. 2.3. DEBREVÎ ÖMER FÂNÎ EFENDİ 2.3.1. Hayatı İsmi Şeyh Ömer, babasının ismi de Muhammed Efendi’dir.160 Mahlası Fânî’dir. Üsküb’e bağlı Debre-i Bâlâ kasabasında doğduğundan, buraya nispetle bazen Debrevî bazen de Üskübî nispetiyle anılmıştır. Doğduğu yıl belli değildir. Çocukluk yıllarını Debre’de geçirdiği ve ilk tahsilini orada yaptığı söylenebilir.161 Sonra şerʿî ilimlerde ilerlemek için İstanbul’a gelmiştir. Süleymaniye Medresesi’nde okumuş ve Hocazâde Mehmed Efendi’nin162 mülazimi olmuştur. Ayrıca Mısırlı Şeyh Abdurrahman el-Bâhûtî el-Hanbelî’den163 hadis rivayet etmek üzere icazet almıştır.164 157 Enfal 8/23. 158 İsra 17/54. 159 Süleymaniye Ktp, a.y. 160 Bağdatlı İsmail Paşa, Hediyetü’l-Ârifîn, Esmâü’l- Müellifîn ve Âsârü’l-Musannifîn, haz. Rıfat Bilge, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1951, I, 797. 161 Nevizâde Atâi, Hadâikü’l-Hakâik fi Tekmileti’ş-Şakâik,Matbaa-i Âmire, İstanbul 1268/1851, s. 759. 162 Muhammed b. Saʿduddîn Muhammed b. Hasan Cân er-Rûmî el-Hanefî’dir. 163 Abdurrahman b.Yusuf b. Ali el-Mısrî el-Hanbelî (v.1678). Beyzâvî tefsirine haşiyeleri vardır. Bk. Bağdatlı, Hediyetü’l-Ârifîn, I, 550. 164 Ömer Fânî Efendi, el-Huccetü’n-Neyyire fi Beyâni’t-Tarîkati’l-Münîre, İstanbul Üniv. Ktp, AY, vr. 52a. 35 Ömer Fânî Efendi’nin yaşadığı dönem, Kanûnî Sultan Süleyman (1520-1566) döneminden itibaren IV. Murâd (1623-1640) döneminin ilk yıllarına kadar uzanmaktadır. Bu dönem aynı zamanda Şeyhülislâm Hoca Sadeddin Efendi (v.1008/1599), Selanîkî Mustafa Efendi (v.1008/1599), Bergamalı İbrahim Efendi (v.1014/1605), Taşköprülüzâde Muhammed Kemâleddîn Efendi (v.1030/1621), Altıparmak Muhammed Efendi (v.1033/1627) ve Peçevî İbrahim Efendi gibi meşhur ulemanın da yaşadığı bir dönemdir.165 990/1582’da Üsküp’te kassâm-ı askerî166 oldu. Bu görevde çok kalmadı. İstanbul’a dönüp ilk önce Şeyh Sofyalı Bâlî Efendi’den el alıp sonra Bosnalı Dragoman Postnişini Abdülmümin Efendi’nin mülazimi ve damadı oldu. Kayınpederinin 1004/1595 yılında vefatından sonra yerine Ömer Efendi şeyh oldu. Aynı yılda Sultan III. Mehmed ve Şemseddin Sivasî ile birlikte Eğri seferinde bulundu. Ömer Efendi’nin yaşadığı dönemin başka bir özelliği de tarikat şeyhlerinin çoğunun aynı zamanda zahiri ilimlere de hâkim olmalarıdır. Bunlar arasında müderris, kadı, müftü, hatta şeyhülislam vekîli dahi bulunmaktaydı.167 Fânî Efendi de şeyhliği yanında Sultan Selim ve Süleymaniye gibi selatîn camilerinde uzun yıllar vaâz vermiş168 ve vefat edinceye kadar Ayasofya Camii’ndeki vaizlik görevini sürdürmüştür. Yaşadığı dönemde Kadızâdeli-Sivasî mücadelesinde ehl-i tarîk tarafında yer almış ve onların Melâmilere yaptıkları eleştirileri sürdürmüştür. Nitekim hem Ömer Fânî Efendi hem de Abdülmecid Sivasî aşırıya kaçan Melâmilere karşı mücadele etmiş ve vaâzlarında onlara karşı sert ifadeler kullanmışlardır.169 Hulvî, ünlü şeyhlerin hayatından bahsederken Ömer Fânî Efendi’yi müfessirlerin serçeşmesi olarak nitelendirmiş ve ona duyduğu saygıyı şu şekilde anlatmıştır: Her kim ister bağ-ı irfândan semer, 165 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III/II,236. 166 Yeniçeri Ocağı efrad ve zabitanından ölenlerin geride bıraktıkları işlerle meşgul olan heyet arasındaki şer’i memur hakkında kullanılan tabirdir. (Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, II, 210.) 167 Necdet Yılmaz, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf: (XVII. Yüzyıl), Osmanlı Araştırmaları Vakfı, İstanbul 2001, s. 475. 168 IV. Murâd döneminde Ayasofya’ya dört ayaklı bir mermer kürsü yapıldığı, burada her gün vaaz vermekle 8 vâizin görevlendirildiği, bunlardan birisinin de Ömer Fânî Efendi olduğu rivayet edilmektedir. Bk. Müstakîmzade Sa’deddîn, Tercüme-i Ahval-i Şuyuh Ayasofya, Süleymaniyye Kütüphanesi, Esat Efendi, Nr. 1716, vr. 12a. 169 Bk. Atâî, Hadâikü’l-Hakâik, s. 602-603. 36 Hulviyâ bûs eylesin pâ-yı Ömer170 Peçevî İbrahim Efendi ise ilmî seviyesinin yüksekliğine, özellikle de tefsirdeki engin bilgisine şöyle işaret etmektedir: "Kibâru’l-ulemâ, sultânu’l-müfessirîn deyu târif ve tavsîf ederlerdi. Eline asla bir kitap (varak) almayıp, tefâsîr-i müteaddideden metn-i şerîfi kıraet eder, ondan tefsîr ve tahkîke mübaşeret eylerdi."171 Peçevî, ayrıca Ömer Efendi’nin katıldığı Estergon seferinde pek çok kerametinin zuhur ettiğini, ancak riyâ karışır diye onlardan bahsetmeyeceğini de söyler.172 Ömer Fânî Efendi kaynaklarda “Tercüman Şeyhi, Drağman (Dragoman) Şeyhi, Tefsîrî Ömer Fânî Efendi, Umdetü’l-Müzekkirîn ve Sültanü’l-Müfessirîn” gibi sıfatlarla anılmıştır.173 Bu da onun yaşadığı dönemde muteber bir âlim, özellikle de bir vaiz ve müfessir kabul edildiğini göstermektedir. Ömer Fânî Efendi ömrünün sonuna doğru hacca gitmiş ve hacdan döndükten sonra muhtemelen 1033/1624 yılında vefat etmiştir. Kabri Fatih’te, Drağman tekkesinin haziresindedir. Yerine oğlu İbrahim Efendi geçmiş, o 1054/1644 yılında vefat edince de torunu Çelebi Efendi şeyh olmuştur.174 2.3.2. Eserleri Ömer Fânî Efendi Osmanlıca, Arapça ve Farsça’yı ileri seviyede bilmektedir. Ancak eserlerinin çoğunu Arapça yazmıştır. Çoğu da tarikat âdâb ve erkânı ile ilgilidir. Ömer Fânî’nın yazdığı eserler şunlardır: 1- el-Hüccetü’n-Neyyire fi Beyâni’t-Tarîkati’l-Münîre: Ömer Fânî Efendi bu eserini, mutasavvıfların dayandıkları esasları belirtmek, Müslümanlar hakkında sûizânda bulunmayı önlemek maksadıyla yazmıştır.175 Zikir, semâ’ ve deverân gibi konuları ele alıp, bunların cevazı hakkında Kur’ân, sünnet ve âlimlerin görüşlerinden deliller getirmektedir. Sonuç kısmında ise, aynı konulardaki bâtınî delillere ve bunlar 170 Mahmûd Cemâleddin el-Hulvî, Lemezât-ı Hulvîyye ez-Lemeât-ı Ulviyye, haz. Mehmet Serhat Tayşi, Marmara Üniversitesi İlahiyat Vakfı Yayınları, İstanbul, 1993, s. 604-605. 171 Tarih-i Peçevi, II, 359. 172 Peçevi, a.g.e. 173 Atâi, Hadâik, s. 759. 174 Hüseyin Ayvansarayi, Hadikatü’l-Cevamiʿ, haz. Ahmet Nezih Galitekin, İsâret Yayınları, İstanbul, 2001, s.166. 175 Ferzende İdiz, Ömer Fânî Efendi ve Tasavvufa Dair Üç Eseri, İnsan Yayınları, İstanbul 2011, s.104. 37 hakkında sûfîlerin görüşlerine yer vermiştir. Bu eser, 43 varaktır. Kenarlarında, müellif tarafından yazılan hâşiyeler de yer almaktadır. 2- Kitâbu Âdâbi’t-Tarîka: 8 varaklık küçük bir risaledir. Sülûk âdâbı, kılık kıyafet âdâbı, zikir ve vird âdâbı, yemek meclisinde uyulması gereken âdâb, şeyh ve ihvâna karşı âdâb, nâfile oruç ve namaz âdâbı, şeyhe hizmet ederken uyulması gereken âdâb ve diğer bazı genel âdâb konularını ele almaktadır. 3- Samsâmü’l-Hisâm (1765(صمصام الخصامF17 : Ömer Fânî Efendi bu eserini, Nebî b. Turhân b. Durmuş es-Sinobî’nin tasavvufa ve ehline karşı ağır eleştirilere yer verdiği Hayâtü’l-Kulûb isimli eserine reddiye olarak yazmıştır. 4- Kıyafetnâme: Bursalı Mehmed Tahir Efendi ve Bağdadlı İsmail Paşa’nın ismen bahsettiği, ismi dışında konusu ve özelliklerine dair hiçbir bilgi vermediği bu eserin herhangi bir nüshasını tespit edemedik. Eserin isminden hareketle tarikat kıyafetleri ile ilgili bir eser olduğu düşünülebilir.177 5- Bedrü’l-Budûr fi Fezâili’ş-Şuhûr: Hicri ayların faziletleri ile ilgili bir risaledir. Tespit edebildiğimiz tek nüshası Amasya İl Halk Kütüphanesi’nde 1133/2 numarada kayıtlıdır. 2.3.3. Tefsir ile ilgili eserleri Yukarıda da geçtiği gibi Ömer Fânî Efendi tefsir alanındaki yetkinliğinden dolayı “Tefsîrî” diye anılmıştır. Tefsir ilmindeki şöhretine rağmen tefsir ile ilgili müstakil eserlerinin sayısı azdır. Bunları özellikle selatîn camilerinde vaaz verdiği dönemde yazmıştır. Bunun yanında tefsir dışındaki başka risalelerinde çeşitli ayetlerin tefsirine yer vermiştir. Tefsir ile ilgili aşağıda bahsedeceğimiz en meşhur eseri Fethü’l- Gıtâ an Vechi’l-Azrâ’dır. 2.3.3.1. Beyânü Akvâli Tefsiri’l-Kâdî fi Âyâti’l-Mevâzîn Ömer Fânî Efendi Ayasofya camiinde vaaz ve nasihat yapmakla görevlendirildiğinde Aʿraf sûresinden seçmiş olduğu ayetlerle vaazlarına başlamıştır. Vaazlarından birinde “Mevâzîn” ayeti178 vesilesiyle Kur’ân-ı Kerim’deki “Mîzân” ile 176 Keskin kılıç demektir. 177 İdiz, Ömer Fânî Efendi ve Tasavvufa Dair Üç Eseri, s. 139. 178 7/ Aʿraf, 8. “ن َ ُّق ۚ◌ َفَمن ثـَُقلَ ْت َمَوازِيُنُه َفُأوَٰلِئَك ُهُم اْلُمْفِلُحو . ”َواْلَوْزُن يـَْوَمِئٍذ احلَْ 38 ilgili ayetlerin tefsirini yapmış ve bunları bir risalede toplamıştır. Müellifin gayesi Kâdı Beyzâvî’nin mizan ile ilgili ayetlerin tefsirinde isâbetli olduğunu ortaya koymaktır. Zira bu konuda Beyzâvî’ye bazı eleştiriler yöneltilmiştir.179 Ömer Fânî Efendi bu çalışmasıyla adeta konulu tefsire dair bir eser kaleme almış gibidir. Eser Sultan III. Ahmed’e ithafen yazılmıştır. Müellif bu eserini tamamını daha sonra Fethü’l-Gıtâ an Vechi’l-Azrâ isimli eserlerine de derc etmiştir. Eserin tespit edebildiğimiz tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar Koleksiyonu, nr. 1965’te kayıtlı olup 31 varaktır. 2.3.3.2. Fethü’l-Gıtâ an Vechi’l-Azrâ Kaynaklar arasında bu eserin varlığına sadece Bağdatlı İsmail Paşa yer vermiştir.180 Eserin İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde kayıtlı bir nüshası bulunmaktadır ve eser çeşitli sûrelerden seçilmiş ayetlerin tefsirinden ibaret bir risaledir. Müellif kayınpederi ve şeyhinin181 işareti ile tefsir ilmine karşı özel ilgi duymuş, bu da onu vaazlarında ayetleri tefsir etmeye yöneltmiştir. Bu faaliyetlerin semeresini müellif Fethü’l- Gıtâ an Vechi’l-Azrâ ismini verdiği bir risalede toplamıştır. Eserin mukaddimesinde, zâhirî ve işarî tefsirlerin her ikisinin de meşrûiyeti hakkında delliler getirdikten sonra, kendisi bu eserinde Beyzâvî tefsirini esas alarak bazı ayetlerde açıklamalar, nükteler, tartışmalar ve talîkatlar yapacağını söylemiştir.182 Ömer Fânî Efendi Muharrem 1004/Eylül-Ekim 1595 tarihinde başta Ayasofya olmak üzere İstanbul’daki selâtin camilerinde vaaz vermeye başlamış ve bu görevini 9 Zilhicce 1027/27 Kasım 1618 tarihine kadar sürdürmüştür.183 Bu vaazlarında tefsirini yaptığı ayetleri daha sonra bir risalede toplamıştır. Vaazlarında, daha geniş bir yer verdiği Aʿraf sûresinden başlamış olsa da risalede ayetlerin tefsirine Fatiha ile başlamıştır. 179 Ömer Fânî Tefsiri, Beyanü Ahvali Tefsiri’l-Kadi fi Ayati’l-Mevazin, Süleymaniye Ktp, Yazma Bağışlar, nr. 1965, vr. 3a. 180 Bağdatlı, Hediyetü’l-Arifin, I, 797. 181 Kayınpederi ve şeyhi Drağman Tekkesi Tercüman Yunus Efendi’nin Postnişi Bosnalı Abdulmü’min Efendi (v. 1595). 182 Ömer Fânî, Fethü’l- Gıtâ an Vechi’l-Azrâ, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, A. 2134. vr. 2b. 183 Ömer Fânî, a.y. 39 Müellifin risalede ele aldığı sûreler ve ayetler şunlardır: Fatiha (es-Sebʿü-l Mesânî) Bakara 2/ 1; 9; 16; 38; 40; 62; 113; 139 Âl-i İmrân 3/ 77; 166; 169; 191 Mâide 5/ 114 Enʿâm 6/ 34; 148 Aʿrâf 7/ 2; 8; 12-20; 34-37; 54; 85; 89; 143; 146; 149; 172; 177; 195; 206 Enfâl 8/ 12; 41; 42; 47 Tevbe 9/ 3; 73; 74; 81; 84; 86; 109; 110; 116 Yûnus 10/ 27; 61; 105; 107 Hûd 11/ 17; 58 Yûsuf 12/ 13; 67; 106 Hicr 15/ 46 Nahl 16/ 1; 14; 15; 30; 102; 104; 105 İsrâ 17/ 1; 17; 36; 109 Kehf 18/ 29; 33; 42; 45; 59; 60; 63 Meryem 19/ 26; 90 Tahâ 20/ 9; 96; 98 Mü’minûn 23/20; 50 Şuarâ 26/ 46 Kasas 28/ 14; 15; 24; 37; 59; 76 Ahzâb 33/ 7; 8; 10; 28; 49; 50 Sebe’ 34/ 16; 17; 20; 34; 38 Fâtır 35/39; 41 Yasîn 36/ 7; 8; 9 Saffât 37/ 22; 31; 87 Sâd 38/ 69 Zümer 39/ 21; 56 Fetih 48/ 25 Kamer 54/ 28 Vâkia 56/ 66 Hucurât 49/ 4; 9 Rahmân 55/1; 2 40 Mülk 67/ 2; 19; 28; 29 Hâkka 69/ 1; 2 Gâşiye 88/ 23; 24 Fecr 89/ 1; 2; 23; 24 Leyl 92/ 5; 8 Tîn 95/ 3 Kureyş 106/ 1; 2; 3 Mesed 111/ 4; 5 İhlas 114/ 1-4 Müellif, ayetlerin tefsirine başlamadan önce ele aldığı her sûrenin başlangıcında sûre ismine uygun kısa bir mukaddime yazmıştır. Kaynak olarak Nizamuddîn Hasan Nisâbûrî,184 Kadı Beyzâvî, Begavî, Ebussuûd Efendi, İbn Kemal Efendi tefsirleri yanında Saʿdi Çelebi,185 Şeyhzâde,186 İsâmuddîn,187 Sinan Efendi,188 İbn Temcîd Efendi189 haşiyeleri gibi tefsir haşiyelerinden nakillerde bulunmuştur. Zikredilen muhaşşîlerle sık sık nahvî ve kelamî konulara dair tartışmalara girmiş ve bu konularda kendi fikrini ve tercihini ortaya koymuştur. Ayrıca müellif birçok yerde Mutezilîlere, Zamahşeri’nin mutezilî fikirlerine ve tasavuffî tefsirine karşı çıkanlara eleştiriler yöneltmiştir.190 Mesela اللھم ربنا أنزل علینا مائدة من السماء (Maide 4/114) ayetin tefsirinde, Beyzâvî, bazı sûfilere nispetle, “mâide” kelimesinin marifet hakikatlerinden ibaret olduğunu, yiyeceklerin bedenin gıdası olması gibi hakikatlerin de ruhun gıdası olduğunu belirtmektedir. Ömer Fânî Efendi, ise İsamuddin’in Beyzâvî’nin sözüne yaptığı “Zahir odur ki maide, maarif hakikatlerini içine alan bir amelden ibarettir” şeklindeki açıklamayı şöyle eleştirmiştir: “Muhaşşi her gıdanın her insan için uygun olduğunu zannetmiş, sufilerin her adam için bir söz, her söz için de bir adam vardır sözünü unutmuştur. Uygun olan kişinin bilmediği konuda konuşmamasıdır. Şüphesiz sufilerin kendilerine mahsus sırları vardır ve bunlar zahir ehlin bilgisi dışındadır. Onların gıdaları da sadece o işin ehli için 184 Garâibü’l-Kurân ve Regâibü’l-Furkân adlı tefsirin müellifi. Vefatı 850/1446’den sonra. 185 Osmanlı Şeyhulislami, Kastamonulu Saʿdullah Saʿdi b. İsa b.Emirhan (v.945/1538). Bk. Mehmet İpşirli, Ziya Demir, “Sâdî Çelebî”, DİA, XXXV, 404-405. 186 Muhyiddîn Mehmed b. Muslihuddîn Mustafa b. Şemseddîn el-Kocevî (v.951/1544). 187 İsâmuddîn el-İsfraînî (v.944/1538) 188 Amasyalı Sinaneddin Yusuf b. Hüsameddin b. İlyas (v.986/1578). 189 Mustafa b. İbrahim Efendi. Fatih Sultan Mehmed’in hocalarından. Sene 886/1481-1482 yılında vefat etmiştir. Beyzâvî’ye haşiye yazmış, o haşiyeye de İsmail Konevî (v.1195/1781) bir haşiye yazmıştır. 190 Bk. mesela, Fethü’l-Gıtâ, vr.10a; 16b; 54a 41 uygundur. Beyzavi’nin söylediği sözün herhangi bir takdire ihtiyacı yoktur. Aksine halin gereği ne ise ona göredir.”191 Ömer Fânî Efendi bir tarikat mensubu olması hasebiyle bazı ayetlerin tefsirinde işâri tevillere yer vermiştir. Bu tarzdaki tevillerine İhlas sûresinin tefsiri ilginç bir örnektir: ّ ول ما دعا عباده دعاھم إلى كلمة واحدة فمن فھمھا فھم ما ورائھا وھو قولھ: "قل فلعّل أنھ تعالى أ ھو" فتّم بھ المراد ألخص الخواص. ومن ھذا قد تحقق أن الكتب المنزلة مجموعة في القرآن الكریم وھو مجموع في "ھو". فاعرف ھذا تخرج من "البین" تدخل "الزین" وقل على الدوام "ھو" مع "ھو" لھ وبھ وفیھ ومنھ وإلیھ وھو منّزه عن كل حرف ولفظ وعبارة فاترك العبارة تفھم اإلشارة. ثّم زاد بیانا للخواّص فقال "هللا أحد"، ثّم زاد لألولیاء فقال "هللا الصمد"، ثّم زاد بیانا للخلق فقال:" لم یلد ولم یولد ولم یكن لھ كفؤا أحد" "Muhtemelen Allah Teâlâ, kullarına yaptığı ilk davette onları tek kelimeye davet etmiştir. O daveti anlayan kimse, o davetin ötesini de anlamıştır. Onun ötesi de “De ki: O... (Hû)” ifadesidir. Bununla da havassın havassı için murad tamamlanmış demektir. Bundan ötürü ortaya çıkmıştır ki münzel kitaplar Kur’an-ı Kerim’de toplanmıştır; Kur’an-ı Kerim de “Hû”da toplanmıştır. Bunu anla ki “beyn”den çıkıp “zeyn”e girmiş olasın. Ve sürekli “Hû” de, bunu da “Onun için”, “Onunla”, “Onda”, “Ondan”, “Ona hû” diyerek yap. O (Hû) bütün harflerden, lafızlardan ve ibarelerden münezzehtir. Öyleyse ibareyi terk et ki işareti anlayasın. Sonra havas için açıklamaya devam etti ve dedi ki “Allah birdir.” Sonra evliya için açıklamaya devam etti ve dedi ki “Allah sameddir”. Sonra halk için açıklamaya devam etti ve dedi ki “O, doğurmamıştır, doğmamıştır ve hiçbir kimse ona denk değildir.”192 Eserin bir nüshası İstanbul Kütüphanesi, A.2134 numarada kayıtlı olup 57 varaktır. Bu nüsha, müellif hayatta iken 1031/1622 yılında, Yenice Vardar Evrenos Bey Camii vâizi Mehmed b. Mustafa Efendi tarafından istinsah edilmiş ve müellifin müsvedde nüshasıyla mukabele olunmuştur. Eserin Kahire Darü’l-Kütüp el-Mısriye, nr. 1/39 da kayıtlı eksik bir nüshası daha bulunmaktadır. 2.4. ÜSKÜBÎ ALTIPARMAK MEHMED EFENDİ 2.4.1. Hayatı Üsküp’te doğmuştur. Doğum tarihine dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak medrese eğitiminin tamamlaması, İstanbul ve Kahire’de camilerde ders verme müddeti ve vefat ettiği tarih göz önüne alındığında onun 933/1527 yılında doğduğunu 191 A.g.e., vr.10b. 192 A.g.e., vr.57a. 42 söyleyebiliriz.193 Babası Mehmed Efendi Mekke ve Medine kadılıklarında bulunmuştur. Memleketinde Çıkrıkçızâde ve Altıparmak lakaplarıyla tanınmış ise de, ikinci lakabı daha çok yayılmıştır. Eserlerinde kendisini “Mehmed b. Mehmed el-meşhûr bi- Altıparmak hâdimü’l-fukarâ” olarak tanıtmıştır. Tahsilini Üsküp’te tamamlamıştır. Memleketinde tahsil ettiği ilimlerin sayısı kırka varmaktadır.194 Delâil-i Nübüvvet adlı tercüme eserinden öğrendiğimize göre çeşitli hocalardan ders almış, iyice yetiştikten sonra özellikle tefsir ve hadis ilimleri için büyük gayret sarfetmiştir. Üsküp kalesinde medfûn olan Şeyh Cafer Bayrami’ye intisâp ederek Bayramiyye tarikatına girmiş ve kendi ifadesine göre ondan çok etkinlenmiş ve hayatında olumlu değişimler meydana gelmiştir.195 Ömrünü ders, tezkir, nakl-i hadis ve tefsir ile geçirmiş ve ayrıca Rumeli’den gelen talebelere uzun müddet ders vemiş ve sohbet yapmıştır.196 İstanbul’a geldikten sonra Fatih Camii’nde 12 sene boyunca hadis, tefsir, fıkıh dersleri ve vaaz vermiştir. Ardından 1010/1602 yılında Kahire’de, Safiyye Sultân tarafından inşa edilen câminin imamı ve vâizi olmuş ve sonra yine Kahire’de bulunan ve kendisine nispet edilen Altıparmak Camii’nde Hanefi fıkıh hocası ve Bayramiye tarikatı şeyhi olarak kırk yıldan fazla faaliyetlerine devam etmiştir.197 Oradayken hac farizasını îfâ etmiş ve tekrar Kahire’ye dönmüştür. Altıparmak Efendi, dönemin meşhur hocaları arasına girmiş ve Mısır ulemâsının saygısını kazanmıştır. Ulema onu, “azbu’l- beyân, muntaliku’l-lisân, hulvü’l-muhâvere, latîfü’l-mücâvere, şerîfü’n-nefs, azîmü’l- câh” şeklinde tanıtmışlardır.198 193 Medrese tahsili tahminen 20-25 yaşına kadar sürmüş, 12 sene İstanbul’da ve 40 seneden fazla da Mısır’da kalmış ve 1010/1602 yılında vefat etmişti. 194 Altıparmak Efendi, Tefsîru mâ Kâne ale’n-Nebiyyi min Harec, Süleymaniye Ktp, Laleli, nr.139M1, vr. 1b. 195 Altıparmak, Tefsîru mâ Kâne ale’n-Nebiyyi min Harec, vr. 2a. 196 Altıparmak Mehmed Efendi, Delâil-i Nübüvvet-i Muhammedî ve Şemâil-i Fütüvvet-i Ahmedî, Şirket Sahafiyye Osmaniyye Matbaası, Dersaadet, 1305/1888, I, 6-7. 197 Aslında caminin banisi Altıparmak değildir. Ancak kendisi camiyi yenilemiş, daha sonra da cami onun adıyla meşhur olmuştur. Bk. Suâd Mâhir Muhammed, Mesâcidu Mısır ve Evliyâüha’s-Sâlihûn, el-Meclisü’l-A’lâ li’ş-Şuûni’l-İslâmiyye, Kahire, 1983, V, 175. 198 Şakâik-i Numâniye ve Zeyilleri, haz. Abdülkadir Özcan, Çağrı Yayınları, 1989, II, 758-759. 43 Altıparmak Mehmed Efendi’nin, 1033/1624 yılında Kahire’de vefat etmiştir.199 Cenazesi büyük bir kalabalık tarafından kaldırılarak, Sûk-ı Gâr Mahallesi, Altıparmak Câmii mihrabının önünde defnedilmiştir.200 Altıparmak Efendi tüm eğitim seviyelerini memleketinde tamamlayıp İstanbul’da ve sonra uzun süre Kahire’de hocalık yapması dikkat çekicidir. Bu durum muhtemelen Üsküp’teki İshak Bey ve İsa Bey Medreselerinde verilen eğitimin çok iyi seviyede olduğuna bir işaret sayılabilir. 2.4.2. Eserleri Altıparmak Mehmed Efendi’nin bir taraftan eserler yazarken bir yandan da bazı eserleri tercüme etmiştir. Müellif Türkçe, Arapça ve Farsça’ya hâkimdir. Ayrıca kendisinden bahsederken nice ve farklı eserler yazdığını belirtmektedir.201 Ancak günümüze ulaşan tercüme ve telifleri şunlardan ibarettir: Delâil-i Nübüvvet-i Muhammedî ve Şemâil-i Fütüvvet-i Ahmedî: Molla Miskin’in202 (v. 953/1547) siyer ile ilgili Meâricü’n-Nübüvve fî-Medâricü’l-Fütüvve adındaki Farsça eserinin Türkçe tercümesidir. Nüzhet-i Cihân ve Nâdire-i Zamân: Kazvînî’nin (v. 974/1567) İslâm tarihine dair Nigâristân adlı Farsça eserinin Türkçe tercümesidir. Terceme-i Sittîn li-Câmi’i’l-Besâtîn: Tâceddîn et-Tûsî’nin Yûsuf suresi tefsirine dair yazdığı eserinin Türkçe tercümesidir. Eserin diğer adı da Yusufnâme’dir. Ayrıca onun Ahzâb suresinden “Mâ kâne ale’n-Nebiyyi min Harac…”203 âyetinin (Ahzab 33/37-39) tefsirine dair bir risalesi ile Müslümanlığın Hristiyanlıktan üstünlüğüne dair bir başka risalesi204 vardır. 2.4.3. Tefsir ile ilgili eserleri Altıparmak Efendi’nin günümüze tefsir alanında biri tercüme diğeri telif olmak üzere, elimize iki eseri ulaşmıştı. 199 Şakâik, s. 759. 200 Adnan Karaismailoğlu, “Altıparmak Mehmed Efendi”, DİA, II, 542. 201 Bursalı, Osmanlı Müellifleri, I, 222. 202 Bk. Abdülkadir Şenel, ”Molla Miskîn”, DİA, XXX, 259. 203 Süleymaniye Kütüphanesi, Lâleli Kol, nr. 139/M01. 204 Süleymaniye Kütüphanesi, Pertevniyal Kol, nr. 998, vr. 236-260. 44 2.4.3.1. Terceme-i Sittîn li-Câmiʿi’l-Besâtîn Altıparmak Efendi’nin tercüme ettiği eserinin asıl ismi Kitabü’s-Sittîn el-Câmiʿ li-Letâifi’l-Besatîn, Farsça yazılmıştır.205 Müellifi Hoca Taceddîn Cemaleddîn b. Ebubekir Ahmed b. Muhammed et-Tusî’dir. Altıparmak’ın tercümesi ise, yaklaşık 190 varak olup, 60 meclis ve bir hâtimeden oluşmaktadır. Mütercimin belirttiğine göre eser 1031/1622 yılı, Ramazan ayının başında tercüme edilmeye başlanmıştır. 1030/1621 yılında ikinci kez tahta çıkan padişah I. Mustafa’ya ithaf edilmiştir. Altıparmak onun hakkında, “Rûzigâr elinden vebî-vefâ insândan çok cefâ ve mukâsât ve türlü türlü ezâ ve mihnet çekmiş idi, Hazret-i Yûsuf aleyhi’s-selâmın, ihvânından çektiği mihnetler gibi” demek sûretiyle I. Mustafa’yı çektiği cefâ ve sıkıntılar konusunda Yûsuf peygambere (a.s.) benzetmektedir.206 Onun bu ifadesinden hareketle sultanı teselli etmek maksadıyla da bu eseri tercüme ettiğini söyleyebiliriz. Altıparmak “Ahsenü’l-Kasas” diye nitelediği Yusuf kıssasıyla alakalı bir eser yazmayı istemesine rağmen buna fırsat bulamamıştır. Mısır’da, Belde-i Yûsuf diye bilinen Feyyûm beldesinde iken bu niyetini yerine getirmek maksadıyla bu eseri tercüme etmiştir.207 Yûsuf sûresi ile ilgili eserler arasında en geniş ve kapsamlı olarak Kitabü’s-Sittîn el-Câmiʿ li-Letâifi’l-Besatîn adlı eseri gördüğünden tercüme etmek için bunu seçmiştir.208 Müellif tercümeye başlamadan önce sûrenin sebeb-i nüzulünü, sonra sûredeki ayet, kelime ve harflerin sayısını, ardından da Yûsuf sûresinin faziletlerini zikretmektedir. Eser, sadece bir Yusuf ve Züleyha kıssası tercümesi değildir. Müellif maksadın anlaşılması için çok yerde ayet, hadis, nasihat, latîfe ve farklı hikayelere yer vermektedir. Bu nedenle tercümeden ziyade vaâz u nasihat özelliği kazanmıştır. Geniş kitlelere hitap edebilmek için tercümede sade ve kolay anlaşılabilir bir üslup kullanılmıştır.209 Muhtemelen müellif camilerdeki vaazlarında bu eseri kullanmıştır. 205 Bk. Bağdatlı İsmail Paşa, İzâhü’l-Meknûn, II, 302. 206 Sultan Mustafa, uzun zaman sarayın bir odasında hapis hayatı yaşamıştır. Bk. Feridun Emecen, “Mustafa I”, DİA, XXXI, 272-275. 207 Altıparmak, Terceme-i Sittîn li-Câmi’i’l- Besâtîn, Süleymaniye Ktp, Çelebî Abdullah, nr. 188, vr. 2a. 208 Altıparmak, a.g.e, vr. 2a. 209 Bu eserle ilgili daha geniş bilgi için bk. Arzu Çiftoğlu, Muhammed b. Muhammed Altıparmak’ın Mensûr Yusuf ve Zeliha’sı Transkripsiyonlu Metin-İnceleme-Sözlük, Basılmamış doktora tezi, Marmara Üniversitesi, 2006. 45 2.4.3.2. “Mâ kâne ale’n-Nebiyyi min Harec” âyetin tefsiri Müellif bu eserde Ahzâb sûresi 37, 38 ve 39’ncu ayetlerin tefsirini yapmıştır. Telif sebebi olarak müellif şu bilgi vermiştir: Dönemin padişahı, âlimler ve müfessirlerden bu ayetlerin tefsir ve şerhini yapmalarını istemiş, Altıparmak Efendi’nin arkadaşları da kendisinden ısrarla bu ayet ile ilgili bir risale yazmasını talep etmişlerdir.210 Risalenin sonunda, müellif bu eserini akşam namazının ardından yazmaya başlayıp gece yarısına doğru tamamladığını belirtmiştir. Yine müellifin belirttiğine göre bu risalede temas ettiği nüktelerin çoğu kendisine ait izahlar olup başka kitaplarda bulunmamaktadır.211 Müellif eserinde nadir kullanılan kelimelerin anlamını haşiyelerde zikretmiştir. Buralarda kelime izahı dışında da bilgiler vermiştir. Eser içinde sarf ve nahiv ayrıntılarına girmiş ve buna binâen bazı tefsir nükteleri de eklemiştir. Müellif, Zeyd b. Hârise’nin (r.a.) Hz. Zeynep binti Cahş (r.a.) ile evlenmesi ve ardından boşanması ile ilgili ayetlerin tefsirini yaparken, Hz. Peygamber (a.s.) hakkında yahudi ve münafıkların ortaya attıkları şüpheleri reddetmeye büyük ehemmiyet vermiş ve risalenin büyük kısmını bu konuya ayırmıştır. Arapça yazılan bu risalenin tespit edebildiğimiz tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi, Laleli koleksiyonu nr. 139M’da kayıtlı olup 9 varaktır. Nüshanın kapak kısmında müellif hattıyla olduğuna dair bir kayıt vardır. 2.5. ÜSKÜBÎ MUSTAFA ZİHNÎ EFENDİ 2.5.1. Hayatı İsmi Mustafa b. Mehmed, mahlası ise Zihnî’dir. Hayatı hakkında herhangi bir bilgi bulamadık. Ancak bir eserini 10 Şaban 1038/4 Nisan 1629 tarihinde tamamladığına göre212 onyedinci yüzyıl ulemasından olduğu anlaşılmaktadır. Aynı فبينما كذالك إذ أّحل بعض أصحايب إحلاح ُغمر وكّلف خّلص أحبايب تكليف ذي ِغمر أن أكتب نبذة مما الح يف خاطري بعني املعقول وظهر ببايل من معاين 210 األصول يف اآلية الكرمية اليت أمر السلطان األعظم واحلاقان املعظم إىل العلماء العظام واملوايل الكرام أن يفتحوا أستارها من جواهرها ويكشفوا أسرارها من زواهرها... Bk. Altıparmak, Tefsîru mâ Kâne ale’n-Nebiyyi min Harec, Süleymaniye Ktp, Laleli, 139M-1, vr. 2b. 211 Altıparmak, a.g.e, vr. 8a. 212 Mustafa b. Muhammed Zihni Üskübî, Mefhûmu’l-Ferâiz, Süleymaniye Ktp, Reşid Efendi Koleksiyonu, nr. 000289, vr. 18b. 46 yüzyılda yaşamış olan ve istinsah edilen birçok nüshada adı geçen Mustafa b. Hüseyin el-Üskübî bir zatın müellifimizle isim benzerliği olup karıştırılmamasıdır.213 2.5.2. Eserleri Ulaşabildiğimiz kadarıyla müellifin iki eseri vardır. Birisi ferâiz ilmi ile ilgili Mefhûmu’l-Ferâiz adını taşıyan hacimli bir eserdir. Diğeri ise tecvid ilmine dairdir.214 2.5.3. Tecvid ile ilgili çalışmaları 2.5.3.1. Tecvid Usûlü Müellif, risalenin mukaddimesinde tecvid ilminin önemi ve değerini bir şiir ile vurgulayarak eserine başlamıştır.215 Birinci bölümde mehâric-i hurûf ve Kur’ân okunurken hata (lahn) yapma hakkında bilgi vermiştir. Bu konuda kurrânın ve râvilerinin ihtilaflarını da ayrıca zikretmiş ve risalenin sonunda âyetlerden örnekler vermek suretiyle lahn konusunda okuyucuların dikkatini çekmiştir. Müellifin ayrıntılı bir şekilde ele aldığı ondokuz konu arasında sıfât-ı hurûf, kalkale, idgâm, ihfâ, izhâr, işmâm, revm, vakf gibi meseleler yer almaktadır. Müellif ele aldığı tecvid kurallarını önce dil açısından tanımlamış, sonra da konu ile ilgili ayrıntılara geçmiştir. Daha kolay anlaşılsın diye bazı yerlerde bu kurallar manzum bir şekilde ifade edilmiştir. Eser düzenli ve geniş bir eserdir ve Osmanlıca olması bakımından yazıldığı dönem açısından tecvid alanında önemli bir boşluğu doldurduğunu söyleyebiliriz. Risâlenin bir nüshası, Rüstem Paşa Camii müezzini Süleyman b. Ahmed Efendi tarafından Ramazan 1093/Eylül 1682 tarihinde istinsah edilmiş olup 28 varaktan ibarettir.216 213 Bk. mesela Süleymaniyye Ktp, A-Tekelioğlu Kol., nr. 766. 214 Beyazıd Devlet Kütüphanesi’nde, 137’ncu numara altında kayıtlıdır. 215 Dinle tecvidin usulun ihtisâr ede kelâm / Zihnî Üskübî’nin recâsı bir duâdır ve’s-selâm Okumak Kur’ân’ı tecvid ile hatm-i lazım / kim musahhih olmadı Kur’ân’a oldu âsim. Bk. Zihnî Mustafa el-Üskübî, Usul-i Tecvid, Beyazıd Devlet Kütüphanesi, Nr.137, vr. 3a. 216 Bk. Zihnî Üskübî, Tecvid Usûlü, Beyazıd Devlet Kütüphanesi, nr. 137. 47 2.6. KÖPRÜLÜZÂDE NUMÂN PAŞA Osmanlı tarihinde Köprülüler bir “sadrazam ailesi” olarak tanınmaktadır. Bu aileden çok sayıda sadrazam, vezir ve üst seviyede idareci, Osmanlı devletinde farklı yerlerde hizmet etmiştir. Ailenin kurucusu “Köprülü” lakabıyla meşhur olan Mehmet Paşa’dır. Mehmet Paşa, 982/1575 yılında, Arnavut Belgradı (Berat) sancağı, Timoriçe kazasına bağlı, Ruşnik (Rudnik) köyünde dünyaya gelmiştir.217 Edirne’de 1070/1660 yılında düzenlettirdiği bir vakfiyesinde, “Benim asıl vatanım Arnavut Belgradı’na tabi Ruşnik nâm kasabadır” demiştir. Ayrıca bu köyde bir camii yaptırmış olması da218 bu bilgiyi desteklemektedir. Bu ailenin “Köprülüler” diye anılmasının sebebi, Mehmet Paşa’nın karısının Amasya sancağına bağlı Köprü (Vezirköprü) kasabasına mensup olmasıdır.219 Mehmet Paşa, hemşehrisi mimârbaşı Kasım Ağa’nın yardımıyla Valide Turhan Sultan ile görüşüp onun desteğini alarak Osmanlı sadrazamı oldu. Böylece “Köprülü dönemi” diye bilinen devir 1066/1656 yılında başladı ve uzun bir müddet devam etti. Mehmet Paşa’dan sonra bu ailenin en meşhur şahsiyetleri Fazıl Ahmet Paşa, Fazıl Mustafa Paşa, Amcazâde Hüseyin Paşa, Abdullah Paşa, Numan Paşa gibi şahsiyetler olup çoğu sadrazamlık görevi de yapmıştır. Köprülüler siyasî ve idarî işler yanında, ilim ve edebiyata da çok önem vermişlerdi. Vakfettikleri hayrat ve eserler arasında kütüphane, darü’l-kurrâ, darü’l-hadîs, mektep ve medreseler bulunmaktadır.220 Kitap ve ilmî faaliyetlere meraklı olmalarının yanında bu aile fertleri arasında eser yazan çok sayıda kişi de vardır. Bunlardan ele alacağımız Numân Paşa, Abdullah Paşa ve Esad Paşa’dır. Köprülü ailesi, kendi evlatlarını Arap hocalar nezaretinde yetiştirdiklerinden dil açısından Arapça’ya iyi derecede vakıftılar. Öte yandan bu aile birçok Arap hocanın da İstanbul’a gelmesine vesile olmuştur.221 2.6.1. Hayatı 217 Şemsettin Sami, Kamusü’l-Aʿlam, V, 3907. 218 Bk. Sultan Murat Topçu, Gücün Mimariye Yansıması-Köprülüler, Türk Tarihi Kurumu, Ankara 2015, s.36. 219 Vahid Çabuk, Osmanlı’da Bir Sadrazam Ailesi-Köprülüler, İstanbul 2015, s.11. 220 Bk. Abdullah Paşa Vakfiyesi, Süleymaniye Ktp, Köprülüler İlavesi Kol, nr. 00009, v.13a-14b, sene 1133. 221 Bk. Kadir Ayaz, “Köprülülerin Şam, Mısır ve Hicâz Ulemâsı ile Münâsebetlerinin Osmanlı Hadis Çalışmalarına Yansıması (İcâzet ve Kütüphane)”, Sahn-ı Semân’dan Dârülfünûn’a Osmanlı’da İlim ve Fikir Dünyası (Âlimler, Müesseseler ve Fikrî Eserler) - XVII. Yüzyıl, Zeytinburnu Belediyesi, 2017, s. 307-340. 48 Numân Paşa, Köprülü Mehmet Paşa’nın torunu ve Fâzıl Mustafa Paşa’nın büyük oğludur. 1080/1670 yılında İstanbul’da doğdu. Çok iyi bir medrese eğitimi aldıktan sonra Süleyman Fâzıl222 ve Kayserili Hâfız Seyyid Ahmed Efendilere talebe oldu. Babası Fâzıl Mustafa Paşa’nın vefatından sonra Köprülü ailesine ait vakıfların mütevelliliğini yaptı. Amcazâde Hüseyin Paşa’nın sadrazamlığı sırasında kubbe vezirlerinin altıncısı olarak Divân-ı Hümayûn üyesi oldu. Ardından Erzurum, Anadolu, Eğriboz, Kandiye’de valilik ve muhâfızlık yaptı.223 Sultan İkinci Mustafa’nın kızı Aişe Sultan ile evlendi. Çorlulu Ali Paşa’nın yerine sadrazam oldu. Vaktinin çoğunu ibadet ile geçirdiğinden 63 gün sonra sadrazamlık görevinden kendi isteği ile ayrıldı. Vefat edene kadar Yanya, Karadağ, Belgrad, Silifke, Menteşe, Kandiye gibi farklı yerlerde görev yaptı. 