FSM Vakıf Üniversitesi Araştırma ve Akademik Performans Sistemi


DSpace@FSM, FSM Vakıf Üniversitesi’nin bilimsel araştırma ve akademik performansını izleme, analiz etme ve raporlama süreçlerini tek çatı altında buluşturan bütünleşik bilgi sistemidir.





Güncel Gönderiler

  • Öğe Türü: Öğe ,
    20. Yüzyılda Faşizm İdeolojisi ve Tipografi İlişkisi: İtalya ve Almanya Örneği
    (Akdeniz Üniversitesi, 2026) Abay, Hüma; Refika, Amine
    Bu makale, 20. yüzyılda faşist ideolojiler bağlamında tipografinin propaganda sürecindeki rolünü, İtalya Faşizmi ve Nazi Almanya’sı örnekleri üzerinden karşılaştırmalı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, yazı biçimlerinin yalnızca estetik kaygılarla mı geliştirildiğini yoksa ideolojik yaklaşımların tasarımda etkisinin bulunup bulunmadığı sorusuna cevap aramaktır. Bu soruya cevap aramak için 20. yüzyılda faşist ideolojilerin tipografiyi bir propaganda aracı olarak kullanıp kullanmadıkları, İtalya Faşizmi ile Nazi Almanya’sı örnekleri üzerinden karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Araştırma tarihsel ve kuramsal bir yöntem izleyerek dönemin siyasal, kültürel ve estetik bağlamını dönemin afiş, dergi, kitap ve sergi tasarımlarında kullanılan tipografi ve yazı karakterleri üzerinden görsel analizlerini sunmaktadır. Bu araştırma Faşist İtalya’da Fütürizm ve Art Deco gibi modernist ve deneysel estetik yaklaşımların tipografiye yansıdığını ve bu çeşitliliğin rejimin modern ve devrimci imajını desteklediğini göstermektedir. Nazi Almanya’sında ise tipografinin başlangıçta Fraktur gibi Gotik yazılar aracılığı ile ırksal ve milliyetçi bir kimlik inşa etmek için kullanıldığı, fakat ilerleyen süreçte savaş ve uluslararası iletişim gereksinimleri doğrultusunda Roman kökenli yazı karakterlerine yönelindiği görülmüştür. Araştırmanın bulguları, benzer niteliklere sahip olan her iki rejimin de tipografiyi farklı yollarla ideolojik olarak araçsallaştırdığını ortaya koymaktadır.
  • Öğe Türü: Öğe ,
    Borderline Kişilik Bozukluğu Eğilimlerinin Benlik Farklılaşması, Benlik Uyuşmazlığı ve Öz Şefkat Bağlamında İncelenmesi
    (Abdullah Tunç, 2026) Seymen, Rabia; Kumova, Filiz
    Bu araştırmanın amacı, yetişkin bireylerde borderline kişilik bozukluğu eğiliminin benlik farklılaşması, benlik uyuşmazlığı ve öz şefkat düzeyleriyle ilişkisini incelemek ve öz şefkatin bu ilişkilerdeki aracılık rolünü belirlemektir. G*Power analizine göre hedef örneklem büyüklüğü 550 olarak hesaplanmış ve çalışma çevrim içi olarak 18-70 yaş aralığında (x̄ = 34,72, SS = 10,9) toplam 637 yetişkinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Söz konusu katılımcıların %66,6’sı kadın (424 kişi), %33,4’ü (213 kişi) erkektir. Araştırmada Coolidge Eksen İki Envanteri Plus-Kısa Formu, Benliğin Farklılaşması Ölçeği, İdeal-Gerçek Benlik Kavramı Ölçeği ve Öz Şefkat Ölçeği kullanılmıştır. Korelasyon analizleri, borderline kişilik bozukluğu eğiliminin benlik uyuşmazlığıyla pozitif, benlik farklılaşması ve öz şefkatle ise negatif yönde ilişkili olduğunu göstermiştir. Çoklu doğrusal regresyon analizlerinde, borderline kişilik bozukluğu eğilimlere ilişkin varyansın %43’ünün bu üç benlik değişkeni tarafından açıklandığı görülmüştür. Aracılık analizleri, öz şefkatin her iki modelde de aracılık rolü üstlendiğini göstermiştir. Buna göre, benlik farklılaşması ve benlik uyuşmazlığının borderline kişilik patolojisi eğilimi üzerindeki yordayıcı etkisinin bir kısmı öz şefkat düzeyleri aracılığıyla gerçekleşmektedir. Bulgular, benlik süreçlerinin kişilik yapılanmalarında belirleyici bir role sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Çalışmanın bulguları ilgili literatür ile gelecek çalışmalara ışık tutması açısından tartışılmıştır.
