FSM Vakıf Üniversitesi Araştırma ve Akademik Performans Sistemi
DSpace@FSM, FSM Vakıf Üniversitesi’nin bilimsel araştırma ve akademik performansını izleme, analiz etme ve raporlama süreçlerini tek çatı altında buluşturan bütünleşik bilgi sistemidir.

Güncel Gönderiler
Öğe Türü: Öğe , Predictive Analytics for Hydrogen–Honge Oil Dual Fuel Engine Using Machine Learning(Elsevier, 2026) Sonthalia, Ankit; Renjith, E. Jeslin; JS, Femilda Josephin; M, Jerome Stanley; Subramanian, Thiyagarajan; Varuvel, Edwin Geo; Kiani, Farzad; Žvirblis, Tadas; Matijošius, Jonas; Kilikeviĉius, ArtūrasPlant based fuels have been incessantly researched as a substitute of diesel. However, their use in compression ignition engine tends to deteriorate engine performance and increase the engine emissions. Thereby, offsetting the advantage of the fuel being carbon neutral. Hydrogen induction in intake manifold with the direct injection of biofuel enhances the engine performance and simultaneously reduce the emissions. This way diesel can be completely substituted with carbon neutral fuels. In the present study to replace diesel, honge oil was transesterified to its methyl ester and used as the direct injected fuel and the flow rate of hydrogen was varied. The results indicate an improvement in engine performance with higher in-cylinder pressure and heat release rate with 30 L per minute (lpm) flow rate of hydrogen. The brake specific energy consumption (BSEC) of the engine was reduced to 12.2kJ/kWh with the highest flow rate of hydrogen at full load condition. The unburnt hydrocarbon emission, carbon monoxide emission and smoke opacity reduced from 30 ppm, 0.8% & 59% to 19 ppm, 0.48% & 47%, respectively with maximum flow rate of hydrogen. However, due to improvement in combustion, the oxides of nitrogen emission increased from 1224 ppm to 1450 ppm with hydrogen premixing. For the same engine, if fuel is varied then extensive experimental study is required for analysing the engine performance which is costly, time consuming and may itself be a source of pollution. If the exhaust emissions can be accurately predicted with variation in fuels, then the previously mentioned issues can be resolved. In this regard novel features namely percentage of carbon, hydrogen and oxygen present in the fuel were used along with hydrogen flow rate. Various algorithms were compared for predicting the emissions. The results show that the lowest mean absolute percentage error (MAPE) and root mean square error (RMSE) of 0.78, 0.00647, 0.074, 0.00391, 0.155 and 0.013 was observed with support vector regression (SVR) for CO, HC and smoke emissions, respectively. While gradient process regression (GPR) algorithm resulted in lowest error of MAPE (0.22) and RMSE (0.65) for NO emission.Öğe Türü: Öğe , MXene-Based Intelligent Bioelectronic Interfaces: Emerging Platforms for Sensing, Energy Storage, and Therapeutic Applications(Wiley, 2026) Saraç, Begüm; Yücer, Şeydanur; Çiftçi, FatihMXene nanomaterials have emerged as highly versatile two-dimensional materials, characterized by exceptional electrical conductivity, hydrophilicity, and easily modifiable surface chemistry. These attributes position MXenes as key materials in advancing intelligent bioelectronic interfaces. This review explores the synthesis techniques, structural features, and physicochemical characteristics of MXenes, highlighting their applicability across a range of fields. In the context of biosensing, MXenes’ large surface area and efficient charge transport enable precise and selective detection of biological molecules. In energy storage, devices incorporating MXenes such as flexible supercapacitors and microbatteries, demonstrate strong potential to fulfill the energy requirements of wearable and implantable bioelectronic systems. Additionally, MXenes provide biocompatible platforms in therapeutic biointerfaces that facilitate cellular stimulation and promote tissue repair. The advancement of intelligent, multifunctional MXene-based platforms supports their smooth integration with biological systems, enabling real-time sensing and responsive interventions. Despite these promising developments, challenges related to durability, scalable production, and maintaining biocompatibility pose barriers to clinical adoption. This review seeks to offer a thorough overview of the current advancements and future prospects of MXene-based bioelectronic interfaces.