1131/1719 yılında, Kandiye valiliği esnasında henüz 50 yaşında iken humma hastalığından vefat etti. Fazıl Ahmet Paşa’nın yaptırdığı caminin haziresine defnedildi. Köprülüzâde Numan Paşa dürüst, vakûr, riyâ bilmez, doğruluktan ayrılmaz bir kimse idi. Görevleri dolayısıyla devletin kendisine tahsis ettiği gelirlerini almaz, bütün masraflarını babasından kalan mülklerin gelirinden karşılardı. Dinî konulardaki hassasiyetinden dolayı Hoca Paşâ lakabıyla anılırdı. Kanunlara ve dinî hükümlere titizlik ile bağlılık gösterdiği için dönemin Fransız elçisi De Ferriol, paşayı sadâretten ziyâde şeyhülislâmlığa lâyık görmüştür.224 2.6.2. Eserleri Numan Paşa babası ve kardeşleri gibi ilimle meşgul olmuş, özellikle kelâm ve hadis ilimlerinde ilerlemiştir. İstanbul’da iken Vefa’daki konağı ilim meclislerinin toplandığı bir yer haline gelmişti. Yazdığı eserler şunlardır: Risâletü’l-Adl fî Beyâni Hâli’l-Hıdr225: Risale Hızır a.s’ın ismi, yaşı, vefat edip etmediği, enbiyâ zümresinden olup olmadığını ele almaktadır. Müellif bu risalede ulemanın görüşlerini ve delillerini tek tek zikrettikten sonra kendi görüşünü de yazmaktadır. Bu risale müellifin özellikle mantık, kelam ve tefsir ilimlerindeki yüksek 222 Ayasofya kürsü şeyhi, vâiz ve muhaddistir. 1669 yılında Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa ve Amcazâde Hüseyin Paşa ile birlikte hac ibadetini eda etmek ve ilim tahsili için Arap yarımadasına gitmişti. 223 Şemsettin Sami, Kamusu’l-Aʿlam, V, 3909. 224 Abdülkadır Özcan, “Köprülüzâde Numan Paşa”, DİA, XXVI, 267. 225 Süleymaniye Kütüphanesi, Köprülü Mehmed Asım Bey, nr.148. 49 mevkiini göstermektedir. Eser Arapça olup Veliyyuddin b. Mustafa b. Ali Carullah tarafından 1132/1720 yılında şerh edilmiştir. Kelimâtu Sehl et-Tüsterî ve Kerâmâtuhû226: Müellif bu risalede İmam Sehl et- Tüsteri’nin sözlerini ve kerametlerini toplamıştır. En önemli kaynakları eş-Şerh ve’l- Beyân mimmâ Eşkele min Kelâmi Sehl el-İmâm227, Kûtu’l-Kulûb228, er-Risâle229, Mesâriu’l-Uşşâk230, Sıfetu’s-Safve231 ve Avârifu’l-Maârif’tir.232 Bu risale Arapça olup esere el-Hac Hâfız Ahmet Paşa tarafından, Numan Paşa’ya övgü dolu kısa bir takriz yazılmıştır.233 2.6.3. Kur’ân ilimleri ile ilgili eserleri 2.6.3.1. Risâletu Köprülüzâde234 Kıraat ilmi ile ilgili Arapça bir risaledir. Müellif Kur’ân’ın tamamındaki farklı kırâat vecihleri ve bu vecihlere ait kâideleri uzunca ele alıp şerh etmektedir. Ayrıca müellif Duhâ sûresinden sonraki kısa sûrelerde İstiâze, Besmele ve sûreler arası geçiş hususlarını detaylı bir şekilde anlatmıştır. Risâlenin sonunda ise tekbîr lafzının (Allahu Ekber) okunuş vecihleri ve fazileti ile ilgili bilgilere yer vermiştir. Bu risale müellifin kırâat ilmine vukufiyetini açıkça göstermektedir. kelimesinin yanliş okunması sebebiyle eser ismi birçok katalogda كبرلي زاده Risâletü Kibirlizâde şeklinde kayıtlıdır.235 226 Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Ahmed Paşa, nr.00121. 227 Müellifi Ebu’l-Kasım Abdurrahman es-Sıkillî (v.1122). 228 Ebu Talib el-Mekkî (v.996). 229 Ebu’l-Kasım Abdülkerim b. Hevâzin el-Kuşeyrî (v.1072). 230 Câfer es-Serrâc el-Bağdâdi el-Kârî (v.1106). 231 Ebu’l-Ferec İbnu’l-Cevzî (v.1201). 232 Şehabeddin es-Sühreverdî (v.1234). 233 Takriz metni şöyledir: مجع هذه الرسالة امليمونة املباركة اإلمام العالمة الفّهامة قطب دائرة اإلسالم وذروة أعايل العلماء األعالم أوج أفاضل الفضالء الكرام أفضل املتأّخرين أكمل املتبّحرين أشرف الغزاة اجملتهدين ممّهد قواعد الطريقة الزهراء مؤّسس مباين الشريعة الغرّاء اجلامع للرئاستني يف الدين والدنيا املشّرف بالّشرفني من العلماء والقرّاء نعمان عصره وفريد دهره أشرف الوزراء نعمان باشا ابن الصدر الشهيد املرحوم املربور مصطفى باشا الشهري ب كوبريلي زاده أفاض اهللا عليهما من الرمحة ما يشاء. آمني 234 Bu risale Süleymaniye Ktp, Erzincan Koleksiyonu, 8-007 numaralı mecmuanın 96-104 varakları arasında yer almaktadır. 235 Bk. Risale-i Kibirlizâde, Süleymaniyye Ktp, Erzincan Kol., nr. 8. 50 2.7. KÖPRÜLÜZÂDE ESAD PAŞA 2.7.1. Hayatı Esad Paşa, Köprülüzâde Fâzıl Mustafa Paşa’nın üçüncü oğludur. Mahlası Hicrî, künyesi de Ebu Seâde’dir. Büyük kardeşi Numan Paşa’nın terbiyesi altında yetişmiştir.236 1129/1717 yılında vezirlik rütbesiyle Eğriboz ve 1131/1719 yılında da Hanya237 valisi olmuştur. 1138/1726 yılında vezirliği kaldırılarak Resmo238 sancağı arpalık239 olarak verilmiştir. 1139/1726 yılın sonlarında Resmo’da vefat etmiştir. 2.7.2. Eserleri Yûsuf ve Züleyha: Molla Câmi’nin240 aynı isimdeki manzum eserinin Türkçe’ye tercümesidir. 33 varaklık bir nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi, Laleli Koleksiyonu, 1697 numarada kayıtlıdır. Mersiyye-i Numân Paşa241 el-Muîn fi Şerhi’l-Erbaîn242: Müellif, seçtiği 40 hadisi Arapça olarak kısaca şerhetmiş, şerh esnasında farklı mezhep görüşlerine de yer vermiştir. 2.7.3. Tefsir ilmi ile ilgili eserleri 2.7.3.1. el Ferâidü’l-Haseniyye fi Halli’l-Müşkilâti’l-Hafiyye Risale, Enbiyâ sûresinin 108’nci ayetinin tefsirini ele almaktadır. Müellif Beyzâvî ve Zamahşerî tefsirlerini esas alarak tevhid meselesi ve Allah’ın sıfatlarının zatı ile kâim kabul edilmesi durumunda ilahların teaddüt etmiş olacağı iddiasının imkânsızlığı üzerine durmuştur. Ayeti tefsir ederken sarf, nahiv ve özellikle kelam ilmine dair meselelere geniş yer vermiştir. Risaleye, dönemin Küdüs müftüsü ve hadîs âlimi Ali el-Makdisî (v.1143/1731)243 bir takriz ve haşiyeler yazmıştır. Bu takrizde müellifi âlim ve çok fasih bir zat, risaleyi de büyük âlimlerin eserleriyle uyumlu bir eser olarak nitelendirmiştir.244 236 Sicill-i Osmani, II, 496. 237 Girit vilayetinin Kandiye sancağına bağlı bir merkezdir. 238 Girit vilayetinin Kandiye sancağına bağlı bir merkezdir. 239 Osmanlılar’da devlet memurlarına hizmette bulundukları sürece maaşlarına ilâveten, görevden ayrıldıktan sonra ise bir nevi emekli maaşı olarak tahsis edilen gelir. Bk. Cahit Baltacı, “Arpalık”, DİA, III, 392. 240 Bk. Ömer Okumuş, “Abdurrahman Câmi”, DİA, VII, 94-99. 241 Süleymaniye Ktp, Hacı Ahmed Paşa, nr. 00360-015. 242 Süleymaniye Ktp, Hacı Ahmed Paşa, nr. 00352-009. 51 Risale, Arapça olup 7 varaklık bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi, Köprülü Ahmet Paşa Koleksiyonu, 344 numarada kayıtlıdır. 2.8. KÖPRÜLÜZÂDE ABDULLAH PAŞA 2.8.1. Hayatı Köprülüzâde Abdullah Paşa, Şehid Fâzıl Mustafa Paşa’nın ortanca oğlu, Mehmet Paşa’nın da torunudur. Kardeşleri Vezir Numân Paşa ve Esad Paşa’dır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak 1090-1095/1680-1685 yılları civarında doğduğu tahmin edilmektedir.245 İyi bir eğitim almıştır. Hayatı boyunca ilim ve edebiyat ile meşgul olmuş ve yüksek zekâsıyla şöhret bulmuştur. 1112/1701 yılında Şeyhülislâm Feyzullah Efendi’ye246 damat olmuş, bu sebeple de vezirlikle kubbenişinlik elde etmiştir. Ardından İstanbul, Hanya, Sakız, Sivas, Trabzon, Musul, Kudüs, Mısır, Tebriz, Van vb. yerlerde farklı görevler yapmıştır.247 Serdâr-ı Ekrem iken 1146/1734 yılında Nadir Şah’a karşı yapılan Arpaçayı Meydan Muharebesinde şehit düşmüştür. Çocukları arasında Abdurrahman Paşa248 ulemaya mensup olup çeşitli eserleri vardır. Siyasî ve idarî görevler ile meşgul olmasına rağmen, Abdullah Paşa hiçbir zaman ilmî faaliyetleri ihmal etmemiştir. Özellikle kıraat ilmine büyük ilgi duymuştur. Düzenli ve programlı olarak okunması ve mutalaa edilmesi şartıyla vakfettiği şahsî kitaplar arasında, tecvid ve kıraat ilmi ile ilgili on kitap bulunmaktadır.249 Köprülüzâde Mustafa Paşa’nın himayesinde Mısır’dan İstanbul’a gelen meşhur kırâat âlimi Ali Mansûrî Efendi’den diğer kardeşleri gibi Köprülüzâde Abdullah Paşa da özel ders almıştır.250Ayrıca meşhur kıraat âlimi Mustafa İzmirî251 de bu Paşa’nın talebesidir. 243 Ali el-Makdisî, onbeş sene boyunca Ayasofya Camiinde Sahîh-i Buhâri okutmuştur. Şâfiî müftüsü olarak Küdüs’e gittiğinde onun yerine Şeyh Ahmet Timurtaş geçmiştir. Bk. Ebu’l-Fadl el-Muradi, Silkü’d-Dürer fi A’yani’l-Karni’s-Sânî Aşere, el-Matbaa el-Emîriye el-Amire, III, 209. 244 Esad Beğ Köprülü, el-Feraidü’l-Haseniyye fi Halli’l-Müşkilati’l-Hafiyye, Süleymaniye Ktp, Hacı Ahmed Paşa, nr. 00352, vr.89a. 245 Kemal Erken, Köprülüzâde Abdullah Paşa’nın Şark Seferi Seraskerliği esnasında Tutulan Sefer Mühimmesi, Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstütüsü, Yüksek Lisâns Tezi, İstanbul 2007, s.8. 246 Maktûl Şeyhülislam Erzurumlu Feyzullah Efendi (v.1703). Bk. Mehmed Serhan Tayşi, “Feyzullah Efendi”, DİA, XII, 527. 247 Sicill-i Osmani, I, 81. 248 Abdurrahman Paşa bir âlim ve müelliftir. Eserlerinden İcâzât. Bk. Süleymaniye Ktp, Hacı Mahmûd Efendi Kol, nr.646. 249 Abdullah Paşa Vakfiyesi, Süleymaniye Ktp, Köprülüler İlavesi Kol, nr. 00009, v.13a-14b, sene 1133. 250 Bk. Ali b. Süleyman el-Mansûrî, İcâzetnâme Sûreti, Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi Kol, nr. 24, vr. 96a. 52 2.8.2. Eserleri Dürriyât: Nuhbetü’l-Eşʿâr: Arapça şiirlerinden bir kısmının yer aldığı eserdir.252 Bu eser Abdullah Paşa’nın Arap şiirine karşı özel ilgisinin olduğunu göstermektedir. Bu eser müellif hayatta iken Gölpazarlı Mehmed Selîm Efendi (v.1138/1726) tarafından şerh edilmiştir.253 Şerhü’l-Kasîdeti’l-Aynîyye l’İbni Sîna254 el-İfâdetü’l-Muknia fî Kırâeti’l-Eimmeti’l-Erbaa255 Bağdatlı İsmail Paşa’ya göre Köprülüzade Abdullah Paşa’nın Arapça başka bir divanı da bulunmaktadır.256 2.8.3. Kur’ân İlimlerine dair eserleri Yukarıda da zikredildiği gibi Abdullah Paşa’nın Kur’ân ilimlerine dâir özel bir ilgisi vardı. Hatta yazdığı eserler onun bu alanda temayüz ettiğini göstermektedir. Bu eserlerin başında kıraat ilmine dair el-İfâdetü’l-Muknia fî Kırâeti’l-Eimmeti’l-Erbaa adlı eseri gelmektedir. 2.8.3.1. el-İfâdetü’l-Muknia fî Kırâeti’l-Eimmeti’l-Erbaa Tefsir ilminde şâz kıraatlere yönelik bir risaledir. Müellifin kastettiği dört imam, Kıraat ilminde “şâz kıraat” olarak kabul edilen dört kıraatin nispet edildiği imamlardır. Bunlar Hasan el-Basrî (v.110/728), İbnu’l-Muhaysın el-Mekkî (v.123/741), el-Aʿmeş el-Kûfî (v.148/765), Yahya el-Yezîdî el-Basrî’dir (v.202/817). Bu eserin telif sebebi Muhammed el-Kabâkibî’nin (v.849/1445), ondört kıraat ile ilgili Mecma‘u’s-Sürûr ve Matla‘u’ş-Şümûs ve’l-Büdûr257 isimli eserinde yaptığı bazı hataların düzeltilmesidir. Abdullah Paşa’nın belirttiğine göre Kabâkibî bu eserinde şâz kıraatler konusunda, bazı hatâ ve sehve mâruz kalmıştır. Kabâkibî’nin yaptığı bu 251 Tayyar Altıkulaç, “İzmîrî, Mustafa”, DİA, XXIII, 530. 252 Bursalı, Osmanlı Müellifleri, I, 383. 253 Gölpazarlı Mehmed Selîm Efendi b. Hüseyn b. Abdülhalîm, Düreru’l-Ferâ’id ve Gureru’l-Fevâ’id, Topkapı Sarayı Emanet Hazinesi, nr, 1605; Süleymaniye Ktp. Nurosmaniye Kol. nr. 3792. 254 Süleymaniye Ktp. Hamidiye Kol. nr. 389. 255 Süleymaniye Ktp, Laleli Kol, nr. 21. 256 Bk. Îzâhu’l-Meknûn, I, 517. 257 Keşfü’z-Zunûn, II, 434 53 hatalara rağmen kıraat ilmi ile uğraşanlar gerekli düzeltmeleri yapmadan aynı şekilde o hataları tekrar ederek rivayet etmeye devam etmişlerdir.258 Abdullah Paşa bundan hareketle kendi hocalarından sened ile aldığı şekilde, bu dört şâz kıraati Kur’ân’ın başından sonuna kadar yeniden yazmıştır. Çalıştığı metodu anlattıktan sonra getirdiği bütün rivayetleri kıraat âlimleri Ali b. Süleyman el- Mansûrî’den259 (v.1134/1721) icazet yoluyla ve Ahmed b. Ömer el-İskâtî260 (v.1159/1746) ve İbn Ahmed el-Bakrî’den (v.1188/1775) kırâet yoluyla aldığını söylemektedir.261 Eser, Mustafa İzmirî’nin talebesi Haşim b. Muhammed el-Mağribî el-İzmîrî (v.1192/1179) tarafından şerh edilmiştir.262 2.9. PRİZRENÎ MAHMÛD B. SÜLEYMAN EFENDİ 2.9.1. Hayatı Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Bağışlar Koleksiyonu, nr. 05591-001 nüshasında müellifin adı Purzerrîni Mahmûd b. Süleyman şeklinde geçmektedir. Prizren şehrinin ismi Perzerin, Pirizren, Pürzerrin vb. şekillerde de yazılmaktadır. Müellifin hayatı ile ilgili bilgi bulamadık. Kaleme aldığı Tecvid Risalesi’nin son sayfasında bu risalenin 1126 yılı Safer/1714 Şubat ayının ilk günlerinde tamamlandığı belirtilmektedir.263 Bu durumda müellifin Hicri onikinci (Miladi onsekizinci) asrın ilk yarısında yaşadığı söylenebilir. 2.9.2. Tecvid Risalesi Müellifin tespit edebildiğimiz tek eseri Tecvid Risalesi (Risale-i Tecvîd) olup 11 varaktan ibarettir.264 Risalenin başka bir nüshası Amasya İl Halk Kütüphanesinde bulunmaktadır.265 258 Süleymaniye Ktp, a.g.e, vr.2a. 259 Zamanında İstanbul Kurra şeyhliğini de yapmıştır. Geniş bilgi için bk. Ahmet Gökdemir, Ali B. Süleyman El-Mansûrî Ve Meşhur Mısır Tariki Kurrâları, Ravza Yayınları, İstanbul, 2018. 260 Bk. Hediyetü’l-Ârifin, I,74. 261 Bk. Abdullah Paşa, el-İfâdetü’l-Muknia, Süleymaniye Ktp, vr.3a. 262 Bu eser de tahkik edilmiştir. Bk. Seher el-Maliki, Şerhu’l-İfâdeti’l-Muknia: Dirâse ve Tahkîk, Basılmamış Doktora tezi, Mekke, Câmiatu Ummi’l-Kurâ, 2015. 263 Prizreni Mahmûd b. Süleyman, Risâle-i Tecvîd, H.Selim Ağa Ktp, Kemankeş Koleksiyonu, Nr. 6, vr.52b. 264 Pirizrenî Mahmûd b. Süleyman, Tecvid Risâlesi, Beyazıd Devlet Ktp, Nr. 141. 54 Mahmud b. Süleyman Efendi, risalenin mukaddimesinde tecvid ilminin önemi ve farz-ı ayn olduğuna dair bazı delilleri zikrettikten sonra risaleyi oniki bölüm üzerine yazdığını söylemektedir. Diğer tecvid risalelerinde olduğu gibi, bu risalede de tecvid ilminde meşhur olan teknik kavramların tanıtımı, mehâric-i hurûf ve sıfât-i hurûf, ihfâ, izhâr, idgâm, medlerin durumları, bazı harflerin telaffuz durumları, sûreler arası fasl ve vasl durumları gibi konular yer almaktadır. Eser Osmanlıca olup sade ve kolay anlaşılır bir dille yazılmıştır. 2.10. İŞKODRAVÎ el-HAC İBRAHİM SIDKI EFENDİ 2.10.1. Hayatı İsmi İbrahim b. Hasan b. İbrahim Efendi’dir. İşkodralı olduğunu kendisi bütün yazılarında belirtmektedir. Ayrıca İşkodra’nın bir başka ismi olan İskenderiye’ye nispetle İskenderiyevî İbrahim lakabını da kullanmıştır.266 Doğum tarihi bilinmemektedir. Vefat tarihi Huzur Dersleri kayıtlarına göre267 1262/1846 yılıdır. Osmanlı Müellifleri’nde son eserini 1247/1832 yılında yazdığı belirtilmektedir.268 Ancak incelemelerimiz sonrasında son risalesini 1260/1844 yılında yazdığını tespit ettik.269 İbrahim Sıdkı Efendi memleketi İşkodra’da iyi bir eğitim almıştır. İşkodravî’nin yaşadığı dönemde ilmi faaliyetleri ile meşhûr olan Buşatlı ailesi270 tarafından İşkodra’da Medrese-i Bâlâ (Arnavutlar arasında “Medreseja e Qafes” diye meşhurdur) adında bir medrese kurulmuştur. Burada gerek Arnavut asıllı ve gerekse farklı memleketlerden gelen büyük hocalar ders vermekteydiler. Şehirde o dönemde başka medrese olmadığından İbrahim İşkodravî’nin bu medresede yetişmiş olması kuvvetle muhtemeldir. 265 Amasya İl Halk Kütüphanesi nüshasında müellifin ismi Mahmûd b. Mesʿud b. Süleyman olduğu yazılmaktadır. Bk. Amasya İl Halk Kütüphanesi, Nr. 954, vr. 164b. 266 “İbrahim Sıdkı b. Hasan b. İbrahim el-İşkodrâvî el-İskenderî mevliden ve’l-Üsküdarî fî Medreseti Şemsi Paşa mevtınen” diye geçmektedir. 267 Ebul’ula Mardin, Huzûr Dersleri, İstanbul Üniversitesi-Hukuk Fakültesi Yayınları, İstanbul 1966, II- III, 752. 268 Bursalı, Osmanlı Müellifleri, I, 254. 269 İşkodravi İbrahim Sıdkı, Şerhu’l-Vasiyye li’l-İmami’l-Aʿzam, Süleymaniye Ktp, Reşid Efendi, nr. 990, 52-72 vr. 270 İşkodra sancağı mutasarrıflığını Buşatlı ailesinin yürüttüğü dönemi 1750-1831 yıllar arasında devam etmiştir. 55 1237/1822 yılında hac farîzasını îfâ ettikten sonra 1241/1826 yılına kadar Mekke ve Medine’de mücavir olarak kalmıştır. Bu süre boyunca ayrıca bir görev yapıp yapmadığını tespit edemedik. Burada dört yıl kalarak Arapçasını güçlendirip çeşitli âlimler ile buluşmuştur.271 Ayrıca orada kaldığı süre zarfında bazı risaleler de telif etmiştir.272 1241/1826 yılında İstanbul’a dönmüş ve vefat edene kadar Üsküdar Şemsi Ahmet Paşa Medresesi’nde ders vermiş ve eser yazmıştır.273 Hacı İbrahim Efendi, Ramazan 1245-1262/Şubat 1830-Ağustos 1846 tarihleri arasında kesintisiz bir şekilde Huzur-ı Hümayûn Derslerine “muhatap” olarak katılmıştır. Huzur derslerine önce hareket-i dâhil, sonra yükselerek mûsıla-i Sahn ve sonunda iptidâ-i altmışlı274 payesiyle katılmıştır.275 İbrahim Sıdkı, Arapça ve Osmanlıca’ya hâkimdi. Yazdığı ve ele aldığı meseleler arasında akaid, hadis, tefsir, ahlâk gibi farklı konular vardır. Ayrıca şiir kabiliyeti de güçlüdür. Ehl-i sünnet itikadını anlatmak için nasihat ve vaaz şeklinde yazdığı yaklaşık 110 varaklık Türkçe divanı bunun şahididir.276 Müellif, eserlerinden birisini tetkik etmesi için Şeyhülislam Kadızâde Mehmed Tahir Efendi’ye277 takdim etmiştir.278 Bu durum onun Kadızâde’ye büyük bir hürmet duyduğunun nişanesidir. Aynı eseri Sultan II. Mahmûd’a (Adlî)279 ithaf etmiştir. Müellif zamanın bazı âlimlerine ve özellikle kıyafet değişimi konusunda verdikleri bazı fetvalara karşı zaman zaman sert tepki göstermiştir.280 271 Bk. İbrahim Sıdkı, Süleymaniye Ktp, nr. 590, Hacı Mahmûd Efendi, vr. 152a-b. 272 Şâfiye li’l-Marîz ve Kâfiye li’l-Murîd, et-Tuhfetu’l-Yetîme, Enfeu’l-Vesîle ila’t-Tarîkati’l- Muhammediyye bu risaleler arasındadır. İstanbul’a döndükten sonra bu risaleleri Türkçe’ye çevirmiştir. Bk. İbrahim Sıdki, Risâle fî Usûli’l-Hadîs, Süleymaniye Ktp, nr. 590, vr. 1-2. 273 Bursalı, a.g.e, I, 362. 274 Osmanlıda ilmiye rütbeleri (müderrislik dereceleri) 17. asırda düzenlenmiş, daha sonra ihtiyaca göre bazı değişikliklere uğramıştır. Bu dereceler aşağıdan yukarıya şöyle sıralanır: 1. İptida-i hariç, 2. Hareket-i hariç, 3. İptida-i dâhil, 4. Hareket-i dâhil, 5. Mûsıla-i Sahn, 6. Sahn-ı semân, 7. İptida-i altmışlı, 8. Hareket-i altmışlı, 9. Mûsıla-i Süleymaniye, 10. Hâmise-i Süleymaniye, 11. Süleymaniye 12. Dârü’l-Hadîs. Bk. Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı, s. 271-272. 275 Mardin, Huzur Dersleri, I, 240-306. 276 Bk. İşkodravi İbrahim Sıdkı, Manzûme fi’l-Akâid, Süleymaniye Ktp, Reşid Efendi, nr. 990, 210-322 vr. 277 Osmanlı şeyhülislâmı, Kadızade Mehmed Tahir (v.1254/1838). 278 İbrahim Sıdkı, Şâfiye li’l-Marîz ve Kâfiye Li’l-Murîd, Süleymaniye, Reşid Efendi, nr. 313. 279 Osmanlı Padisâhı II. Mahmûd Han (v.1255/1839) 280 Bk. İbrahim Sıdkı, Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmûd Ef, nr. 590, vr. 139a. 56 2.10.2. Eserleri İbrahim Sıdkı Efendi’nin yazdığı üç mecmua vardır. Mecmualardaki risalelerin çoğu (Divanı hariç) Arapça yazılmıştır. Bir risalesinin mukaddimesinde bazı kişilerin kendisinden yazdığı bazı risaleleri ödünç alıp geri vermediklerini belirtmekte, ancak tam olarak bu risalelerin ne olduğunu açıklamamaktadır.281 Müellifin birinci mecmuası Şâfiye li’l-Marîz ve Kâfiye li’l-Murîd282 adındadır. Müellif bu mecmuanın müsveddesini Haremeyn diyarında yazmıştır. Ancak oradaki zor şartlardan dolayı yazdıklarını bir kenara bırakmak durumunda kalmıştır. İstanbul’a dönüp Şemsi Ahmet Paşa Medresesi’ne müderris tayin edildikten sonra eski müsveddelerine bazı ilaveler yaparak Şâfiye li’l-Marîz isimli olan bu mecmuayı hazırlamıştır.283 Mecmûa mukkadime, dört bölüm ve bir hatimeden oluşmaktadır. Ehl-i sünnetin itikâdî esaslarından bahsetmektedir. Konuları ele alırken Mutezile, Kaderiye, Şîa ve Felâsife itikadlarına reddiyede bulunmuştur. Bu tartışmalarda sık sık Beyzâvî, Râzî gibi farklı tefsirlere dayanmıştır. İkinci Mecmuası:284 Müellif bu mecmuadaki risalelerinde on iki farklı meseleyi ele almaktadır. Risalelerden bazılarının isimleri şöyledir: Risâle fi Tercemeti Bâzı’l-Ehâdîsi’ş-Şerîfe, Risâle fi Telhîsi Ehâdîsi’l-Zılâl, ed- Durretü’l-Yetîme fi’l-Ehâdîsi’l-Kudsiyye, Risâle fi Elfâzi’l-Kufr (Tebsira), İbadetler ve dualarla ilgili Risâle fi’l-İctihâd, Münciyetü’l-Fukarâ, Risâle fi’l-Libâs, Risâle fi’s-Sibha vb. Üçüncü Mecmuası285: Müellifinin bu son mecmuası 1256-1260 (1840-1844) yılları arasında yazılmıştır. On risaleden oluşmaktadır. Risalelerin bazıları şunlardır: Vikâye ani’l-Küfr ve’d-Dalâl (el-Fıkhu’l-Ekber şerhi), Kifâyetü’l-Muhlisîn (Kitabu’l-Vasiyyet şerhi)286, Mantık ve felsefeye dair Risâle fi’t-Telâzüm, ulemaya nasihatlere dair Ziyâiyye, itikâdî konulara dair Nuhbetü’l-Fiker fi Hulâsati’l-Beşer. 281 A.g.e, vr. 152b. 282 İbrahim Sıdkı, Şâfiye li’l-Marîz, Süleymaniye Ktph, Reşid Efendi, nr. 313. 283 İbrahim Sıdkı, Şâfiye li’l-Marîzi, vr. 2-3. 284 İbrahim Sıdkı, Süleymaniye Ktp, Hacı Mahmûd Ef, nr. 590. 285 İbrahim Sıdkı, Süleymaniye Ktp, Reşid Efendi, nr. 990. 286 İmam Ebu Hanife’ye nispet edilen bir kitaptır. 57 İbrahim Sıdkı Efendi’nin ayrıca yukarıda da geçtiği gibi, itikâdî konularla ilgili nasihatlere yer veren bir divanı bulunmaktadır. Divan recez (الرجز) ve kâfiye (قافیة) bahrında, kolay anlaşılır bir dille yazılmıştır. 2.10.3. Tefsir ile igili çalışmaları İbrahim Sıdkı’nın tefsirle ilgili özel bir çalışmasına rastlamadık. Ancak yazdıklarına dikkatlice baktığımızda onun tefsir ilmine karşı büyük bir ilgisi olduğu anlaşılmaktadır. Yazdığı her konuda hem metnin içerisinde hem de haşiye ya da şerh olarak çok fazla ayet tefsirine yer vermiştir. Mesela Fıkh-ı Ekber şerhinin mukaddimesinde Nahl sûresinin tamamı ile İsrâ ve Fussilet sûrelerinden bazı ayetlerin tefsirini Beyzâvî’nin Envâru’t-Tenzîl’inden nakletmiştir. Müellif zaman zaman okuyucunun dikkatini çekmek için sayfa kenarlarına “bu zamanda herkes için önemli bir bahis” şeklinde notlar yazmıştır. Ayrıca ayetteki bazı kelimeleri açıklamış ve sık sık ayetle ilgili hadislerin şerhine temas etmiştir. Bazı yerlerde de nüzul sebebi ile ilgili tartışmalara yer vermiştir. Bu tartışmalarda kendi tercihlerini de ortaya koymuştur. Mesela Şîilikteki imâmet inancıyla ilgili tartışmaya yer vermiş ve onların bu inancını doğru olmadığını, bu konuda Şîa müfessirlerinin öne sürdükleri delilleri tek tek red ederek ortaya koymuştur. Aynı risalede287 Kur’ân’ın bazı ayetlerinin diğer ayetlerine üstün olup olmadığı ve nesih konularını da tartışmıştır. Felâsife, fukahâ ve usûl âlimlerinin Kur’ân tarifi ile ilgili görüşlerinden bahsederken “İʿcâzu’l-Kur’ân Vecihleri” başlığı altında özel bir bahis açmıştır.288 Burada müellif, i‘câzu’l-Kur’ân vecihlerini, Kur’ân’ın telîfi ve fesâhati, üslûbu, içerdiği gaybî haberler,289 Kur’ân tilâvetinin etkileyici oluşu şeklinde özetlemiştir. Müellif Nuhbetu’l-Fiker fi Hulâsati’l-Beşer290 adlı risalesinin mukaddimesinde ise Ashâb-ı Kehf kıssasını ele almıştır. Ehl-i Sünnet'teki keramet inancını ispat etmek 287 İbrahim Sıdkı, Şâfiye li’l-Marîzi, vr.170-193. 288 İşkodralı İbrahim Sıdkı, Süleymaniye Ktp, Reşid Efendi, nr. 990, vr. 49-53. 289 Bu konuda müellif Karâmita’nın Kur’ân-ı Kerim’i değiştirmek için çabâlârını zikrederken şöyle söylemektedir: “Bugün sene H. 1260 Muharrem-i Harâm ayının başlangıcıdır. Tarihte de olduğu gibi bu sapıklar sarfettikleri bütün çabalarına rağmen hamdolsun Kur’ân-ı Kerim’in hiç bir harfini değiştiremediler”. Bu da müellifinin 1260/1844 yılında sağ olduğunu başka bir delildir. Bk: İbrahim Sıdkı, Süleymaniye Ktp, Reşid Efendi, nr. 990, vr. 52b. 290 Süleymaniye, Hacı Mahmûd Ef., nr. 590, vr.182a-190b. 58 için Beyzâvî, Râzî ve Zamahşerî tefsirlerinden nakillerde bulunmuş ve bunları Ashâb-ı Kehf kıssasındaki olağan üstü durumlara delil olarak göstermiştir. Genel olarak müellifin yazdığı tefsir hâmmaddesine baktığımızda daha ziyade Beyzâvî ve Râzî tefsirlerinden seçtiği metinlerden ibaret olduğu görülmektektedir. Ara sıra kendi mülahazalarını da serdetmektedir. Sonuç olarak İşkodralı İbrahim Sıdkı Efendi çok bilinmeyen bir Osmanlı âlimi olarak dikkat çekmektedir. 2.11. YAKOVALI BÜYÜK TAHİR EFENDİ 2.11.1. Hayatı Sancak bölgesinde Yenipazar’a yakın Lukare köyünde 1187/1774 yılında doğmuştur. Arnavut edebiyatında Boşnak Mehmed Tahir Efendi, Yakovalı Tahir Efendi ve Büyük Tahir Efendi diye üç isim ile meşhurdur. Doğduğu bölgede Arnavut ve Boşnak halkı yanyana yaşadıklarından dolayı Boşnak Tahir Efendi, Yakova’da meşhur olduğu ve orada uzun zaman çalıştığı için Yakovalı Tahir ve halk ona büyük saygı gösterdiği için de kendisine Büyük Tahir291 Efendi deniliyordu.292 Önce Yakova şehrinde Bekir Baraku Efendi’den ders almış ve hâfız olmuştur. 1221/1807 yılında İstanbul’da Üveys Efendi’den ders alarak eğitimini tamamlamıştır.293 Tahsil hayatından sonra Yakova’ya dönüp 1221/1807 yılında açılan Medrese-i Sağîr veya Medrese-i Cedîd adıyla anılan medresenin ilk müderrisi olmuş ve vefatına kadar orada ders vermiştir. Müderrislik yanında Yakova’daki Melâmî-Bayramiyye Tekkesi’nde şeyhlik de yapmıştır. Tahir Efendi’nin tam olarak ne zaman vefat ettiği bilinmemektedir. Ancak Vehbiye adındaki eserinin bir nüshasında 1287/1870 yılından önce vefat etmiş olduğu yazılmıştır.294 291 Talebesi ve aynı zamanda damadı olan Tahir Efendi Lluka (1822-1908) “Küçük Tahir” lakabını taşıyordu. 292 Bk. Nehat Krasniqi, “Tahir Efendi Gjakova–Nismëtar i përkthimit të pjesshëm të Kur’anit në gjuhën shqipe”, Kur’âni te Shqiptaret - 30 Vjet nga Perkthimi i Pare i Kur’ânit ne Shqip, Kryesia e Bashkesise İslame te Kosoves, Prishtine 2016, s. 29. 293 Bk. Redžep Škrıjelj, Yeni Pazarlı Alhamiyado Edebiyatçısı Tahir Efendi Boşnak, Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi (SSAD), Sayı I, c.I, Temmuz 2017, s. 3. 294 Krasniqi, a.g.e, s.30. 59 2.11.2. Eserleri Arapça, Türkçe, Farsça, Arnavutça ve Boşnakça bilen Yakovalı Tahir Efendi eserlerinin çoğunu 1247-1259/1832-1843 yılları arasında yazmıştır.295 Müellif ayrıca, Osmanlı döneminin en önemli divan ve Alhamiyado296 diye bilinen şairleri arasında yer almıştır. Böylece Beratlı Nezim Frakulla, Muçizade, Hasan Züko Kamberi, Çamlı Küçük Muhammed Efendi gibi yazarların yanında, kendisi de bazı önemli eserlerini Osmanlıca alfabesini kullanarak Arnavutça yazmıştır. Bu zevatın yaşadıkları döneme kadar Arnavutça sadece konuşulan bir dil durumundaydı. Bunların, bazı değişiklerle Arap alfabesini kullanarak, eser yazmış olmaları Arnavut edebiyatı açısından ayrı bir önem taşımaktadır.297 Yakovalı Tahir Efendi’nin yazdığı eserleri şunlardır: Arnavutça olarak yazdığı Vehbiye adlı manzumesi, Manzûmetu’l-Mevlûd fî Efdali’l-Mevcûd bi’l- Lisâni’l-Arnaûd, Tefsîru’l-Âyât alâ Lisâni’l-Arnaûd, Asr ve İhlâs Surelerin Arnavutça Meâli adlı eserleri yanında Osmanlıca olarak yazdığı Hüdâ Rabbim Şerhi, Hazîne-i Dîn, Münâcât-i Sıbyân, Kitâb-i Tenbîhiyye, Bâbu’l-Îdeyn, Salâtü’l- Cenâze adlı eserleri, Arapça olarak yazdığı Kitâbu Tâhir-i Ûlâ, Duâu’l-İstiğfâr, Tefsîru Sûreti’l-İhlâs ve’l-Felak, Duâ-i Yâsîn adlı eserleri vardır.298 2.11.3. Tefsir ile ilgili çalışmaları 2.11.3.1. Tefsîrü’l-Âyât ‘alâ Lisâni’l-Arnaûd Eserin isminden Arnavutça olarak bazı ayetlerin tefsirinden ibaret olduğu anlaşılıyor. Bölgede kan davaları yaygın olduğundan, Tahir Efendi hakkında çeşitli çalışmaları bulunan Türkolog Nehat Krasniqi bu eserin büyük ihtimalle kan davası ile ilgili ayetlerin Arnavutça meâl ve tefsirinden ibaret olabileceğini düşünmektedir. Yine 295 Krasniqi, a.y. 296 İspanyolca’dan (Arapça ‘al-a’camiyya’-yabancı) gelen Alhamiyado veya Aljamiyado, Latin yerine Arap alfabesiyle yazılmış edebiyat anlamına gelmektedir. Arap alfabesini kullanarak Arnavutça, Boşnakça, Yunanca, Bulgarca ve değişik dillerde yazılan edebî, tarihsel ve çeşitli eserlerin sınıflandırılması için kullanılmıştır. Bk. Machiel Kiel, “Aljamiado”, DİA, I, 85-86. 297 Bu konuda daha geniş bilgi için bk. Muhamed Mufaku, es-Sekâfetü’l-Albaniyye bi’l-Ebcediyyeti’l- Arabiyye, el-Meclisu’l-Vatanî li’s-Sekâfeti ve’l-Funûn ve’l-Âdâb, Kuveyt, 1983, sayı 68, s. 68-102. 298 Nehat Krasniqi, Kur’ani te Shqiptaret, s. 33-35. 60 Krasniqi’ye göre eserin bir nüshası Priştine Vakıf Kütüphanesi’nde mevcut iken daha sonra kaybolmuştur.299 Ayrıca Tahir Efendi, Vehbiye adlı eserine ait nüshalardan birisinde Asr ve İhlâs sûrelerinin Arnavutça meâline yer vermiştir. Bu meâller şiir kalıbında Yakova lehçesinde olup, Arap harfleri kullanılarak yazılmıştır. O dönemde bazı ulemanın Arap harfleri ile Arnavutça meâl yazdıkları dikkati çekmektedir. Arnavutluk’ta harf tartışmaları başladığında bazı hocalar Latin harflerinin kullanılmasını tercih ederken diğer bazı hocalar buna karşı çıkmış ve Osmanlı harflerini kullanarak Arnavutça yazmaya devam etmişlerdir.300 Özellikle dinî risalelerde ve vaaz yazılarında bu durum açıkça müşahede edilmektedir. Mesela, tahminen 1940 yıllarından sonra istinsah edilen bir defter içerisinde Osmanlı harfleri kullanılarak Arnavutça yazılmış sûre meâlleri, dualar, me’vize ve öğütler bulunmaktadır.301 Ayrıca bu defterde vaaz üslubuyla halk dilinde Kevser ve Amme sûrelerinin meâli de verilmiştir. 2.11.3.2. İhlâs ve Felak sûrelerin tefsiri Tahir Efendi bir başka müellifle beraber Amme cüzündeki sûrelerin tefsirini yapmaya iştirak etmiştir. Bu çalışmada kendisi sadece İhlâs ve Felak sûrelerinin tefsirini yapmıştır. Eserin herhangi bir nüshasına ulaşamadık. Ancak Krasniqi’nin verdiği bir sayfalık örnekten302 hareketle tefsirin daha ziyade Beyzâvî’den yapılmış nakillerden oluştuğunu söyleyebiliriz. Büyük ihtimalle bu eser medrese talebeleri için ders kitabı olarak hazırlanmıştır. 2.12. İLBASANLI ALİ B. MUSTAFA EFENDİ 2.12.1. Hayatı İsmi Ali b. Mustafa b. Hasan Efendi’dir. Yazdığı risalede İlbasanlı olduğunu söylemektedir.303 Ne zaman doğduğu ve ne zaman vefat ettiği bilinmemektedir. Elimizde bulunan tek bilgi aşağıda bahsedeceğimiz risalesinin 1277/1860 yılında Yenipazarlı Mehmed Efendi tarafından istinsah edilmesidir. 299 Nehat Krasniqi, Kontribute Albanologjike, s. 378. 300 Bk. Tanin gazetesi, Dersaadet, 1 Safer 1328/11 Şubat 1910, nr. 518, s.2. 301 Bu defterin bazı sayfalırını bizimle paylaşan Ardit Hoxhllaku Beyefendi’ye müteşekkiriz. 302 Nehat Krasniqi, Kur’âni te Shqiptaret, s. 39. 303 “Yekûlu’l-abdu’l-muftakiru ilâ rabbihi’l-ganiy Ali b. Mustafa b. Hasan el-İlbasânî” Bk. Gâzî Hüsrev Beg Kütüphanesi, el-Âdabu’l-Kur’âniyye alâ Menheci’l-Hanefiyye fî Nehci’l-Mustafeviyye, 964/2, vr. 36. 61 2.12.2. Kur’ân ilimlerine dair eserleri 2.12.2.1. el-Âdâbu’l-Kur’âniyye alâ Menheci’l-Hanefiyye fî Nehci’l- Mustafeviyye Müellifin ulaşabildiğimiz tek risalesi olup Kur’ân okuma âdâbı ve re’y ile tefsirin hükmüne dairdir. Risale Kur’ân’ın ve Kur’ân ehlinin faziletleri, tilavet esnasında zâhirî ameller (âdâb), tilavet esnasında batınî âdâb ve re’y ile tefsirin hükmü olmak üzere dair dört bölüm halinde tertip edilmiştir. Müellif birinci bölümde Kur’ân ehlinin faziletleri konusu ile igili pek çok ayet, hadis, sahabe sözleri ve farklı hikâyelere yer vermiştir. İkinci bölümde kıraat ve hatim miktarı, tecvid, kıraat âdâbı, tilavet secdesi, sesli ve sessiz okumanın hükmüne dair yaklaşık on farklı konudan bahsetmiştir. Üçüncü bölümde de okuma esnasında anlama gayreti, tefekkür etme, kalbin etkilenmesi, mânevî yükselişine ve etkilenmeye engel olan şeylerden kaçmak gibi on farklı konuyu ele almıştır. Risalenin en önemli kısmı ise re’y ile tefsir yapmanın hükmüne dairdir. Müellif önce re’y ile tefsirin mahzurları üzerinde durmuş, konu ile igili bazı hadis ve sahabe sözlerine yer verdikten sonra tefsir ilminde anlama çabası ve tefekkür etmenin gerekli olduğuna dair birçok ayet ve hadis zikretmiştir. Daha sonra müellif re’y ile tefsiri nehyeden hadislerin amacının, sırf akılla ve dil kurallarına uygun yapılan tefsiri engellemek olmadığını, aksine batıl inançları ve mezheplerin yanlış görüşlerini ispat etme gayesiyle yapılan re’y ile tefsiri engellemek olduğunu belirtmiştir. Ayrıca müellif lafızdan kopuk batınî te’villere, şeriate uymayan tefsir izahlarına da karşı çıkmıştır. Hulasa olarak müellif dil kaidelerine uygun olsa da fâsid re’y ile tefsirin yasak olduğunu, ictihat şartlarına ve dil kaidelerine aykırı olmamak kaydıyla re’y ile tefsirin caiz olduğunu ve onda bir mahzur bulunmadığını belirtmiştir. Ancak yine de müellif, zâhirî manayı bırakıp da batınî manayı tercih edenlerin çokça yanlışa düştüklerine de dikkat çekmektedir. Müellifin kullandığı kaynaklar arasında Gazzâlî’nin İhyâu Ulûmi’d-Dîn’i, Birgivî’nin et-Tarîkatü’l-Muhammediye’si ve Şerhu’l-Cezeriyye gibi eserler bulunmaktadır. 