  • Öğe Türü: Öğe ,
    Demokrasi Teorisi ve Ortadoğu: Liberal Teori Çerçevesinde Eleştirel Bir Arap Baharı Okuması
    (Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi, 2026) Dağ, Ahmet Emin
    Bu çalışma, 2010 sonrası Arap Baharı sürecinde ortaya çıkan demokratikleşme girişimlerinin neden sürdürülebilir liberal demokrasilere dönüşemediğini, liberal uluslararası ilişkiler teorisinin temel varsayımları doğrultusunda eleştirel biçimde irdelemektedir. Arap Baharı, başlangıçta halk egemenliği, özgürlük ve adalet taleplerini önceleyen büyük ölçekli toplumsal hareketleri doğurmuş; bu da liberal demokrasinin Ortadoğu’da yayılabileceği yönünde bir dönüm noktası olarak değerlendirilmişti. Ancak sürecin devamında yaşanan karşıdevrimler, otoriter restorasyonlar, devlet çöküşleri ve iç savaşlar, bu iyimser beklentilerin gerçekleşmediğini ortaya koymuştur. Bu çalışmada; demokratik kurumların zayıflığı, hukukun üstünlüğü ilkesinin yeterince kurumsallaşmaması, özgür ve kapsayıcı bir sivil toplumun inşa edilememesi gibi içsel yapısal sorunlar analiz edilmiştir. Ayrıca, Batılı aktörlerin sunduğu liberal normatif desteğin sınırlılığı ve çelişkili niteliği, dışsal faktörler bağlamında sorgulanmıştır. Tunus, Mısır ve Suriye örnekleri üzerinden gerçekleştirilen karşılaştırmalı vaka analizleri, bu içsel ve dışsal etkenlerin demokratik geçiş süreçlerini nasıl biçimlendirdiğini ampirik düzeyde ortaya koymaktadır. Arap Baharı sürecinde üretilmiş olan sloganlar hem rejim karşıtı bir iradeyi hem de kolektif bir siyasal özne yaratma çabasını temsil ederken bu tür söylemlerin kurumsal karşılık bulamaması, demokratikleşmenin yalnızca niyet ve motivasyonla değil, güçlü yapısal temellerle inşa edilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Çalışmada ortaya konan bir diğer temel bulgu, liberal teorinin evrenselci varsayımlarının, Ortadoğu’nun post-kolonyal, mezhepsel ve otoriter yapıları karşısındaki açıklayıcılığının sınırlarıdır. Demokratikleşme yalnızca evrensel normların ithaliyle değil; tarihsel olarak şekillenmiş siyasal kültür, devlet-toplum ilişkileri ve yerel kurumların kapasitesiyle mümkün olabilmektedir. Bunun yanı sıra; ekonomik kırılganlıklar ve yapısal sorunlar, gıda fiyatlarındaki artış ve uluslararası müdahalelerin yol açtığı güvenlik krizleri de demokratikleşme süreçlerinin başarısızlığında önemli rol oynamıştır. Bu bulgular, demokratik kurumların varlığının tek başına istikrarı garanti etmediğini; aksine, bu kurumların sosyoekonomik dayanıklılık ve uluslararası çevreyle olan ilişkilerle birlikte değerlendirildiğinde anlam kazandığını ima etmektedir.