62 Risale on varak olup Arapça yazılmıştır. 1277/1860 yılında Yenipazarlı Mehmed Efendi tarafından istinsah edilmiş bir nüshası Gâzî Hüsrev Beg Kütüphanesi, 964/2 numarada yer almaktadır. 63 ÜÇÜNCÜ BÖLÜM 3. MODERN DÖNEM MÜELLİFLERİ VE ÇALIŞMALARI Osmanlı’da modern dönemin ne zaman başladığı konusunda farklı değerlendirmeler bulunmakla birlikte bizim ele aldığımız müellifler açısından baktığımızda, eserlerinde geleneksel yaklaşımlardan farklı yaklaşım ve değerlendirmelerin görülebildiği zaman dilimi olması bakımından XIX’uncu yüzyılın ikinci yarısını modern dönem olarak değerlendirmek mümkündür. Bu nedenle çalışmamızın üçüncü bölümünde, bu yüzyıldan Osmanlı’nın yıkılışına kadar geçen sürede yetişen müellifler ve eserleri incelenmiştir. Bazı müelliflerin eserleri Osmanlı’nın yıkılışından sonra yazılmış olsa da müellifleri Osmanlı medreselerinde yetişmiş olmaları bakımından çalışmaya dahil edilmiştir. 3.1. PRİZRENLİ ABDURRAHİM FEDÂÎ EFENDİ 3.1.1. Hayatı İsmi Abdurrahim b. Ali, mahlası Fedâî’dir. XIX. asrın ortalarında dünyaya geldiği tahmin edilmektedir. Prizren’de önde gelen varlıklı bir ailenin tek çocuğudur. Dedesi Maksud Bey ve babası Ali Bey, Prizren’in ileri gelen ve zengin şahsiyetlerindendir. Babası, Abdürrahim Fedâî’nin eğitimine oldukça önem vermiştir. İlk eğitimini Üsküp’te almış, ardından Ezher’de tamamlamıştır.304 Üçüncü dönem Melâmîliğinin kurucusu diye bilinen Muhammed Nûrü’l-Arabî305 Prizren’e yapmış olduğu bir ziyaret esnasında şehrin merkez camilerinden birinde dersler vermiş, Abdurrahim Fedâî de onun bu derslerinden etkilenerek ona hem biat etmek hem de öğrencisi olmak istemişti. Şeyh Muhammed Nûru’l-Arabî Üsküp şehrindeyken biat meselesinde ısrar eden Abdurrahim Efendi’nin isteğine karşı olumlu cevap vermişti. Böylece Abdurrahim Efendi şeyhin baş halifesi ve sonra damadı da olmuştur. Ayrıca 304 İsmail Güleç, “Prizrenli bir velî: Abdurrahim Fedaî ve Risâle-i İydiyyesi”, Balkan Studies II History & Literature, ed. Deniz Ekinci vd. İstanbul: Ciryl and Methodius University, s.47. 305 Mısırlı mutasavvıf (1813-1888). Bk. Nihat Azamat, “Muhammed Nûrü’l-Arabî”, DİA, XXX, 560-563. 64 şeyh Muhammed Nûrü’l-Arabî ona “Fedâî” mahlasını vermiştir. Kendisi, Üsküp Medresesi’nde müderris olup aynı şehirdeki Melâmî tekkesinin de şeyhi idi. Abdurrahim Efendi şerʿi ilimlerde sadece bir kez icazet vermiştir. Halifeleri arasında kurrâ hâfız olan Üsküplü Abdülehad Efendi, Beyazıt Camii vaizlerinden Hacı Hâfız Abdürraûf Efendi, Priştineli Yunus Efendi gibi isimler bulunmaktadır.306 Abdurrahim Efendi 1303/1885 yılında, aralarında Muhammed Nûrü’l-Arabî’nin de bulunduğu kalabalık bir kâfile ile hacca gitmiştir. Dönüşte Süveyş kanalını geçtiklerinde Abdurrahim Efendi vefat etmiştir. Cenazesi gemiden çıkarılıp Ayn-ı Mûsâ denilen bir mahallede defnedilmiştir.307 3.1.2. Eserleri Erken yaşta vefat etmesine rağmen Abdurrahim Fedâî Efendi, çoğunlukla tasavvufî konularla ilgili birkaç risale yazma imkanı bulmuştur. Bunlardan bazıları şunlardır: Risale-i Vehbiyye, Kasîde-i Nûniyye, Şerh-i Sırrı “Ene’l-Hakk”, Hediyetü’l- Hacc, Terceme-i Beyân-ı Hakîkati’l-Melâmiyye, Risale-i İrâde-i Cüz’iyye, Kevser Suresi Tefsiri. 3.1.3. Tefsir ile ilgili eserleri Abdurrahim Fedâî Efendi Arapça ve işâri tefsir tarzı olarak Kevser sûresinin tefsirini yapmıştır.308 Abdulbaki Gölpınarlı bu eserle ilgili, “Abdurrahim Fedâî’nin ilim ve ihatası, tasavvuftaki rüsuhu tamamıyla bu tefsirde görülüyor” diye söylemektedir.309 3.1.3.1. Tefsîru Sûreti’l-Kevser İlk bakışta risalenin Melamîlerin ve özellikle Muhammed Nûrü’l-Arabî’nin kullandığı kavramlar ve ibareler ile dolu olduğu görülmektedir.310 Böylece “Ehâdiyyetü’l-Cemʿ”, “Merâtib-i Külliye”, “Zât-ı Ehâdiyye-i Muhammediyye” gibi kavramlar sık sık kullanılmaktadır. Ayrıca kendi değerlendirmelerinde vahdet-i vücûd 306 Bk. Abdülbaki Gölpınarlı, Melamilik ve Melamiler, Devlet Matbaası, İstanbul 1931, s.309. 307 Gölpınarlı, a.g.e, s. 304. 308 Eserin bir nüshası, Muhammed Nûrü’l-Arabî’nin yazdığı risaleler ile birlikte, İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Yazma Eserler Koleksiyonu’nda yer almaktadır. Bk. Fedai Abd-er-Rahim b. Ali, Sûre-i Kevser Tefsîri, İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Yazma Eserler Koleksiyonu, nr. 580, vr.12a-14b. 309 Gölpınarlı, a.g.e, s. 305. 310 Bk. Ali Bolat, Abdurrahim B. Ali Prizrenî ve Kevser Sûresi Tefsiri, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt 12, Sayı 3, s. 34. 65 düşüncesinin izleri görülmektedir.311 Mesela “أعطیناك” tefsirinde müellif şöyle demektedir: “Ya Muhammed, senin ismin ve şahsın ve sûretin ve aynın zâtıyla zâhir oldukda, hatta sen ben, ben sen oldum. Kim ki seni gördü beni gördü ve her kim ki Muhammed dedi Allah dedi ve kim ki Allah dedi Muhammed dedi”. Sûrenin diğer ayet-i kerimelerinde de bu tarz bâtınî tevillere yer verilmiştir. Nitekim الكوثر “şuûnât-ı zâtiyye ve tecelliyât-ı sıfâtiyye ve esmâiyye ve cemî’u’l-hazarâti’l-kesretiyye”, ّفصل vucudunu ve“ وانحر ,”Zât-ı İlahîye ittisâl ve vuslat konusunda fâni ve bâki ol“ لرب ّك bedenini kurbân eyle, tâ ki benim zâtımdan gayrı senin vücûdunda eser kalmasın, ّإن kim ki senin kadrini (ki o da benim kadrim demektir) tanımadı ve“ شانئك ھو األبتر bilmedi, ya Muhammed, o bir ebterdir, yani vucüdu yok ve muhâldir. Sen, yâ Muhammed, nasıl ebter olursun ki sen benim hayatım ve kayyûmiyyetimle hayy-ı kayyûmsun” şeklinde tevil edilmiştir. Risalenin aslı Arapçadır. 12 Zilhicce 1321/30 Ocak 1904 tarihinde meşâyih-i Melâmiyye'den Menlik312 Müftüsü Hacı Mustafa Efendi tarafından Türkçe tercümesi de yapılmıştır.313 3.2. 2. PRİŞTİNELİ314 el-HAC İLYAS EFENDİ 3.2.1. Hayatı El-Hac İlyas Efendi Priştine meşhur sakinlerinden Murad b. Süleyman Sipahi’nin büyük oğludur. Doğum tarihi tam olarak bilinmemesine rağmen 1230- 1235/1815-1820 yılları civarında doğduğu tahmin edilmektedir.315 Ayrıca ona “Arnavut İlyas Efendi” de denirdi. Muhammed Zâhid el-Kevserî bu zâtı “allâme” olarak anmıştır. Yakovalı Ali Behram Efendi başta olmak üzere, Yerköylü Ali b. Muhammed, Cezayirli Mustafa b. Muhammed, Tırnovalı Abdurrahim b. Abdullah, Karahisarlı Muhamed b. İbrahim, Köstenceli Abdülhalim b. Muhamed Tahir Efendi ve diğer hocalardan ders almıştır.316 Talebeleri arasında son Osmanlı şeyhülislamı Mehmed Nûri Efendi317 311 Bk. Fedâî Abd-er-Rahim, a.g.e, vr. 12a. 312 Selanik’e bağlı bir kaza. 313 Bk. Ali Bolat, Abdurrahim B. Ali Prizrenî ve Kevser Sûresi Tefsiri, s.34. 314Sicill-i Osmani’de yanlışlıkla Kalkandelenli olduğunu yazmaktadır. Bk. Sicill-i Osmani, III, 796. 315 Sicill-i Osmani’de (III, 796) vefatında yaşı yetmişi geçmişti denilmektedir. 316 Mehmed Zâhid Kevserî, et-Tahrirü’l-Vecîz fîmâ Yebtegîhi’l-Müstecîz, Matbaatü’l-Envâr, Kâhire, 1360/1940-1941, s. 41. 317 Bk. Tahsin Özcan, “Mehmed Nuri Efendi”, DİA, XXVIII, 503. 66 (v.1927), Beyşehirli Ahmed Nûri Efendi (v.1924)318, Yakovalı Adem Nûri Efendi (v.1914)319 ve Yakovalı Hacı Abdürrahim Efendi320 de bulunmaktadır. Tikveşli Yusuf Efendi onun ders arkadaşı321 ve 1293-1325/1876-1907 seneler arasında Huzur Dersleri muhataplığında bulunan Ahıskalı Ali Rıza Efendi de onun bacanağıdır.322 İlyas Efendi’nin ismi 1299/1882 yılında Kirmasti Medresesi müderrisi olarak geçmektedir. Daha sonra 1304/1887 yılında Meclis-i Mesâlih-i Talebe Âzâsı olmuştur.323 Ayrıca Huzur Derslerine 1286/1869 senesinde hareket-i dâhil rütbesi ile başlayarak mûsıla-i Süleymaniye rütbesine kadar on dört sene boyunca (1286- 1299/1869-1882) muhatap olarak katılmıştır. 1300-1306/1883-1889 yılları arasında ise Huzur Dersleri mukarrirliği de yapmıştır.324 Böylece Huzur Dersleri meclislerine yaklaşık yirmi yıl boyunca katılmıştır. Mukarrirlik yaptığı dönemde ona Mekke payesi de verilmiştir. İlyas Efendi, 2 Receb 1307/22 Şubat 1890 tarihinde vefat etmiş ve Fatih Camii haziresine defn edilmiştir.325 3.2.2. Tefsir ile ilgili eserleri 3.2.2.1. Huzur Dersi Takrirleri Priştineli İlyas Efendi Huzur Dersleri’nde mukarrirlik yaptığı sırada Aʿraf sûresi 156’ncı ayetinin tefsirini ele almıştır. İşlediği dersler 5 meclis halinde olup Ramazan 1302/ Haziran 1885 tarihini taşımaktadır. َ َشاُء ُّدْنیَا َحَسنَةً َوفِي اْآلِخَرِة إِنَّا ھُْدنَا إِلَْیَك قَاَل َعَذابِي أُِصیُب بِِھ َمْن أ ٰھَِذِه ال َواْكتُْب لَنَا فِي َّزَكاةَ َوالَِّذیَن ھُم بِآیَاتِنَا یُْؤِمنُونَ .326 ٍۚء فََسأَْكتُبُھَا لِلَِّذیَن یَتَّقُوَن َویُْؤتُوَن ال َّل َشْي َوَرْحَمتِي َوِسَعْت ُك 318 Bk. Ahmet Turan Arslan, Son Devir Huzur Hocalarından-Beyşehirli Ahmed Nûri Efendi, Alemdar Ofset, İstanbul 2008, s. 35. 319 Sadık Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması, I, 156. 320 Huzur Dersleri, II-III, 363; 1099-1100. 321 Bk. Kevserî, a.g.e, s. 41. 322 Huzur Dersleri, II-III, 192. 323 Meşihat Arşivi, Dersiam Maaş Defterleri, nr. 51. 324 Huzur Dersleri, I, 114;144. 325 Fatih Haziresi, mezar taşı kitabesinde: “Hüve’l- Hallâkû’l-Bâkî, Fatih dersiamlarından Priştineli el- Hâc İlyas Efendi’nin ruhuna Fatiha” diye yazmaktadır. Bk. Mardin, a.y. 67 Müellif öncellikle bu ayetin önceki ayetlerle münasebetlerini ele alarak ayetin tefsirine başlamıştır. İsrailoğullarının buzağı heykeline tapma hadisesinden sonra Hz. Musa kavminden 70 kişi ile birlikte Cenab-ı Allah’ın hazır olmalarını emrettiği yere doğru giderlerken kendilerini müthiş bir deprem (recfe) yakalamıştı. Hz. Musa da bunun üzerine onların daha önce işledikleri günahlardan ötürü Allah’tan فاغفر لنا وارحمنا وأنت diyerek mağfiret dilemiş ve bu esnada yukarıdaki ayette geçen duaları خیر الغافرین etmiştir. İlyas Efendi, bu şekilde Hz. Musa’nın önce mağfiret sonra da dünya ve ahiret iyiliği için dua etmesinde bir hikmet görmüş ve bunun nedenlerini açıklamıştır. Daha sonra, ayette geçen kelimeler üzerinde durmuş ve bazılarını detaylı bir şekilde ele almıştır. Mesela “hasene”, “hüdna”, “seektubuhâ” gibi kelimelerde müfessirlerin farklı görüşleri ve dayandıkları delillere geniş bir şekilde yer vermiştir. Ayrıca kelimelerin anlamlarını zikrettikten sonra “nükte”, “fâide”, “istitrâd” ve “latîfe” gibi başlıklar altında belagat, nahiv ve beyan gibi tefsir ile bağlantılı ayrıntılardan bahsetmiştir. Daha sonra müellif “Hulâsa Vechiyle Âyet-i Celîlenin Mazmûnu” başlığı altında ayette geçen önemli mesajları hulasa etmiştir. Ayrıca burada Ehl-i Sünnet itikadına göre, (ورحمتي وسعت كل شيء) ifadesindeki rahmetin her şeyi kaplaması hususunu ayet ve hadisler ışığında anlatmıştır. Kullandığı kaynaklar Beyzâvî, Râzî, Zamahşerî tefsirleri yanında İsmail Konevî’nin Beyzâvî haşiyesidir. Risalenin sonunda müellif İsmail Konevî’ye dayanarak Gâzî Osman Hân’ın Kur’ân-i Kerîm’e gösterdiği hürmete dair meşhur hikâyeye yer vermiştir.327 En son dersini Huzur Dersleri’nin âdetine göre Sultan II. Abdülhamid’e dua ile bitirmiştir. Risalede sual ve cevap kısmı yoktur. Dokuz varaktan ibaret olup bir nüshası İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.328 326 “Bize bu dünyada da âhirette de iyilik yaz! Şüphesiz biz sana yöneldik. Allah buyurdu ki: Azabıma dilediğimi uğratırım; rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır; ayrıca rahmetimi Allah korkusu taşıyanlara , zekâtı verenlere ve âyetlerimize inanlara yazacağım.” Aʿrâf 7/156. 327 Priştineli İlyas Efendi, Huzur Dersi Takrirleri, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, nr.7317, vr. 8-9. 328 Priştineli İlyas Efendi, a.g.e. 68 3.3. YANYALI el-HAC ÖMER LÜTFİ EFENDİ 3.3.1. Hayatı el-Hac Ömer Lütfi Efendi329 Yanya’da330 doğmuştur. Doğum tarihi ve tahsil hayatı hakkında bilgi bulunmamaktadır. Ömer Efendi, Enderûn-i Hümâyûn’da hadis-i şerîf hocalığı yapmıştır.331 Ayrıca Fatih civarında Otlukçu Yokuşu yakınında Abdürrahim Efendi Medresesi’nde de ders vermiştir. Talebelerinden biri Fatih Camii mucîzlerinden ve Huzur Dersleri muhataplarından Prizrenli Zeynelâbidîn Efendi’dir.332 1282-1293/1866-1876 yılları arasında Huzur-i Hümayün derslerine muhatap olarak, 1294-1298/1877-1881 yılları arasında333 da mukarrir olarak katılmıştır.334 Muhataplık döneminde iptida-i dâhil rütbesinden başlayarak hâmise-i Süleymaniye rütbesine kadar ulaşmış, mukarrirliği esnasında ise Süleymaniye rütbesi müderrisi olarak devam etmiştir.335 Rebiulevvel 1299/Ocak 1882’de Medine-i Münevvere’de bulunan Medrese-i Mahmûdiyye müderrisliğine atanmıştır.336 Bir belgeye göre Ömer Lütfi Efendi 10 Receb 1314/14 Aralık 1896 tarihinde vefat etmiş ve Medine-i Münevvere’de defnedilmiştir.337 3.3.2. Tefsirle ilgili eserleri Yukarıda da geçtiği gibi Yanyalı Ömer Lütfi Efendi, Sultan II. Abdülhamid’in huzurunda altı defa Huzur Derslerinde mukarrirlik yapmıştır. Takrir ettiği derslere ait notları Mecmuatü’d-durûs338 veya Huzur Dersleri339 başlığı altında toplamıştır. 329 Yanyalı Ömer Efendi Arnavut asıllıdır. Bk. Yanyalı Ömer Lütfi Efendi, “1293 Ramazanı Huzur-ı Şâhâne’de Takrîr Edilen Tefsir Dersi”, (nşr. Ebu’r-Rızâ zâde Rızâ), Mekârim-i Ahlâk Dergisi, İstanbul 1906, sayı 5, s. 35. 330 Bugün Yunanistan sınırı içinde yer alan Yanya (İoaninna) şehri hem Yanya vilayetinin merkezi hem de önemli bir Osmanlı ilmî merkezi idi. Özellikle XIX-XX yüzyıllar arasında şehrin müslüman sakinlerinin çoğu Arnavuttu. Bk. Kristaq Prifti, “Popullsia Myslimane në Ballkan në Fund të Shek. XIX dhe në Fillim të Shek. XX.” Feja, Kultura dhe Tradita İslame ndër Shqiptarë, Kryesia e Bashkesise İslame te Kosoves, Prishtine 1995, s. 159-161. 331 Yanyalı Hacı Ömer Lütfi Efendi, Huzur Dersleri, Topkapı Sarayı Ktp. III. Ahmed kitaplığı, nr. 3525, vr. 1a. 332 Zeynelâbidîn Efendi, Meşihat Arşivi, Dosya nr.183. 333 Mukarrir olarak ilk dersi 1293 yılındadır. Bk. Yanyalı Hacı Ömer Lütfi Efendi, Mecmûatü’d-Dürûs, Süleymaniye Ktp, Tırnovalı, nr. 262, vr.1a. 334 Mardin, Huzur Dersleri, I, 114. 335 Mardin, a.g.e, I, 434. 336 Bk. BOA, TS. MA. E. 598 / 112. 337 Bk. BOA, Y. MTV., 149/33. 338 Yanyalı Ömer Lütfi, Mecmuatü’d-Dürûs, Süleymaniye Ktp, Tırnovalı, nr. 262. 339 Yanyalı Hacı Ömer Lütfi Efendi, Huzur Dersleri, Topkapı Sarayı Ktp, III. Ahmed kitaplığı, nr. 3525 69 3.3.2.1. Mecmûatü’d-Durûs Yanyalı Ömer Efendi altı sene mukarrirlik yaptığı dönemde Aʿraf suresinin 31, 35, 50, 51, 65, 66, 67, 78-79, 90-92’nci ayetlerinin tefsirini etmiştir. Ders metni Türkçe,340 soru cevap kısmı ise Arapça’dır. Soru cevap kısmında yaklaşık 134 soru ve cevap yer almaktadır. Bazı derslerin sonunda dualar da vardır. Soru cevap kısmına bakıldığında daha fazla dil ayrıntıları, Beyzâvî ve Râzî tefsirlerinden farklı görüşler, nüzûl sebepleri ve usûl konularına dair meseleler dikkati çekmektedir. Diğer bir ifade ile dersin münazara kısmı, âlimler için ve ileri seviyede ilmî bir nitelik taşımaktadır. Böylece diğer Huzur Derslerinde olduğu gibi bu kısım tefsir olmaktan ziyade, âlimler arasında ilmî tartışmalara bir sahne olarak değerlendirilmiştir.341 Metin kısmında müellif önce ayetlerin manasını icmâlen vermiştir. Nüzûl sebebini zikrettikten sonra işlediği ayetler ve önceki ayetler arasında irtibat kurmuştur. Ardından ayetteki kelimelerin hem lugavî manalarına hem de o kelimeler hakkındaki tefsir görüşlerine yer vermiştir. Ayrıca benzer ayetler ile bu ayeti açıklayıcı mahiyette hadislere, usûl konularına ve hikâyelere temas etmiştir. Mesela 31’nci ayetinin tefsirinde nüzûl sebebi ile ilgili Benî Âmir kabilesinin Cahiliye döneminde hac ibadeti esnasında Kabe’yi çıplak tavaf ettikleri ve bazı yiyecekleri kendilerine haram kıldıklarını anlattıktan sonra 29’ncu ayet ile arasındaki münasebetleri ele almıştır. 29’ncu ayette müminlere adaletle yaşama ve namaz kılmanın emrolunduğu, 31’inci ayette ise namazda sıhhatin sağlanması için gerekli yerlerin elbise ile örtülmesi ve yaşamda adaletin sağlanması için vücudun elbise ve yiyecek-içecekle muhafazasının emredildiği vurgulanmıştır.342 Sonra ayet-i kerimedeki kelimelerin manalarını hem sebeb-i nüzûl hem de önceki ayetle münasebetlerini kurarak tek tek anlatmıştır. Yine yiyecek-içecek konusunda müfessirlerin görüşlerini, konu ile ilgili 340 Sultan II. Abdülhamit devrinin (1292-1326/1875-1908) ortalarına kadar ilim dili Arapça ile icra edilen bu dersler, 1315/1898 Ramazan’ından itibaren, derslerden daha çok kişinin faydalanması için gelen bir emir doğrultusunda, bazı mukarrirlerce Türkçe birer nüsha şeklinde tedvin edilmiştir. Bk. Mehmet Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, I, 862. 341 Bk. Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı, s. 220-222. 342 Daha geniş bilgi için bk. Aydın Temizer, “Osmanlıda Huzur Dersi Örnekleri Tahlil Ve Tenkitli Tefsir Metni Neşirleri I , II,” Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C. XV, Sayı: 28 (2013/2); C. XVII, Sayı: 31 (Haziran 2015). 70 hadisler ve Hulefâ-i Râşidîn döneminden hikâyeler zikrederek ele almıştır.343 Ayrıca müellif zünnar, şapka ve batıdan gelen diğer kadın kıyafetlerine karşı hem tepkisini göstermiş hem de bu meselede yetkililerin sorumluluğunu dile getirmiştir.344 Aynı şekilde müellif yiyecek-içecek konusunda bu ayet-i kerime ve ona bağlı nebevî hadislerde dile getirilen yeme içme ile ilgili esasların tıp ilmine uygunluğu konusunda bazı bilgilere yer vermiştir. Müellif eserde sade bir dil kullanmıştır. Bu da onun eseri geniş halk kitleleri için yazdığını göstermektedir. Eser sistematik açıdan son derece tertiplidir. 3.4. İLBASANLI ALİ MURTAZA B. HASAN EFENDİ 3.4.1. Hayatı 1251/1835 yılında İlbasan şehrinde doğmuştur. İlbasan’da sadece Köşe Medresesi adıyla tek medrese bulunduğundan büyük ihtimalle bu medresede tahsil görmüştür. İstanbul’a gelerek Sultan Bayezid-i Velî Han Medresesi’nde eğitimini tamamlamıştır.345 Kendisi İstanbul’da Kazasker Dağıstanlı Hocazâde Muhyiddin Efendi’den346 ders aldığını zikretmektedir.347 Şerʿiyye sicillerinden anlaşıldığına göre 1299/1881 yılından itibaren Fatih, Baş Tetimme Bahr-i Sefîd Medresesi’nin müderrisi olarak göreve başlamıştır.348 Ayrıca 1308/1890 yılından itibaren Sultan II. Abdülhamid döneminde Huzur-ı Hümayûn Derslerine hemşehrileri İlbasanlı İbrahim Hakkı Efendi ve İlbasanlı Seyyid Abdülkerim Mâhir Efendi ile beraber muhatap olarak katılmıştır.349 Ali Murtaza Efendi tefsir alanında olduğu gibi hadis alanında da meşhur olmuştur. 1 Safer 1293/27 Şubat 1876 tarihli Sultan Abdülaziz’e hitaben yazılmış bir arzuhalde, bazı Fatih dersiamlarıyla birlikte Aksaray’daki Pertevniyal Valide Sultan 343 Bk. Yanyalı, Mecmuatü’d-Dürûs, Süleymaniye Kütüphanesi, Tırnovalı, 262. vr. 2a-2b. 344 Yanyalı, a.g.e., vr. 5a. 345 Bk. Yahya Karakaya, 437 Numaralı Nüfus (Medrese Yoklama) Defterinin Transkribi ve Değerlendirmesi, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstütüsü, Tarih Anabilim Dalı, 2016, s. 49. 346 Dağıstanlı Muhyiddin Mehmed Efendi Hocazade’dir. Rumeli kazaskerliğini de alarak reisülulemâ oldu. Bk. Sicilli Osmani, IV, 347. 347 İlbasani Ali Murtaza, Zübdetü’l-Besmele, Süleymaniye Ktp., Nurosmaniye, nr. 4575. İç kapakta. 348 Meşihat Arşivi, Dersiam Maaş Defterleri, nr. 124. 349 Mardin, Huzur Dersleri, I, 151. 71 Camii’nde Salı ve Cuma günleri Buhârî-i Şerîf okutmak üzere buhârîhânlık görevinin ihdas edilmesi talebinde bulunanlar arasında onun ismi de geçmektedir.350 Huzur Dersi kayıtlarına göre Ali Murtaza Efendi 1316/1898 yılında vefat etmiştir.351 3.4.2. Tefsirle ilgili eserleri 3.4.2.1. Zübdetü’l-Besmele Ulaşabildiğimiz kadarıyla Ali Murtaza Efendi’nin tefsir ile ilgili Zübdetü’l- Besmele352 adında tek bir risalesi vardır. Müellif, risalenin isminden de anlaşıldığı gibi Besmele lafzını nahiv, sarf, belagat, beyan, usûl, mantık, kelam, fıkıh ve havassu’l-Kur’ân gibi ilimler açısından ele alıp tahlil etmiştir. Cer harfinden (ب) başlayarak Besmeledeki kelimeleri uzunca ve ayrıntılı bir şekilde yukarıda zikredilen ilimlere göre anlatıp farklı görüşlere yer verdikten sonra kavl-i muhtârı da belirtmiştir. Risalenin sonunda müellif Besmele’nin havas ve esrarı ile ilgili Râzî’nin Tefsîr-i Kebîr’inden aldığı birçok hadis, hikâye, salihlerin sözleri ve dualara yer vermiştir. Kullandığı kaynaklar arasında Şevkânî, Kurtubî, Râzî, Zamahşerî, Beyzâvî ve Ebussuûd Efendi’nin tefsirleri, Seyyid Şerîf el-Cürcâni’nin Haşiyetü’l-Keşşaf’ı, Ebu Said el-Hâdimî’nin Şerhu’l-Besmele’si, Fetâva-i Tatarhâniyye, Mişkâtu’l-Envâr, Dekâiku’l-Ahbâr fi Zikri’l-Cenneti ve’n-Nâr gibi tefsir, hadis, fıkıh ve mevʿize türünde eserler bulunmaktadır. Bu risale Maarif Nezaret-i Celilesi’nin 624 numaralı ruhsatnamesi ile 1 Cemaziyelevvel 1305/14 Şubat 1888 tarihinde Matbaa-i Âmire’de basılmıştır. Eser Arapça olup 35 sayfadan ibarettir. Bu risale bazı kataloglarda Risâletü’l-Besmele veya el-Hulâsa fi’l-Besmele isimleriyle de kayıtlıdır. 350 Bk. İ.B.B. Atatürk Kitaplığı Sayısal Arşiv ve E-Kaynaklar Kütüphanesi, nr. 40. 351 Mardin, Huzur Dersleri, I, 151. 352 İlbasani Ali Murtaza, Zübdetü’l-Besmele, Süleymaniye Ktp, Nurosmaniye, nr. 4575. 72 3.5. DEBRELİ HOCA ABDÜLKERİM EFENDİ 3.5.1. Hayatı Abdülkerim b. İbrahim Efendi Debre-i Bâlâ’ya bağlı, Rekkalar kazası, Tırniçe (Tërnice) köyünde353 doğmuştur. Doğum tarihi bilinmemektedir. Yüksek eğitimini İstanbul’da Reisülkurrâ Mısırlı Hüseyin Hüsnü Tantâvî ve Hacıoğlu Pazarcıklı Hâfız Şeyh Ahmed Hulûsî Efendilerden ders alarak tamamlamıştır. Abdülkerim Efendi Fatih ilçesine bağlı Halıcılar Köşkü Sokağı'ndaki Molla Şerefettin Cami-i Şerîfi’nin müezzinliğini yapmıştır. “Rumeli muallimi ve Dersiam Hoca Abdülkerim” diye de anılmıştır.354 Vefat tarihi hakkında da herhangi bir bilgiye ulaşamadık. Ancak Mîzânü’l- Hurûf adındaki eserini 1 Recep 1305/14 Mart 1888 tarihinde tamamladığına göre bu tarihte hayatta olduğu kesindir. 3.5.2. Kur’ân ilimlerine dair eserleri Debreli Abdülkerim Efendi’nin en önemli eseri Mîzânü’l-Hurûf ve Şifâü’l- Ebdân adlı risalesidir. Müellifin belirttiğine göre355 bu risalede ele almadığı bazı konulara Murşidü’l-Kârî adındaki eserinde daha detaylı bir şekilde yer vermiştir. Bu ifadeden anlaşıldığına göre müellifin Mîzânü’l-Hurûf eserinde ele aldığı konuları daha geniş ve farklı mezhep görüşlerine yer vererek anlattığı Mürşidü’l-Kârî adında ikinci bir eseri daha vardır. Ancak bu eserin herhangi bir nüshasına ulaşamadık. 3.5.3. Mîzânü’l-Hurûf ve Şifâü’l-Ebdân Bu risale Osmanlı döneminde özellikle mektep tedrisatında yaygınlaşan Karabaş Tecvidi’nin Türkçe olarak kısmî bir şerhidir. Müellif risaleyi mukaddime, tecvid kuralları, Karabaş Tecvidi’nin şerhi ve hatime olmak üzere dört kısım halinde tertip etmiştir. Eserin mukaddime ve dîbacesi oldukça mufassaldır. Müellif dibacede, müezzin olması hasebiyle, birçok talebe, arkadaş veya insanın namazları esnasında lahn-i celî ile kıraet ettiklerine şahit olduğunu söylemektedir. Onun için bu hataları ve özellikle lahna dikkat çekmek ve hataları düzeltmek amacıyla talebelere ve Müslümanlara ilmi bir 353 Tırniçe köyü 1913 yılında Sırplar tarafından işgal edilip daha sonra yakılmıştır. Sakinleri ise Arnavutluk’a ve Türkiye’ye göç etmişlerdir. Bk. Shqiptarët e Rekës së epërme përballë sfidave të kohës, Ali Pajaziti, Nasir Selimi, Rasim Zuferi, Universiteti i Evropes Juglindore, Gostivar-Shkup 2014, s. 52. 354 Bk. Debreli Hoca Abdülkerim Efendi, Mîzânü’l-Hurûf ve Şifâü’l-Ebdân, Süleymaniye Ktp, Tahir Ağa Tekkesi, nr. 762. 355 Debreli Hoca Abdülkerim Efendi, a.g.e., s. 7. 73 risale bırakmak üzere, insanların çeşitli muamelelerinde mizanın önemli konumunu vurguladıktan sonra, Mîzân adlı bu eserini kaleme almıştır. Yine mukaddimede müellif nefes, ses, harf, harf mahreci, sıfat mahreci gibi kavramları ele almış ve sade bir dille anlatmıştır. Dibaceden sonra müellif tecvide dair otuz iki adet mesele ele almıştır. Meseleler arasında tecvidin konusu ve faziletleri, müteallimin ve muallimin özellikleri, tecvidin meşhûr hükümleri, lahn-i hafî, lahn-i celî ve konu ile ilgili yaygın hatalar gibi hususlar yer almaktadır. Müellif ara sıra konuları soru ve cevap şeklinde anlatmıştır. Eser oldukça geniş ve düzenli bir tecvid kitabı sayılmaktadır. Debreli Abdülkerim Efendi bu risalesini 1 Recep 1305/14 Mart 1888 tarihinde tamamlamıştır. Risalenin bir nüshası Maarif Nezaret-i Celilesi’nin ruhsatıyla Urfalı Hacı Halil Efendi Matbaası’nda 4 Recep 1305/17 Mart 1888 tarihinde ve diğer bir nüshası 15 Şaban 1326/12 Eylül 1908 tarihinde hüsn-i hat muallimi Hüseyin Hüsnü Radoviştevî Efendi tarafından istinsah edilip Hulusi Efendi Matbaası’nda basılmıştır. 3.6. YANYALI HÂFIZ REFÎʿ EFENDİ 3.6.1. Hayatı Abdüssamed Refîʿ Efendi, Hâfız Refîʿ diye meşhurdur. Babası Yanya müftülerinden Mehmed Vehbi Efendi’dir. 1257/1841 yılında Yanya’da doğmuştur. Memleketinde sıbyan mektebi ve rüşdiyeyi bitirdikten sonra Kur’ân-ı Kerim’in hıfzını da tamamlamıştır. Dersaadet’e gelerek önce Fatih’te, sonra Haseki’de Bayram Paşa Medresesi’nde Dağıstanlı Hocazâde Muhyiddin ve sonra büyük kardeşi Ahmed Fahruddin Râzî Efendilerden ders almıştır. Abisinin vefatı sebebiyle icazetname alamamıştır. 1284/1868 yılında Mekteb-i Sanâyi Arapça muallimliğine atanmıştır. 1285/1869 yılında Mekteb-i Sultanî’nin açılışını müteakip Türkçe dersi, sonra aynı mektepte otuz yıldan fazla sarf, nahiv ve akaid dersleri vermiştir. Ayrıca Fener ve Taksim Rum Mektepleri’nde de Türkçe dersi vermiştir. Eyüp’te Bostan İskelesi’ndeki Nakşiyye Tarikatı şubelerinden Hâlidiye Tekkesi’nin şeyhliğini de yapmıştır.356 356 Bk. Zeki Pakalın, Sicill-i Osmanî Zeylî, XIV, 133. 74 Rütbe-i Sâlise, Beşinci Mecîdi nişanı ve İzmir payesi ile taltif edilmiştir.357 Hâfız Refî’ Efendi 12 Şevval 1320/12 Ocak 1903 tarihinde vefat etmiştir.358 Mezarı Eyüp’te Kaşgâri Dergâhı’ndadır. 3.6.2. Eserleri Hâfız Refîʿ hayatı boyunca müderrislikle meşgul olmasına rağmen tercüme ve telif olarak birkaç eser bırakmıştır. Bu eserler şunlardır: İntisab ettiği Tarikat-ı Nakşibendiyye’ye dair Rehber-i Hak adlı risalesi, Mekteb-i Sultanî’de akaid dersinde işlediği Ali el-Ûşi el-Fergâni’nin Kasîde-i Emâli adlı eserinin tercümesi, Arap sarfına dair el-Muhtasar adlı risalesi, astronomi, peygamberler tarihi ve tasavvufî öğütlere dair meşhur İshak Hoca’nın Vahdetnâme’sinin tercümesi, en-Nazmü’l-Mübîn fi’l-Âyâti’l-Arbaîn ve Ahsenü’l-Hadîs fi’l-Ehâdîsi’l- Arbaîn ismiyle Okçuzâde Mehmed Efendi’nin Âyât-i Arbaîn ve Ehadîs-i Arbaîn eserlerinin tertibi ve neşri, Tecvid adlı risalesi, Yunan filozoflarından Ezop ve diğer kaynaklardan faydalanarak Arapça ve Türkçe’ye tercüme ettiği Edebiyat ve Hikâyât-ı Garîbe adlı risalesidir. Ayrıca Elifbâ-i Osmanî ve Avram Maliakas ile beraber Lisân-ı Yunani ile Mübeyyen Arabî, Fârisî ve Türkî Elfâzı Havî Mecmau’l-Lugât adıyla bir lügat hazırlamıştır. Bu eserlerin tamamı matbudur. Osmanlı Arşivi’nin bazı belgelerine göre Hâfız Refî’nin Şevâzz-ı İmlâ ve Tarîh-i Tabiî adında basımına izin verilmiş iki risalesi daha vardır.359 Ancak bu ikisine ait herhangi bir nüshaya ulaşamadık. 3.6.3. Tecvid ile ilgili çalışmaları 3.6.3.1. Tecvid Hâfız Refîʿ Efendi büyük ihtimalle bu risaleyi Mekteb-i Sultânî öğrencilerine ders kitabı olarak hazırlamıştır. Ancak bir belgeye göre bazı nedenlerden dolayı Mekteb-i Sultânî’de değil de iptidaiye mekteblerinde okutulması uygun görülmüştür. Mekteb-i Sultânî’de ise, eskiden olduğu gibi Karabaş tecvidinin okutulmasına devam edilmiştir.360 357 Bk. BOA, DH. SAİD. d, 135/243. 358 Hafız Refiʿ Efendi’nin hayatı ile ilgili özel dosyasına bk: BOA, MF. MKT., 682/64. 359 Bk. BOA, MF. MKT., 17 / 89. 360 Bk. BOA. MF. MKT., 228 / 12. 75 Risalenin mukaddimesinde harekeler (üstün, esre, ötre), tenvîn, nûn-i sâkin ve med harfleri ile ilgili bazı ön bilgiler ve örnekler verilmiştir. Sonra sıra ile meddin kısımları, nûn-i sâkin ve tenvînin hükümleri ve sonunda Hafs kıraatine göre bazı harflerin ve lafızların telaffuz şekli gibi bilgilere yer verilmiştir. Risale 21 kısa ders şeklinde tertip edilmiş olup 18 sayfadan ibarettir. Risalenin kapağında “Maarif Nezaret-i Celilesi’nin 647 numaralı ruhsatnamesine hâiz olup umûm iptidaiye mekteplerinin programına idhâl olunmuştur” ifadesi yazmaktadır.361 Risale 1309/1892 yılında basılmıştır. 3.7. PREVEZELİ ÂBİDÎN PAŞA 3.7.1. Hayatı İsmi Âbidîn b. Ahmed b. Zeynelâbidîn’dir. Bazı kaynaklarda Zeynelâbidîn Paşa da diye geçmektedir.362 Arnavutların Dino sülalesine mensup olması nedeniyle soyadı kanunu çıktıktan sonra torunları da Dino soyadını almıştır.363 5 Rebiulevvel 1259/5 Mart 1843 tarihinde Preveze364 şehrinde doğmuştur. Babası Arnavutluk Çam365 kabilesinden aslen Filatlı olup Preveze şehrine yerleşmiştir. Annesi Saliha Hanım ise Margılıç Çapar kabilesindendir. Tepedelenli Ali Paşa’dan366 ve Bekir Ağa’dan367 kalan konak ve sekiz tane çiftlik padişahın iradesiyle babasına verilmiştir.368 Âbidîn Paşa memleketinde çok iyi bir tahsil görmüştür. Önce özel hocadan, sonra Preveze Kaleiçi Mektebi’nde ve daha sonra şehirde bulunan medresede ve Yanya Rum Zosimea Kolejinde okumuştur. Ayrıca Prevezeli Osman Efendi’den ders görmüştür. Arnavutça, Arapça, Farsça, Yunanca, Fransızca ve İtalyanca dilleri yanında hesap, coğrafya, kozmografya, hukuk, felsefe, fen bilimleri ve idare gibi ilimleri de tahsil etmiştir.369 1279/1863 yılında İstanbul’a giderek devlet hizmetine girmiş, ilk önce 361 Bk. Hâfız Refi’, Tecvid, Mahmud Beğ Matbaası, Dersaadet, Recep 1309/Ocak 1892. 362 Bk. Zeynelabidin Paşa’nın özel dosyası: BOA. DH. SAİD. d., 1/252. 363 Gezeteci ve ressam Âbidîn Dino, Âbidîn Paşa’nın torunu olup bu ikisi farklı kişilerdir. 364 Osmanlı döneminde Yanya vilayetine bağlı Adriyatik Denizi kıyısında bulunan bir şehirdir. Bugün ise Yunanistan’a bağlıdır. 365 Çamlılar, Yunan soykırımından önce eski Güney Arnavutluk (bugün Yunanistan sınırları içinde) Çamlık (Çameriya) bölgesinin sakinlerindendir. 366 Yanya valisi Tepedelenli Ali Paşa, devlet tarafından âsi ilân edilip 1822 yılında öldürüldü. Bk. Kemal Beydili, “Tepedelenli Ali Paşa”, DİA, XL, 476-479. 