  • Öğe Türü: Öğe ,
    Farklılık ve Özdeşlik Sarkacında Eşitlik İlkesi
    (T.C. Anayasa Mahkemesi, 2026) Delice, Aslan
    Öteden beri adaletle özdeşleştirilmiş olmasına rağmen eşitlik hiçbir zaman tek bir anlam ve işleve sahip bir kavram olmamış hem kamu hem özel alanda mantıklı ve tutarlı ol- mak kaydıyla farklı muamelelere izin vermesi nedeniyle önce adaletle ilişkisi kopmuş, sonra da adeta eşitsizliklerin daya- nağı haline gelmiştir. Liberal anayasacılığın istihkakın serbest piyasada tespit edileceğine dair ön kabulü bilhassa özel hu- kuk alanında tesis edilen ilişkiler vasıtasıyla eşitsizlik ve hi- yerarşiyi tahkim etmiş, akabinde de eşit yurttaşlık kavramı aşınmaya başlamıştır. Özsaygı ve özerklik kısmen şartların eşitliğine bağlı olduğundan eşitlik fayda ve hizmetlerin da- ğıtımıyla ilişkilendirilmeli, asgari hayat standardı temin et- meyen bir düzen yalnızca yurttaşların eşitliğini reddettiği için değil adaletsiz olduğu için de mahkûm edilmelidir. Adaletin kişilere hakkını vermek demek olan asıl anlamı unutulma- malı, eşitlik de temel ihtiyaçların karşılanmasında eşitlik şek- linde yorumlanmalıdır. Liberal anayasal devlet sosyal devlet tacını taşımak istiyorsa mutlaka istihkak ve ihtiyaç ilkelerini uzlaştırmalı, temel ihtiyaçları karşılanmayan yurttaşların öz- gürlüklerinin kısıtlandığı oranda eşitlikten de uzaklaşmaları gerçeği karşısında gayrı adil anayasal düzenin yaşanmaya değmez olduğunun altı çizilmelidir.
  • Öğe Türü: Öğe ,
    Fatma Aliye’nin Oryantalizme Reddiyesi ve Avrupa’daki Yankısı: Marie Dronsart’ın Nisvân-ı İslam Kritiği
    (Bursa Uludağ University, 2026) Kurşun, Zekeriya; Kurt, Fatma
    Contrary to widespread assumptions, the Ottoman press experienced significant development during the reign of Sultan Abdülhamid II, evidenced by the proliferation of newspapers and journals and the establishment of new printing houses, with the palace providing direct financial and institutional support. Within this framework, the Sultan also encouraged Ottoman women to engage in journalism and literary production. Nisvân-ı İslâm (1892), authored by Fatma Aliye Hanım, daughter of the statesman Ahmed Cevdet Paşa, was translated into French and sent to the Chicago World’s Fair in 1893, reaching an international readership. Conceived as a comprehensive response and apologetic defense against Orientalist discourses targeting Muslim women and Islamic belief, the work addresses issues such as harem, concubinage, polygamy, and inheritance from the perspective of Islamic law and Eastern civilization. It attracted considerable attention among Western intellectuals, some of whom traveled to Istanbul to meet Fatma Aliye in person; one of its most extensive critiques was composed in France several years after its publication, yet has received limited scholarly attention to date. Methodologically, this article employs discourse analysis grounded in Edward Said’s conceptualization of Orientalism to examine the 1898 article "Les Musulmanes Contemporaines," in which the French Orientalist Marie Dronsart critically engaged with Nisvân-ı İslâm. The analysis distinguishes critique that engages historical context from Orientalist discourse that flattens it, and applies this distinction to Dronsart’s text. The article argues that, in this largely overlooked text, Dronsart interpreted Fatma Aliye’s arguments through a Eurocentric framework, acknowledging certain strengths while remaining constrained by nineteenth-century Orientalist assumptions regarding Eastern and Muslim women, thereby exposing tensions and convergences between East and West without advancing a normative judgment. The findings show that Dronsart largely converges with Fatma Aliye on questions of education, property rights, and divorce, and even reframes the harem as a space of female agency rather than confinement. On polygamy and concubinage, however, Dronsart diverges from Fatma Aliye, privileging an individual, sentimental Orientalist-feminist framing over the legal and social argument Fatma Aliye advances. The study concludes that Dronsart’s feminist sensibility, however genuine, remains produced from within an Orientalist discursive framework that positions Europe as the normative reference point. By foregrounding this neglected source, the study contributes to the literature on Fatma Aliye’s reception in Europe and on the intersection of Orientalism and feminist discourse in late nineteenth-century cross-cultural exchange.