367 Bekir Ağa, Tepedelenli Ali Paşa’nın komutanıdır. 368 Âbidîn Paşa, Saâdet-i Dünya, Vilayet Matbaası, Rodos, 1312/1894, s.153-154. 369 Bk. BOA. DH. SAİD. d., 1/252; Pakalın, Sicill-i Osmanî Zeylî, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2008, I, 161. 76 Sultan Abdülaziz’in muhâfızı olarak çalışmıştır. Daha sonra Preveze ve Narda mutasarrıf muavinliği, merkez kaymakamlığı ve mutasarrıf vekilliği görevlerinde bulundu. Sırasıyla İzmir Hukuk Temyiz Meclisi reisliği, Hukuk Komisyonu başkanlığı, Tekfurdağı ve Varna mutasarrıflığı, İstanbul borsa komiserliği, Diyarbakır, iki defa Sivas, Selânik, Adana, Ankara ve son olarak Cezâyir-i Bahr-i Sefîd (Akdeniz adaları) valiliğine tayin edildi. Ölümünden az önce Yemen ıslahatı görüşmeleri için Rodos’dan Yıldız Sarayı’na çağrılarak Yemen komisyonu başkanlığı görevi verilmiştir. Ayrıca İstanbul borsa komiserliği yanında Osmanlı-Rusya savaşından sonra (1877-1878) Arnavutların da yoğun yaşadıkları Osmanlı topraklarını korumak için Sultan II. Abdülhamid tarafından Yanya vilayetine gönderilmiştir.3701880 yılında üç ay Hariciye nâzırlığı da yaptı. Sultan II. Abdülhamid’in emriyle iki dereceli mebûs seçimleriyle ilgili bir nizamname taslağı hazırlamıştır.371 Yaptığı görevler esnasında başarılı olmuş ve tarih kayıtlarına göre hem devletten hem de halktan güzel övgüler kazanmıştır.372 Paşa’nın Murassa Osmanî, Birinci Mecidî, Gümüş İmtiyaz madalyaları yanında yabancı devlet nişânları da vardır. Eşi Ümmü Gülsüm hanımefendi de Şefkat Hümayün Birinci Rütbe nişanı ile taltif edilmiştir.373 Vefat edene kadar Sultan II. Abdulhamid’in sadık adamlarından biri olarak bilinmektedir. Padişaha hep “Halîfe-i Sultân-i risâlet, meded-rês374-i âlem-i İslâmiyyet, üstâd-ı azîm-i siyâset, veliyy-i ni‘met bâ-minnet, âli’l-menkıbet, es-Sultan el-Gâzî Abdülhamid Hân-ı Sâni” diye hitap ediyordu.375 Ancak Bahr-i Sefid valiliği esnasında, 24 Cemazielevvel 1313/12 Kasım 1895 tarihinde Abdülhamid’e yazdığı bir mektupta onun Hariciye Nezareti'nden sonra tekrar vali olarak tayin edilmesi kendisini son derece üzmüş ve Rumeli Genel Müfettişliğine gönderilmesini istemiştir.376 370 Âbidîn Paşa, a.g.e. 371 Bk. İskender Pala, “Âbidîn Paşa”, DİA, I, 310. 372 Bk. İsa Çelik, Âbidîn Paşa (1259/1843-1324/1906)’nın Mesnevi Şerhi ve Tasavvufi Düşünceleri, Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimleri Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı, Basılmamış Doktora Tezi, 2001, s. 40-43. 373 BOA. DH. SAİD. d., 1/252. 374 Yardımı ulaştıran. 375 Bk. Âbidîn Paşa, Terceme ve Şerhi Kasîde-i Bürde, Mahmûd Bey Matbaası, İstanbul 1324, s. 2-3. 376 Bk. Meşhur Valiler, haz. Hayri Orhun, Mehmet Belek, Celal Kasaroğlu, İçişleri Bakanlığı Merkez Valiler Bürosu, Ankara, 1969, s. 29; 31-32. 77 Âbidîn Paşa İstanbul Merkez Efendi Dergâhı Halvetî377 Postnişîni Nûreddin Efendi’ye intisap etmiştir. Güzel ahlâkı, mümtaz faziletleri, dindarlığı ve istikametiyle meşhurdu. 15 Rebiulevvel 1324/9 Mayıs 1906 tarihinde Yemen ıslahatı görüşmeleri esnasında kalp krizi neticesinde vefat etmiş, Fatih haziresinde Gâzî Osman Paşa’nın türbesinin bitişiğinde defnedilmiştir.378 Yanında abisi Veysel Dino Paşa da yatmaktadır. Müellif, Türkçe, Arapça, Farsça, Arnavutça, Yunanca, Fransızca konuşup yazabildiği gibi bu dillerin edebiyatına da vâkıftı. İstanbul’da neşredilen Neologos gazetesinde Yunanca yazı ve şiirleri yayınlanmıştır. Ayrıca yazıları Paris’te Silogos diye bilinen Cemiyet-i İlmiye tarafından da övgü almıştır.379 3.7.2. Eserleri Âbidîn Paşa başarılı bir devlet adamı olmasının yanında bir âlim ve edip olarak da nitelendirilmektedir. O, Osmanlı’nın son günlerinde hem siyaset ve devlet işleri hem de ilim ve edebiyat alanında başarılara imza atmış örnek kişilerden birisidir. Herhalde gördüğü eğitim yanında bu konuda kendisinin altı dil bilmesi de etkili olmuştur. Yazdığı eserlere baktığımızda kendisinin tasavvuf, tefsir, nahiv, sarf ve diğer dinî ilimler yanında edebiyat ve iktisat (borsa işleri) gibi farklı konularda da meşgul olduğunu görmekteyiz. Âbidîn Paşa’nın en büyük ve ona şöhret kazandıran eseri Mesnevî-i Şerîf Şerhi’dir. Müellif bu eserde Mesnevi’nin birinci cildini altı cilt halinde tercüme ve şerh 377 Bazı kitaplarda Âbidîn Paşa’nın mürşidi şeyh Nureddin Efendi’nin ismi zikredildiğinde “Halvetî şeyhi” ifadesi yanlışlıkla “Alevî şeyhi” şeklinde okunmuştur. Ona dayanarak da Âbidîn Paşa ve Dino kabilesinin Alevî oldukları iddia edilmiştir. Bk. Niko Stylos, Preveziani Abedin Pasha Dino- Poezitë e tij greqisht dhe Dinat (Dinot), Botimet “Pa Kufinj” Mulheim A. D. R., 2013, s.37. 378 Türbe üzerindeki kitâbede şöyle yazmaktadır: “Eâzim-i vükelâ ve vüzerâ-yı saltanat-ı seniyyeden ve Arnavutluk Hânedânından Dînozâde Âbidîn Paşa’nın türbe-i şerîfesidir”. Mezar şâhidelerindeki kitabe ise: “Hüve’l-Bâkî. Uzemâ-yı hükemâ-yı millet-i İslâmiyye ve kudemây-ı vüzerâ-yı saltanat-ı seniyyeden şârih-i Kasîde-i Bürde ve Mesnevî-i Mevlâna, sâhib-i Meâlî-i İslâmiyye ve Saâdet-i Dünyâ, şâir-i güzîde zekâ Nâzır-ı umûr-i hâriciyye sâbıkan Âbidîn Paşa’nın rûh-ı pür-fütûhu Cinân-ı cinânda hem-bezm-i Cenâb-ı Seyyid-i beşer vücûd-i kudsiyyet-nümûdu bu câ-yı câvidâni-nümâda mütevâri-i türâb-ı mağfiret makarrıdır. Müşarünileyh Arnavutluğun Çam kabîle-i asliyesine, pederinden Dino, vâlidesinden Çapar hânedânlarına mensup idi. Ey zâir-i rikkat nihâd te’lîf ve tanşît-i kulûba hasr-ı nakdiye-i hayât eden bu ruhperver rûhâniyet eser-i vezîr-i âsaf nazîre kemâl-i huzûr ve safvetle bir rahmet okuyup hâtırasını yâd ve ruhunu şâd eyle”. Bu kitabelerin çözümünü yapıp bize lutfeden Müfit Yüksel Beyefendi’ye teşekkür ederim. 379 Bk. Meşhur Valiler, s. 30-33; Âbidîn Paşa, Kaside-i Bürde Tercüme ve Şerhi, Kütüphane-i İrfan, İstanbul Kütüphane-i İrfan, Mahmûd Beğ Matbaası, İstanbul 15 Ağustos 1321/28 Ağustos 1905, s.4-5. 78 etmiştir. Eserde, müellif o günün siyasi ve ictimaî olaylarını da aydınlatmaya çalışmıştır.380 Müellifin bir diğer eseri Kasîde-i Bürde Terceme ve Şerhi’dir. Busîri metnini kısaca tercüme ettikten sonra beyitlerin manasını ve nadir kullanılan kelimelerinin anlamlarını vermiştir. Bu eser 168 sayfa olarak basılmıştır.381 Saâdet-i Dünya adlı eserinde ise müellif güzel ahlâk ve Allah’ın bu hayatta insana verdiği hikmetler ve nimetlerden bahsetmiştir. Bu eserde “yaratılış” nimetini ele alırken, müellif yeni çıkan Darvinizm teorisini anlatmış ve bâtıl bir teori olduğunu ispat etmeye çalışmıştır.382 Eserin sonunda Avrupa’nın meşhur şairlerini zikrettikten sonra çok sevdiği Mevlâna Celaleddin-i Rûmî ve Molla Câmî, Fuzûlî, Sâʿdî ve Erzurûmî İbrahim Hakkı gibi büyük İslam şairlerinin bazı beyitlerini nakletmiştir.383 Nahiv ile ilgili Türkçe Nahv-i Arabî isimli bir eseri de vardır. Bahr-i Sefîd valisi iken 1312/1895 yılında yazmıştır.384 İstanbul Borsa komiserliğini yaptığı sırada borsa ve borçlar ile ilgili Konsolid Hava Oyunları İstikrâzât adlı bir eser yazmıştır. Eserde faizle borç alma ve Osmanlı borçları ile ilgili meseleler yer almaktadır. Müellifin ilk eseri olup 1291/1875 yılında basılmıştır. Müellifin, Meâlî-i İslamiyye ve Âlem-i İslamiyyet: Müdafaâ isimli iki eserini daha geniş tanıtacağız. 3.7.3. Tefsir ile ilgili eserleri Âbidîn Paşa’nın tefsirle ilgili, biri Kur’ân’nın tercüme ve tefsiri niteliğinde Meâli-i İslamiyye, diğeri de Mısırlı bir papazın Kur’ân ayetleri hakkında serdettiği şüphelere reddiye olarak yazdığı Âlem-i İslamiyyet: Müdafaâ adında iki eseri vardır. 3.7.3.1. Meâli-i İslâmiyye Bu eserde müellif İslam dîninin üstünlüğünü ayet-i kerimeler ile anlatmıştır. Âbidîn Paşa’nın Meâlî-i İslamiyye adlı eseri baştan sonuna kadar bir tefsir kitabı sayılır. 380 Bk. İsa Çelik, a.g.e. 381 Bk. Abidin Paşa, Terceme ve Şerhi Kaside-i Bürde, İrfan Kütüphanesi, 1324/1906. 382 Bk. Âbidîn Paşa, Saâdet-i Dünyâ, Vilayet Matbaası, Rodos 1312, s. 15-18. 383 Bk. Âbidîn Paşa, a.g.e., s. 132-152. 384 Âbidîn Paşa, Türkçe bir Tarz Nevin Nahv-i Arabî, Vilayet Matbaası, Rodos 1312. 79 Müellif bu eserde 53 farklı sûreden seçilmiş 171 ayetin tefsirini yapmıştır. Tefsiri yapılan sûreler ve ayetler şunlardır: Bakara 2/115, 195, 216, 249, 268-269, 286; Âl-i İmrân 3/142, 145-146, 159, 169, 200; Nisâ 4/79, 110, 114, 135; Mâide 5/15-16, 32, 54, Enʿâm 6/11-12, 15-17, 59, 93, 102-103, 116; Aʿrâf 7/30-31, 198-199; Enfâl 8/17, 40, 45-46; Tevbe 9/20-22, 51, 104; Yûnus 10/25-26, 56-57, 106; Hûd 11/114; Yûsuf 12/87; Ra’d 13/28-29; İbrahim 14/7, 24-27, 31; Hicr 15/14-15; Nahl 16/90, 119, 125-128; İsrâ 17/11, 23-24, 85; Kehf 18/119; Meryem 19/95; Hac 22/77; Mü’minûn 23/51, 117-118; Nûr 24/22, 35; Furkan 25/70; Şuarâ 26/213-220; Kasas 28/77, 83, 88; Ankebût 29/45, 69; Rûm 30/20-24; Lokmân 31/17-19, 22, 34; Secde 32/17, 30-31, 34-35; Ahzâb 33/27, 56, 72; Sebe’ 34/2, Fâtır 35/10; Yâsîn 36/77-79; Zümer 39/9-10, 18, 22, 33-37, 53, 61- 63; Şûrâ 42/28, 36-40; Zuhruf 43/36-37; Ahkâf 46/13-15; Muhammed 47/21; Hucurât 49/12; Kâf 50/16; Zâriyât 51/55; Rahmân 55/26; Hadîd 57/22-23; Mümtehine 60/13; Saff 61/1-4, 10-13; Müzemmil 73/8-10; Nâziât 79/40-41; Fecr 89/27-30. Ayrıca Fâtiha, Duhâ, İnşirah, Kadr, Asr, Kevser, Nasr, İhlâs, Felek ve Nâs sûrelerinin tefsiri tamamıyla yapılmıştır. Müellif önce sûre ismini ve ayetin numarasını zikretmiş385, ayetin Arapça metnini ve sonra “Tercüme” veya “Mânâ-i Şerîf” başlığı altında ayetin meâlini yazmıştır. Ardından “Hikmet” veya “Şerh” başlığı altında ayetin tefsirini ve en son “Ve’l-hâsıl” başlığı altında tefsirin özetini vermiştir. Birçok yerde soru şeklinde “Hatıra gelebilir ki” başlığı altında bazı şüpheleri dile getirip onlara da ayrıntılı bir şekilde cevap vermiştir. Ayrıca eserinde maksadını daha kolay anlatmak amacıyla günlük hayattan çok sayıda örnek vermiştir. Ayetlerin meâli sade ve anlaşılır bir dille yapılmıştır. Kullandığı tefsir kaynaklarının isimlerini vermeyip “Bazı müfessirîne göre” demekle yetinmiştir. Birçok yerde fikrini ispat etmek için çokça övdüğü Mevlana Celâleddin-i Rûmî’nin Mesnevî-i Şerîf’inden beyitler getirmiş ve bazı konularda Mesnevî’ye kendi yazdığı şerhten nakillerde bulunmuştur.386 Ayrıca bazı konularda da tefsirini yaparken birçok hadis ile istişhad etmiştir.387 Müellif ictimaî konular yanında kadere rıza, gayba iman, ibadetleri edâ, rûhun hakikati, hakiki vahiy, yalancı vahiy ve şirk gibi imanî ve itikadî konulara da 385 Yusuf sûresi 87’nci ayetinden itibaren eserin sonuna kadar müellif sadece ayetlerin başlangıcını yazmıştır. 386 Bk. a.g.e, s. 223-233; s. 248-278. 387 Bk. a.g.e, s. 73-74. 80 önemli bir yer vermiş ve zaman zaman felsefî ve ilmî (doğal ilimler) konulara da girmiştir.388 Abidin Paşa, ayetleri tefsir ederken dinî kavramları hem kişiye hem de topluma fayda sağlayacak yönleriyle ele almış, yaşanan hayatta yansımalarını göstermeye çalışmıştır. Mesela ibadetlerin faydalarından bahsederken onları hem bireysel hem de toplumsal yönleriyle değerlendirmiştir. Kendi ifadesiyle “Cenab-ı Hakk’a yapılan ibadetler iki türlüdür. Biri kelime-i tevhid, namaz, oruç, hac gibi sadece âmiline mahsûs, diğeri ise sadaka ve zekât vermek, din ve devlet uğruna cihad etmek ve insanlara meşrû şekilde iyilik ve yardım etmek ve bunlara benzer ahlak-ı celile ve cemileden kaynaklayan ef’âl-i hayriyyedir. Bu suretle keyfiyyet-i ibadet ve ubûdiyet, bâis-i kemâl âli’l-âl olmuş olur.”389 Ayrıca dinî hayatın sağlam temeller üzerine bina edilebilmesi için yaşantısı ile fertlere ve topluma örnek teşkil edecek kişilerin ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır. Örnek olarak başlarında bir komutan bulunmadığı takdirde askerlerin savaşmaları nasıl imkânsız ise, önlerinde bir mürşid-i kâmil bulunmadığı takdirde insanların da manevî bakımdan kendilerini yetiştirmelerinin imkânsız olduğunu vurgulamıştır. Ancak kılık kıyafetiyle, dış görünüşüyle ve ben mürşid-i kâmilim demesiyle bir insanın mürşid-i kâmil olamayacağına dikkat çekmiştir. Ona göre, “Mürşidi teşkil eden akıl ve zekâ, ahlâk-ı hamîde, îmân-ı tâm ve ibadât-ı mefrûzadır. Bu sıfât-ı celîle bir adamda olup olmadığı onun büyüdüğü ve bulunduğu şehir ve kasabada âdil ve muttakî olanlardan tahkik ile anlaşılıyor.”390 Eser 356 sayfa olup Maarif Nezaret-i Celilesi ruhsatnamesiyle 1318/1900 yılında basılmıştır. 3.7.3.2. Âlem-i İslamiyyet: Müdafaâ Mısır’da bir papaz tarafından el-Ecvibetü’l-Kur’âniyye ale’l-Es’ileti’l-Mesîhiyye adlı bir kitap neşredilmiştir. Bu papaz, Kur’ân ayetlerine dayanarak hem Hırıstiyan inancını ispat etmeye çalışmış hem de Kur’ân’la ilgili bazı şüpheler ve zıtlıklar ortaya atmıştır. Âbidîn Paşa, Mısırlı Müslümanların talepleri üzerine, bu esere reddiye olmak üzere Âlem-i İslamiyyet: Müdafaâ isimli çalışmasını önce Mâlumât Gazetesi’nin 109- 388 Bk. Âbidîn Paşa, Meâlî-i İslamiyye, Ma’lumât Kütüphanesi-Tahir Bey Matbaası, İstanbul 1318, s. 169-173; 278. 389 Bk. Meali-i İslamiyye, s. 178. 390 Meali-i İslamiyye, s. 44. 81 111 sayıları arasında makale olarak, sonra da müstakil eser halinde yayınlamıştır.391 Eser Müdafaa an Âlemi’l-İslam adıyla Arapça olarak da neşredilmiş, takrizi de Muhammed Hasan Dellâl es-Sanʿanî392 tarafından yazılmıştır. Eserde Âbidîn Paşa, papazın İncil’in ve Tevrat’ın mensûh olmaması, Hırıstiyanların Mesîh inançlarının Kur’ân’a göre doğru olduğu; papazın Kur’ân’da itikadî, tarihî ve ilmî çelişkilerin bulunduğu ve Kur’ân’ın hurafeler içerdiği yönündeki iddialarını tek tek cevaplandırmıştır. Âbidîn Paşa önce papazın ortaya attığı şüpheyi açıklamış ve dayandığı ayetin doğru meâlini vermiştir. Sonra benzer ayetler ve aklî deliller getirerek ayetin tefsirini yapmış ve doğru anlamı ortaya koymuştur. Mesela papazın Tevrat ve İncil’in mensûh olmadığına dair iddiası konusunda Âbidîn Paşa Kur’ân’ın neshettiği hükümlerin Allah’a ibadet etmek, adaletin icrası, fesat ve haksızlık etmemek gibi evrensel ahlâk ve prensipler türünden olmadığını, muamelat ve benzeri konularla ilgili olduğunu beyan etmiştir. Yine bu papaz, Hz. Peygamber’in (a.s.) günah işlediğini ispat etmek için, “لیغفر لك هللا ما تقدم “ ,”ألم نشرح لك صدرك ووضعنا عنك وزرك gibi ayetleri delil olarak öne sürmüştür. Âbidîn Paşa bu ayet-i ”من ذنبك وما تأخر kerimelerin, Hz. Peygamber’in (a.s.) bir günah işlediğini değil, onun kemalini ve yüksek makamını gösterdiğini ayrıntılı bir şekilde açıklamıştır. Âbidîn Paşa, papazın ortaya attığı şüpheler ve iddialara bakıldığında onun İslam dîni hakkında cahil olduğu, Arapça’nın inceliklerini ve delil olarak kullandığı ayetlerin hem yerini hem de anlamını ve tefsirini bilmediği sonucuna varmıştır. 3.8. ÜSKÜPLÜ HÂFIZ FERİD EFENDİ 3.8.1. Hayatı İsmi Mehmed Ferid b. Yusuf Sıddık Efendi’dir. Üsküplü Hâfız Ferid diye meşhurdur. Ne zaman doğduğu ve ne zaman vefat ettiği bilinmemektedir. Ancak üstlendiği görevler ve yazdığı risalelere bakıldığında XIX’ncu yüzyılın ikinci yarısı ve XX’nci yüzyılın birinci yarısında yaşadığı anlaşılmaktadır. 391 Bk. Bahr-i Sefid (Akdeniz Adaları) Valisi Âbidîn Paşa, Âlem-i İslamiyyet: Müdafaâ, Tahir Beğ Matbaası, İstanbul 1315/1898. 392 Seyyid Muhammed Hasan Dellal es-San’âni (v.1933) bir süre Rodos adasına sürgün edildikten sonra afv edilip San’a Camii Kebîr Hatibi olarak görevledirilimiştir. Büyük ihtimal Rodos’ta iken Âbidîn Paşa ile tanışmıştır. Bk. Yusuf el-Marʿaşli, Nesrü’l-Cevâhir ve’d-Dürer fî Ulemâi’l-Karni’r-Râbiʿ Aşer, Darü’l-Maarife, Beyrut, 2006, I, s.1127-1128. 82 Hâfız Ferid Efendi ilk önce Üsküp’te bulunan ve modern eğitim veren Mekteb-i Edeb’de Kur’ân-ı Kerim ve Arapça muallimliği yapmıştır.393 Bu esnada talebeleri arasında Yahya Kemal Beyatlı da vardı.394 Yine Üsküp’te bulunan Kebîr İptidâi Mektebi’nde muallim-i evvellik ve müdürlük yapmıştır. Hâfız Ferid Efendi Üsküp’deki Kebîr İptidâi Mektebi müdür ve başmuallimi iken eğitim ve öğretimde gösterdiği fevkalade gayret sonucunda öğrenciler büyük ilerlemeler kaydettiği için Kosova Valisi Hâfız Mehmed b. Yusuf, 22 Safer 1314/2 Ağustos 1896 tarihli yazısıyla kendisinin beşinci rütbeden bir Mecidiye nişanıyla taltifini Maarif Nezareti’ne arzetmiştir.395 Kebîr İptidâi Mektebi müdür ve başmuallimliğinde gösterdiği başarı ve eğitimde usûl-i cedîdeye bihakkın vakıf olduğu için bin kuruş maaşla Trablusgarb’ta aynı isimle açılan mektebin başmuallimliğine tayini çıkmış ve 4 Şubat 1317/17 Şubat 1902 tarihinde işe başlamıştır.396 1329/1911 yılında ise Selanik’teki Sultanî Mektebi’nde Arapça muallimliğinde bulunmuştur.397 1328/1910 yılında Sırât-ı Müstakim dergisine Mekke’den gönderdiği bir yazıdan hareketle o sene hac vazifesini îfa ettiği anlaşılmaktadır.398 Hâfız Ferid Efendi Üsküp’teki Melâmî Tekkesi’ne bağlıydı.399 3.8.2. Eserleri Ulaşabildiğimiz kadarıyla Hâfız Ferid Efendi’nin yazdığı birkaç risale ve makalesi vardır. Bunlardan ahlâka ve tasavvufa dair Şerhu Kasîdeti’l-Lâmiyye li- Muhammed Ferîd mine’l-Melâmiyye adlı bir risalesi Zeynüddîn b. Verdî’nin yazdığı Kasîdetü’l-Lâmiyye’nin tercüme ve şerhidir. Tercüme Türkçe, şerh ise Arapçadır. Bu risaleyi Kebîr Mektebi İptidâi müdürü iken Kosova Vilayeti Maarif Müdürü Halil Kemal Bey’in talebi üzerine yazmıştır.400 Ayrıca tecvid ilmine dair Suâl ve Cevaplı Tecvid adlı bir başka risalesi vardır. 393 Bk. Kosova Vilayeti Salnamesi, Vilayet Matbaası, sene 1311, s. 94. 394 M. Orhan Okay, “Beyatlı Yahya Kemal”, DİA, VI, 35. 395 Bk. BOA, MF. MKT., 327/8-1. 396 Bk. BOA, MF. MKT. 638/15-1, 2, 3, 4. 397 Bk. İ.B.B. Atatürk Kitaplığı, 56780. 398 Bk. Üsküplü Hâfız Ferid, Âlem-i İslâm, Mekke-i Mükerreme, Sırâtımüstakīm Koleksiyonu, Bağcılar Belediyesi, III, sayı 72, s. 299. 399 Bk. Mehmed Ferid, Şerh-ü Kasîdetü’l-Lâmiyye li-Mehmed Ferîd mine’l-Melâmiyye, Kosova Matbaası, 4 Haziran 1313/16 Haziran 1897, Birinci Baskı, s. 2. 400 Bk. Mehmed Ferid, Şerh-ü Kasîdeti’l-Lâmiyye, s. 2. 83 Hâfız Ferid Efendi özellikle Selanik’te iken birkaç makale yazmıştır. Makaleler kısa ve çoğu bazı ayetlerin tefsirine dairdir. 2 Teşrinievvel 1326/15 Ekim 1910 tarihinde Hikmet gazetesinde Kur’ân, Fen başlıklı bir makale neşretmiştir.401 Makale “ قل سیروا في األرض فانطروا كیف بدأ الخلق ثم 4021F40”هللا ینشيء النشأة اآلخرة إن هللا على كل شيء قدیر (Ankebût 29/20) ayetinin tefsiri ile ilgilidir. 5 Eylül 1329/18 Eylül 1915 tarihli İşhâd dergisinde "Ufak Bir Mev’izem" adlı bir makale yazmıştır. Makalede “Cenab-ı Hakk’dan ancak âlim kullar haşyet eder” (Fâtır 35/28) meâlindeki ayetin tefsirini yapmıştır.403 Hâfız Ferid Efendi Sırât-ı Müstakîm (daha sonra Sebîlü’r-Reşâd) dergisinde "Hakîkat-i İlâhîyye İdrâk Olunamaz",404 "Efʿâl-i İlâhîyye Ayn-ı Hikmettir Lâkin Hikmetle Talîl Edilemez",405 "Kur’ân-ı Celilülünvân İlm-i Heyetin Keşfiyât-ı Ahîresiyle Terakkiyât-ı Âtiye-yi Beşerîyeyi İhtivâ Eder",406 "Sükkân-ı Semâ" başlıkları altında makaleler yazmıştır. Bunların bazıları da tefsire dairdir. 3.8.3. Kur’ân ilimlerine ve tefsire dair risale ve makaleleri 3.8.3.1. Sualli ve Cevaplı Tecvid Risale mukaddimesinde belirtildiği üzere Hâfız Ferid Efendi bu risaleyi Üsküp’teki Mekteb-i Edeb’de iki üç sene öğretmenlik tecrübesinden sonra kaleme almıştır. Müellif risalenin telif sebebinin, sıbyan ve talebeler tarafından tecvid kurallarının daha kolay ezberlenip uygulanmasını sağlamak olduğunu söylemiştir. Bu nedenle de konular soru cevap tarzında ele alınmış, örnek ve alıştırmalar ile zenginleştirilmiştir. Risalede meddin kısımları, nûn-i sâkin ve tenvînin hükümleri, Kur’ân’da bazı kelimelerin telaffuzu gibi yaklaşık 128 soru ve cevap yer almaktadır. Risalenin sonunda müellif yine konuya dair bazı uyarılar ve ilaveler yanında secde-i 401 Bk. Hikmet, İstanbul: Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi, 20 Teşrinievvel 1910, I, sayı 27, s. 7. 402 “Resulüm! De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın ve Allah’ın ilk yaratılışı nasıl başlatıp devam ettirdiğini görün. Allah daha sonra ikinci hayatı da işte böyle gerçekleştirecektir; Allah her şeye kâdirdir”. Ankebut 29/20. 403 İşhâd, İstanbul 5 Eylül 1329, Nr.79, sayı 2, s. 1748-1749. 404 Bk. Üsküplü Hâfız Ferid, “Hakîkat-i İlâhîyye İdrâk Olunamaz”Sırât-ı Müstakîm, II, sayı 44, s. 281- 282. 405 Sırât-ı Müstakîm, II, sayı 45, s. 291-292. 406 Sırât-ı Müstakîm, II, sayı 51, s. 392-393. 84 tilâvet yerlerinin ezberlenmesi ve huruf mahrecleri anlaşılması için şiir ve şekiller kullanmıştır. 16 Safer 1308/1 Ekim 1890 tarihinde Kosova Maarif Müdürü Abdurrahman Seyfullah Bey bu eserin incelenmesi ve basılması için Maarif Nezareti’ne bir talepte bulunmuştur. Bu talep teftiş heyetince incelenmiş ve gerekli tashihler yapılmak üzere basılmasında bir sakınca bulunmadığı belirtilmiştir.407 Risale 1329/1911 yılına kadar defalarca basılmıştır. Ulaşabildiğimiz kadarıyla risalenin en eski baskısı408 1314/1896 yılında İstanbul Kasbar Matbaası’nda yapılmıştır. 3.8.3.2. Ufak bir Me’vizem Yukarıda da geçtiği gibi bu makalede Hâfız Ferid 409إنما یخشى هللا من عباده العلماءF (Fatır 35/28) ayetinin tefsirini ele almıştır. Müellif, ayetteki “haşyet” ve “ulema” kavramlarını önce dil bakımından incelemiştir. Bu cümleden olmak üzere “haşyet” kavramı için, korkmak yerine ürkmek kelimesinin kullanılmasını tercih etmiş; “ulemâ” lafzının da, şer’i ilimler yanında, insan ve diğer canlılar, tabiat ve saire ile ilgili bütün faydalı bilimleri bilen insanları kapsadığını söylemiştir. Bu noktada müellif, Allah’tan korkan âlimler yetiştirmek için medrese eğitiminde nahiv, sarf, mantık gibi ilimler yanında tabiat bilimlerinin de tahsil edilmesinin çok önemli olduğunu belirtmiştir. Makalenin sonunda müellif, şer’i ilimleri istismar ederek haksız bir şekilde para kazanmak veya dünyevi çıkarlar elde etmek için çaba gösteren bazı hocaların davranışlarını ağır şekilde eleştirmiştir.410 3.8.3.3. Kur’ân ve Fen Bu makalede müellif “ قل سیروا في األرض فانطروا كیف بدأ الخلق ثمّ هللا ینشيء Ankebut 29/20) ayetinin tefsirini ele almıştır. Ayetin meâlini verdikten) ”النشأة اآلخرة sonra, Ferid Efendi yaratılışın nasıl başladığını ve yeniden ihyanın nasıl gerçekleşeceğini anlamamız için fen ilimlerine başvurulması gerektiğini söylemiştir. Bu yüzden “سیروا” lafzının, “yeryüzünde seyahat edin ve dolaşın” şeklinde tercüme 407 Bk. BOA, MF. MKT. 122/58-1,2. 408 İç kapakta “Maarif Nezâret-i Celilesi’nin ruhsatiyle üçüncü defa olarak” yazılmaktadır. Bk Hâfız Ferid, Sual ve Cevablı Tecvid, Matbaa-i Âmire, Dersaadet, üçüncü baskı, 1318/1900-1901. 409 “Kulları içinden ancak bilenler, Allah’ın büyüklüğü karşısında heyecan duyarlar”. Fatır 35/28. 410 Bk. “Kur’an, Fen”, İşhad, Nr.79, sayı 2, s. 1749. 85 edilmesinin yeterli olmadığını, “yeryüzünündeki canlı ve cansızları araştırın ve tefekkür edin” anlamına geldiğini ifade etmiştir. Aynı şekilde “فانظروا” lafzının da, yalnız “bakın” değil, yaratılışın nasıl başladığını ve nasıl yeniden gerçekleşeceğini anlamak için günümüz ilimlerinin ışığında araştırın ve tahkik edin manasına geldiğini söylemiştir. Eski müfessirlerin bu ayeti “seyahat edin ve ihtilaf-ı ecnâs ve ahvali görün” şeklinde tefsir etmelerinin sebebi ise, kendi dönemlerinde fen ilimlerinin yeterli olmamasından kaynaklandığını söylemiştir. Makalenin sonunda “istitrâd” başlığı altında müellif hem felasife hem de Melâmî sufîlerine göre bu ayetin tefsirinin nasıl olabileceğini söylemeye çalışmıştır. Kendi tabiriyle sufilere göre ayet şöyle tefsir edilmektedir: “Arz mevcûdiyyetinizde mâneviyât ve hakîkate doğru seyrediniz. Bu hareketiniz sizi hadîd-i vehim ve butlândan vucûd-i ve ehad-i Hakk’a îʿlâ eder. (Mutasavvife buna “seyr ilallah”, mutekillimîn “eserden muessire intikal” demişlerdir). Sonra zuhûr ve tecellî-i zât ile keyfiyet-i hilkatin bed’ ettiği (buna mutasavvife “taayyun-i evvel” tabîr ederler) ondan sonra da neş’et-i sâniye olan tecellî-i sıfât ve esmâ-i hılkiye ile zât’ının butûnunu görünüz. (Bu mertebe-i celîle’ye mutasavvıfe “seyr minallah ile’l-halk”, mütekellimîn “müessirden esere istidlâl” demişlerdir.)”411 3.8.3.4. Kur’ân-ı Celilülünvân İlm-i Heyetin Keşfiyât-ı Ahîresiyle Terakkiyât-ı Âtiye-yi Beşeriyeyi İhtivâ Eder Hâfız Ferid bu makalede 412“ ومن آیاتھ خلق السموات واألرض وما بث فیھما من دابة ,Şûrâ 42/29) ayetinin tefsirini yapmıştır. Müellif) ”وھو على جمعھم إذا یشاء قدیر yaşadığımız dünya dışındaki ecrâm-i semâviyyede hayat olup olmadığını araştırmak için bu ayetin tefsirini ele almıştır. Genel olarak müellif eski tefsirlere müracaat etmiş, kendisi de bu ayette uzunca tefekkür ettikten sonra göklerde meleklerin dışında başka canlıların da var olduğu kanaatine varmıştır.4132F14 Görüşünü ispat etmek için de delil 411 Bk. Üsküplü Ferid, “Kur’an-Fen”, Hikmet, İstanbul: Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi, I, sayı 27, s. 7. 412 “Gökleri, yeri ve oralarda üretip yaydığı canlıları yaratması O’nun kanıtlarındandır. O dilediği zaman onları bir araya getirme gücüne sahiptir”. Şûrâ 42/29. 413 “Kur’ân-ı Celîlü’ş-şân’ın ilm-i hey’et mütehassıslarının istikşâfât-ı ahîresi vech ile bazı ecrâmın meskûn olduğunu bundan başka benî-beşerin sanâyi’-i bedî’a ve tasarrufât-ı hârika-nümâsındaki vüs’at ve iktidâr, hâl-i hâzırı derecesinde kalmayıp kudret-i kâmile-i Samedâniye âtiyen benî-beşer ile sükkân-ı semâ arasında bir vâsıta-i muvâsale veya muhâbere îcâd buyurmak sûretiyle nüsha-i kübrâ-yı hakîkatinde serâ’ir-i kâ’inâtı câmi’ olan insanın hâl-i hâzırından ziyâde terakkî ve te’âlî edeceğini 86 olarak ayette geçen üç kelimeyi kullanmıştır. Birincisi melek anlamına değil canlı anlamına gelen “دابة” kelimesi. İkincisi “فیھما” lafzı, yani yerde ve göklerde yayılan canlılar. Üçüncü delili ise “على جمعھم” kelimesidir. Ona göre bu ifadenin manası yerin ve göklerin cemʿ edilmesi şeklinde değil, yerdeki ve göklerdeki canlıların herhangi bir şekilde cemʿ edileceği şeklindedir. Müellif kendi görüşünü temellendirirken Beyzâvî’nin konu ile ilgili izâhlarını da tartışmaya açmış ve ona karşı çıkmıştır. Bolvadin Müderrisi Yûnuszâde Ahmed Vehbi Efendi, Sırâtı-Müstakîm dergisinin 56’ncı sayısında Sükkân-ı Semâ ve Yerdekilerin Göktekilerle Âtiyen Muhâbere ve Muvâsale İhtimâli adıyla yazdığı makalede, Hâfız Ferid Efendi’nin fikirlerine ve özellikle Beyzâvî’ye yönelttiği eleştirilere karşı çıkmıştır.4141F43 Hâfız Ferid Efendi de reddiye olarak Sükkân-ı Semâ başlığı altında ikinci bir makale daha yazmıştır.415F441 3.9. DEBRELİ VİLDAN FÂİK EFENDİ 3.9.1. Hayatı Kendi ifadesine göre 1269/1852 yılında Debre-i Bâlâ sancağına bağlı Rekkalar kazasının Rimniçe416 köyünde doğmuştur.417 Babası Abdusselam418 Ağa b. Abdullah, annesi Zülfiye Hanım’dır. Sekiz yaşında iken babası daha iyi bir eğitim alması için Üsküdar’da Vâlide-i Atîk Medresesi’nde bulunan amcası Hoca Yahyâ Efendi’nin yanına gönderdi. Kur’ân-ı Kerim’i ezberledikten sonra on dört yaşında iken kırâat-i sebʿa ve aşereden mezun oldu. Önce dönemin meşhûr hâfızlarından Ispartalı Hoca Hâfız Sabri Efendi’den kıraat dersleri almaya başladı. Daha sonra ondokuz yıl boyunca dersiâm Alâiyeli Kara Mustafa Efendi’nin derslerine devam ederek icâzetnâme aldı. 1299/1881’de Üsküdar Yeni Vâlide Camii’nde ders vermeye başladı. 1303/1886 yılında İstanbul ruûs-i hümâyununu kazanarak müderrisliğe başladı. 7 Rebîulâhir 1303/13 Ocak 1886 tarihinde ibtidâ-i hâric payesiyle Nazmîzâde Medresesi müderrisliğine tayin edildi ihtivâ eylediğine kanâ’at-i kâmile hâsıl etdim”. Bk. Üsküplü Hâfız Ferid, Sırâtı-Müstakîm, II, sayı 51, s. 393. 414 Bk. Yûnûszade Ahmed Vehbi, “Yerdekilerin Gökdekilerle Âtiyen Muhâbere ve Muvâsale İhtimali”, Sırât-ıMüstakîm, III, sayı 56, s. 57-59. 415 Bk. Üsküblü Ferid, Sırâtı-Müstakîm, III, sayı 59, s. 107. 416 Türk kaynaklarda Rimniçe değil Perseniçe (Persoyniçe) olarak kayıtlara geçmiştir. Bk. Arzu Güldöşüren, “Vildan Faik Efendi”, DİA, XLIII, 108. 417 Bk. Müftülük Arşivi, Şer’iyye Sicilli, Dosya nr. 3591, vr.1. 418 Bazı eserlerinde kendisini Vildan Fâik b. İslam ed-Debrevî de tanıtmaktadır. 87 ve ardından farklı rütbeler ile farklı medreselerde ders verdi. 22 Şevval 1335/11 Ağustos 1917 tarihinde Hâmise-i Süleymâniyye rütbesi ile müderrislik yaptı.419 Medreselerin düzenlemesinden sonra yeni medreselerde görev aldı. Üsküdar Mihrimah Sultan Dershanesi müdüriyetinden sonra Dârü’l-Hilâfeti’l-Aliyye Medresesi’nde tefsir müderrisi, Medresetü’l-Mütehassısîn’de ilm-i nâsih ve mensûh müderrisi, Süleymaniye Medresesi’nde hadis müderrisi ve kısa bir süre Medresetü’l- Vâizîn’de tefsir müderrisi olarak çalıştı. Ayrıca Vildan Fâik Efendi Üsküdar İdâdîsi’nde, Üsküdar Paşakapısı, Toptaşı ile Koca Mustafa Paşa Askerî Rüşdiyelerinde Farsça ve Arapça muallimliği de yapmıştır.420 Müderrisliği yanında Vildan Fâik Efendi Huzur Dersleri’nde muhataplık ve mukarrirlik de yapmıştır. Böylece, zamanın şeyhülislamı Hayri Efendi’nin tayiniyle 1324/1906 yılından itibaren 1326/1908 yılına kadar muhatap olarak, 1327/1909 yılından itibaren huzur derslerine son verilen 1341/1923 yılına kadar mukarrir olarak devam etmiştir.421 Bir eserinin sonuna kaydettiği notlarında belirttiğine göre Şeyhülislam Musa Kazım Efendi tarafından haksız bir şekilde ilk önce Medresetü’l-Mütehassısîn, sonra Medresetü’l-Vâizîn’de iken hocalığına son verildiği ve görevinden alındığını söylemektedir. Ayrıca Huzur derslerindeki mukarrirlik seviyesi dördüncü mertebeden yedinci mertebeye düşürülmüştür.422 Vildan Faik Efendi müderrislik ve ilmî çalışmaların yanında bazı ictimaî ve siyasî faaliyetlere de katılmıştır. Böylece II. Meşrutiyet’in ilânı üzerine meşrutiyet idaresini halka anlatmak için Arnavut İttihat Kulübü’nün ve Cemiyet-i İttihadiye’nin kararları ve Bâb-ı Âlî’nin tensîbiyle 3 Teşrinisânî 1324/16 Kasım 1908 tarihinde Manastır ve İşkodra vilayetlerine gönderilmiş ve orada Heyet-i Nâsiha’nın başkanı olarak iki ay görev yapmıştı.423 Yine oradayken Arnavut alfabesiyle ilgili Manastır şehrinde 14-22 Kasım 1908 tarihleri arasında toplanan “Manastır Kongresi” adındaki toplantılara katılmıştı. Bu toplantılarda kendisinin Latin harflerinin kullanılmasında bir 419 Arzu Güldöşüren, “Arnavutluk’tan İstanbul’a Bir Âlim Portresi: Debreli Vildan Faik Efendi”, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Cilt-Sayı 48, İstanbul 2015, s.120. 420 Müftülük Arşivi, a.g.e, vr.1-3. 421 Mardin, Huzur Dersleri, I, 115. 422 Bk. Debreli Vildan Faik, el-Mültekat fi Üsûli’t-Tefsîr, Selim Ağa Ktp., nr. 126, s. 72. 423 Bk. Güldöşüren, a.g.e, s. 126-128. 88 mahzur görmediğini dile getirdiği söylenmektedir.424 Ayrıca Vildan Faik, Üsküdar’da kurulan livâ merkezi meclis idaresine seçilmiş ve burada fahrî üyelik yapmıştı. Vildan Faik Efendi üç ay devam eden bir hastalıktan sonra 4 Temmuz 1925 tarihinde Üsküdar’da Hâce Hasna Hatun Mahallesinde vefat etti. Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.425 Debre’den gelişinden itibaren vefatına kadar Üsküdar’da oturduğundan dolayı Üsküdarlı Vildan Fâik diye de meşhur olmuştur.426 3.9.2. Eserleri Vildan Faik Efendi tefsir, fıkıh, Arap edebiyatı, Arap dili ve tasavvuf gibi çeşitli alanlarda eserler kaleme almıştır. Eserlerin bazıları hocalık yaptığı medreselerde ders kitabı olarak kendisi tarafından yazılmıştır. Eserlerinin bir kısmı matbudur. Eserlerinin yazma nüshalarının çoğu Hüdaî Kütüphanesi’ne bağışlanmıştır. Matbu eserleri arasında, Esrârü’s-Savm, el-Kavlü’s-Sâbit fî Kazâi’l-Fevâit, el- Mevâizu’l-Hisân (fî mâ Kurrire beyne Yedeyi’s-Sultan), Teshîlu’s-Sarf, Terşîhu’l-Kalem fî Lâmiyyeti’l-Acem gibi eserler yer almaktadır. Yazma eserleri arasında ise, Teshîlü’n-Nahv, Medrese Hâtıraları, Risâle fî Şerhi’l-Hilyeti’n-Nebeviyye, el-Multekat fî Usûli’t-Tefsîr, Tavdîhü’l-Mübhemât fîmâ Verede fi’l-Kur’âni mine’l-Kelimât, Tebyînü’l-Edevât fîma Verede fi’l-Kur’âni mine’l- Kelimât, Tefsir-i Sûre-i Kâf, Tefsîru Âyeti “İnnallahe Ye’muru bi’l-Adli ve’l-İhsâni”, Kasîde-i Münferice Şerhi gibi eserler yer almaktadır. Ayrıca Vildan Fâik Efendi Beyânülhak427 mecmuasında birkaç makale de yazmıştır.428 424 Bk. Hasan Kaleshi, “Disa Aspekte të Luftës për Alfabetin Shqiptar në Stamboll”, Gjurmime Albanologjike, nr.1, Prishtinë 1969, s. 82. 425 Bk. İkdam Dergisi, Salı 15 Zilhicce 1343/7 Temmuz 1925, 10146, s. 3. 426 Mardin, Huzur Dersleri, II-III, s.140. 427 II. Meşrutiyet’ten sonra ve 5 Ekim 1908-4 Kasım 1912 tarihleri arasında yayımlanan dinî, edebî, siyasî ve fennî muhtevalı haftalık bir gazetedir. Bk. DİA, VI, 34-35. 428 “Devr-i İstibdâtta Söylenmiş bir Müsâmere-i Semâviyye”, Beyânu’l-Hak, sayı 3, 23 Ramazan 1326, s. 16; “Bir Sada-yı Hâtifî”, Beyanu’l-Hak, sayı 4, 30 Ramazan 1326, s. 65; “Kerem, Semâhat, Sahâ, Cûd”, Beyanu’l-Hak, sayı 5, 7 Şevval 1326, s. 88-89. 89 3.9.3. Kur’ân ilimlerine ve Tefsire dair eserleri 3.9.3.1. el-Multekat fi Usûli’t-Tefsîr Müellif Medresetü’l-Mütehassısîn’de müderrislik yaparken tefsir usûlü için bir ders kitabı olarak hazırlamıştır. Bu medreseden ihraç edildiği için eseri tamamlayamayıp ancak 14 konu ele alabilmiştir. Ele aldığı konulara bakıldığında bu tefsir usûlü kitabı çok büyük ölçüde İmam Suyûtî’nin el-İtkân fi Ulûmi’l-Kur’ân kitabına benzemektedir.429 Zaten eserin mukaddimesinde müellif bu risalenin el- İtkân’ın bir muhtasarı olduğunu zikretmiştir.430 Ayrıca risalenin kaynakları arasında Zerkeşî’nin el-Burhân’ı da yer almaktadır. Konular arasında: Mekkî-Medenî, Kur’ân’ın tertibi, nüzûlü tekerrür eden ayetler, Kur’ân’ın indirilişinin keyfiyeti, vahiy ve niteliği, ayetler arasındaki münasebetler, Kur’ân’da hitap şekilleri, ayet sonu fasılaları, garîbü’l- Kur’ân, vucûh ve nezâir, iʿrâbu’l-Kur’ân, mücmel ve mübeyyen, müşkilü’l-Kur’ân ve mübhemâtü’l-Kur’ân gibi ana konular yer almaktadır. 72 sayfalık bu eser, Arapça olup Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphanesi, Hüdayi Efendi Koleksiyonu 126 numarada kayıtlıdır. 3.9.3.2. Tavdîhü’l-Mübhemât fîmâ Verede fi’l-Kur’âni mine’l-Kelimât Mukaddimede müellif Kur’ân-ı Kerim’i okuduğunda bazı anlaşılmayan veya garip ve müphem lafızlarla karşılaştığından dolayı bu risaleyi yazdığını söylemektedir. Yine müellif bu lafızların anlaşılamaz oluşunun Kur’ân’dan değil okuyucudan ya da dil inceliğinden ve Kur’ân’ın o inceliği nasıl kullandığını bilmemekten kaynaklandığını söylemektedir. Fatiha sûresinden başlayarak müphem veya garib kelimeleri müfessirlerin görüşleri çerçevesinde kısa bir şekilde açıklamıştır. Risalenin ana kaynakları Suyûtî’nin el-İtkânı ve İsmail Hakkı Bursevî’nin Rûhu’l-Beyân’ıdır. 58 sayfalık bu risale Arapça olup Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphanesi, Hüdayi Efendi Koleksiyonu 125 numarada kayıtlıdır. 429 Bk. Mustafa Murat Batman, Osmanlı Modern Dönem Tefsir Usûlü Örneği: Debreli Vildan Faik Bey (1853-1925) ve el-Multeḳaṭ fî Usûli’t-Tefsîr Adlı Eseri, Basılmamış Yüksek Lisâns Tezi, Ankara 2016, s. 37. 430 Debreli, el-Multekat, s.1. 90 3.9.3.3. Tebyînü’l-Edevât fî-mâ Verede fî’l-Kur’âni mine’l-Kelimât Müellif ömrünün sonlarında Allah’ın rızasını kazanmak için ve tefsirle meşgul olan erbâb-ı ilme bir hediye bırakmak amacıyla bu risaleyi yazmıştır. Müellif mukaddimede Kur’ân’daki edatların ve kelimelerin özellikle tefsir ve ahkâm açısından büyük bir önem taşıdıklarını söylemektedir. Bu konu derin bir ilmi birikime ihtiyaç duyduğundan müellif İmam Suyûtî’nin el-İtkân’ından özetleyerek aktarmayı tercih etmiştir. Kur’ân’daki harfler alfabetik olarak ele alınmış ve hem dil hem de Kur’ân’daki anlamları İtkân’dan özetlenerek verilmiştir. Bu risale 1336/1918 yılında tamamlanmıştır. Risale Türkçe olup 28 sayfadan ibarettir. Selim Ağa Kütüphanesi, Hüdai Efendi Koleksiyonu numara 123’te kayıtlıdır.431 3.9.3.4. el-Mevâizu’l-Hisân fî mâ Kurrire beyne Yedeyi’s-Sultân Vildan Faik Efendi Huzur derslerinde mukarrirlik yaptığı esnada mukarrir ile muhataplar arasında cereyan eden bahislerin dört takririni el-Mevâizu’l-Hisân adı altında bir risalede toplamıştır. Risalenin mukaddimesinde müellif Meşrutiyet ve ondan sonra gelen fikir özgürlüğü hakkında övgü dolu sözler söylemiştir. Müellif bu eseri Sultan Mehmed Reşad’a takdim edip padişâh tarafından iltifat görmüştür.432 Birinci ders, 1327/1909 yılında yedinci mukarrir olarak Hûd sûresinin 17’nci ayeti, ikinci ders 1328/1910 yılında altıncı mukarrir olarak aynı sûrenin 32, 33 ve 34’nci ayetleri, üçüncü ders 1329/1911 yılında beşinci mukarrir olarak aynı sûrenin 50, 51 ve 52’nci ayetleri ve dördüncü ders 1330/1912 yılında beşinci mukarrir olarak aynı sûrenin 78, 79 ve 80’nci ayetlerin tefsirinden ibarettir. Birinci derste ayet-i kerimenin icmali manası, Allah’ın varlığı için ayette zikredilen aklî deliller, nübüvvetin ispat delilleri, Kur’ân-ı Kerim’in şahit ve şefaatçi olması, Tevrat’ta Hz. Peygamber’in nübüvveti, peygamberlerin ümmetlerine rahmet olmaları ve Hz. Süleyman’ın hüdhüd ile konuşması gibi bahisler yer almaktadır. Dersin 431 Bk. Vildan Faik, Tebyînü’l-Edevât fî-mâ Verede fî’l-Kur’âni mine’l-Kelimât, Selim Ağa Ktph, nr.123, s. 1. 432 Bk. Debreli Vildan Faik, el-Mevâizu’l-Hisân, Matbaa-i Hayriyye ve şürekâsı, İstanbul 1912, s. 2-6. 91 sonunda mukarrir ve muhataplar arasında cereyan eden on beş soru ve cevaba yer verilmiştir. İkinci derste ayet-i celilenin zahirî ve batınî manası, peygamberlerin görevlerinin aynı olması ve aralarında tercih yapılmaması, ictimaî adalet gibi konular yer almıştır. Konular arasında vaaz, nasihat ve hikâyelere de yer verilmiştir. Ayrıca bu bahiste yeni Meşrûtiyet hükümetinin nasıl olması gerektiğine de birkaç kez yer verilmiştir. Dersin sonunda on bir tane soru ve cevap vardır. Üçüncü derste ayet-i celilenin icmali manası, çıkarılan hükümler, Meşrutiyetin hoş karşılanması gerektiği gibi konular yer almaktadır. Dersin sonunda yedi soru ve cevap vardır. Sonuncu derste ise ayet-i kerimenin icmali tefsiri, bir kıssa ve hükümler, insanın hayattan beklentileri gibi konular yer almaktadır. Dersin sonunda beş soru ve cevap ve dua vardır. Tefsir boyunca müellif ara sıra Mesnevî ve farklı şiirlerden istişhad eder. Genel olarak müellif Keşşâf, Râzî, Beyzâvî ve İsmail Hakkı Bursevî tefsirlerini kaynak olarak kullanmıştır. Tefsirde dikkati çeken bir başka özellik de, geleneksel tefsir bilgileri yanında, Meşrutiyet gibi zamanın siyasi değişimlerinin de sık sık ele alınmış olmasıdır. 3.9.3.5. Kâf Sûresi Tefsîri Vildan Faik Efendi 1304 Ramazanında/1887 Mayıs-Haziran’da Meşihat tarafından Yeni Cami’de halka vaaz ve nasihat etmek için görevlendirildiğinde konu olarak bu sûrenin tefsirini seçmiştir. Kendi ifadesine göre433 çeşitli tefsirlerden ve “salihlerin hikâyelerinden” de istifade etmiştir. Müellif özellikle “Kâf” harfi tefsirini büyük ölçüde İsmail Hakkı Bursevi’nin Rûhu’l-Beyân, et-Te’vilâtu’n-Necmiyye, Kuşeyri’nin Letâifu’l-İşârât gibi işârî tefsirlerden aktarmıştır. Ondan sonra sûredeki kelimelerin anlamları ve tefsirlerini daha kısa bir şekilde yapmıştır. Müellif yaptığı izahlarının büyük bir kısmında Rûhu’l-Beyân tefsirinden istifade etmiştir. 433 Vildan Faik, Tefsir-i Sûre-i Kâf, Hacı Selim Ağa Kütüphanesi, Hüdayi Efendi Koleksiyonu, nr. 129, kapak sayfasındadır. 92 3.9.3.6. “İnnallahe Ye’muru bi’l-Adli ve’l-İhsani” Âyetinin Tefsîri Müellif bu risaleyi Medresetü’l-Vaizîn’deki tefsir derslerinde okutulmak üzere hazırlamıştır. Risale dört dersten oluşmaktadır.434 Müellif önce “adl”, “ihsân” ve “îʿtâi zi’l-kurbâ” emirlerini, sonra da “fahşâ”, “münker” ve “bağy” nehiylerini ele alıp hem dildeki hem de ıstılahtaki mânâlarını ayrıntılı bir şekilde açıklamıştır. Özellikle “adl” kelimesini açıklarken uzun bir şekilde itikadî, şerʿî, ahlâkî ve ictimaî hususlarda adaletin nasıl gerçekleşeceğini anlatmıştır. Müellif bu risalede dil kaynağı olarak Mütercim Asım’ın Kâmûs Tercümesi, tefsir kaynağı olarak ise İsmail Hakkı Bursevi’nin Rûhu’l-Beyân’ı yanında et- Te’vîlâtü’n-Necmiyye ve Envârü’t-Tenzîl gibi kitaplardan da istifade etmiştir.435 3.10. PRİZRENLİ ÖMER LÜTFİ PAÇARİZİ 3.10.1. Hayatı İsmi Ömer b. Mustafa Efendi, mahlası Lütfî’dir. 10 Şevval 1286/13 Ocak 1870 tarihinde Prizren’de doğmuştur. Babası Mustafa Efendi Gora’nın Rapçe436 köyünde imamlık yapmıştır. Ailenin eski ataları çorba ustaları olduklarından dolayı Paçarizi437 soyadını almışlardır.438 Prizren’de iptidaiye ve rüşdiyeyi bitirdikten sonra daha iyi bir eğitim için 1304/1887 yılında İstanbul’a gitmiştir. Kendisi askeri lisede okumak istemiş ancak hemşehrileri Ekrem Efendi ve Rüstem Şporta’nın439 ısrarı üzerine Fatih Medresesi’ne kaydını yaptırmıştır. Ayrıca abisi Mehmed Ali de İstanbul’da eğitim alıyordu. Daha medrese öğrencisi iken Lütfi mahlasıyla ilk şiirlerini yazmış ve bazı dergilerde yayınlamıştır.440 Ömer Lütfi Efendi 1309/1892 yılında memleketine dönmüş ve Yakova şehrinde Melamî tarikatına girmiştir. Ayrıca Seyyid Muhammed Nurü’l-Arabî tarafından kurulan Prizren Melamî Tekkesi’nin şeyhliğini de yapmıştır. 434 Vildan Faik, İnnallahe Ye’muru bi’l-Adli Âyetinin Tefsîri, Hacı Selim Ağa Kütüphanesi, Hüdayi Efendi Koleksiyonu, nr. 122, kapak sayfasındadır. 435 Bk. Mustafa Özel, “Nahl /16 Suresinin 90. Ayetinin Tefsiri”, C.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, X/2, 2006, s. 140-141. 436 Bugün Kosova’nın Arnavutluk ile sınırındadır. 437 Arnavutça, Paçarizi pirinç çorbası anlamına gelmektedir. 438 Bk. Tacida Zubzeviç Hâfız, Ömer Lütfi Divanı, Balkan Türkoloji Araştırmaları Merkezi, Prizren 2008, s. 11-12. 439 Rüstem Efendi Şporta hakkında daha geniş bilgi için bk. Resul Rexhepi-Sadik Mehmeti, H. Rrystem Efendi Shporta- Jeta dhe Vepra (1864-1937), Dituria İslame, Prishtine 2010. 440 Zubzeviç Hâfız, a.g.e, s.12. 93 Ardından, Ömer Lütfi Efendi tekrar İstanbul’a dönmüş ve İttihat ve Terakkî hareketine katılmıştır. Zamanın siyasi iktidarına karşı yazdığı bazı şiirlerinden dolayı Mısır’a gitmek zorunda kalmış ve Ezher Üniversitesi’nde tahsiline devam etmiştir. Oradayken hac vazifesini îfa etmiş ve Sudan’da on bir ay kalmıştır. 1905 yılında tekrar Prizren’e dönmüş ve ilmî çalışmaları yanında İttihat ve Terakki taraftarı olarak siyasi mücadelesini devam ettirmiştir. Prizren’de İttihat ve Terakki Cemiyeti şubesini açmış, yedi yıl boyunca temsilciliğini de yapmıştır. 1911 yılında Talat Paşa’nın çağrısı üzerine Ömer Lütfi Efendi Yemen ayaklanmasını sakinleştirmek için Yemen’e gitmiş ve bu görevde de başarılı olmuştur.441 Ancak Osmanlı Devleti Balkanlar’dan çekilince Ömer Lütfi Efendi hayal kırıklığına uğramış ve İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin siyasi fikirlerinden ayrılmıştır. Bu zor dönemde halkın hakları için mücadele etmiş ve bu sebepten dolayı ortaya çıkan yeni sosyalist fikirleri benimsemiştir. Bu dönemde şeyhliğini de yaptığı Melami Tekkesi birkaç defa Sırplar tarafından kapatılmıştır.442 Siyasi baskılar arttıkça Ömer Lütfi Efendi hayatının son yıllarını eser yazarak ve talebe ve halife yetiştirerek tekkesinde geçirmiştir. 25 Ekim 1928 tarihinde vefat etmiş ve Prizren Şehir Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bu mezarlığın yerine hastane yapıldığından Ömer Lütfi Efendi’nin mezarı, arkadaşı Rüstem Şporta Efendi ve talebesi Abdullah Hızır Tellaku Efendilerin bulunduğu Kuruçeşme Mezarlığı’na taşınmıştır.443 3.10.2. Eserleri Genç yaşta vefat etmesine rağmen Ömer Lütfi Efendi eser yazma bakımından çok verimli bir yazar sayılmaktadır. Türkçe, Arapça ve Farsça olarak yazdığı eserlerin sayısı altmışı aşmıştır. Eserler arasında Divan (305 s.), Tevârîh (300 s.), Münâcât li-Kâdi’l-Hâcât (165 s.), Cihâd-ı Mukaddes Kahramanlarına “Yâdigâr-ı Zafer” (113 s.), Hilyetü’l-Ekâbir, Ukdetü’l-Husûs ve Zübdetü’l-Fusûs, Sırr-i Ezân-i Muhammedî, Müslümanlık, İrşâd-ı 441 Bk. Nimetullah Hâfız, “Ömer Lütfi’nin Tarih Eserleri”, VIII Türk Tarihi Kongresi Bildirileri, Ankara 1998, II, 1200-1222. 442 Zubzeviç, a.g.e, s.15. 443 Sadik Mehmeti, “Një Autor Shqiptar nga Prizreni që ka Shkruar në Gjuhën Arabe”, Buletin i Fakultetit të Studimeve İslame, nr. 1, Prishtinë, 2010, s. 181. 94 Tâlib, Hac Hediyeleri, Yemen Seyahatnâmesi, Gülşen-i Râz Tercümesi, Fütûhât-ı Mekkiyye Tercümesi, Hâl-ı Hazırdaki İslamiyyet, Bazı Âyetler Tefsîri gibi risaleler yer almaktadır. Ömer Lütfi’nin eserlerinin ekseriyeti manzûm ve çoğu Kosova Arşivi'nde bulunmaktadır. 3.10.3. Tefsir ile ilgili eserleri Bildiğimiz kadarıyla Ömer Lütfi Efendi’nin tefsir ilmi ile ilgili Arapça üç kısa risalesi vardır.444 Bu risaleler Kosova Arşivi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.445 3.10.3.1. ed-Dürrü’l-Yetîm fi Tefsîri Elif Lâm Mîm Bakara sûresinin ilk beş ayetinin tefsirinden ibarettir. Müellif, “hakikat” dili ile ve “tarikat” erbabının ağızlarından istifade ederek bu ayetlerin tefsirini yaptığını söylemektedir. Bu cümleden anlaşıldığı gibi bu eser işarî tefsir kabilindendir. Müellif ألم tefsirinde: “Yani Hazreti Allah’ın zatı, sıfâtı ve fiilerini anlayan ve kapsayan insandır. Çünkü Elif Allah’ın zatına, Lâm Allah’ın sıfatına ve Mîm Allah’ın fiilerine işaret ediyor” demiştir. ise: “Kitabın manası sufiler arasında bilindiği gibi insân-ı ذلك الكتاب ال ریب فیھ kâmil ya da evrenin büyük nüshasıdır” diye tefsir etmiştir. Müellife göre الذین یِؤمنون بالغیب ayetindeki “gayb” kelimesinin manası, toprağın altındaki tohumlar toprağın üstüne bitki ve meyve haline çıkar ise, insân-ı kâmilin kalbindeki hazineler de, kendisinde ve hayatında tezahür eden bir takım işâretler olarak görünür” demektir. kelimenin anlamı âriflerin kalbinde Allah’ın her صالة ayetindeki ویقیمون الصالة dâim şahitlikleri ve O’ndan aldıkları feyiz demektir. Ahiret” kelimesinde müellif “yani ârifin kalbine vârid olan“ وباآلخرة ھم یوقنون ve onu bir yüksek dereceye götüren yakînî işaretler” demektedir. 3.10.3.2. Zıyâu’l-Budûr fi Telmîhâti Ayeti’n-Nûr 444 Bu risâleleri bize ulaştırdığı için Kosova Arşivi uzmanlarından Prof. Dr. Sadık Mehmeti Beyefendi’ye çok müteşekkiriz. 445 Ymer Lutfi Paçarizi, Mecmûa, Biblioteka e Arkivit të Kosovës, Fondi i dorëshkrimeve orientale, nr. i sig. 29, nr. i inventarit 6207. 95 Müellifin ikinci risalesi Nûr sûresi 55’nci ayetin tefsiridir. Müellif مشكات kelimesini insân-ı kâmil’in kalbi, مصباح kelimesini Hakîkat-i Muhammediyye, زجاجة kelimesini İlahî Zat’ın güneşi ve nuru, یوقد من شجرة مباركة İlahî isimlerin hakikatleri, ال شرقیة وال غربیة isimlerinin hem zâhirî hem de bâtınî feyzi, Zât-ı İlahiyye ve Sıfat-ı نور على نور ,İlahî Gaybı ve O’nun sırrının nûru یكاد زیتھا یضيء İlahiyye’nin nûru, یھدي هللا لنوره من یشاء Zât-ı İlahî mutlak nûruna muhtedî olan âşıklardır şeklinde tefsir etmiştir. 3.10.3.3. İcrâü’l-Fülk fi Âyeti’l-Mülk Âl-i İmran sûresi 26’ncı ayetin tefsiridir. Müellif diğer ayet tefsirlerinde yaptığı gibi bu ayetin tefsirinde de işârî yöntemi kullanmıştır. Mesela, müellif ayetteki mülk lafzını vücûd-i ilahî olarak tefsir etmiş, mülkün verilmesini Allah’ın hakikî varoluş nûrunun tecellisi, mülkün alınmasını da hayalî varoluşun kaybolması şeklinde açıklamıştır. Ayrıca تولج اللیل في النھار ifadesindeki “leyl” lafzını Allah’ın bâkî varoluşu ve “nehâr” lafzını kulun fânî varoluşu şeklinde açıklamıştır. Yine müellif الحي kelimesini Allah’ın ismi ile, المیت kelimesini fânî kulun varoluşu ile, ترزق lafzını Allah’ın zâtını ve isimlerini bilmek olarak tefsir etmiştir. Bir Melamî şeyhi olarak Ömer Lütfi Efendi de, Muhammed Nurü’l-Arabî ve diğer sûfiler gibi fenâ, bekâ, cemʿ gibi ıstılahları kullanarak ayetlere manâ vermiştir. Bu küçük risaleler toplam on iki sayfa tutmakta olup Ramazan 1331/Ağustos 1913 tarihinde yazılmıştır. 3.11. DEBRELİ MEHMED VEHBİ EFENDİ 3.11.1. Hayatı İsmi Mehmed Vehbi Efendi’dir. Ayrıca Müftü Vehbi Agolli lakabı ile meşhurdur. Babası, Fatih dersiâmı ve mucîz hocalarından Yakovalı Ali Behram Efendi’nin talebelerinden olan Ahmed Hilmi Efendi b. İsmail Ağa, uzun zamandır Debre-i Bâlâ’da müftülük yapmıştır. Vehbi Efendi, Manastır vilayetine bağlı Debre-i Bâlâ kasabası Hünkâr mahallesinde 17 Muharrem 1284/21 Mayıs 1867 tarihinde 96 doğmuştur. İlk eğitimini sıbyan mektebi muallimi Davut Efendi’den almıştır. Sonra Debre-i Bâlâ Rüşdiye Mektebi’ne girerek hıfzını tamamlamış ve 13 Receb 1297/21 Haziran 1880 tarihinde aliyyü’l-âʿlâ derecesiyle şehadetnâme almıştır. Yine memleketinde babası Hâfız Ahmed Efendi’nin rahle-i tedrisâtına mülazim olmuş fıkıh, kelam, mantık, ferâiz ve hadis gibi ilimlerde icazetnâme almıştır. Ayrıca Debre-i Bâlâ’da Tahrirat Kalemi’nde çalışmıştır. Vehbi Efendi, eğitimini tamamlamak için 1 Rebiülevvel 1302/19 Aralık 1884 tarihinde İstanbul’a gelerek 21 Rebiulâhir 1307/15 Kasım 1889 tarihine kadar Vefa Medresesi’nde ikamet etmiş ve Fatih dersiâmı Taşköprülü Abdullah Efendi’den ve diğer hocalardan eğitim görmüştür. Memleketine döndükten sonra Debre kasabasında Yeni Cami-i Şerîf Mekteb-i İptidaisi’nde muallimlik ve Hünkâr Cami-i Şerîfi’nde vaizlik yapmıştır. Ayrıca talebe yetiştirmiş ve onlara icazet vermiştir. Vehbi Efendi, 8 Zilhicce 1312/2 Haziran 1895 tarihinden itibaren, babasının yaşının ilerlemesi hasebiyle onun yerine on yedi yıl boyunca Debre-i Bâlâ’da müftülük vazifesini üstlenmiştir. Müftülük ve vaizlik görevleri yanında Livâ-i Maarif Komisyonu’nun başkanlığını da yapmıştır. Şeyhülislam Mehmed Cemalettin Efendi tevcihiyle mûsıla-i sahn ve Süleymaniye payeleri ile Bursa müderrislik ruusunu kazanmış, Sultan II. Abdülhamit tarafından ise İzmir ve Edirne payeleri ile taltif olmuştur.446 Vehbi Efendi, Arnavutça lisanı için kullanılacak harfler konusuna dair 1908 ve 1909 yıllarında, Manastır ve Debre kongrelerine katılmıştır. Yine, Debre-i Bâlâ temsilcisi olarak 28 Kasım 1912 tarihinde Avlonya’da ilan edilen Arnavutluk devletinin kuruluş toplantısına katılmış ve ilk kurulan senatonun başkanı ve yeni kurulan hükümet başkanı olan Avlonyalı Kemal Bey’in yardımcısı olarak seçilmiştir. Aynı zamanda Arnavutluk başmüftüsü olarak atanmış ve daha sonra yeni kurulan Şerʿiyye Yüksek Meclisi’nin (Keshilli i Nalte i Sheriatit) başkanı olmuştur.447 446 Bk. İstanbul Müftülüğü, Meşihat Arşivi, Mehmed Vehbi Efendi, Dosya nr. 4881. 447 Bk. Ali M. Basha, Rugetimi i fese İslame ne Shqiperi (1912-1967), Tirane 2011, s.21; 100 Personalitete Shqiptare te Kultures İslame – Shekulli XIX-XX, Komuniteti Mysliman i Shqiperise, Tirane 1912, s. 256-257. 97 Vehbi Efendi, 1923 yılında toplanan ilk Arnavutluk Müslümanlar Kongresi’nin başkanı seçilmiş, 1929 yılına kadar bu görevde kalmıştır. Yaşının ilerlemesi sebebiyle 1929 yılında bütün görevlerinden istifa ederek evine çekilmiştir.448 24 Mart 1937’da vefat etmiş, cenazesi büyük bir kalabalık tarafından Tiran Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.449 3.11.2. Eserleri Vehbi Efendi, üstlendiği idarî ve siyasî görevleri yanında hayatını hem Debre-i Bâlâ’da iken hem de Arnavutluk’un farklı şehirlerinde ders ve vaaz vererek geçirmiştir. Ondan dolayı eser yazmaya pek fırsat bulamamıştır. Buna rağmen terceme-i halinde belirttiği üzere mantıkla ilgili Fenârî’nin Kara Halil Efendi haşiyesine Dürretü’l-Efkâr ismiyle bir haşiye yazmıştır. Ayrıca ruh ile ilgili Risâletu’r-Rûh ismiyle bir başka eser daha yazmıştır. Her iki eser de matbu değildir. Biz bu eserlerin nüshalarına ulaşamadık. Ayrıca vaazlarında tefsirle ilgili konuları ele almış ve bu vaazları daha sonra Ç’urdhnon Kur’âni (Kur’ân ne Emreder) ismiyle kitap haline getirilmiştir. Bazı makaleleri de “Zani i Nalte” dergisinde neşredilmiştir.450 3.11.3. Tefsir ile ilgili çalışmaları 3.11.3.1. Ç’urdhnon Kur’âni (Kur’an ne Emreder) Başmüftü Vehbi Efendi, Tiran şehrinin eski camilerinden birinde zaman zaman vaaz veriyordu. Bu vaazlarında Fatiha sûresinin tefsirini Arnavutça anlatıyordu. Sayısı yaklaşık yirmi tane olan bu vaazlar talebesi ve “Zani i Nalte” dergisinin müdürü olan Haki Şarofi Efendi tarafından not alınmış ve 1932-1935 yılları arasında bu dergide neşredilmiştir. Bu vaazların tamamı Amerika’daki Arnavut Müslümanlar Merkezi imamı olan Vehbi İsmaili Efendi, başmüftünün bu dergide neşredilen vaazları yanında diğer vaazlarını da bir araya getirip derlemiş, daha sonra da Ç’urdhnon Kur’âni (Kur’ân ne Emreder) adıyla kitap olarak neşretmiştir.451 Vehbi Efendi öncellikle Fatiha-i Şerîfe sûresinin önemi, isimleri ve içerdiği konuları çeşitli ayet ve hadisler ile ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır. Daha sonra vaaza 448 Bk. Ali M. Basha, a.g.e, s. 208. 449 Bk. Revista Zani i Nalte, Tirane, Prill 1937, viti i XII, nr. 4, s. 98. 450 Bk. Revista Zani i Nalte, nr. 4-5; 10-11. 451 Bk. Haxhi Vehbi Dibra, Ç’urdhnon Kur’âni, KMSH, Tirane 2014. 98 uygun ancak ilmî seviyeye çok dikkat ederek bütün kelimeleri dil, tefsir, kapsadığı fıkhî, itikadî ve felsefî nükteler ve içerdiği latifeler bakımından açıklamıştır. O dönemde materyalist ve ateist akımlarının zuhûr etmesinden dolayı, müellif bunlarla sık sık ilmî ve felsefî tartışmalara girmiş ve bir Osmanlı medresesi talebesi olarak asrın ilimlerinde kendisi zengin bir kültüre sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca ülkenin o dönemdeki yaşadığı hassas siyasi şartlardan dolayı, ayetleri tefsir ederken, müellif yoğun bir şekilde Müslüman halkın millî uyanışını ve vatansever şuurunu güçlendirmeye çalışmıştır. Müellif ayetleri tefsir ederken dil, felsefe, itikat gibi meselelere temas etmiş, tasavvufî kavramları da ayrıntılı bir şekilde anlatmıştır. Özellikle “İhdinas’-Sırâta’l- Mustakîm” ayetin tefsirinde tassavufî meselelere daha ayrıntılı olarak girmiş ve makam, keşif, tezahür, şeriat, tarikat, hakikat ve marifet gibi kavramları ele almıştır. Bu konuda İbn Arabî ve Fahruddin er-Râzî, gibi âlimlerden nakillerde bulunmuştur. Bunun yanında zaman zaman işârî tefsire de yer vermiş ve bu konuda Rûhu’l-Beyân gibi tefsirlerden istifade etmiştir.452 Vehbi Efendi, ayetleri tefsir ederken İslam dininin esaslarını hem felsefî hem de ictimaî tarzda anlatmıştır. Vaaz şeklinde de olsa, eserde, müellifin yüksek ilmî bir şahsiyete sahib olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Örnek olarak “Mâliki yevmi’d-Dîn” ayetininin tefsirinde şöyle söylemektedir: “Kardeşlerim! Fatiha sûresindeki Allah’ın Esma-i Hüsnası’nın tertibine dikkat edin. Allah, Rabb, Rahman, Rahim ve Mâlik tertibinde beliğâne bir anlam ve murad vardır. Yani: Kullarım siz yoktunuz ve ben sizi yarattım. O zaman bilin ki benim ismim İlah’dır. Sizi nimetlerimle donattım, sizi terbiye ettim, o zaman bilin ki benim ismim Rabb’dır. Ve siz insan olduğunuz için günah ve hatalar yaptınız. Ona rağmen ben o günahları örttüm çünkü ben Rahman’ım. Yaptığınız günahlar için siz tövbe istiğfar ettiniz ve ben sizi affettim çünkü ben Rahim’im. Ama yine sizden iyilik yapan, kötülük yapan, tövbe edenler ve tövbe etmeyenler vardır. Bilin o zaman ki ben sizi hesaba çekeceğim ve iyilik yapanı Cennet ile kötülük yapanı da âdil bir cezâ ile cezalandıracağım. Çünkü ben Maliki yevmi’d-Dîn’im.453 452 Bk. Haxhi Vehbi Dibra, Ç’urdhnon Kur’âni, s. 134; 146. 453 Bk. Vehbi Dibra, a.g.e, s. 48. 99 Ayrıca “Kur’ân Nedir?” başlığı altında yazdığı bir makalesinde454 müellif Kur’ân-ı Kerim’in siyasî, iktisâdî, idarî, toplumsal vb. alanlara katkılarından bahsetmiştir. Bunları izah etmek için “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder” meâlindeki Nisâ sûresinin 58’nci ayetini, “Allah ve resulüne itaat edin, birbirinize düşmeyin, sonra zayıflarsınız ve zaferi elden kaçırırsınız. Sabredin, kuşkusuz Allah sabredenleri sever” meâlindeki Enfâl sûresinin 46’ncı ayetini, “İbrâhim, "Rabbim! Burayı güvenli bir şehir yap, halkından Allah’a ve âhiret gününe inananları da çeşitli ürünlerle rızıklandır" diye dua etmişti…” meâlindeki Bakara sûresinin 126’ncı ayetini, “Namaz kılındı mı artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lutfundan nasip arayın…” meâlindeki Cuma sûresinin 10’ncu ayetini ve başka ayetleri ele almıştır. Müellif bunlardan bahsederken “Kur’ân-ı Kerim’in anlamlarının açıklanması, doğru olsa da tercüme ile değil455, ancak halk tarafından anlaşılan bir meâl ile yapılabilir. Bundan dolayı Kur’ân-ı Kerim’in tercümesi diye bir şey yoktur demiş ve ona karşı çıkmıştır.456 3.12. İŞKODRALI YUSUF FAİK B. İSMAİL EFENDİ457 3.12.1. Hayatı İsmi Yusuf, mahlası ise Fâik’tir. 1302/1885 yılında memleketi olan İşkodra, Rus-i Sagîr458 mahallesinde doğmuştur. Babası tüccar sınıfından İsmail Ağa, annesi ise Zeynep hanımdır. İki büyük kardeşi Hâfız Hasan ve İbrahim Hakkı Efendiler459 de İstanbul’da eğitim görmüşlerdir. İlk tahsilini memleketinde büyük kardeşi İbrahim Hakkı Efendi’nin460 halkasına girerek yapmıştır. 1326/1910 yılında eğitimini tamamlamak için İstanbul’a gelerek fıkıh, akaid, âdab ve mantık gibi dersleri Fatih dersiamı İskilipli Mehmed Atıf Efendi’den461, Belagâtı ise Dağıstanlı Abdülfettah 454 Dibra, Ç’urdhnon Kur’âni, 151. 455 Hıristiyan olan İlo Mitke Qafezezi, 1921 yılında Kur’ân-ı Kerim’i kısmen İngilizce’den Arnavutça’ya tercüme etmiştir. Kur’ân’ın tercümesini hükmen caiz görmediğinden ve özellikle Qafezezi’nin tercümesinde yapılan dinî yanlışlardan dolayı Müftü Vehbi Dibra bu meseleye karşı sert çıkmıştır. 456 Ali M. Basha, Rugetimi i fese İslame ne Shqiperi (1912-1967), s. 375. 457 Arnavutça soyadı Kaduku’dur. 458 Bugün “Rus i Vogel” diye bilinen İşkodra şehrinin bir mahallesidir. 459 Hacı Hâfız Hasan Efendi Kaduku (1865-1948), Hacı İbrahim Efendi Kaduku (1869-1949). Bk. F.Luli- İ. Dizdari- N.Bushati, Ne kujtim te brezave, Shkoder 1997, s.191. 460 İbrahim Hakkı Kaduku Efendi İşkodra hocalarındandır. Kıyafet ile ilgili “Miʿyârü Âsâri’l-Ahyâr fîmen teşebbehe bi’l-Ecânib ve’l-Ağyâr” adında bir eseri vardır. Bk. Matbaatü’r-Rüşdiyât, İskenderiye 1939. 461 İskilipli Mehmet Atıf Efendi (v.1926). Bk. Sadık Albayrak, “İskilipli Mehmed Atıf Efendi”, DİA, XXII, 583. 100 Efendi’den462 okumuştur. Ayrıca Muğlalı Ali Rıza Efendi’nin463 halkasına girmiş, ancak 1330/1914 yılında yapılan medrese teşkilatı değişikliğinden dolayı icazet alamamıştır.464 Tatil günlerinde Silistreli Hacı Selim Efendi’den ferâiz ilmini okumuş, ayrıca Gümüşhanevi Tekkesi’nde verilen Râmûzu’l-Ehâdîs derslerine katılarak icazet almaya muvaffak olmuştur. 1330/1914 yılında Darü’l-Hilâfeti’l-Aliyye Medresesi âlî kısmı, üçüncü sınıfa girmiş ve 1333/1917 yılında Medresetü’l Mütehassısîn Tefsir ve Hadis şubesinde okuduktan sonra aliyyü’l-aʿlâ derecesi ile icazet almıştır. 16 Safer 1337/21 Kasım 1918 tarihinde “ruus”465 imtihanını kazanarak Şeyhülislam İbrahim Haydarizâde Efendi466 tarafından müderrisliğe ehil ve uygun görülmüştür. 1920 yılından itibaren dersiâm olarak göreve başlamış, 1928 senesine kadar iptidâ-i hâric Osmanlı Tarihi müderrisi olarak devam etmiştir. İşkodra’ya izinli olarak gitmiş, ancak izin süresini aştığı için 1 Kanunisâni (Ocak) 1928’den itibaren Diyanet İşleri Riyaseti tarafından maaşı durdurulmuştur.467 Bu tarihten sonra hayatının sonuna kadar İşkodra’nın Koplik ilçesinde imam ve hoca olarak çalışmıştır. Arapça, Türkçe ve Arnavutça konuşup yazıyordu. 462 Dağıstanlı Abdülfettah Efendi (v.1936). 463 Fetva Emini Muğlalı Ali Rıza Efendi (v.1943). 464 Bk. Meşihat Arşivi, “Yusuf Faik İşkodralı”, Dosya Sicilli nr. 1188. 465 Ruûs: Osmanlı ilmiye teşkilatında göreve başlama işlemi için gerekli belgeye verilen isim. Medrese tahsilini tamamlayarak mülâzim olup, yedi senelik mülâzemet süresini tamamlayanlar, şeyhülislamın da bulunduğu ruûs (yeterlik) imtihanına girer, başarırlarsa ruûs alırlardı. Bk. Recep Ahıshalı, “Ruûs”, DİA, XXXVII, 272. 466 Osmanlı şeyhülislâmı (v.1933). 467 Meşihat Arşivi, “Yusuf Faik İşkodralı” dosyası, nr. 1188. 101 3.12.2. Tefsirle ilgili eserleri 3.12.2.1. Risâle fi’t-Tefsîr İşkodralı Yusuf Efendi, Meşihat Arşivi'ndeki özlük dosyasındaki kayıtlara göre tefsir ilmine dair bir risale yazdığını belirtmektedir.468 Yaptığımız araştırmada bu risalenin Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi’nde kayıtlı bir nüshasına ulaştık.469 Risale mezuniyet ödevi olarak yazılmış olup Bakara sûresinin 153-154 ayetlerini tefsir etmektedir. Bu eser bir mezuniyet çalışmasına örnek teşkil etmesi bakımından özel bir önem taşımaktadır. Risalenin 122 sayfası tefsire, geri kalan 20 sayfası da hadise dairdir. Risalenin kapağında Süleymaniye Medresesi tefsir müderrisi Aşkîzâde (Bergamalı) Ahmet Cevdet Efendi’nin (v.1926), 2 Teşrîn-i Sânî 1335/2 Kasım 1919 tarihli müellife övgü sözleri yer almaktadır.470 Risale,471“یا أیھا الذین آمنوا استعینوا بالصبر والصالة إن هللا مع الصابرین“ ayetlerinin tefsiri ve bu ayetler ile ilgili hadislerin beyan ve tahlilini ele almaktadır. Müellif bahsini genel olarak şu şekilde yürütmüştür: Ayetlerin nüzül sebebi ve önceki ayetlerle ilgili münasebetleri, ayetlerdeki kelimelerin anlamları, ayetlerin nahiv ve belağat bakımından mânâsı, Kadı Beyzâvî tefsirinden nakledilmiş bazı tefsir nükteleri, bu ayetler ile ilgili hadisler ve onlardan çıkarılan hükümler, hadislerin “ricâl tenkidi” ve “hadis usulü” bakımından tahlili yapılmıştır. Müellif ayetteki kelimelerin lugavî anlamlarını şerh ettikten sonra Kur’ân’da hangi anlamlarda kullanıldığına da yer veriyor. Nahiv ve sarf meseleleri ele aldıktan sonra ayetteki belağât meselelerinden de bahsediyor. Bu konuda müellif sık sık Ebussuûd Efendi’nin İrşâdü’l-Akli’s-Selîm tefsirinden nakil yapmıştır. “Bevâis-i tefsîrât beyanındadır” başlığı altında ayette geçen kelimelerin anlamları hakkında farklı müfessirlerin görüşleri arasında bir karşılaştırma da yapmıştır. Müellif bu konuda daha 468 Kendi özel dosyasında “Medâris-i İlmiye Nizamnâmesinde mevâdd-ı mahsusasına tefsir ve hadis şubesi tehassusu tevfîkan tahriri matlûb ve multezem olan gayr-i matbu bir risalem vardır. Medrese-i Süleymaniye Müdüriyet-i İlmiyesinde mahfûzdur” diye geçmektedir. Bk. Meşihat Arşivi, a.y. 469 Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi, Kayıt nr. 107. 470 “Yusuf-i Mısır fazilet hoca-i vâlâ-himem işbu tefsirini bıraktı ehl-i ilme yâdigâr, Çekmiş etraf-ı funûnu hıyta-i tahrîrine bârekellahu hâme-i pergâr girdün iktidâr” 471 “Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerin yanındadır. Allah yolunda öldürülenler için "ölüler" demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz”. Bakara, 2/153-154. 102 ziyade Suyûtî, Taberî, Beyzâvî, Ebussuûd Efendi ve İsmail Konevî gibi müfessirlerin görüşlerini belirttikten sonra nâdiren tercih ettiği görüşün hangisi olduğuna da temas etmiştir. Diğer başlıklar altında ayetler ile ilgili itikâdî meselelere, “sabır ve namaz” ilişkisi ve bunların faziletlerine, şühedânın “ölümü ve yaşaması”nın anlamı hakkında müfessirlerin ve kelamcıların görüşlerine yer vermiştir. Hâtime bölümünde tabakâtü’l- müfessirîn ile ilgili bir takım malûmât üzerinde durulmuştur. Risalenin hadis ile ilgili olan ikinci bölümünde ise ayetlerin tefsiri ile ilgili çeşitli hadisler ve rivayetler, nahiv ve sarf, hadis ilmi, usûl, meşhûr hadîs râvileri vs. hakkında bir takım bilgiler verilmiştir. Müellif risale boyunca bazı meseleler hakkında dipnot şeklinde ilave bilgiler de vermektedir. Daha kadîm yazmalarda sayfa kenarlarında haşiye şeklinde yer verilen bu uygulama müellifin yaşadığı dönemdeki hâkim anlayışın da etkisiyle sayfa altında verilen dipnotlar şekline dönüşmüştür. Genel olarak risale İşkodralı Yusuf Efendi’nin Dârü’l-Hilafeti’l-Aliyye Medresesi’nin tefsir ve hadis şubesine intisab eden bir talebenin mezûniyet tezi olarak ayrı bir önem taşımaktadır. Tefsir bakımından risale kapsamlı bir şekilde çeşitli konular içermiştir ancak kanaatimize göre müellifin ayetlerin tefsiri ile ilgili tartışmalı meseleleri zikrettikten sonra kendi görüşüne ve yaşadığı zamanla ilgili güncel uygulamalara daha fazla yer vermesi beklenirdi. 3.13. SÂBİT NUMAN EFENDİ EL-ARNAÛTÎ 3.13.1. Hayatı İsmi Sâbit Numan Ferizay el-Arnautî ed-Dımaşki’dir.472 1277/1860 yılında doğmuştur. Sırp isyanlarından sonra ailesi Kosova’nın Ferizay (Frizovik) kasabasına göç etmiştir. Eğitimini memleketinde almış ve Türkçe, Arapça ve Farsça öğrenmiştir. Kasabasında bir sıbyan mektebinde muallimlik yapmıştır. Yaşadığı köyden bir kız ile evlenmesi yerel halk tarafından hoş karşılanmayınca473 oradan çıkarak önce Anadolu’ya, sonra Ürdün’e, oradan da Suriye’ye gitmiştir. Son olarak Dımaşk’a yakın bir yere yerleşmiş ve orada çiftçilik, marangozluk ve başka mesleklerde çalışmıştır. 472 Hayatı ile ilgili bk. el-Marʿaşli, Nesrü’l-Cevâhir, I, 301-302. 473 Arnavutluk’un bazı bölgelerindeki geleneklere göre kişinin yaşadığı köyün kızları onun kardeşleri gibi sayılmaktadır. Bu sebepten halk aynı köyden bir kızla evlenmeyi örfen hoş görmeyip reddetmişlerdir. 103 Ayrıca dinî ilimler yanında astronomi, fizik, tıp gibi alanlara da ilgi göstermiş ve bazı aletler îcat etmiştir. Yaşı sekseni bulduktan sonra yaşadığı mahallede Câmiu’l-Arnaût diye bilinen Divaniyye Camii’ne bitişik olan zaviyesinde halka vaaz ve nasihatte bulunmuş, tasavvufi dersler vermiştir. 1950 yılında vefat etmiştir. 3.13.2. Eserleri Sâbit Numan el-Arnauti’nin tasavvuf, tefsir, astronomi ve tıp alanlarında muhtelif eserleri vardır. Müellifin yazdığı eserler şunlardır: el-Burûcu’l-Felekiyye ve Eseruha fî Hayati’n-Nâs Rasdu’l-Arnaûtî alâ Beyâni’l-Müfessiri’l-Felekî Hazînetü’l-Mücevherât’i-Nâşieti Müfredâtü’l-Ulûmi’t-Tabîiyye Menâfiu’n-Nebât li’l-İnsan el-Âʿşâb ve Te’sîrûha fi’t-Tıbb Beyânu Tabîati’n-Nebâtâti ve Alâmâtu Tagyîri’l-Mizâci’l-İnsanî Risâletü İlmi’l-Yakîn ve Ehli’l-Mezâhib Tefsîru Sûreti’l-Mâide Tefsîru Âyâtin Kur’âniyyetin Müteferrika Ayrıca tarih yanında, Arap, Türk ve Arnavut edebiyatıyla ilgili makaleler yazmıştır.474 Müellif bazı eserlerinde Arap harfleriyle Arnavut dilini kullanmış ve konuda kendisine mahsus bir alfabe önermiştir.475 3.13.3. Tefsir ile ilgili çalışmaları Eserleri arasında geçtiği üzere müellifin Tefsîru Sûreti’l-Mâide ve Tefsîru Âyâtin Kur’âniyyetin Müteferrika adında iki tefsir risalesi vardır. Ancak biz her ikisine de ulaşamadık. 474 Yusuf el-Maraşlı, Nesrü’l-Cevâhir, I, s. 302. 475 Bk. Muhammed Mufaku, es-Sekâfetü’l-Arabiyye, s. 122-123. 104 3.14. TİRANLI HÂFIZ İBRAHİM DALLİU 3.14.1. Hayatı İsmi İbrahim b. Mustafa Efendi’dir. Hâfız İbrahim Dalliu diye meşhurdur. 1295/1887 yılında Tiran kasabasında doğmuştur. Babası Hacı Hâfız Mustafa Efendi şehrin önde gelen hocalarındandır. Abisi Hüsnü Efendi ve kardeşi Ali Efendi de hâfızdır.476 İptidaiye, rüşdiye ve medrese tahsilini Tiran’da yaptıktan sonra abisi Hüsnü Efendi’nin yanına İstanbul’a gelmiştir. Hâfız İbrahim Efendi’nin İstanbul’da nerede okuduğu ve hangi hocalardan ders gördüğü bilinmemektedir. Ailenin ekonomik sıkıntıları nedeniyle eğitimine ara vererek 1319/1901 yılında kendi kasabasına dönmüştür.477 Orada önce Hüseyin Mere Paşa Mektebi'nde fahri muallimlik yapmıştır. 17 Cemazeyilevvel 1324/9 Temmuz 1906 tarihinde sınavı kazanarak Tiran’ın Kokonoz İnas Mektebi’nde ders vermeye başlamıştır.478 1908 yılında diğer bazı Arnavut şahsiyetler ile Tiran Başkim (İttihad) Kulübü'nü kurmuştur. İttihad ve Terakki Cemiyeti Tiran Şubesi, Başkim Kulübü'ne olumlu bakmadığı için, kendi hakkında bazı şikâyetlere maruz kalan Hâfız İbrahim Efendi görevinden alınmıştır. 1909 yılında İlbasan’da yeni açılan Darü’l-Muallimîn’de (Normale e Elbasanit) Arnavutça dersi yanında farklı dersler de vermiştir. Bu esnada Latin harfi ve bağımsızlık taraftarı olarak Jöntürk yönetimi tarafından tutuklanmış ve on sene hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Ancak Osmanlı Meclisi üyesi olan Hasan Priştina’nın müdahalesiyle birkaç ay sonra 29 Rebiulevvel 1329/29 Nisan 1911 tarihinde serbest bırakılmıştır.479 Hâfız İbrahim Efendi 1912-1924 yılları arasında eser yazarak ve çeşitli siyasi kongrelere katılarak aktif bir hayat geçirmiştir. Yazdığı bazı eserlerden dolayı Kral Ahmet Zogu devrinde, İtalya istilâsı esnasında ve özellikle Enver Hoca döneminde tutuklanmış, yazılarını neşreden yayınevleri kapatılmıştır.480 1944-1947 yılları arasında Tiran Yüksek Medresesi’nde ders vermiştir. 1947 yılında Komunizm aleyhtarlığı gerekçesiyle tutuklanmış ve bütün mal varlığına el konulmuştur.481 Yattığı hapishanede çeşitli işkencelere maruz kaldıktan sonra delil eksikliği nedeniyle 1950 yılında serbest bırakılmıştır. Hâfız İbrahim Dalliu 1952 yılında büyük bir yoksulluk içerisinde ağır 476 Bk. İsmail Bardhi, Hâfız İbrahim Dalliu dhe Ekzegjeza e Tij Kur’ânore, Logos A, Shkup 1998, s. 87. 477 Bk. Xhemal Balla, Hâfız İbrahim Dalliu- Jeta dhe Vepra, A.C.F.O.S. Books, Tirane 2008, s. 14. 478 Bk. BOA. MF. MKT. 997 / 76. 479 Bk. BOA. BEO. 3887 / 291457. 480 Bk. İsmail Bardhi, “Hâfız İbrahim Dalliu”, DİA, XV, 92. 481 Bk. Ali M. Basha, Rrugëtimi i Fesë İslame në Shqipëri, s. 446. 105 hasta vaziyette vefat etmiştir. Dönemin rejimi tarafından Dalliu hakkında hiçbir dinî tören yapılmaması emrine rağmen, yine de bazı hocalar ve halk tarafından cenaze namazı kılınarak Tiran Mezarlığı’nda defnedilmiştir. 3.14.2. Eserleri Hâfız İbrahim Dalliu şiir ve nesir olarak dinî, içtimaî, siyasî ve edebî eserler yazmıştır. Bunların bazıları meşhur kaynakların tercümesinden ibarettir. Bazıları ise kendi çalışmalarıdır. Eserlerinin büyük bir kısmı komünist rejim tarafından yakıldığından sadece bir kısmı günümüze ulaşabilmiştir. Eserlerinin bazıları şunlardır: Ajka e Kuptimeve te Kur’âni Qerimit (Kur’ân-ı Kerim’in Meâllerinin Özü), Texhvidi i Kur’ânit (Kur’ân-ı Kerim’in Tecvidi), Besimet e Muslimanvet (Müslümanların İnançları), E Lemja e te Madhit Profit dhe Jeta e Tij (Büyük Peygamber’in Doğumu ve Hayatı), Hadithi Erbain (Kırk Hadis), Mesime Teorike dhe Praktike te Moralit Islam (Ömer Nasuhi Bilmen’in Yüksek İslam Ahlâkı’nın tercümesi), Ç’eshte İslamizma (İslam Dini Nedir), Libri i se Falmes (Namaz Kitabı), Udha Muhammedane (et-Tarikatü’l- Muhammediye’nin tercümesi), Patriotizma në Tiranë (Tiran’da Vatanperverlik), Grenxat e Kuqe të Tiranës (Tiran’ın Kızıl Arıları). 3.14.3. Tecvid ve Tefsir alanındaki çalışmaları 3.14.3.1. Texhvidi i Kur’ânit Eser iptidaiye mektebi öğrencilerine ve halk kitlelerine tecvid kurallarını pratik bir şekilde öğretmek maksadıyla yazılmıştır. Müellif bu risalede meşhur Karabaş Tecvidini özetleyerek tercüme etmiştir. Risalede tecvidin konusu, harflerin mahrecleri ve sıfatları, medler, nûn-i sâkin ve tenvînin hükümleri ve bazı özel harflerin Arnavutça lisânında telaffuzunun nasıl yapıldığı gibi meseleleri örnekler ve şekiller ile anlatmıştır. 16 sayfadan ibaret olup Tiran Sancakçiyan Matbaası’nda 1337/1921 yılında basılmıştır. 3.14.3.2. Ajka e Kuptimeve te Kur’âni Qerimit Hâfız İbrahim Dalliu Efendi’nin en önemli çalışmalarından birisi de Ajka e Kuptimeve te Kur’âni Qerimit (Kur’ân ı Kerim’in Meâllerinin Özü) adında tefsiridir.482 Müellif bu eserde Fatiha sûresinden başlayarak Tevbe sûresinin 18’nci ayetine kadar üç cilt halinde 1.572 sayfa olarak Kur’ân-ı Kerim’in Arnavutça meâl ve tefsirini 482 Bu eser ile ilgili daha fazla bilgi için bk. İsmail Bardhi, “İbrahim Dalliu ve Tefsirdeki Metodu”, Doktora tezi, Ankara Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1997. 106 hazırlamıştır. Bu tefsir Arnavutluk Diyanet İşleri (Yüksek Şer’iye Meclisi) tarafından tahkik edildikten sonra onaylanmış ve Ora e Shkodres Matbaası’nda 1929 yılında basılmıştır.483 Eserin bir mukaddimesi ya da bir önsözü yoktur. Müellif önce ele aldığı ayetin meâlini, nüzûl sebeplerini, “şerh” veya “açıklamalar” adı altında ayetin tefsirini ve son olarak da onun özetini vermiştir. Âl-i İmran sûresinden itibaren, Arapça bilmeyen Arnavut Müslümanlar da Kur’ân-ı Kerim’in okumasından mahrum kalmasın diye, Arapça metinden sonra Arnavut harfleriyle ayetin transkripsyonunu da yapmıştır.484 Hâfız İbrahim Efendi, itikadî konularda daha uzun durmuş ve kelam ehlinin görüşlerini ortaya koymuştur. Özellikle Allah’ın isimleri ve sıfatları meselesinde, ele aldığı ismin önce dil bakımından anlamlarını vermiş, sonra itikadî olarak hangi anlamın doğru olabileceğini açıklamıştır. Bazı konularda, müfessirlerin görüşlerini zikrettikten sonra, az da olsa, kendi fikirlerini de söylemiştir. Bazı meselelerde “Mütercimden” başlığı altında kendi açıklamalarına yer vermiştir. Bakara, 2/29) ayetinin tefsirinde şöyle) (ثم استوى إلى السماء فسواھن سبع سموات) demektedir: “Yedi gökler ile kastedilen şey bizim Güneş’in etrafında hareket eden yedi gezegenlerdir. Gezegenlerin sayısı dokuz olmasına rağmen Kur’ân’ın indirildiği zaman sadece yedi gezegenin var olduğu bilindiğinden ayette sadece yedi gök (gezegenler) zikredilmiştir.”4858F44 Hâfız İbrahim Efendi’nin tefsiri hem rivayet hem de dirayet kabilinden sayılmaktadır. Rivayet olarak Taberî tefsirini, dirayet olarak ise başta Râzî olmak üzere, el-Hâzin el-Bağdadî (Tefsîr-i Hâzin), Beyzâvî, Nimetullah Nahcivânî ve Ebussuûd Efendi gibi müfessirlerlerin tefsirlerinden büyük ölçüde istifade etmiştir. Hâfız İbrahim Efendi, tefsirinde Konyalı Mehmet Vehbi Efendi’nin Hülâsatü’l-Beyân tefsirinin ismini çok az zikretmesine rağmen, İsmail Bardhi iki eser arasında büyük benzerlikler bulunduğunu söylemektedir.486 483 Bk. Ali M. Basha, Rrugëtimi i Fesë İslame në Shqipëri, s. 370. 484 Kendi ifadesine göre Hâfız İbrahim Efendi bu konuda Hind âlimlerini örnek almıştır. 485 Bk. Ajka e Kuptimeve te Kur’âni Qerimit, Shtypshkronja “Ora e Shkodres”, 1929, s. 82-83. 486 Bardhi, Hâfız İbrahim Dalliu dhe Ekzegjeza e tij Kur’ânore, s. 102. 107 Genel olarak Hâfız İbrahim Dalliu’nun tefsiri Arnavutça olarak yazılmış ilk düzenli tefsir487 çalışması olduğundan, ayrıca Şer’iye Yüksek Meclisi’nden onay aldığından dolayı farklı bir önem taşımaktadır. Buradan anlaşılacağı gibi tefsir tamamlanmış olsaydı Arnavut Müslümanların elinde önemli bir eser bulunmuş olacaktı. 3.15. STRUGALI HÜSREV AYDINLAR EFENDİ 3.15.1. Hayatı İsmi Muhammed Hüsrev Aydınlar’dır. 1300/1883 yılında Manastır vilayeti Ohri kazası Struga kasabasına bağlı Labunişta köyünde doğmuştur. Babası Numan Efendi, annesi ise Habibe hanımdır. İlköğrenimini köyünde tamamlamıştır. Sıra ile Ohri’de Hüsrev Bey Medresesi’nde müderris Mustafa Efendi’den bir sene ve daha sonra Tiran’da, Hacı Abdurrahman Bey Medresesi’nde bir buçuk yıl kadar ders okumuştur. Hocasının ve zamanın Tiran müftüsünün tavsiyeleriyle 1910 İstanbul’a gelmiş, Karagümrük’teki Üçbaş Medresesi’ne yerleşmiştir. Rebîî Molla, Kastamonulu Ahmed Efendi, Tavaslı Hâfız Hasan ve İzmirli İsmail Hakkı gibi hocalardan ders görmüştür.488 1916 yılında Süleymaniye Medresesi Tefsir ve Hadis Şubesine kaydolmuş, 13 Mart 1919 tarihinde derece-i ûlâ ile mezun olmuştur. Tabakât-ı Kurrâ ve Tabakât-ı Müfessirîn dersini İstanbullu Mustafa Asım Efendi’den,489 Tefsir-i Şerîf dersini ise İskilipli Mehmed Atıf Efendi’den490 okumuştur. Mezun olduktan sonra hem dersiâmlığa hem de ibtidâ-i hâric payesiyle Arapça hocalığına tayin edilmiştir.491 Ayrıca kısa bir müddet Tıbbiye Mektebi’nde okumuştur.492 Medreselerin kapatılması ve dersiamlığın kaldırılmasına rağmen fahri olarak hizmetlerini devam ettirmiştir. 1936 yılında baskılardan dolayı memleketine dönmek bahanesiyle ailesini yanına alarak yurtdışına çıkmış ve Medine-i Münevvere’ye yerleşmiştir. Ancak ailesinin sağlık sorunları nedeniyle tekrar İstanbul’a dönmüş ve hayatının sonuna kadar hem evinde hem de camilerde, bütün baskılara rağmen ders vermeye devat etmiştir. Hocapaşa ve Camialtı Camilerinde zaman zaman hutbe vermiş, 487 Göriceli Hâfız Ali Efendi tefsirini daha erken dönemde (1910 yıllarında) yazmaya başlamıştır. Ancak elimizde tefsirinden kalan çok az bir miktar bulunmaktadır. 488 Bk. Abdullah Naim Şener, Müslüman Yiğit Erkekler, İstanbul 1976, s. 11-12. 489 Mustafa Asım b. Şeyh Muhammed Nasuhî el-Üsküdari (1859-1943). 490 Mehmet Atıf b. Mehmet Ali Ağa (1876-1926). 491 Bk. İsâm Ktp., Dokümantasyon, Hüsrev Hoca dosyası. 492 Bk. Şener, a.g.e, s. 14. 108 İstanbul İmam-Hatip Okulu’nun açılışından sonra iki yıl kadar burada meslek dersleri okutmuştur. Ayrıca Fâtih Camii’nde otuz yıldan fazla her gün ikindi vaktinden, Pazar günleri ise öğle ve ikindi vakitlerinden sonra ders vermiş, her seviyede talebe yetiştirmiştir. Eski İstanbul vâizlerinden Salih Şeref, Abdülhalim Akkul, İmam ve Hatip Hüseyin Karagözoğlu, Mahmut Bayram, Diyanet İşleri Başkanlığı başkan yardımcılarından Yaşar Tunagür yetiştirdiği talebelerden bazılarıdır. Tefsîr-i Kâdî, Buhârî-i Şerîf, Şifâ-yı Şerîf, Menâr Şerhi, Hadîs-i Erbaîn, İhyâu Ulûmi’d-Dîn gibi dersler okutmuştur. Ayrıca Tarîkat-ı Muhammediyye kitabını defalaraca okutmuştur.493 Maddi sıkıntılarına, hastalığının ilerlemesi ve gözlerinin çok az görmesine rağmen vefatından üç gün öncesine kadar derslerine ara vermeden devam etmiştir. 23 Nisan 1953 tarihinde vefat etmiştir. Mezarı Edirnekapı Sakızağacı Kabristanı’ndadır.494 3.15.2. Tefsir ile ilgili çalışmaları 3.15.2.1. Risâletü’l-Mevâhibi’l-İlahiyye Hüsrev Efendi, hayatını daha ziyade ders vermek ve talebe yetiştirmek sûretiyle geçirmiştir. Bu nedenle eser yazmaya fazla vakit ayıramamıştır. Ulaşabildiğimiz tek eseri Risâletü’l-Mevâhibi’l-İlâhiyye’dir. Kendisi de belirttiği gibi495, bu çalışma Süleymaniye Medresesi Mutehassısîn kısmı Tefsir ve Hadis Şubesi hocaları tarafından ruûs imtihanı tekmilesi olarak kendisinden istenmiştir. Eserin müstensihlerinden ve aynı zamanda Hüsrev Efendi’nin öğrencisi olan Erzurumlu Mustafa Necati Efendi, mukaddimenin bir cümlesine düştüğü notta şu bilgileri vermektedir: Hüsrev Efendi kitabını yazmaya başladığı esnada hanımı vefat etmiş, ayrıca içindeki kitaplarıyla birlikte evi yanmış, ayrıca İstanbul düşman işgaline uğramıştır.496 Eserin hatimesinde telif tarihi olarak 8 Cemâziyelevvel 1337/9 Şubat 1919 gösterilmiştir. Eserin önemli bir nüshası Hüsrev Efendi’nin talebelerinden Salih Şeref’in oğlu Hüsrev Bey’de bulunmaktadır.497 Bu nüsha Muharrem 1359/Şubat 1940 tarihinde İstanbul’da Mimar Hayrettin Camii’nde yazılmıştır. Nüshadaki 27 Cemâziyelevvel 493 Bk. Ahmet Turan Arslan, İmam Birgivi-Hayatı, Eserleri ve Arapça Tedrisatındaki Yeri, Seha Neşriyat, İstanbul 1992, s. 113. 494 Bk. Bekir Topaloğlu, “Hüsrev Hoca”, DİA, XXXIX, 36-37. 495 Bk. Ohrili Mehmed Hüsrev Hoca, Risâletü’l-Mevâhibü’l-İlahiyye (el yazması, Hüsrev Şeref’in özel kütüphanesi), s. 5. 496 A.g.e, s. 6. 497 Bize eserin iki nüshasına ulaştırdığından dolayı Hüsrev Efendi hocanın talebesi olan Salih Şeref hoca’nın oğlu Hüsrev Şeref Bey’ye çok müteşekkiriz. 109 1363/20 Mayıs 1944 tarihine ait bir notta bu nüshanın müellifle birlikte asıl nüshayla mukabele edildiği ve eserin okunması ve okutulması için müstensihe icâzet verildiği kaydedilmiştir.498 Hüsrev Şeref Bey’de eserin 18 Muharrem 1340/21 Eylül 1921 tarihinde yazılmış bir başka nüshası daha vardır. Risale Arapça olup müellif “ یا أیھا الناس اعبدوا ربكم الذي خلقكم والذین من قبلكم Bakara 2/21) ayetinin ahkâm, usûl, fürû, tefsir kaideleri ve hadis ilimleri) ”لعلكم تتقون açısından tefsirini yapmıştır. Tefsire başlamadan önce müellif tefsir ve tevilin tanımını ele almış ve bunlara dair âlimlerin görüşlerine ayrıntılı bir şekilde yer vermiştir. Sonra Kur’ân’ın İslâm dinindeki yeri, onu okumanın ve öğretmenin fazileti, Kur’ân’ı bilmeden tefsire cesaret eden ve onu ezberledikten sonra ihmal edip terk edenlerin durumu, Kur’ân-ı Kerîm’in cem’i, tertibi ve yedi harf üzere nâzil oluşu gibi konulara yine ayrıntılı bir şekilde yer vermiştir. Bu konuları ele alırken, müellif büyük ölçüde İmam Suyûtî’nin el-İtkân fi Ulûmi’l-Kur’ân eserinden istifade etmiştir. Bundan sonra müellif, “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki böylece korunmuş olursunuz” meâlindeki Bakara 2/21 âyetinin tefsirine geçmiştir. İlk önce, müellif bu ayetin bir önceki ve bir sonraki ayetlerle münasebetlerini açıklamıştır. Özellikle Ehlisünnet ve Mutezile arasında cereyan eden tartışmalara girmiştir. Böylece kelam ilminin klasik kaynaklarından istifade ederek kâfirlerin iman ve ibadet ile muhatap olup olmadıkları, sonraki nesillerin Kur’ân’ın emirlerine muhatap oluş keyfiyeti ve bu emirlerin onları ne şekilde kapsadığı gibi meseleleri ele almıştır. Ardından müellif, “faide” başlığı altında, müfessirler ve âlimlerin bu ayetten itikada dair istinbât ettikleri birçok meseleyi serdetmiştir. Bu konuda müellif büyük ölçüde İmam Râzî’nin Mefâtîhü’l-Gayb tefsirinden istifade etmiştir. Ayrıca ayette tevhid ve takva kavramlarının tanımları ve kısımlarını da açıklamıştır. Daha sonra müellif bu ayet hakkındaki hadislere yer vermiş, ardından rivayet tefsiri alanında meşhur olan sahabe ve tâbiûndan bahsetmiştir. 498 A.g.e, s. 152. 110 Müellif, bu ayetin dirayet ve rivayet tefsirini ayrıntılı bir şekilde verdikten sonra, tasavvufî tefsirine geçmiştir. Önce tasavvufî tefsirlerin hangilerinin muteber olduğundan söz etmiş ve kendisi bu konuda en çok Ebu’l-Leys es-Semerkandî’nin tefsiri ile İsmail Hakkı Bursevî’nin Rûhu’l-Beyân isimli tefsirinden istifade etmiştir. Genel olarak bu konuda müellif, gerçek sufilerin kim oldukları, şeriata uygun davranan sûfilerin tefsirinin doğru ve makbul sayıldığı, şeriata aykırı davrananların tefsirinin ise, kim olursa olsun, doğru olmadığı ve reddedilmesinin gerektiğini beyan etmiştir. Son olarak müellif tefsir ilmini öğrenme sebebi, faydası ve müfessirin bilmesi gereken ilimlerden bahsetmiştir. 3.16. DEBRELİ HÂFIZ İSMET EFENDİ 3.16.1. Hayatı Hâfız İsmet Dibra diye meşhurdur. 1303/1886 yılında medrese ve hocalarıyla tanınan Debre-i Bâlâ kasabasında doğmuştur. Hâfız Celal diye meşhur olan babası Celaleddin Mehmed b. Şeyh Nimetullah Efendi, kasabanın hocalarından ve Mekteb-i Rüşdiye muallimlerindendir.499 Hâfız İsmet Efendi ilk eğitimini memleketinde almış ve Kur’ân-ı Kerim hıfzını tamamlamıştır. Daha sonra İstanbul’da eğitimine devam etmiş, tamamladıktan sonra da memleketine dönmüştür. 14 Recep 1324/3 Eylül 1906 aliyyü’l-aʿla derecesiyle ruus sınavını kazanarak Debre-i Bâlâ Mekteb-i Rüşdiyesi'nde muallim-i sâni olarak çalışmaya başlamıştır. 24 Zilkade 1325/29 Aralık 1907 tarihinden itibaren aynı şehirde bulunan Hacı İbrahim Efendi Camii’nde vaizlik yapmıştır.500 1909 yılında Debre Kongresi'ne katılmıştır. Hâfız İsmet Efendi’nin şehri olan Debre-i Bâlâ, Balkan savaşlarından sonra Makedonya sınırları içinde kalması sebebiyle İstanbul’a göç etmiş ve 1919 yılına kadar orada kalmıştır. Bu süreç esnasında İstanbul’da bulunan Arnavutluk’taki vakıflar ile ilgili belgeleri araştırmak üzere Tiran Müftülüğü tarafından görevlendirilmiştir.501 Hâfız İsmet Efendi 1926 yılında Tiran’da kurulan Keshilli i Nalte i Sheriatit (Arnavutluk Şer’iyye Yüksek Meclisi)’ne üye olarak seçilmiş ve aynı zamanda 1924 499 BOA. BEO. 1568/117597. 500 BOA. MF. MKT. 980/26. 501 Bk. Faik Kasollja, “Hâfız İsmet Dibra-Teologu, Atdhetari, Mesuesi”, A Ka Dyshim ne Qenien e Zotit, Tirane 2007, s. 19. 111 yılında kurulmuş olan Yüksek Tiran Medresesi’nde Arapça hocası olarak çalışmıştır. 1929 yılında Arnavutluk Müslümanlar Kongresi tarafından bu medresenin müdürü olarak seçilmiş ve görevi Kral Ahmed Zogu tarafından onaylanmıştır. 1946 yılı sonuna kadar yürüttüğü müdürlük görevi yanında bu medresede mantık, akaid, Farsça ve tefsir gibi dersler de vermiş ve yüksek seviyeli talebeler yetiştirmiştir. Komunizm idaresi döneminde askeri bir mahkeme tarafından yargılanmış, Aralık 1946-Mayıs 1949 tarihleri arasında hapis cezası çekmiştir. Daha sonra suçsuz bulunup serbest bırakılmış ve aynı medreseye tefsir hocası olarak geri dönmüştür.502 Hâfız İsmet Efendi 1955 yılında Tiran’da vefat etmiştir. 3.16.2. Eserleri Hâfız İsmet Efendi XX’nci asrın ilk yarısında Arnavutluk’ta hem dini ilimler hem de genel kültürü ile tebarüz etmiş en önemli âlimlerden birisidir. Kendisi ana dili olan Arnavutça yanında Arapça, Türkçe ve Farsça’yı ileri seviyede bilmektedir. Öte yandan tefsir, fıkıh ve mantık gibi ilimlerde uzmanlaşmış bir âlimdir. Uzun süre idarî görevler ve eğitim ile uğraştığı için, eser yazmaya fırsat bulamamıştır. Buna rağmen, dönemin bazı dinî ve sosyolojik sorunları ile ilgili makaleler kaleme almış ve bu makalelerde fikirlerini net bir şekilde ortaya koymuştur. Mesela 1920-1930 yılları arasında, başta Mehdi Fraşeri olmak üzere bazı entelektüeller, Hırıstiyanlık’ta olduğu gibi İslam dininde de Avrupa prensiplerine uygun bir reform ihtiyacı olduğunu savunmuşlar ve buna dair makaleler yazmışlardır. Hâfız İsmet Efendi de bu iddialara yönelik reddiyeler yazmış ve İslam dininin ictihada ve teceddüde karşı olmadığını belirtmiştir. Ayrıca, o zaman devletin benimsediği yeni medeni kanunların İslam şeriatına uygun olması gerektiğini söylemiş, itikadî meselelerde ise reform diye bir şeyin olamayacağını ifade etmiştir.503 Öte yandan Zani i Nalte dergisinde A ka Dyshim ne Qenien e Zotit (Allah’ın Varlığında Şüphe mi Olur?) ve Ç’eshte Kur’âni? (Kur’ân-ı Kerim Nedir) başlıkları altında muhtelif dini makaleler de yazmıştır. 502 Bk. Ali Basha, Rrugetimi i Fese İslame ne Shqiperi 1912-1967, s. 442. 503 Bk. Nathalie Clayer, “Adapting İslam to Europe- the Albanian Example”, Islam und Muslime in (Südost) Europa. Im Kontext von Transformation und EU-Erweiterung, Studies on Languages and Culture in central and Eastern Europe, Band 9, München-Berlin 2010, s. 62. 112 3.16.3. Tefsir ile ilgili çalışmaları 3.16.3.1. A Ka Dyshim ne Qenien e Zotit? Hâfız İsmet Efendi 1930 yıllarında Arnavut toplumunda ve özellikle gençler arasında hızlı bir şekilde yayılan Darvinist ve ateist fikirlere karşı konuşmalar ve vaazlar yapmıştır. Konuşma ve vaaz meclislerinde yapılan yaklaşık on iki ders, talebeleri tarafından not şeklinde kaydedilerek Zani i Nalte dergisinde neşredilmiştir. Daha sonra bu makaleler Vehbi İsmaili Efendi tarafından kitap haline dönüştürülmüş ve A Ka Dyshim ne Qenien e Zotit? (Allah’ın Varlığında Şüphe mi Olur?) ismiyle 1993 yılında Amerika’da neşredilmiştir. Ayrıca bu eser sadeleştirilerek 2007 yılında Tiran’da tekrar basılmıştır. Hâfız İsmet Efendi bu konuşmalarında قالت رسلھم أفي هللا شك فاطر السموات Elçiler de, göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah hakkında şüphe mi“واألرض olurdemişlerdi” meâlindeki İbrahim 14/10 ayetinin tefsirini yaparak yeni çıkan materyalist ve ateist fikirlere cevap vermiştir. Klasik tefsirden ziyade müellif bu ayetten hareketle ilmî ve aklî delillerle, çeşitli Avrupalı filozoflar ve ilim adamların sözleriyle Allah’ın varlığını ispat etmeye çalışmıştır. Müellif önce bu ayetin tefsiri ile ilgili uzun bir mukaddime yapmıştır. Mukaddimede Kur’ân-ı Kerim’in tevhid, diyânât ve ihbârât gibi içerdiği ana başlıkları ve onlara dair bazı ayetleri zikretmiştir. Özellikle “ihbârât” başlığından bahsederken fen ve sosyal bilimlerin ortaya koyduğu gerçekler ile Kur’ân ayetleri arasındaki ilişkileri açıklanmıştır. إن هللا یأمر بالعدل واإلحسان وإیتاء ذي القربي (Nahl 16/90) ayetindeki ذي lafzının akrabaların dışında bütün milleti kapsadığını söylemesi dikkat القربى çekmektedir.5045F03 Yine tevhid konuları anlatırken fikirlerini İncil’den örneklerle desteklemiştir. Mukaddimeden sonra ayetin tefsirine dönerek müellif, Allah’ın varlığını ispat etmek için akl-ı selim, edille-i vakîiyye, imtinâ-i aklî, meslek-i hudûs, meslek-i imkân, meslek-i gâye ve meslek-i ibdâ ve ihtirâʿ gibi kelam ve mantıkla ilgili birçok delil türüne geniş bir yer vermiştir. 504 Kasollja, A ka dyshim ne Qenien e Zotit, s. 58. 113 Daha sonra müellif, Arnavut gençler arasında yayılan Darvinist ve ateist görüşlere karşı sert bir tavır alarak onları eleştirmek adına Descartes, Newton, Müller, Aristotales ve Platon gibi filozofların görüşlerine yer vermiş, onların görüşlerinin hangi ayetlere dayandığını zikretmiştir. Ayrıca ayetleri anlatırken sık sık İbn Arabî, İbn Sînâ, Teftazânî, Gazâlî ve İsmail Hakkı Bursevî’nin görüşlerine de yer vermiştir. Son olarak müellif söz konusu ayetin işâret, delâlet ve iktizâ yoluyla ne ifade ettiğini kısaca anlatmıştır.505 Hâfız İsmet Efendi’nin vaaz meclislerinde bu ayetin tefsirini yaparken mantık kaidelere ve filozofların görüşlerine yer vermesi ve onları ayrıntılı bir şekilde açıklaması dikkat çekmektedir. Bu durum onun sadece İslam kültür geleniğine değil aynı zamanda batı kültürüne de vakıf olduğunu göstermektedir. 3.17. GÖRİCELİ HÂFIZ ALİ EFENDİ 3.17.1. Hayatı Göriçeli Hafız Ali Efendi 1288/1872 yılında Göriçe (Korça) kasabası, Dere Mahallesi’nde doğmuştur. Osmanlı Arşivi kayıtlarında onunla ilgili bir dosyada “Ali İzzet Efendi, muallimînden Göriceli İlyas Hulusi Efendi’nin mahdûmudur” diye geçmektedir.506Arnavutlar arasında Hâfız Ali Korça diye meşhurdur. Babası ve dedesi şehrin âlimleri ve ileri gelen şahsiyetlerindendir. İlk eğitimini sıbyan ve rüşdiye mektebinde almış ve özel hocalardan tefsir ve Mesnevî dersleri görmüştür. On iki yaşında iken hâfız olmuştur. Sonra Görice Medresesi’nden mezun olmuştur. Bazı kaynaklarda Ali Efendi’nin İstanbul’da eğitimini tamamladığı söylenmesine rağmen, terceme-i halinde507 kendi eğitiminden bahsederken sadece Görice Medresesi’ne kadarki eğitimine yer vermiştir.508Arapça, Farsça ve Türkçe kaynak eserlerden istifade eden Hâfız Ali Korça, İbn Rüşd, İbn Sînâ, Rûmî, Ömer Hayyâm, Sâdi Şîrâzî ve Hoca Hasan Tahsin Efendi509gibi büyük filozoflar ve edebiyatçılardan etkinlemiştir.510 505 A.g.e, s. 122. 506 Bk. BOA. DH. SAİD. d. 177 / 163. 507 Bk. BOA. MF. İBT. 22 / 55. 508 Ayrıca Osmanlı Arşivi belgelerinde belirtildiği gibi Ali Efendi ders vermeye başladığı zaman (1326/1888 yılında) yaşı 16 civarında idi. Bk. BOA. MF. İBT, 22 / 55. 509 Tabiat ilimlerine ilgisi ve vukufu ile tanınmış Osmanlı bilgini ve eğitimcisi, Dârülfünun’un ilk müdürü Hoca Hasan Tahsin Efendi Güney Arnavutluk, Çamlık bölgesi, Filat kazası, Ninat köyünde doğmuştur. Vefatı 1298/1881 yılındadır. Daha geniş bilgi için bk. Ömer Faruk Akün, “Hoca Tahsin”, DİA, XVIII, 198-206. 510 Bk. İsmail Ahmedi, Hâfız Ali Korça – Jeta dhe Vepra, Logos-A, Shkup 1999, s. 16 -17. 114 Hâfız Ali Efendi 21 Safer 1306/27 Ekim 1888 tarihinde yapılan sınavı kazanarak Göriçe Mektebi’nde (daha sonra idadiye olmuştur) muallim-i sâni olarak ulûm-i dinîyye, Arapça, Farsça, coğrafya, tarih ve matematik gibi dersler okutmuştur. Aynı zamanda Mirahor İlyas Bey Camii’nde vaizlik yapmıştır. 11 Muharrem 1321/9 Nisan 1903 tarihinde dersini Osmanlıca yerine Arnavutça anlattığı yönünde usulsüz bir ihbar üzerine görevinden alınmış ve Isparta İdadisi’ne görevlendirilmiştir. Mahallî yönetimin de talebi üzerine verdiği bir arzuhaldan sonra tekrar Görice’de muallimlik görevine dönebilmiştir.511 Yine Arnavutluk istiklali ve o dönemde yasak olan Latin harfleri taraftarı olarak 9 Rebiülâhir 1328/20 Nisan 1910 tarihinde Görice İdadisi muallimliğinden alınmıştır. Daha sonra ona mazuliyet maaşı verilmiştir.512 Hâfız Ali Efendi, Görice temsilcisi olarak Manastır, Debre ve İlbasan Kongreleri’ne katılmış ve mekteplerde Arapça ve Osmanlıca’nın yanında Arnavutça eğitim verilmesinin gerekli olduğunu hep vurgulamıştır. Ayrıca Debre Kongresine katılan Ali Efendi, ıslah-ı medâris ile ilgili Sırât-ı Müstakim dergisinde yayılanmış bir konuşması vardır.513 Aynı kongrede Arnavutluk’taki bütün okullarda Arnavutça’nın okutulmasını talep etmiş ve Arap harflerinin yerine Latin harflerinin kullanılmasını uygun olduğunu da ifade etmiştir. Gelebilecek itirazlara karşı da, Latin harflerini kullanmaktaki gâyenin Kur’ân’ın diline veya Osmanlı’ya karşı bir tavır almak değil, sadece okuma yazmayı kolaylaştırmak olduğunu savunmuştur.514 Bu duruşundan dolayı Hâfız Ali Efendi çeşitli tehditlere maruz kalmış, hatta idam cezasından ancak affedilerek kurtulabilmiştir.515 Hâfız Ali Efendi 1914 yılında Milli Eğitim Bakanlığı danışmanı, 1916 yılında ise yeni kurulan Şerʿiyye Yüksek Meclisi’nin başkan yardımcısı ve İşkodra başmüftüsü seçilmiştir. Tiran Yüksek Medresesi’nin açılması için büyük çaba sarfetmiş ve o medresenin ilk hocalarından olmuştur. Hem Arapça dersi hem de medreselerin modern eğitim vermesi konusunda farklı programlar sunmuş ve medreseden mezun olan 511 Bk. BOA. DH. SAİD. d. 177/163. 512 Bk. a.g.e. 513 Bk, İlhamî, “Debre Kongresinden bir Yaprak”, Sırât-ı Müstakîm, cilt. II, sayı: 49, s. 368; cilt: II, sayı: 52, s. 411-412; cilt: III, sayı: 53, s. 7-11. 514 Bk. H. Ali Korça, Shtat Ëndrrat e Shqipërisë (Arnavutluk’un Yedi Rüyaları), Shtypshkronja e Shtetit, 1944, s. 30-34. 515 Bk. H. Ali Korça, a.g.e, s. 49, 54. 115 öğrencilerin diğer İslâm ülkelerinde yüksek öğrenim yapabilmeleri için çaba göstermiştir. Eleştirici yazılarından dolayı Arnavutluk devletinin farklı siyasi iktidarları Hâfız Ali Efendi’ye pek olumlu bakmamışlardır. Yazdığı Shtat Ëndrrat e Shqipërisë (Arnavutluk’un Yedi Rüyası) isimli eserinden dolayı Emin-i Fetvâ (Şerʿiyye Yüksek Meclisi) görevinden alınmış ve sadece Tiran Medresesi’nde Arapça ve Mantık hocası olarak çalışmıştır. Ayrıca Tiran Edhem Bey Camii’nde müderrislik ve hatiplik yapmıştır. Bolşevizm tehlikesine karşı Bolshevizma Asht Çkatërimi i Njerëzimit (Bolşevizm İnsanoğlunun Helâkıdır) isimli eserinden dolayı komünistler tarafından 1949 yılında yaptığı görevlerden alınmış ve önce Durres (Dıraç) sonra Kavaya şehrine sürgün edilmiştir.516 Gözetim altında olmasına rağmen orada da talebe yetiştirmeye devam etmiştir. Hâfız Ali Efendi ağır geçim sıkıntısı içerisinde 31 Aralık 1956 tarihinde vefat etmiştir. Büyük bir kalabalığın katılımıyla cenaze namazı Hâfız Sabri Koçi Efendi tarafından kılınmıştır.517 3.17.2. Eserleri Hâfız Ali Efendi dinî, edebî ve siyasî konularda şiir ve nesir olarak çeşitli eserler yazmıştır. Kendisinin de belirttiği gibi yazdığı eserleri 10.000 sayfayı aşmaktadır.518 Yukarıda zikredilen eserlerin yanında Tefsiri i Kur’ânit (Kur’ân Tefsiri), Jusufi me Zelihanë (Yusuf ve Züleyha), Trëndafilishta e Sadiut (Sâdî Şîrâzî’nin Gülüstan’ın tercümesi), Rubaijjati Hajjam (Ömer Hayyam’ın Rubâiyyat’ın tercümesi), Mevludi, Treqint-e-tri Fjalet te İmam Aliut (Hz. Ali’nin 303 Sözü), Historija e Shenjtë edhe Katër Halifetë (Kutsal Tarih ve Dört halife), Përhapja e Islamit, (İslamiyyet’in Yayılışı), Gramatika dhe Sintaksa-Shqip, Arabisht (Arapça-Arnavutça Nahiv ve Sarfı), Vuajtjet dhe Dënimet e Mija me Vdekje (Çektiğim Sıkıntılar ve Îdâm Cezâlarım) gibi eserler yazmıştır.519 Ayrıca Hâfız Ali Efendi’nin makaleleri Arnavutça olarak Dielli, Korça, Zani i Naltë, Diturija ve Koha gibi dergi ve gazetelerde, Türkçe olarak Sırât-ı Müstakîm, 516 Bk. Ali M. Basha, Rrugëtimi i Fesë İslame në Shqipëri, s. 447. 517 Bk. İsmail Ahmedi, Hâfız Ali Korça – Jeta dhe Vepra, s. 52, 53. 518 Bk. Ali M. Basha, a.g.e, s. 208. 519 Bk. Kultura İslame, Shtator 1939- Gusht 1940, ALSAR, c. II, s. 104-105. 116 Akşam, Aks-i Sadâ, Farsça olarak Hallâc ve Arapça olarak es-Siyâse gibi yayın organlarında çıkmıştır.520 Sebilü’r-Reşâd dergisinde yer alan bir makalesinde Sabır ve Sebât Mûcib-i Zafer’dir521 başlığı altında “ألف يغلبوا ألفني بإذن اهللا” (Enfâl, 8/66) ayet-i kerimesinin tefsirine dayanarak Osmanlı’nın ve özellikle Rumeli’nin geçtiği zor durumları ele almış, sabır, cihad ve sebat çağrısında bulunmuştur. 3.17.3. Tefsir ile ilgili eserleri 3.17.3.1. Tefsiri i Kur’ânit Hâfız Ali Efendi’nin Arnavutça olarak yazılmış Tefsiri i Kur’ânit adlı bir tefsiri vardır. Müellif, Arnavut halkı da Kur’ân-ı Kerim’nin meâlini anlasın diye bu eseri kaleme almıştır. Eserin yaklaşık 2.000 sayfadan oluştuğu iddia edilirse de araştırmacılar onun çoğunun kaybolduğunu düşünmektedirler.522 Hâfız Ali Efendi 1920 yılında Kur’âni i Madhnueshëm e Thebi i Tij (Kur’an-ı Kerim ve Onun Özü’dür) adında Arnavutça bir tefsir yayınlamaya başlamıştır. Mukaddimede müellif yıllarca tefsir ile uğraştığını ve uzunca bir tefsir yazdığını söylemektedir. Ancak maddi sıkıntılardan dolayı yazdığı uzun tefsirinden kısaltarak sadece Fatiha sûresi ve Bakara sûresinin ilk 37 ayetlerini ihtiva eden kısımları basabilmiştir.523 Fatiha sûresi tefsirini ayrıntılı bir şekilde yapmıştır. Bakara sûresinde ise tefsirden ziyade ayetlerin Arnavutça meâlini vermiştir.524 Fatiha sûresinde müellif ibadet-i içtimaiye, istiâne-i içtimaiye, hidayet-i içtimaiye, inʿam-i umûmi, gazab-i umûmi ve dalalet-i umûmi gibi terimler üzerinde durmuştur. Genel olarak müellif Fatiha-i Şerîfe sûresi tefsirini yaparken ağırlık olarak içtimaî, ilmî ve tasavvufî tarzda bir tefsir yöntemi kullanmıştır. Hâfız Ali Efendi ayrıca Zani i Naltë dergisinin farklı sayılarında bazı sûreler ve ayetlerin tefsirini yapmıştır.525 Böylece Fâtiha, Duhâ, Alak, Kadr, Zilzâl, Tekâsür, Hümeze, Mâûn, Nasr, İhlâs, Felek ve Nâs sûrelerinin tefsirini ele almıştır. Müellif nuzûl sebebini zikrettikten sonra ayetlerin tefsirini kısa bir şekilde yapmış ve en sonunda özet 520 Bk. İsmail Ahmedi, “Korça, Hâfız Ali”, DİA, XXVI, 197. 521 Bk. Göriçeli Hafız Ali, “Sabır ve Sebât Mûcib-i Zaferdir”, Sebilür-Reşâd, sayı 35, s.167-168. 522 Bk. Kultura İslame, II, 104; Hajreddin Hoxha, Modern Döneme Ait Arnavut Âlimlerinin Tefsir Çalışmaları (XIX, XX. Yüzyıllar), çev. Ermal Nurja, Mitrovice 2016, s. 142. 523 Hâfız Ali Korça, Kur’âni i Madhënushim e thebi i Tij, Shtypshkronja Ora e Shkodrës, Shkodër 1926. 524 İsmail Ahmedi, Hâfız Ali Korça – Jeta dhe Vepra, s. 103. 525 Belli ki müellif yazdığı bütün tefsirini basamayınca, bazı kısa sûrelerin tefsirini bu dergide yayınlatmıştır. 117 olarak o sûrenin tefsirini yazmıştır. Yine aynı derginin çeşitli sayılarda Peygamber’in (a.s.) nübüvveti ile ilgili, “De ki: "Ey insanlar! Gerçekten ben göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın hepinize gönderdiği elçisiyim” meâlindeki Aʿraf sûresinin 157’nci ayetini ele almıştır. Bu konuda tefsirden ziyade müellif tarihi ve mantıkî gerçeklere dayanarak ve Batılı filozof ve tarihçilerin sözlerinden alıntı yaparak Hz. Peygamber’in (a.s.) nübüvvetinden bahsetmiştir. Tefsirini yaptığı sûrelere bakıldığı zaman Ali Efendi’in büyük ölçüde Râzî, Muhammed Abduh ve Reşid Rızâ gibi müfessirlerin fikirlerinden etkinlendiği görülmektedir. Bu durum dönemin birçok Osmanlı müfessiri gibi onun da içtimaî tefsir anlayışından etkilendiğini göstermektedir. Mesela Kadir sûresinde “bin aydan daha faziletli” ifadesinin, sayısal bir değer bildirmeyip çokluk ifade ettiğini, Peygamber'in (a.s.) kesinlikle sihirden etkilenmediğini, dünyamızda olduğu gibi diğer gezegenlerde de hayvan ve canlıların yaşadıklarını söylemesi yanında İsrailiyyâtın kullanılmasına karşı çıkması da onun bu ekole bağlı olduğunun bir göstergesidir.526 Müellif, görüşlerini desteklemek için çeşitli ayet ve hadisler kullanmış ve zaman zaman kendi yazdığı şiirler ile anlatımına çeşitlilik katmıştır. 526 Bu konu ile ilgili daha geniş bilgi için bk. Hajreddin Hoxha, Modern Döneme Ait Arnavut Âlimlerinin Tefsir Çalışmaları (XIX, XX. Yüzyıllar), s.145-158. 118 SONUÇ İslamiyet’in Balkanlar’a girişi daha önceye rastlasa da yayılışı ve yerleşmesi Osmanlılar ile birlikte olmuştur. Osmanlı idaresinde İslamî eğitim ve ilmî çalışmalar neşet etmiş, ardından kurumsallaşma başlamıştır. Osmanlı tarihi çalışmalarında Arnavut asıllı isimler daha çok devlet yönetimindeki icraatları ile öne çıkmışlardır. Ancak bu isimlerden birçoğunun ilmî sahada da ortaya koyduğu eserler vardır. Bunlar arasında özellikle tefsir ilmine dair çalışmalar oldukça dikkat çekmekle birlikte bunlara dair çalışmalar henüz oldukça yetersiz durumdadır. Osmanlı’daki medrese sistemine göre Balkanlar’daki medreselerin çoğunluğu yirmili-otuzlu orta seviye medrese olduğu anlaşılmaktadır. Ancak az sayıda da olsa İsa Bey, Hüsrev Bey ve İshak Bey medreseleri gibi yüksek seviye medreselerin de faaliyette olduğu bilinmektedir. Bu medreselerde dönemin önde gelen uleması ders vermiş, buradan mezun olan öğrenciler Osmanlı ilmiye sınıfının üst kademelerinde görev almışlardır. İshak Bey ya da İsa Bey Medresesi’nde eğitim gören Üsküplü Altıparmak Efendi’nin medrese eğitim seviyelerinin hepsini memleketinde tamamlayıp onun akabinde İstanbul ve Kahire’de uzun zaman ders vermesi ve çok eser yazması bu örneklerden bir tanesidir. Bu çalışma sırasında müfessirlerin çoğunlukla medrese sistemi içinden yetişmiş olduklarını gördük. Bununla birlikte bazı müfessirlerin medrese dışından olduğuna da şahit olduk. Lütfi Paşa, Molla Fevrî, Âbidin Paşa ve Köprülüzâdeler gibi Enderun kökenli isimlerin de tefsir ve Kur'an ilimlerine dair çalışmaları olduğunu ortaya çıkardık. Bu şekilde daha önce tespit edilmemiş bazı eserlerin de gün yüzüne çıkması mümkün olmuştur. Medreselere ilaveten tekkeler ve camilerde de önemli bir tefsir faaliyetinin devam ettiği anlaşılmaktadır. Arşiv belgelerinin ortaya koyduğu üzere birçok Balkan şehrindeki merkez camilerinde ve tekkelerde tefsir dersi okutulmuştur. Hatta bazı tekke şeyhlerinin telif ettiği tefsir çalışmaları ortaya konmuştur. Bu veriler özellikle 119 günümüzde Arnavutluk ve civarındaki tekkelerin genel durumunu değerlendirdiğimizde bizlere ışık tutucu mahiyettedir. Yine arşiv verilerine göre müelliflerimizin çoğu Üsküp, Debre, Yanya, Prizren, İlbasan, Prizren, İşkodra ve Priştine gibi önemli şehirlerde doğmuş veya yetişmiştir. Bu tablo da bize belirli bölgelerde ilmî faaliyetlerin daha yoğun olduğunu ve oradaki ders veren hocaların ilmî seviyelerinin yüksekliğine işaret etmektedir. Bu çalışmada incelenen eserler klasik ve modern dönemde yazılmış tefsirler olarak ikiye ayrılmıştır. Bu ayrım yazılan eserlerin muhtevasını anlamak açısından yardımcı olmuştur. Klasik dönemde yazılmış eserler belirli kaynaklar üzerine bina edilmiş ve ibka anlayışını yansıtmıştır. Modern çalışmalar ise daha esnek bir çatıya sahip olmakla birlikte daha çeşitli konulara temas etmişlerdir. Klasik dönemde yazan Fevrî, Altıparmak ve Ömer Fani Efendi gibi âlimler çalışmalarında daha ziyade Beyzâvi Tefsiri’ne ve ona yapılan haşiyelere ağırlık vermişlerdir. Buradaki dil, kelam ve mantık ilimlerine dair ayrıntılar da öne çıkmıştır. Batınî-işarî tefsir yapanlar tefsir usulünden ve zâhirî ilimlerden çok uzaklaşmamışlardır. Yine klasik dönemde tespit ettiğimiz eserler ağırlıklı olarak Arapça yazılmıştır. Buradan da hitap ettikleri kitlenin ilmiye sınıfı olduğu anlaşılmaktadır. Tercüme, meal ve şerh şeklinde yazılan eserler halk kitlelerine yönelik olduğundan Osmanlıca yazılmıştır. Kur’an ilimleri ve tecvide dair eserler ise genelde Osmanlıca yazılmış ve geleneksel pratik tecvid kuralları, kurrâ ve kıraetlere yönelik ilmî meseleleri içermiştir. Bu dönemde ele aldığımız âlimler arasında, tam bir tefsir yazan olmamıştır. Ancak tefsirci kimliğine sahip olan ve tacü’l-müfessirîn diye nitelendirilen Debrevi Ömer Fânî Efendi’nin yaklaşımı da dikkat çekmektedir. Modern dönemde yazılan eserleri incelediğimizde ekseriyetle Türkçe kullanıldığını görmekteyiz. Az da olsa XIX ve XX. yüzyılda Arap hurufatını kullanarak Arnavutça yazılan eserlere de rastlanmaktadır. Ancak 1912 yılından sonra yaşamış ve Arnavutluk’ta bulunmuş müellifler Latin hurufatı ile Arnavutça yazmışlardır. Arnavut âlimler Arnavutça bir meal çıkarmak için çabalarda bulunmuş ise de bu sadece kısmen gerçekleşmiştir. Tefsirle ilgili çalışmaların, yeni milli uyanışı destekleme ve kısmen de güçlenmeye başlayan ateist ve laik akımlara karşı koyma adına telif edildiğini söyleyebiliriz. Ayrıca, bu dönemde Melamiyye tarikatına mensup olan Prizrenli Ömer Lütfi Paçarrizi, Abdürrahim Prizrenî ve Üsküplü Hafız Ferid gibi müelliflerin işarî- batınî tefsirleri de mevcuttur. 120 Modern dönemdeki müelliflerin kimileri eserlerini medrese ders müfredatı, kimileri huzur dersi takrirleri, kimileri de mezuniyet tezi olarak hazırlamışlardır. Bunların yanında birçok müellif yaptığı tefsir çalışmalarında bir taraftan Osmanlı uleması arasında cereyan eden ilmî tartışmalara yer verirken diğer taraftan Müslümanların yaşadıkları dinî ve ictimaî sorunlara yer verdikleri de net olarak görülmektedir. Tezimiz, tefsir ve Kur'ân ilimleri alanında eser veren Arnavut asıllı müelliflerle sınırlı olduğu için araştırma sürecinde karşılaştığımız ancak burada yer veremediğimiz bazı önemli âlimler ve müellifler vardır. Bu isimler hakkında da ayrıntılı çalışmalar yapılması Arnavut asıllı müelliflerin genel olarak bütün İslam ilimlerine yapmış oldukları katkıları göstermesi bakımından bu çalışmayı tamamlayıcı bir nitelik taşıyacaktır. Bu isimlerin başında Dukaginzadeler Yahya Bey ve Ahmed Bey, Priştineli Mesihî, Prizrenli Sûzî, Nehârî, Şemʿî ve Âşık Çelebi, Üsküplü İshak Çelebî, İşkodralı Âcizî Süleyman Efendi, Leskovikî Rauf Efendi, İlbasanlı Derviş Sîneçâk ve İlbasanlı Selim Rûhî Baba, İşkodra valisi Buşatlı Mustafa Paşa (Şerifî), Tiranlı Şehîdî Edhem Bey, Fraşırlı Mehmed Naim ve Şemseddin Sâmi Bey gibi Arnavut asıllı zevat özellikle edebiyat alanında şöhret kazanmışlardır. Bunların yanında birkaç padişaha danışmanlık yapan ve Osmanlı idaresine yönelik önemli eserler yazan Göriceli Koçi Bey, Cerrah Paşa Camii imamı Hurpişteli Mustafa Sâfî Efendi, İstanbul kadısı Dukaginzâde Osman Efendi, Saray imamı Keçi Mehmed Efendi, Üsküp Müftüsü Yekçeşim Pir Mehmed Efendi, Yanyalı filozof Esad Hoca, Filatlı Hoca Hasan Tahsin, Göriceli mutasavvıf Ali Örfî Efendi, Şeyhülislam Abdurrahman Nesîb Efendi, Fatih mucîz hocalarından Radomirî (Prizren) Hüseyin Necmeddin ve Yakovalı Ali Murtaza Efendi, Sadrazam Ferid Paşa’nın kardeşi olan Avlonyalı tarihçi Süreyya Bey, Debreli filozof Rıza Tevfik gibi şahsiyetler de yer almaktadır. Yine zikredilmesi gerekir ki Osmanlı'nın son döneminde İstanbul’da hocalık ve dersiamlık yapmış çok sayıda Arnavut asıllı âlimler de bulunmaktadır. Son olarak, tefsir ve Kur’an ilimleri alanına katkıda bulunan Arnavut asıllı âlimler ve hocalara dair yaptığımız bu çalışmamız daha ziyade bir panorama teşkil etmektedir. Bu konuda tespit ettiğimiz müellifler veya tespit edebilecek yeni müellifler ile ilgili daha ayrıntılı çalışmalar ve ilmî araştırmalar devam etmelidir. Bu çalışmaların da sadece tefsir alanı ile sınırlı olmayıp diğer alanları da kapsamaları gerekmektedir. 121 KAYNAKLAR Abay, Muhammet, Osmanlı Dönemi Müfessirleri, Yüksek Lisans Tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa, 1992. ---, “Osmanlı Döneminde Yazılan Tefsir ile ilgili Eserler Bibliyografyası”, Dîvân: İlmî Araştırmalar, 1999, Sayı: 249, s. 249-303. Âbidîn Paşa, Âlem-i İslamiyyet: Müdafaâ, İstanbul: Tahir Beğ Matbaası, 1315/1898. ---, Meâlî-i İslamiyye, İstanbul: Maʿlûmât Kütüphanesi; Tahir Beğ Matbaası, 1318/1900-1901. ---, Saâdet-i Dünya, Rodos: Vilayet Matbaası, 1312/1894 ---, Terceme ve Şerhi Kasîde-i Bürde, İstanbul: Kütüphane-i İrfan; Mahmûd Beğ Matbaası, 15 Ağustos 1321/28 Ağustos 1905. ---, Türkçe bir Tarz-ı Nevîn Nahv-i Arabî, Rodos: Vilayet Matbaası, 1312/1894-1895. Afyoncu, Erhan, “Müteferrika”, DİA, XXXII, 182-185. Ahıshalı, Recep, “Ruûs”, DİA, XXXVII, 272-273. Ahmedi, İsmail, “Korça, Hâfız Ali”, DİA, XXVI, s. 197. ---, Hâfız Ali Korça – Jeta dhe Vepra, Shkup: Logos-A, 1999 Aksoy, Hasan, “Fevrî’nin Kırk Hadis Tercümesi”, İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 1997, Sayı: 13, 14, 15, s. 121-130. Akün, Ömer Faruk, “Hoca Tahsin”, DİA, XVIII, 198-206. Albayrak, Sadık, “İskilipli Mehmed Atıf Efendi”, DİA, XXII, 583-584. ---, Son Devir Osmanlı Uleması, tashih İzzet Akyol; Ebru Akyol, İstanbul: İBB-Kültür İşleri Daire Başkanlığı Yayınları, 1996. 122 Ali b. Mustafa İlbasanî, el-Âdâbu’l-Kur’âniyye alâ Menheci’l-Hanefiyye fi Nehci’l- Mustafeviyye, Gâzî Hüsrev Beg Kütüphanesi, nr. 964/2. Ali Murtaza İlbasanî, Zübdetü’l-Besmele (el yazması), Süleymaniye Kütüphanesi, Nurosmaniye, nr. 4575. --- Zübdetü’l-Besmele (Risâletü’l-Besmele), Matbaa-i Âmire, Dersaadet: 1 Cemazîelâhir 1305/14 Şubat 1888. Altıkulaç, Tayyar, “İzmîrî, Mustafa”, DİA, XXIII, 530. Altıparmak Mehmed Efendi, Delâil-i Nübüvvet-i Muhammedî ve Şemâil-i Fütüvvet-i Ahmedî, Dersaadet: Şirket Sahafiyye Osmaniyye Matbaası, 1305/1888. ---, Tefsîru mâ Kâne ale’n-Nebiyyi min Harec, Süleymaniye Kütüphanesi, Laleli, nr. 139m1. ---, Terceme-i Sittîn li-Câmi’i’l- Besâtîn, Süleymaniye Kütüphanesi, Çelebî Abdullah, nr. 188. “Arnavut Hurûfı”, Tanin gazetesi, Dersaadet: 1 Safer 1328/29 Kanunisâni 1325/11 Şubat 1910, nr. 518, s. 2. Arslan, Ahmet Turan, İmam Birgivi-Hayatı, Eserleri ve Arapça Tedrisatındaki Yeri, İstanbul: Seha Neşriyat, 1992. ---, Son Devir Huzur Hocalarından-Beyşehirli Ahmed Nûri Efendi, İstanbul: Alemdar Ofset, 2008. Âşık Çelebî, Meşaʿirü’ş-Şuʿarâ Tezkiresi, haz. Filiz Kılıç, İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstütüsü, 2010. Atâi, Nevizâde, Hadâikü’l-Hakâik fî Tekmileti’ş-Şakâik, İstanbul: Matbaa-i Âmire, 1268/1851. Atay, Hüseyin, “Fatih-Süleymaniye Medreseleri Ders Programları ve İcazetnameler”, Ankara: Vakıflar Dergisi, 1981, XIII, s. 171-235. ---, Osmanlılarda Yüksek Din Eğitimi, İstanbul: Dergah Yayınları, 1983. Ateş, İbrahim, “Medresetü’l-Vaizîn”, Ankara: Diyanet Dergisi, 1988, XXIV/4, s. 25- 40. 123 Ayaz, Kadir, “Köprülülerin Şam, Mısır ve Hicâz Ulemâsı ile Münâsebetlerinin Osmanlı Hadis Çalışmalarına Yansıması (İcâzet ve Kütüphane)”, Sahn-ı Semân’dan Dârülfünûn’a Osmanlı’da İlim ve Fikir Dünyası (Âlimler, Müesseseler ve Fikrî Eserler) - XVII. Yüzyıl, Zeytinburnu Belediyesi, 2017, s. 307-340. Ayvansarayi, Hüseyin, Hadikatü’l-Cevamiʿ, haz. Ahmet Nezih Galitekin, İstanbul: İsâret Yayınları, 2001. Ayverdi, Ekrem Hakkı, Osmanlı Mimari Eserleri, İstanbul: İstanbul Fetih Cemiyeti, 2000. Azamat, Nihat, “Muhammed Nûrü’l-Arabî”, DİA, XXX, 560-563. Bağdatlı İsmail Paşa, Hediyetü’l-Ârifîn, Esmâü’l- Müellifîn ve Âsârü’l-Musannifîn, haz. Rıfat Bilge, İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1951. ---, İzâhü’l-Meknûn fi’z-Zeyli alâ Keşfi’z-Zunûn, Tashîh Kilisli Rifat Bilge, Beyrut: Daru İhyâu’t-Turâs el-Arabî, (t.y.). Baktır, Mustafa, “Suffe”, DİA, XXXVII, 469-470. Balla, Xhemal, Hâfız İbrahim Dalliu- Jeta dhe Vepra, Tirane: A.C.F.O.S. Books, 2008. Baltacı, Cahid, “Arpalık”, DİA, III, 392-393. ---, XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri, İstanbul: M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 2005. Bardhi, İsmail, “İbrahim Dalliu ve Tefsirdeki Metodu”, Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1997. ---, Hâfız İbrahim Dalliu dhe Ekzegjeza e Tij Kur’ânore, Shkup: Logos A, 1998. Basha, Ali M., Rugetimi i Fese İslame ne Shqiperi (1912-1967), Tirane: 2011. Batman, Mustafa Murat, Osmanlı Modern Dönem Tefsir Usûlü Örneği: Debreli Vildan Faik Bey (1853-1925) ve el-Multekat fî Usûli’t-Tefsîr Adlı Eseri, Yüksek Lisans Tezi, Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2016. Beydili, Kemal, “Tepedelenli Ali Paşa”, DİA, XL, 476-479. 124 Bilge, Mustafa, “Arnavutluk”, DİA, III, 383-390. ---, İlk Osmanlı Medreseleri, İstanbul: Edebiyat Fakültesi Basımevi, 1984. Bolat, Ali, Abdurrahim B. Ali Prizrenî ve Kevser Sûresi Tefsiri, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, 2012, c. 12, sayı: 3, s. 27-37. Bursalı, Mehmet Tahir, Osmanlı Müellifleri, haz. M. A. Yekta Saraç, Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi, 2016. Câfer es-Sâdık, Menâfiu’l-Kur’âni’l-Azîm, thk. el-KaʿbiAli Musa, Kerbela, el- Emânetü’l-Âmme li’l-Atabeti’l-Hüseyniyyeti’l-Mukaddese, Üçüncü Basım, 2015. Celâlzade, Koca Nişâncı Mustafa Çelebî, Tabakâtü’l-Memâlik fi-Derecâti’l- Mesâlik,Wiesbaden: 1981. Clayer, Nathalie, “Adapting İslam to Europe-the Albanian Example”, Islam und Muslime in (Südost) Europa. Im Kontext von Transformation und EU- Erweiterung, München-Berlin: Studies on Languages and Culture in Central and Eastern Europe, Band 9, 2010. Çabuk, Vahid, Osmanlı’da Bir Sadrazam Ailesi-Köprülüler, İstanbul: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 2015. Çelik, İsâ, Âbidîn Paşa (1259/1843-1324/1906)’nın Mesnevi Şerhi ve Tasavvufi Düşünceleri, Doktora Tezi, Erzurum: Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimleri Enstitüsü, 2001. Çiftoğlu, Arzu, Muhammed b. Muhammed Altıparmak’ın Mensûr Yusuf ve Zeliha’sı Transkripsiyonlu Metin-İnceleme-Sözlük, Doktora Tezi, İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2006. Dalliu, H. İbrahim, Ajka e Kuptimeve te Kur’âni Qerimit, Shtypshkronja “Ora e Shkodres”, 1929. Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye Medresesi, Dersaadet: Ahmed Kamil Matbaası, 1330/1912. Debreli Hoca Abdülkerim Efendi, Mîzânü’l-Hurûf ve Şifâü’l-Ebdân, Süleymaniye Kütüphanesi, Tahir Ağa Tekkesi, nr. 762. 125 Dede, Mevlüt, Üsküp Vakıfları-Bir Sosyal Tarih İncelemesi, Doktora Tezi, Ankara: Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstütüsü, 2015. Demir, Ziya, XIII-XVI. Yüzyıl Arası Osmanlı Müfessirleri, İstanbul: Ensar Neşriyat, 2006. Dibra, Haxhi Vehbi, Ç’urdhnon Kur’âni, KMSH, Tirane: 2014. Ebu’r-Rızâ zâde Rızâ, Yanyalı Ömer Lütfi Efendi, “1293 Ramazanı Huzur-ı Şâhâne’de Takrîr Edilen Tefsir Dersi”, İstanbul: Mekârim-i Ahlâk Dergisi, 1906, sayı: 5, s. 35-38. el-Haddâd, Mahmûd, Tahrîcu Ehâdîsi İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Riyad: Darü’l Âsıme li’n- Neşr, 1987. el-Hulvî, Mahmûd Cemâleddin, Lemezât-ı Hulvîyye ez-Lemeât-ı Ulviyye, haz. Mehmet Serhat Tayşi, İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Vakfı Yayınları, 1993. el-Maliki, Seher, Şerhu’l-İfâdeti’l-Muknia: Dirâse ve Tahkîk, Basılmamış Doktora tezi, Mekke, Câmiatu Ummi’l-Kurâ, 2015. el-Marʿaşli, Yusuf, Nesrü’l-Cevâhir ve’d-Dürer fî Ulemâi’l-Karni’r-Râbiʿ Aşer, Beyrut: Darü’l-Maarife, 2006. el-Muradi, Muhammed Halil Ebu’l-Fadl, Silkü’d-Dürer fi A’yani’l-Karni’s-Sânî Aşer, el-Matbaa el-Mîriye el-Âmire, 1301/1883, Tıpkıbasım. Emecen, Feridun, “Mustafa I”, DİA, XXXI, 272-275. Erken, Kemal, Köprülüzâde Abdullah Paşa’nın Şark Seferi Seraskerliği Esnasında Tutulan Sefer Mühimmesi, Marmara Üniversitesi, Türkiyat Araştırmaları Enstütüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2007 Evliyâ Çelebî, Seyahatname, Dersaadet: İkdam Matbaası, 1315/1897-1898. Eyice, Semavi, “Gâzî Hüsrev Bey Külliyesi”, DİA, XIII, 454-458. Fânî, Ömer Efendi, Beyânü Ahvâli Tefsîri’l-Kâdî fî Âyâti’l-Mevâzîn, Süleymaniye Kütüphanesi, Yazma Bağışlar, nr. 1965. 126 ---, el-Huccetü’n-Neyyire fi Beyâni’t-Tarîkati’l-Münîre, İstanbul Üniv. Kütüphanesi, AY. ---, Fethü’l- Gıtâ an Vechi’l-Azrâ, Darü’l-Kütüp el-Mısriye, nr. 1/39. ---, Fethü’l- Gıtâ an Vechi’l-Azrâ, İstanbul Üniv. Kütüphanesi, A. 2134. Fedâî, Abdurrahim b. Ali, Sûre-i Kevser Tefsîri, İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Yazma Eserler Koleksiyonu, nr. 580. Fevrî, er-Risâletü’l-Kalemiyye, Süleymaniye Kütüphanesi, Esad Paşa Kol., nr. 03415. ---, Kühl-i Dîde-i Aʿyân, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, TY, nr. 2873. ---, Risâle-i Seyfiyye, Süleymaniye Kütüphanesi, Esad Paşa Kol., nr. 03415. Gelibolulu Mustafa Âli, Kitâbu’t-Târih-i Künhü’l-Ahbâr, Ankara: Türk Tarihi Kurumu Basımevi, Tıpkıbasım, 2009. Gökdemir, Ahmet, Ali b. Süleyman El-Mansûrî ve Meşhur Mısır Tarîki Kurrâları, İstanbul: Ravza Yayınları, 2018. Gölpazarlı Mehmed Selîm Efendi, Düreru’l-Ferâ’id ve Gureru’l-Fevâ’id, Topkapı Sarayı Emanet Hazinesi, nr. 1605. Gölpınarlı, Abdülbaki, Melamilik ve Melamiler, İstanbul: Devlet Matbaası, 1931. Güldöşüren, Arzu, “Arnavutluk’tan İstanbul’a Bir Âlim Portresi: Debreli Vildan Faik Efendi”, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, İstanbul, Sayı: 48, 2015, s. 117-148. ---, “Vildan Faik Efendi”, DİA, XLIII, 108-109. Güleç, İsmail, “Prizrenli bir velî: Abdurrahim Fedaî ve Risâle-i İydiyyesi”, ed. Deniz Ekinci vd. İstanbul: Balkan Studies II History & Literature, Ciryl and Methodius University, s. 45-53. Gündüz, Mahmud, “İslam’da Kitap Sevgisi ve İlk Kütüphaneler”, Ankara: 1978, Vakıflar Dergisi, sayı: 11, s. 165-200. Hacı Halife, Keşfü’z-Zunûn, haz. Rıfat Kilisli, Beyrut: Dâru’l-İhyâ li’t-Turâsi’l-Arabî, (t.y). 127 Hâfız, Nimetullah, “Ömer Lütfi’nin Tarih Eserleri”, Ankara: 1998, VIII Türk Tarihi Kongresi Bildirileri, II, s. 1200-1222. Hâfız, Tacida Zubzeviç, Ömer Lütfi Divanı, Prizren: Balkan Türkoloji Araştırmaları Merkezi, 2008. Hammer, Joseph von Purgstall, Devlet-i Osmaniye Tarihi, çev. Mehmed Ata, İstanbul 1330/1911. Hoxha, Hajreddin, Modern Döneme Ait Arnavut Âlimlerinin Tefsir Çalışmaları (XIX, XX. Yüzyıllar), çev. Ermal Nurja, Mitrovice: 2016. http://corpus.quran.com/qurandictionary.jsp?q=Elm. (Erişim Tarihi: 01.01.2020) İbn Kemal Paşa, Tefsiru Sureti'l-Mülk, Süleymaniye Kütüphanesi, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa, nr.1602, vr.102-104. İbrahim Sıdkı, “Şâfiye li’l-Marîz ve Kâfiye li’l-Murîd”, Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmûd Ef, nr. 590. ---,Mecmûa, Süleymaniye Kütüphanesi, Reşid Efendi, nr. 990. İdiz, Ferzende, Ömer Fânî Efendi ve Tasavvufa Dair Üç Eseri, İnsan Yayınları, İstanbul 2011 İhsanoğlu, Ekmeleddin, “Osmanlı Eğitim ve Bilim Müesseseleri”, Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi, İstanbul: İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA), 1998. İlhâmî, “Debre Kongresinden bir Yaprak”, Sırât-ı Müstakim, c. II, sayı: 49, s. 368; c: II, sayı: 52, s. 411-412; c: III, sayı: 53, s. 7-11. İlmiye Salnamesi, Dârü’l-Hilâfeti’l-Aliyye, Matbaa-i Âmire, 1335/1916. İpşirli, Mehmet ,“Enderun”, DİA, XI, 185-187. --- ,“Ferhad Paşa”, DİA, XII, 383-384. --- ,“Lütfi Paşa”, DİA, XXVII, 234-236 ---, “Âsafnâme”, DİA, III, 456. ---, “Medrese”, DİA, XXVIII, 327-333. 128 İpşirli, Mehmet, Demir, Ziya, “Sâdî Çelebî”, DİA, XXXV, 404-405. İsen, Mustafa, Sehi Bey Tezkiresi Heşt- Behişt, Ankara: Akçağ Yayınları, 1998. İşkodra Salnamesi, İşkodra Vilayeti Matbaası, Sene 1299-1316/1881-1898. İşkodralı Yusuf b. İsmail, Risâle fi’t-Tefsîr, Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi, nr. 107. İzeti, Metin, Balkanlarda Tasavvuf, İstanbul: Gelenek Yayınları, 2004. Kaduku, İbrahim Hakkı, Miʿyârü Âsâri’l-Ahyâr fîmen teşebbehe bi’l-Ecânib ve’l- Ağyâr, İskenderiye: Matbaatü’r-Rüşdiyât, 1939. Kaleshi, Hasan, “Disa Aspekte të Luftës për Alfabetin Shqiptar në Stamboll”, Prishtinë: Gjurmime Albanologjike, nr.1, 1969 ---, “Yugoslavya’da İlk Türk Kütüphaneleri”, Ankara: Türk Kültürü, 1965, c. IV, sayı: 38, s. 168-171. ---, Prizren kao Kulturni Centar za Vreme Turskog Perioda, Prishtine: Albanoloska Istrauvijanja, 1962. Kalpaklı, Mehmet, “Fevrî”, DİA, XII, 505-506. ---, Divan Şiirinin Edisyonunda Bilgisayar Kullanımı Metoduna Giriş ve Fevrî Divanı’nın Elektronik Formu, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1991. Karaismailoğlu, Adnan, “Altıparmak Mehmed Efendi”, DİA, II, 542. Karakaya, Yahya, 437 Numaralı Nüfus (Medrese Yoklama) Defterinin Transkribi ve Değerlendirmesi, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstütüsü, Tarih Anabilim Dalı, 2016. Kasollja, Faik, Hâfız İsmet Dibra-Teologu, Atdhetari, Mesuesi-A Ka Dyshim ne Qenien e Zotit, Tirane: 2007. Kazıcı, Ziya, Osmanlı’da Eğitim Öğretim, İstanbul: Kayıhan Yayınları, 2016. Kevserî, Mehmed Zâhid, et-Tahrirü’l-Vecîz fîmâ Yebtegîhi’l-Müstecîz, Kâhire, Matbaatü’l-Envâr, 1360/1940. Kiel, Machiel, “Aljamiado”, DİA, I, 85-86. 129 Korça, H. Ali, “Sabır ve Sebât Mûcib-i Zaferdir”, Sebilür-Reşâd, sayı: 35, s. 167-168. Korça, H. Ali, Kur’âni i Madhënushim e Thebi i Tij, Shkodër, Shtypshkronja Ora e Shkodrës, 1926. ---, Shtat Ëndrrat e Shqipërisë (Arnavutluk’un Yedi Rüyaları), Shtypshkronja e Shtetit, 1944. Kosova Salnamesi, Kosova Vilayeti Matbaası, 1296-1318/1878-1900 yıllar arasındadır. Köksal, Asım Cüneyd, Osmanli Bilgeleri, İstanbul: İlke Yayıncılık, 2017. Köprülü, Fuat, “Lütfi Paşa”, Türkiyât Mecmûası, İstanbul: Darü’l-Fünün Türkiyyât Enstütüsü, Matbaa-i Âmire, 1935, I, s. 119-151. Köprülüzade, Abdullah Paşa, Dürriyât: Nuhbetü’l-Eşʿâr, Süleymaniye Kütüphanesi. Nurosmaniye Kol., nr. 3792. ---, el-İfâdetü’l-Muknia fî Kıraeti’l-Eimmeti’l-Erbaa, Süleymaniye Kütüphanesi, Laleli Kol., nr. 21. ---, Şerhü’l-Kasîdeti’l-Aynîyye l’İbni Sîna, Süleymaniye Kütüphanesi, Hamidiye Kol., nr. 389. Köprülüzade, Abdurrahman Paşa, İcazât, Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmûd Efendi Kol., nr. 646. Köprülüzade, Esad Paşa, el-Ferâidü’l-Haseniyye fi Halli’l-Müşkilâti’l-Hafiyye, Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Ahmed Paşa, nr. 352. ---, el-Muîn fi Şerhi’l-Erbaîn, Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Ahmed Paşa, nr. 352- 009. ---, Mersiyye-i Numân Paşa, Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Ahmed Paşa, nr. 360-015. Köprülüzade, Numan Paşa, Kelimâtu Sehl et-Tüsterî ve Kerâmâtuhû, Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Ahmed Paşa, nr. 121. ---, Risâletu Köprülüzâde, Süleymaniye Kütüphanesi, Erzincan Koleksiyonu, nr. 8-007, 96-104 vr. arasındadır. ---, Risâletü’l-Adl fi Beyani Hâli’l-Hıdr, Süleymaniye Kütüphanesi, Köprülü Mehmed Asım Bey, nr.148. 130 Krasniqi, Nehat, Kontribute Albanologjike, Prishtine: 2011. ---, “Tahir Efendi Gjakova-Nismëtar i përkthimit të pjesshëm të Kur’anit në gjuhën shqipe”, Kur’âni te Shqiptaret-30 Vjet nga Perkthimi i Pare i Kur’ânit ne Shqip, Prishtine: Kryesia e Bashkesise İslame te Kosoves, 2016, s. 27-41. Kumbaracı-Bogoyeviç, Lidiya, Üsküp’te Osmanlı Mimarî Eserleri, çev. Suat Engüllü, İstanbul: Enka, 2008. Kutluer, İlhan, “İlim”, DİA, XXII, s. 109-114. Luli, Faik; Dizdari, İslam; Bushati, Nexhmi, Ne Kujtim te Brezave, Shkoder 1997. Lütfi Paşa, Havass-ı Kur’ân-ı Şerîf, Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmûd Efendi, nr. 6385. ---, Hayat-ı Ebedî, Süleymaniyye Kütüphanesi, Ali Emiri SRY Koleksiyonu, nr. 257. ---, Tevhîd ve Müteşâbihât Beyanında, Süleymaniye Kütüphanesi, Halet Efendi Koleksiyonu, nr. 820. Maarif Salnamesi, Darü’l-Hilafe, Matbaa-i Âmire,Sene 1316-1321/1898-1903. Manastır Salnamesi, Manastır, 1292-1314/1875-1896. Mansûrî, Ali b. Süleyman, İcâzetnâme Sûreti, Süleymaniye Kütüphanesi, Reşid Efendi Kol, nr. 24. Mardin, Ebul’ula, Huzûr Dersleri, İstanbul: İstanbul Üniversitesi-Hukuk Fakültesi Yayınları, 1966. Mecdî, Mehmed Efendi, Hadâiku’ş-Şekâik, nşr. Abdülkadir Özcan, İstanbul: Çağrı Yayınları, 1989. Mehmeti, Sadik, “Një Autor Shqiptar nga Prizreni që ka Shkruar në Gjuhën Arabe”, Prishtinë: Buletin i Fakultetit të Studimeve İslame, nr. 1, 2010. Moacanın, Nenad, “Foça”, DİA, XIII, 166-167. Mufaku, Muhamed, es-Sekâfetü’l-Albaniyye bi’l-Ebcediyyeti’l-Arabiyye, Kuveyt: el- Meclisu’l-Vatanî li’s-Sekâfeti ve’l-Funûn ve’l-Âdâb, 1983. Muhammed, Suâd Mâhir, Mesâcidu Mısır ve Evliyâüha’s-Sâlihûn, Kahire: el- Meclisü’l-A’lâ li’ş-Şuûni’l-İslâmiyye, 1983. 131 Müstakimzade Sa’deddîn, Tercüme-i Ahvâl-i Şuyûh-ı Ayasofya, Süleymaniyye Kütüphanesi, Esat Efendi, nr. 1716. Namlı, Ali, Osmanlı’da Tefsir Dersi Geleneği, Saray-Tekke-Medrese, İstanbul: Kur’ân ve Tefsir Akademisi, 2018. Neziri, Besir, Fevrî Ahmed Efendi’nin Ahlâk-ı Süleymânî Adlı Eseri Vr.2a-Vr.38b - (İnceleme-Metin-Dizin), Basılmamış Yüksek Lisâns Tezi, Marmara Üniversitesi, 2016. Njeqind Personalitete Shqiptare te Kultures İslame–Shekulli XIX-XX, Tirane: Komuniteti Mysliman i Shqiperise, 2012. Mensur, Nuredin, “Balkanlar’da (Makedonya’da) İslamiyetin Yayılmasında Tekke, Zaviye ve Ziyaretgâhların Önemi”, Balkanlarda İslam: Miadı Dolmayan Umut, TİKA, II, s. 161-184. Ohrili Mehmed Hüsrev Hoca, Risâletü’l-Mevâhibü’l-İlahiyye, el yazması, (Hüsrev Şeref’in özel kütüphanesi). Okay, M. Orhan, “Beyatlı Yahya Kemal”, DİA, VI, 35-39. Okiç, Muhammed Tayyip, “Gâzî Hüsrev Bey”, DİA, XIII, 453. ---, Bazı Hadis Meseleleri Üzerinde Tetkikler, İstanbul: Osman Yalçın Matbaası, 1959. Okumuş, Ömer, “Abdurrahman Câmi”, DİA, VII, 94-99. Orhun Hayri, Belek Mehmet, Kasaroğlu Celal, Meşhur Valiler, Ankara: İçişleri Bakanlığı Merkez Valiler Bürosu, 1969. Osmanzâde Tâib Ahmed, Hadîkatü’l Vüzerâ, İstanbul, 1271/1854-1855. Öngören, Reşat, “Arnavutluk’taki Tasavvuf Faaliyetlerinin Karakteri”, İstanbul: Balkanlar’da İslam Medeniyeti II. Milletlerarası Sempozyumu Tebligleri, IRCICA, 2006, s. 343-363. Özaydın, Abdülkerim, “Mîr-i alem”, DİA, XXX, 123-124. Özcan, Abdülkadır, “Köprülüzâde Numan Paşa”, DİA, XXVI, 265-267. ---, “Çuhadar”, DİA, VIII, 381-382. ---, “Devşirme”, DİA, IX, 254-257. 132 ---, “Kapıcı”, DİA, XXIV, 345-347. Özcan, Tahsin, “Mehmed Nuri Efendi”, DİA, XXVIII, 503-504. Özel, Mustafa, “Debreli Vildan Faik-Nahl /16 Suresinin 90. Ayetinin Tefsiri”, C.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, X/2, 2006, s. 139-151. Özergin, Mustafa Kemal, “Eski bir Ruzname’ye Göre İstanbul ve Rumeli Medreseleri”, İstanbul: Tarih Enstütüsü Dergisi, 1974, sayı 4, s. 269-287. Öztürk, Mustafa, “Osmanlı Tefsir Kültürüne Panoramik bir Bakış”, İstanbul: Osmanlı Toplumunda Kur’ân Kültürü ve Tefsir Çalışmaları –I, 2011, s. 91-160. Paçarizi, Ymer Lutfi, ed-Dürrü’l-Yetîm fî Tefsîri Elif Lâm Mîm; Zıyâu’l-Budûr fî Telmîhâti Ayeti’n-Nûr; İcrâü’l-Fülk fî Âyeti’l-Mülk, Biblioteka e Arkivit të Kosovës, Fondi i dorëshkrimeve Orientale, nr. i sig. 29, nr. i inventarit 6207. Pajaziti, Ali; Selimi, Nasir; Zuferi, Rasim: Shqiptarët e Rekës së epërme përballë sfidave të kohës, Gostivar-Shkup: Universiteti i Evropes Juglindore, 2014. Pakalın, Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı, 1993. ---, Sicill-i Osmanî Zeylî, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2008. Pala, İskender, “Âbidîn Paşa”, DİA, I, 310. Peçevi, İbrahim, Tarih-i Peçevi, haz. Bekir Sıdkı Baykal, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1999. Prifti, Kristaq, “Popullsia Myslimane në Ballkan në Fund të Shek. XIX dhe në Fillim të Shek. XX.” Feja, Kultura dhe Tradita İslame ndër Shqiptarë, Prishtine: Kryesia e Bashkesise İslame te Kosoves, 1995, s. 159-161. Priştineli, İlyas Efendi, Huzur Dersi Takrirleri, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, nr. 7317. Prizrenî, Mahmûd b. Süleyman, Risâle-i Tecvîd, H.Selim Ağa Kütüphanesi, Kemankeş Koleksiyonu, nr. 6. ---, Tecvid Risâlesi, Beyazıd Devlet Kütüphanesi, nr. 141. 133 Redzepi, Nasir, “Üsküp İsa Bey Medresesi’nin dünü ve bugünü”, 100. Yılında İmam Hatip Liseleri, İstanbul: Değerler Eğitim Merkezi (DEM), 2015. Refiî, Hâfız, Tecvid, Dersaadet: Mahmud Beğ Matbaası, Recep 1309/Ocak 1892. Rexhepi, Resul ve Mehmeti, Sadik, H. Rrystem Efendi Shporta- Jeta dhe Vepra (1864-1937), Prishtine: Dituria İslame, 2010. Škrıjelj, Redžep, “Yeni Pazarlı Alhamiyado Edebiyatçısı Tahir Efendi Boşnak”, Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi (SSAD), Temmuz 2017, sayı: I, c. I, s. 1-14. Stylos, Niko, Preveziani Abedin Pasha Dino-Poezitë e Tij Greqisht dhe Dinat (Dinot), Botimet “Pa Kufinj” Mulheim A. D. R., 2013. Şemsettin Samî, Kamûsu’l-Aʿlâm, İstanbul: Mehran Matbaası, 1306/1889. Süreyya, Mehmed, Sicill-i Osmânî, haz. Nuri Akbayar, Türk Tarihi Vakfı, İstanbul, 1996. Şakâik-i Numâniye ve Zeyilleri, haz. Abdülkadir Özcan, Çağrlı Yayınları, 1989. Şenel, Abdülkadir, “Molla Miskîn”, DİA, XXX, 259. Şener, Abdullah Naim, Müslüman Yiğit Erkekler, İstanbul: 1976. T. Bahri, “Arnavutluk’ta Medreseler”, Sebilü’r-Reşâd [Sırât-ı Müstakîm] c. XXIV, sayı: 622, s. 379. Taneri, Aydın, “Çaşnigir”, DİA, VIII, 232. Taşköprizade, eş-Şakâiku’n-Nu’mânîyye fî Ulemâi’d-Devleti’l-Osmâniyye, thk. Ahmet Suphi Furat, İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, 1985. Tayşi, Mehmed Serhat, “Feyzullah Efendi”, DİA, XII, 527. Tekindağ, Şehabettin, “Medrese Dönemi”, Cumhuriyetin 50. Yılında İstanbul Üniversitesi, İstanbul: 1973. Temizer, Aydın, “Osmanlıda Huzur Dersi Örnekleri Tahlil ve Tenkitli Tefsir Metni Neşirleri I, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C. XV, sayı: 28 (2013/2). 134 ---, “Osmanlıda Huzur Dersi Örnekleri Tahlil ve Tenkitli Tefsir Metni Neşirleri II, Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi C. XVII, sayı: 31 (Haziran 2015). Topaloğlu, Bekir, “Hüsrev Hoca”, DİA, XXXIX, 36-37. Topçu, Sultan Murat, Gücün Mimariye Yansıması-Köprülüler, Ankara: Türk Tarihi Kurumu, 2015. Uzunçarşılı, İsmail Hakkı, Osmanlı Devleti’nin İlmiye Teşkilatı, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2014. ---, Osmanlı Tarihi, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1988. Üsküplü Hafız Ferid, “Kur’ân-ı Celilülünvân İlm-i Heyetin Keşfiyât-ı Ahîresiyle Terakkiyât-ı Âtiye-yi Beşerîyeyi İhtivâ Eder”, Sırât-ı Müstakim, c. II, sayı 51, s. 392-393. ---, “Âlem-i İslâm, Mekke-i Mükerreme”, Sırât-ı-Müstakîm Koleksiyonu, Bağcılar Belediyesi, III, sayı 72, s. 299. ---, “Efʿâl-i İlâhîyye Ayn-ı Hikmettir Lâkin Hikmetle Talîl Edilemez”, Sırât-ı Müstakim, c. II, sayı 45, s. 291-292. ---, “Sükkân-ı Semâ”,Sırât-ı Müstakîm, c. III, sayı: 59, s. 107-108. ---, “Ufak Bir Mev’izem”, İşhad, İstanbul 5 Eylül 1329, nr.79, sayı 2, s. 1748-1749. ---, “Kur’an, Fen”, Hikmet, İstanbul: Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi, 1910, I, sayı: 27, s. 7. ---, “Hakîkat-i İlâhîyye İdrâk Olunamaz”, Sırât-ı Müstakim, II, sayı 44, s. 281-282. ---, Sual ve Cevablı Tecvid, Dersaadet: Matbaa-i Âmire, Üçüncü baskı, 1318/1900- 1901. ---, Şerh-ü Kasîdeti’l-Lâmiyye li-Mehmed Ferid mine’l-Melamiyye, Kosova Matbaası, 4 Haziran 1313/16 Haziran 1897, Birinci Baskı. Vırmiça, Raif, Hacı Mehmet Tahir Efendi-Menakıb, Prizren: Yeni Dönem Yayınları, 2001. 135 Vildan Faik, “Bir Sada-yı Hâtifî”, Beyanu’l-Hak, sayı: 4, s. 65, 30 Ramazan 1326/26 Ekim 1908. ---, “Devr-i İstibdâtta Söylenmiş bir Müsâmere-i Semâviye”, Beyânu’l-Hak, sayı: 3, s. 16, 23 Ramazan 1326/19 Ekim 1908. ---, “Kerem, Semâhat, Sahâ, Cûd”, Beyanu’l-Hak, sayı 5, s. 88-89, 7 Şevval 1326/2 Kasım 1908. ---, el-Mevâizu’l-Hisân fîma Kurrire Beyne yedeyi’s-Sultân, İstanbul: Matbaa-i Hayriyye ve şürekâsı, 1912. ---, el-Mültekat fi Üsuli’t-Tefsir, Selim Ağa Kütüphanesi, nr. 126. ---, İnnallahe Ye’muru bi’l-Adli Âyetinin Tefsîri, Hacı Selim Ağa Kütüphanesi, Hüdayi Efendi Koleksiyonu, nr. 122. ---, Tavdîhü’l-Mübhemât fîmâ Verede fi’l-Kur’âni mine’l-Kelimât, Hacı Selim Ağa Kütüphanesi, Hüdayi Efendi Koleksiyonu, nr.125. ---, Tebyînü’l-Edevât fî-mâ Verede fî’l-Kur’âni mine’l-Kelimât, Selim Ağa Kütüphanesi, nr. 123. ---, Tefsir-i Sûre-i Kâf, Hacı Selim Ağa Kütüphanesi, Hüdayi Efendi Koleksiyonu, nr. 129. Vildan Fâik’in vefat ilanı: İkdam Dergisi, Salı 15 Zilhicce 1343/7 Temmuz 1925, 10146, s. 3. Yanya Salnamesi, Yanya Vilayeti Matbaası, 1288-1319/1871-1901. Yanyalı, Hacı Ömer Lütfi Efendi, Huzur Dersleri, Topkapı Sarayı Kütüphanesi, III. Ahmed kitaplığı, nr. 3525. ---, Mecmûatü’d-Dürûs, Süleymaniye Kütüphanesi, Tırnovalı, nr. 262. Yıldırım, Ahmet, “Balkanlarda İslami İlimler ve Orada Yetişen Ünlü Alimler”, Balkanlarda İslam: Miadı Dolmayan Umut, Ankara: TİKA Yayınları, 2016, III, s. 81-115. Yılmaz, Necdet, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf: (XVII. Yüzyıl), İstanbul: Osmanlı Araştırmaları Vakfı, 2001. 136 Yûnûs-zade Ahmed Vehbi, “Yerdekilerin Gökdekilerle Âtiyen Muhâbere ve Muvâsale İhtimali”, Sırât-ı Müstakîm, III, sayı: 56, s. 57-59. Yücer, Hür Mahmûd, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl), İstanbul: İnsan Yayınları, 2004. ---, Mefhûmu’l-Ferâiz, Süleymaniye Kütüphanesi, Reşid Efendi Koleksiyonu, nr. 289. Zani i Nalte, “Mevlana Haxhi Vehbi Dibra ndrroi jete”, Tirane: Prill 1937, viti i XII, nr. 4, s. 98-120. Zihnî Üskübü, Mustafa Efendi, Usul-i Tecvid, Beyazıd Devlet Kütüphanesi, nr.137. Arşiv Belgeleri Osmanlı Arşivi, BEO. 1568/117597, 3887/291457; C. MF. 123/6116, 137/6815, 43/2109, 84/4175; DH. SAİD. d. 1/252, 135/243, 177/163; MF. İBT. 22/55; MF. MKT. 997/76, 122/58-1,2, 638/15-1, 2, 3, 4, 327/8-1, 17/89, 228/12, 682/64, 980/26; TS. MA. d. 7057; TS. MA. e. 598/112; Y. MTV. 149/33. İ.B.B. Atatürk Kitaplığı, nr. 56780; Sayısal Arşiv ve E-Kaynaklar Kütüphanesi, nr. 40. İSAM Kütüphanesi, Hüsrev Aydınlar dosyası. İstanbul Müftülüğü, Meşihat Arşivi, Dosya nr. 183, 1188, 3591, 4881; Dersiam Maaş Defterleri. 137 EKLER A. Huzur Dersleri’ne Katılan Arnavut Asıllı Hocalar Osmanlı döneminde Kur’an’a ve Tefsir ilmine karşı gösterilen saygının bir göstergesi de 165 sene boyunca (1759-1924) devam eden huzur dersleridir. Bilindiği üzere her Ramazan ayında ve Padişah’ın huzurunda yapılan bu derslerde sadece bir veya birkaç ayetin tefsiri yapılıyordu. Padişah ve diğer devlet erkânından sonra, bu ilmî meclislerin en önemli katılımcıları mukarrirler (Tefsir dersini takrir eden âlimler) ve muhataplar (soru soran ve ya müzakereciler) gelmektedirler. Mukarrirler ve muhataplar, ilmî mertebeleri ve liyakâtları dikkate alınarak, şeyhülislam tarafından seçilip padişah tarafından onaylanıyordu. Son dönemde (XIX. Yüzyıl) mukarrir ve muhataplar İstanbul ruûsunu almış, herhangi bir resmî vazifesi olmayan, İstanbul’da ikamet eden ve meşhur medreselerde ders veren âlimler arasından seçiliyordu. Huzur Dersleri’ne katılan hocaların çeşitli ilmî alanları yanında, doğal olarak Tefsir alanında uzmanlığı muhakkak vardı. Osmanlı Devleti’nin her bölgesinden gelip bu derslere katılan olduğu gibi Rumeli kökenli olup da mukarrir ve muhatap olarak bu derslere katılan çok sayıda hoca olmuştur. Huzur Dersleri, Son Osmanlı Dönemi Alimleri, Sicill-i Osmanî ve Zeyilleri adlı eserlerin yanında Meşihat Arşivleri ve Başbakanlık Osmanlı Arşivi gibi kaynaklara bakarak tespit ettiğimiz Huzur Dersleri meclislerine katılan Arnavut kökenli alimler şunlardır: Muhataplık Mukarrirlik İsim Mülâhazalar Dönemi Dönemi 1. M anastırlı Hafız Hüseyin ?-1225 (?- Efendi 1810) 2. M anastırlı Hafız Mustafa 1225-1240 1240 (1825) Efendi (1810-1825) yılında vefat etmiştir 138 3. M anastırlı Muhammed 1228-1242 1243-1247 Emin Ef. (1813-1827) (1828- 1832) 4. P irlepeli Ahmet Efendi527 1228 sonra - 1242 (1813 sonra-1827) 5. M anastırlı Recep Efendi 1235-1252 1252/1837 (1820-1836) yılında Hac’da vefat etmiştir 6. Y akovalı İbrahim 1243-1254 1254-1265 İzmir kadılığına Efendi528 (1828-1838) (1838- tayin 1849) 7. İ skenderiyeli (İşkodralı) 1245-1262 1262/1846 İbrahim Efendi529 (1830-1846) yılında vefat etmiştir 8. P riştineli Ahmed Hulusi 1257-1278 Yenişehri Fener Efendi530 (1841-1862) kadılığına tayin 9. Y akovalı Ali Fikri 1261-1277 1277-1291 İrade-i Seniyye Efendi531 (1845-1861) (1861- ile af 527 Müderris, 1239/1823-24yılında evkaf müfettişi, sonra Mahreç mollası oldu. 1241/1825-1826 senesinde Bektaşîlerin ahvaline tahkiki için Rumeli’ye gönderildi. 1246/1830-1831yılına kadar bu görevde bulundu. Rebiulevvel 1251/Temmuz 1835’de Şam mollası ve 1252/1836yılında Medine-i Münevvere mollası oldu. Bir sene uzatılmakla taltif edildi. 1253/1837yılında İstanbul payesi olup 3 Rebiülevvel 1256/5 Mayıs 1840tarihindevefat etti. Oğlu mevalîden Abdürrauf Efendi’dir. Bk. Sicilli Osmanî, I, 293. 528 Müderris ve Huzur-ı Hümâyun mukarriri idi. Zilkade 1260/Kasım 1844’de terfian Süleymaniye müderrisi olup Ramazan 1265/Temmuz 1849’de ise ruûsu Darülhadis diye belirtilmiştir.1265/1849 yılında İzmir kadılığına atılınca mukarrirlikten ayrılmıştır. 1271/1854-1855yılındavefat etmiştir. Vefa yakınında defnedildi. Oğlu İsmail Hakkı Efendi, mevalîden olup 1275/1858-1859 yılında vefat etmiştir ve yanında medfundur. Bk. Sicilli Osmani, I,162; Huzur Dersleri, II-III, s. 862-863. 529 Bu müellif ile ilgili bu çalışmamızda bilgi verilmiştir. 530 Darü’l-Hadis Süleymaniyye Medresesi’nde müderrislik yapmıştır. 1278/1862 yılında Yenişehr-i Fener (Larissa-Yunanistan) kazasına kadı olarak atanmıştır. Bk. BOA, A.DVN, 177/23. 139 1874) 10 K alkandelenli Numan 1272-1290 1290/1873-1874 Efendi532 (1856-1873) yılında vefat etmiştir 11 P riştineli Muslihuddin 1278-1283 1283/1867 Efendi (1862-1867) yılında vefat etmiştir 12 Y anyalı el-Hac Ömer 1282-1293 1293-1298 Medine, Lütfi Efendi533 (1861-1876) (1876- Medrese-i 1881) Mahmudiyye’ye tayin 13 P riştineli el-Hac İlyas 1286-1299 1299-1307 1307/1890 Efendi534 (1869-1882) (1882- yılında vefat 1890) etmiştir 14 O hrili Hafız Mustafa 1286-1286 1286/1869 Efendi (1869-1869) yılında vefat etmiştir 15 İ şkodralı Recep Vehbi 1287-1308 Efendi (1870-1891) 531 Ulemadan Ali Fikri Efendi’dir. Mucâz talabeleri arasında Tikveşli Yusuf Efendi de vardır.Oğlu Ahmed Şükrü Efendi ulemadan ve Adliye Nezaret-i Celîle’si müsteşarlarındandır. Muhatap ve mukarrir olarak 1277-1291 yılları arasında Huzur Dersleri’ne katılmıştır. 1291/1874-1875 yılında irade-iseniyye ile afvedilmiştir. Cemazeyilâhir 1293/Temmuz 1876’de vefat etmiştir. Fâzıl bir zattı. Edirnekapısı dışında İbrahim Halebi civarında İbni Kemal’e giden yolun solundaki mezartaşı kitabesinde şöyle yazmaktadır: “Hüvellahülbâkî. Meşâhir-i Ulemâ-yı a’lâm ve efâhîm-i esâtize-i kirâmdan üstazü’l-kül Mevlâna el-merhûm Yakovalı el-Hac Ali Fikri Efendi’nin ruh-ı pürfütûhuna el-Fatiha. Sene 1293, 23 Cemazeyilâhir”. Bk. Sicilli Osmani, III, 573; Huzur Dersleri, II-III, 189;862. 532 Numan Sabit b. Muhammed Saîd Efendi’dir. Tikveşli Ebubekir Fevzi Efendi ve Yerköyli Ali b. Muhammed Efendi mucâzlarındandır. Talebelerinden İvraçalı (Bulgaristan) Süleyman Hulusi Efendi’dir. Bk. İcazetname, Süleymaniyye Ktp, Yazma Bağışlar Kol., nr. 05764/1. 533 Bu müellif ile ilgili bu çalışmamızda bilgi verilmiştir. 534 Bu müellif ile ilgili bu çalışmamızda bilgi verilmiştir. 140 16 D ebreli Talip Tevfik 1291-1298 1298/1881 Efendi535 (1874-1881) yılında vefat etmiştir 17 D ebreli İbrahim Hulusi 1291-1293 1293/1876 Efendi536 (1874-1876) yılında vefat etmiştir 18 Y anyalı Murtaza Efendi 1294-1297 1297/1880 (1877-1880) yılında vefat etmiştir 19 İ lbasanlı Abdülkerim 1296-1298 1298/1881 Nadir Ef.537 (1979-1881) yılında vefat etmiştir 20 K alkandelenli Recep 1297-1312 1312/1895 Rüşdü Ef.538 (1877-1895) yılında vefat etmiştir 21 İ pekli Mehmet Tahir 1304-1305 1305/1888 535 Elmaszâde diye meşhurdur. Karinâbâdî Ali Efendi şâkirdlerinden bir dersiâmdır. Cuma günü, 10 Cemaziyelâhir 1299/29 Nisan 1882tarihinde vefat etmiştir. Edirnekapı’da medfundur. Mezartaşı kitabesinde şöyle yazmaktadır: “Hüve’l-Hayyü’l-lezî la yemûtu. Karînabâdi Abdurrahman Efendi merhumun telâmiz-i güzidelerinden ve Fatih mucîz dersiamlarından ve kibâr-ı müderrisînden Debrevî Elmas-zâde Talib Tevfik Efendi ruhiyçün Fatiha”. Bk. Sicilli Osmani, III, 251; Huzur Dersleri, II-III, 234; 922-923. 536 Fatih Camii Şerif mucîz dersiamlarındadır. 537 Fatih Camii Şerif Hadis ilminin mucîz hocalarından Seyyid Abdülkerim Nadir Efendi’dir. 538 Tüccardan Osman Ağa’nın oğludur. Gurre-i Recep 1250/3 Kasım 1834 tarihinde Kalkandelen’de doğmuştur. İlk eğitimini memleketinde aldıktan sonra 1272/1855-1856 yılında İstanbul’a gelerek Fatih Camii Şerif Medresesinden icazet almıştır. 1286/1869-1870 yılında Fatih Camii Şerifi’nde ders vermeye başlamış, 1304/1886-1887 senesinde ise icazet vermiştir. 1295-1878 yılında Huzur Dersleri’ne muhatap olarak katılmıştır. 1308/1890-1891 yılında ise Meclis-i Mesalih Talebe azalığına seçilmiştir. Fatih Türbe-i Şerifi’nde ve Fetvahane’de Buhâri-i Şerîf, Eyüp Sultan’da ise Şifâ-i Şerîf okutmuştur. 5 Ramazan 1310/23 Mart 1893 tarihinde müderrislik rütbesi Paye-i Mahreç payesine kadar çıkmıştır. 19 Şaban 1312/15 Şubat 1895 tarihinde vefat etmiştir. Talebelerinden Alasonyalı Ali Zeynelabidin Efendi’dir. Bk. Meşihat Arşivi, Dosya nr. 121. 141 Efendi539 (1887-1888) yılında vefat etmiştir 22 P rizrenli Zeynelabidin 1305-1328 1328/1910 Efendi540 (1888-1910) yılında vefat etmiştir 23 O hrili Muhammed Ali 1306-1328 1328/1910 Necati Ef.541 (1889-1910) yılında vefat etmiştir 24 İ lbasanlı Ali Murtaza 1306-1318 1318/1901 539 Muhammed Tahir b. Nureddin Ağa’dır. İpek sancağı Şuşisa köyündendir. Mehmet Akif Ersoy’nin babasıdır. Yaklaşık 1244/(1829 yılında doğmuştur. Memleketinden sonra İstanbul’a gelerek Yozgatlı Mahmud Efendi’den ders görmüş ve icazet almıştır. Ayrıca Şerif Efendi’den mucâz olmuştur. Pek temiz ve titiz bir zât olduğundan ona “Temiz Tahir Efendi” de deniyordu. Ailesi Buhara’dan gelen kendisi Anadolu’da doğan Emine hanımla evlenmiş ve bu evlilikten Şevval 1290/Aralık 1873 yılında Mehmet Akif dünyaya gelmiştir. Mehmet Akif Sahafat kitabında babası hakkında: “ Babam, Fatih müderrislerinden İpekli Hoca Tahir Efendi merhumdur ki benim hem babam hem hocamdır. Ne biliyorsam kendisinden öğrendim” söylemektedir. İpekli Tahir Efendi Ramazan 1304/Mayıs 1887’da Huzur Dersleri’ne muhatap olarak katılmış, 1305/1888 yılında ise vefat etmiştir. bk. Huzur Dersleri, II-III, 967;968. 540 Terzi Bahtiyar Ağa’nın oğludur. Takriben 1252/1836-1837 yılında Prizren’in Saraçhane mahallesinde doğmuştur. İlk tahsilini memleketinde bulunan Mehmet Paşa Medresesi’nde almıştır. Ardından İstanbul’a gelerek Fatih civarında Otlukçu Yokuşu yakınında Abdürrahim Efendi Medresesi’ne girmiş Yanyalı Ömer Lütfi Efendi’den 1286/1869-1870 yılında icazet almıştır. Fatih Camii Şerif, Eyüp Askeri Rüşdiyyesi, Fatih Askeri Rüşdiyye Mektebi Kavaidi Osmanî gibi okullarda ders vermiştir. 1313/1895-1896 yılında yaşlılığı dolayısıyla muallimlikten istifa etmiş Bab-i Fetva’da Buhari-i Şerif kariliğine tayin olmuştur. 1328/1910-1911 yılında derecesi Hâmise-i Süleymaniyye idi. 19 Temmuz 1327/1 Ağustos 1911 tarihinde vefat etmiştir. Bk. Son Devir Osmanlı Uleması, IV, 397-398; Huzur Dersleri, II-III, 1076-1077. 541 1253/1837-1838 yılında Ohri kasabası’nın Sazlık mahallesinde doğmuştur. Babası Mektebi İptidai muallimi Muhammed Nazif Efendi’dir. Memleketinde okuduktan sonra 1275/1858-1859 yılında İstanbul’a gelerek Bayezid Camii Şerifi dersiamlarından Vezirköprülü Hasan Hilmi Efendi’den icazet almıştır. 1290/1873-1874 yılında tedrisebaşlamış, 1306/1888-1889’da ise icazet vermiştir. 1328/1910-1911 yılında Musıla-i Süleymaniyye derecesine çıkarılmıştır. Ayasofya Camii Şerifi’nde Buhari-i Şerif kıraat vazifesi verilmiştir. 29 Zilhicce 1328/1 Ocak 1911 tarihinde vefat etmiştir. Bk. Huzur Dersleri, II-III, 1074. 142 Efendi542 (1889-1901) yılında vefat etmiştir 25 İ lbasanlı İbrahim Hakkı 1308-1318 1318/1901 Efendi543 (1891-1901) yılında vefat etmiştir 26 Ü sküplü Muhammed 1309-1319 Rif’at Ef.544 (1892-1901) 27 K alkandelenli Mustafa 1311-1315 Safi Ef. (1894-1898) 28 Y akovalı Abdullah 1313-1315 Efendi (1896-1898) 29 E rgirili Ahmed Reis 1316-1332 1329/1914 Efendi545 (1899-1914) yılında vefat 542 Fatih Cami-i Şerifi dersiamı İlbasanlı Ali Murtaza Efendi ile ilgili bu çalışmamızda bilgi verilmiştir. 543 Fatih Cami-i Şerifi dersiamlarındandır. Muharrem 1292/Mart 1875 tarihinde müderrislik payesini kazanmıştır. İcazet vermek suretiyle Fatih mucîz dersiamları sınıfına girmiştir. Rütbesi Musıla-i Sahn İstanbul Müderrisliği payesine kadar çıkmıştır. 26 Zilhicce 1318/16 Nisan 1901 tarihinde vefat etmiştir. Edirnekapı dışında “Mısır Tarlası” denilen yerde Huzur Dersleri muhataplarından İpekli Bayram Sa’di Efendi’nin kabri yanındaki defnedilmiştir. Mezartaşı kitabesinde şöyle yazmaktadır: “Hüvelbâkî. Fatih dersiamlarından İlbasanlı Müftizâde el-Hac İbrahim Hakkı Efendi’nin ruhiyçün rızaen lillahi teâlâ el-Fatiha”. Bk. Son Devir Osmanlı Uleması, II, 158; Huzur Dersleri, II-III, 281; 964. 544 12 Safer 1311/25 Ağustos 1893 tarihinde Huzur Dersleri Beşinci Dersinin muhatabı olarak Dördüncü Osmanî nişanıyla taltif edilmiştir. Bk. BOA, İ..TAL 29/25. 545 Ahmed Reis b. Selman Ağa’dır. 1260/1844-1845 yılında Ergiri’de doğmuştur. Ergiri müftüsü Debreli Yunus Efendi’den icazet aldıktan sonra 1279/1862-1863 yılında İstanbul’a gelmiştir. Süleymaniyye Camii Şerifi’nde ders veren Fetvâ Emini, Nurî Efendi’den 1290/1873-1874 yılında icazet almıştır. Şevval 1292/Ekim-Kasım 1875 tarihinde Fatih Camii Şerifi’nde ders vermeye başlamıştır. 1296/1878-1879 yılında Fetvahane Pusula Odası’na müsevvid olarak atanmıştır. Gurre-i Cemazielevvel 1318 Musıla-i Süleymaniyye payesine terfî olmuştur. 6 Şevval 1316/17 Şubat 1899 tarihinde Huzur Dersleri muhatabı olarak dördüncü Nişan-i Osmanî ile taltîf olmuştur. 28 Kanunievvel 1329/10 Ocak 1914 tarihinde vefat etmiştir. Bk. Meşihat Arşivi, Ergirili Ahmed Reisi Efendi, Dosya Nr. 27; BOA, İ..TAL.,166/34. 143 etmiştir 30 Y akovalı Adem Nuri 1317-1332 1333/1914-1915 Efendi546 (1900-1914) yılında vefat etmiştir 31 İ pekli Bayram Sa’di 1317-1334 1334/1916 Efendi547 (1900-1916) yılında vefat etmiştir 32 Y akovalı Hacı 1320-1334 1334/1916 Abdürrahim Efendi548 (1902-1916) yılında vefat 546 Esnaftan Mustafa Ağa’nın oğlu olup 1262/1845-1846 yılında Yakova’da doğmuştur. Memleketinde sonra İtanbul’a gelerek Fatih Camii’nde Huzur Dersleri mukarrirlerinden Priştineli el-Hac İlyas Efendi’den icazet almıştır. İmtihanla Fetvahane Pusula Odasına ve daha sonra Fetva Odasına ve İ’lamat Şer’iyye İsti’nâf Mukayyidliğine memur edilmiştir. Gurre-i Cemazeyielâhir 1318/26 Eylül 1900 tarihinde Mûsıla-i Süleymaniyye payesine kadar terfî olmuştur. Huzur Dersleri’ne 1317-1332 (1900-1914) yılları arasında muhatap olarak katılmıştır. Fetvahane’de müsevvid ve Fatih Camii Şerif’te dersiam iken 23 Muharrem 1333/11 Aralık 1914 tarihinde vefat etmiştir. Edirnekapı dışında Mısır Tarlası olarak bilinen mezartaşı kitabesinde: “Huzûr-ı Hümâyûn dersi muhataplarından Fatih muciz dersiamlarından Yakovalı el-Hac Adem b. Abdullah Efendi’nin ruhiyçün el-Fatiha” yazmaktadır. Bk. Huzur Dersleri, II-III, 1099; Son Devir Osmanlı Uleması, I, 156-157. 547 İpekli Bayram Sa’di b. Adem Ağa’dır. 1260/1844-1845 yılında doğmuştur. Fatih dersiamlarındandır. 27 Ramazan 1317/29 Ocak 1900 tarihinde bazı diğer hocalarla beraber Huzur Dersleri muhatapları olarak dördüncü rütbelerden Osmani ve Mecidi Nişanları ile ihsan buyurulmuştur. 21 Recep 1328/15 Aralık 1908 tarihinde müderrislik payesi Sahn-i Semân Derecesi idi. 1334/1916 yılında vefat etmiştir. Meşihat Arşivi, Dosya nr. 3417. 548 Yakova’da Atik Mahallesi imamı ve müderrisi Muhammed Efendi’nin oğlu olup 1266/1849-1850 yılında doğmuştur. İlk tahsilini memleketinde babasından almıştır. 1278/1861-1862 İstanbul’a gelerek Amca Hüseyn Paşa Medresesi’ne girmiş Priştineli İlyas Efendi ve İstanbullu meşhur Şevket Efendi’lerden icazet almıştır. Fatih Camii’nin dersiamı ve müderrisi olup iki defa icazet vermiştir. 1320-1334 (1902-1916) yılları arasında Huzur Derslerinde muhataplık yapmıştır. 1325/1907 yılında Musıla-i Süleymaniyye derecesiyle İstanbul’da Valide Sultan Medresesi müderrisliğine tevcih edilmiştir. Meşihati İslamiyye Ders Vekâleti Meclisi Mesalihi Talebe azalığında bulunmuştur. Arnavutluk isyanı sırasında İstanbul’dan Yakova’ya gönderilen heyet-i nâsihaya katılmıştır. Hacc farizasını ifa ettikten sonra altmış yedi yaşındayken Aralık 1918’de 144 33 P ekinli Mustafa Sâfî 1323-1326 1326/1908 Efendi549 (1905-1908) yılında vefat etmiştir 34 D ebreli Vildan Faik 1324-1327 1327-1341 Efendi550 (1906-1909) (1909- 1923) 35 İ lbasanlı İbrahim Hakkı 1329-1334 Efendi551 (1911-1916) 36 P rizrenli Hüseyin 1334 (1916) 1933 yılında Necmeddin Ef.552 vefat etmiştir vefat etmiştir. Vasiyeti üzerine Edernekapı mezarlığına defnedilmiştir. Bk. Huzur Dersleri, II-III, 363; 1099-1100. 549 İsmi Mustafa Sâfî b. Muhammed Ağa’dır. 1264/1847 yılında Manastır’a bağlı Pekin’de (İlbasan’a yakın) doğmuştur. Memleketinde ilk bilgileri ve bir müddet medresede tahsil almıştır. 1287/1870- 1871 yılında İstanbul’a gelerek Fatih Camii dersiamlarından İlbasanlı Abdülkerim Nadir Efendi’den icazet almıştır. 1298/1880-1881 ruûsu kazanarak Fatih Camii Şerifi’nde ders vermeye başlamıştır. Recep 1305/Mart-Nisan 1888 tarihinde Fetvahane Pusula Odası’na girmiştir. Müderrislik payesi yükselerek Safer 1324/Mart-Nisan 1906 tarihinde Musıla-i Sahn’a kadar terfî olmuştur. 1323-1325 (1905-1907) yılları arasında Huzur Dersleri’ne muhatap olarak katılmıştır. 18 Rebiulevvel 1326/20 Nisan 1908 tarihinde vefat etmiştir. Mezartaşı kitabesinde: “Fetvahane müsevvidlerinden ve Fatih dersiamı mucizlerinden Pekinli Mustafa Sâfi Efendi’nin ruhuna el- Fatiha”. Bk. Son Devir Osmanlı Uleması, IV, 118; Huzur Dersleri, II-III, 1076. 550 Bu müellif ile ilgili bu çalışmamızda bilgi verilmiştir. 551 Saniye-i el-Hac Beşir Ağa medresesinde ders veriyordu. 9 Zülkâde 1325/14 Aralık 1907 tarihinde hareket-i dâhil müderrislik derecesine nail olmuştur. Bk. İlmiyye Salnamesi, Haz. Seyit Ali Kahraman, Ahmed Nezih Galitekin, Cevdet Dadaş, İşaret Yayınları, İstanbul 1998, s.108. 552 Sadık Ağa’nın oğlu olup 1274/1857-1858 yılında Prizren sancağının Loma kazası Radomir köyünde doğmuştur. İstanbul’a geldikten sonra Reisü’l-Kurrâ Hafız İsmail (Büyük) Efendi Hafızlık yapmış ve Alasonyalı Ahmed Hamdi Efendi, Şehrî Ahmed Efendi, Manastırlı İsmail Hakkı Efendi ve Nevrekoplu Mahmud Hamid Efendi’den der almiştir. Fatih dersiamlarından Cum’ali Mustafa Hakkı Efendi’ye 20 sene mülazemet yapmış ve ondan icazet almıştır. 3 Safer 1317/13 Haziran 1899 tarihinde Fatih Camii’nde, 11 Safer 1324/6 Nisan 1906 tarihinde Rabia-i Muharrem Efendi Medresesi’nde, 18 Zilhicce 1332/7 Kasım 1914 tarihinde ise Darü’l-Hilafeti’l- Aliyye Medresesi’nde Usûl-i Fıkıh müderrisliğini yapmıştır. Fetvahane Fetva Odası ikinci sınıf müsevvitliğinde ve Devâir-i Vilâyât İstifâ Memurluğu’nda da çalışmıştır. 3 Aralık 1933 tarihinde 145 37 D ebreli Musa Kazım 1334-1337 Efendi553 (1916-1919) 38 P riştineli Ahmed Tevfik 1337 (1919) Efendi554 39 K alkandelenli 1340/1922 1928 yılında Muhammed Hürşid vefat etmiştir Efendi555 Yukarıdaki listeye göre 5’i mukarrir sıfatıyla olmak üzere bu derslere 39 Arnavut asıllı hoca katılmıştır. Bunlardan tefsir ile ilgili eserine ulaşabildiğimiz mukarrirlerden Yanyalı Ömer Lütfi Efendi, Priştineli İlyas Efendi ve Debreli Vildan Faik Efendi’ye ve muhataplardan İşkodralı İbrahim Sıdkı Efendi ve İlbasanlı Ali Murtaza Efendi’ye bu çalışma içerisinde yer verdik. Görüldüğü üzere Manastır, Priştine, Yakova, İşkodra, İlbasan, Debre ve Yanya gibi şehirlerden gelen hocalar, doğdukları yerde iyi bir medrese eğitimi aldıktan sonra, İstanbul’un özellikle Fatih medreselerinde eğitimlerine devam etmiş, birçok islamî ilimler yanında tefsir ilminde de iyi bir konuma gelmişlerdir. Ayrıca bu vefat etmiştir. Alâka Şerhi, Şerhu'l-Burhân ve Şerhu’l-Menâr adında üç eserleri vardır. Bk. Son Devir Osmanlı Uleması, II, 143-144. 553 Rabia-i Yakup Paşa Medresesinde ders veriyordu. Şaban 1326/Haziran 1908’de derecesi İptida-i Hâriç idi. Bk. İlmiyye Salnamesi, s.125. 554 Sâniye-i Şeyh Feyzullah Efendi Medresesi’nde ders veriyordu. 9 Zülkade 1325/14 Aralık 1907 tarihinde Hareket-I Hâriç müderrislik derecesine nail olmuştur. Bk. İlmiyye Salnamesi, s. 122. 555 Tüccardan Nureddin Beyzâde İsmail Bey’in oğludur. 1286/1869-1870 yılında Kalkandelen’de doğmuştur. İlk tahsini memleketinde yapmış, sonra İstanbul’a gelerek Fatih Camii Şerifi dersiamlarından Hoca Rahmi Efendi’den icazet almıştır. 1320/1902-1903 yılında dersiamlığa seçilmiş, 1322/1904-1905 yılında ise Fatih Camii Şerifinde tedrise başlamıştır. Ayrıca Darülmuallimin Âli Edebiyat Şubesinden iyi derecede mezuniyet ruûsunu almıştır. 1324/1906- 1907 yılında Mahmudiye Rüşdiyesi’ne muallim-i sâlis, 1325/1907-1908 yılında Fatih Rüşdiyesi’ne muallim-i sâni, 1326/1908-1909 yılında İptidai Hâriç derecesiyle Ebubekir Efendi Medresesi müderris-i sâniliğe ve 1330/1911-1912 yılında da Emirgan İnâs Numûne Mektebi’ne kıraat, imla ve sarf dersleri muallimliğine tayin olmuştur. Son olarak Suadiyye Camii Şerifi vaizliğinde bulunmuş ve 8 Haziran 1928 tarihinde Erenköy’de vefat etmiştir. Bk. Huzur Dersleri, II-III, 1053-1054; Son Devir Osmanlı Uleması, III, 210. 146 listeye göre Arnavut kökenli hocalar daha yoğun bir şekilde Huzur Dersleri’nin son dönemlerine katılmışlardır. 147 B. Belgeler Lütfi Paşa’nın Havâss-ı Kur'an-ı Şerîf adlı eseri (Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmûd Efendi, nr. 6385) 148 Lütfi Paşa’nın Tevhid ve Müteşabihât adlı eserinin ilk sayfası (Süleymaniye Ktp., Ali Emiri SRY Koleksiyonu, Nr. 257) Molla Fevrî’nin el yazısı ve İbn Kemal’in Tebareke (Mülk) suresi tefsirine düştüğü not. (Süleymaniye Ktp, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa, nr.1602, vr.102-104.) 149 Ömer Fânî Efendi’nin Fethü’l-Gıtâ adlı tefsir haşiyelerinden bir sayfası (Kahire Darü’l-Kütüp el-Mısriye, nr. 1/39) 150 Ömer Fânî’nin Fethü’l-Gıtâ adlı eserinde İhlâs suresinin tefsiri (İstanbul Üniv. Kütüphanesi, A. 2134. Vr.57) Üskübî Altıparmak Efendi’nin el yazısıyla “Mâ kâne ‘ale’n-Nebiyyi min Harec” ayetinin tefsirinin ilk sayfası (Süleymaniye Ktp., Laleli, 139M-1) 151 Zihnî Üskübî’nin Usûl-ı Tecvid adlı eseri (Beyazıd Devlet Kütüphanesi, Nr.137.) 152 Köprülüzade Esad Paşa’nın el-Ferâidü’l-Haseniyye adlı eseri (Süleymaniye Ktp., Hacı Ahmed Paşa, Nr. 352) Mahmud b. Süleyman Prizrenî’nin Tecvid Risâlesi adlı eseri (H.Selim Ağa Ktp, Kemankeş Koleksiyonu, Nr. 6) İşkodralı İbrahim Sıdkı Efendi’nin Şafiye li'l-Marîzi adlı Mecmûası’ndan ilk sayfa (Süleymaniye Ktph, Reşid Efendi, nr. 313) 153 Ali b. Mustafa el-İlbasanî’nin el-Âdâbu'l-Kur'aniyye adlı eserinin ilk sayfası (Gazi Hüsrev Beğ Ktp., Nr. 964/2.) Priştineli İlyas Efendi’nin işlediği Huzur Dersleri Takrirleri’nden son sayfası (İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar, nr.7317) 154 Prizrenli Abdurrahim Efendi’nin Kevser Suresi tefsiri (İstanbul Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Yazma Eserler Koleksiyonu, nr. 580) İlbasanlı Ali Murtaza Efendi’nin Zübdetü'l-Besmele adlı eserinin iç kapağı (Süleymaniye Ktp, Nurosmaniye, Nr. 4575.) 155 Debreli Hoca Abdülkerim Efendi’nin Mizânü'l-Hurûf adlı eserinin iç kapağı (Süleymaniye Ktp, Tahir Ağa Tekkesi, nr. 762) Vildan Faik Efendi'nin Tefsir Usülü adlı risalesinin son sayfası (Hacı Selim Ağa Kütüphanesi, Hüdayi Efendi Koleksiyonu, Nr. 126) 156 Prizrenli Ömer Lütfi Paçarizi'nin ed-Dürrü’l-Yetîm fî Tefsîri Elif Lam Mim adlı tefsir risalesi (Biblioteka e Arkivit të Kosovës, Fondi i dorëshkrimeve orientale, nr. i sig. 29, nr. i inventarit 6207) Yanyalı Hafiz Refii Abdussamed Efendi'nin tercüme-i hali (BOA, DH. SAİD. d. 135/243) 157 İşkodralı Yusuf Efendi'nin Tefsir Risâlesi'nin kapak kısmı (Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesi, Kayıt nr. 107.) Hüsrev Aydınlar Hoca'nın Risâletü'l Mevâhib el-İlâhiye adlı tefsir risalesi ( oğlu Hüsrev Şeref’in özel kütüphanesi) 158 Arnavutluk Müftüsü Vehbi Dibra Efendi'nin tercüme-i hali (Meşihat Arşivi, Mehmed Vehbi Efendi, Dosya nr. 4881) 159 Hafız Ali Korça’nın tercüme-i hali (BOA, DH. SAİD. d. 177 / 163) 160 İbrahim Dalliu Efendi'nin Tiran İnas Mektebi'ne tayini (BOA, MF. MKT. 997 / 76.) 161 Hafız İsmet Dibra'nın Mektebi Rüşdiye müderrislik ruusu imtihanı (BOA. BEO. 1568/117597.) 162 Karaferye'de Mehmed Bey ve Atike Hatun Camii'nde perşembe ve pazartesi günleri tefsir dersi yapılmasına dair bir vesika (BOA. C. MF. 137/6815) 163 Şemseddin Sami Fraşeri'nin Tefsîr-i Cedîd isimli tefsirine basım izni verilmemesine dair bir belge (BOA. MF. MKT. 429/1) 164