Öğe Türü: Öğe , Kişilik Özellikleri, Benliğin Ayrımlaşması, Öz Yansıtma ve İçgörünün Duygusal Otantiklik Üzerindeki Etkisi: Genç Yetişkinler Örneği(ODTÜ- AYNA Klinik Psikoloji Destek Ünitesi, 2026) Altunay, Cansel; Astar, MelekBu çalışmanın amacı, benliğin ayrımlaşması, büyük beşli kişilik özellikleri, öz yansıtma ve içgörü değişkenlerinin duygusal otantiklik üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Araştırma kapsamında, 18-35 yaş arası genç yetişkinden oluşan 401 katılımcı tarafından çevrimiçi ortamda Duygusal Otantiklik Ölçeği, Büyük Beş-50 Kişilik Testi, Benliğin Ayrımlaşması Ölçeği ve Kendine Yansıtma ve İçgörü Ölçeği ve çeşitli demografik özellikleri sorgulayan bir demografik form yanıtlanmıştır. Veri analizi için Duygusal Otantiklik Ölçeği toplam puanı, otantik davranış, duygusal kaçınma ve dış etkiyi kabullenme alt boyutları ile her bir bağımsız değişkenin alt boyutları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Pearson Korelasyon Analizi; bağımsız değişkenlerin alt boyutlarının Duygusal Otantiklik ve alt boyutlarını nasıl etkilediğini incelemek amacıyla Stepwise Tekniği ile Çoklu Doğrusal Regresyon Modelleri tahmin edilmiştir. Bulgular, duygusal otantikliği en iyi şekilde yordayan faktörlerin ben pozisyonu, duygusal kopma, içgörü, başkalarına bağımlılık ve öz yansıtma değişkenleri olduğunu; bu nedenle duygusal otantikliğin oldukça karmaşık bir yapıda olan ve birçok farklı faktörden etkilenen kapsamlı bir konsept olduğunu göstermektedir. Mevcut bulgular alanyazın ışığında tartışılmıştır.Öğe Türü: Öğe , Partneri Tarafından Şiddete Maruz Bırakılan Kadınların Travma Sonrası Büyüme Kapasitelerinin İlişkili Değişkenler Açısından İncelenmesi(ODTÜ- AYNA Klinik Psikoloji Destek Ünitesi, 2026) Sunguroğlu, Şevval; Kumova, FilizBu çalışmanın amacı hayatının herhangi bir döneminde partneri tarafından fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz bırakılmış kadınların travma sonrası büyüme düzeylerinin algılanan genel stres seviyesi, maruz kalınan şiddetin derecesi, kişilerarası duygu düzenleme düzeyi ve Kernberg kuramı çerçevesinde psikodinamik perspektiften nevrotik kişilik organizasyonu ile ilişkisinin incelenmesidir. Çalışmaya toplam 146 kadın katılmıştır. Katılımcılardan Bilgi Formu, Kadına Yönelik Şiddet Derecelendirme Ölçeği, Kişilik Organizasyonları Envanteri, Travma Sonrası Büyüme Ölçeği, Algılanan Stres Seviyesi Ölçeği ve Kişilerarası Duygu Düzenleme Ölçeğinden oluşan anket formu aracılığıyla veriler toplanmıştır. Araştırma verileri, korelasyon, çoklu doğrusal regresyon analizi ve bağımsız gruplar t- testi kullanılarak incelemiştir. Araştırmada, ilgili değişkenlerden sadece algılanan stres seviyesi ile kişilerarası duygu düzenleme becerilerinin travma sonrası büyüme kapasitesini anlamlı bir şekilde yordadığı, travma sonrası büyüme ile kimlik difüzyonu arasında da negatif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra, sınır durum kişilik organizasyonuna sahip katılımcıların, maruz kaldıkları şiddetin derecesinin, algılanan stres seviyelerinin ve kişilerarası duygu düzenleme puanlarının, nevrotik gelişim düzeyindeki katılımcılara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Travma sonrası büyüme açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Elde edilen sonuçlar, kadına yönelik şiddet bağlamında travma sonrası büyüme ile kişilik örgütlenmeleri, algılanan genel stres düzeyi ve kişilerarası duygu düzenleme arasındaki ilişkiler üzerinden tartışılmıştır.Öğe Türü: Öğe , Fatih: Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Bülteni, 32(Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, 2025) Şensöz, İslamAsırlar boyunca bu topraklarda inşa edilen vakıflar, yalnızca maddi destek mekanizmaları değil, aynı zamanda ilmi, ahlâkı ve toplumsal huzuru besleyen güçlü kurumlar olmuştur. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi de bu köklü mirasın çağımızdaki müstesna temsilcilerinden biridir. Üniversitemiz, eğitim-öğretim faaliyetlerinden araştırma-geliştirme çalışmalarına, ulusal ve uluslararası iş birliklerinden kültür ve sanat etkinliklerine kadar pek çok alanda istikrarlı bir gelişim göstermiştir. Akademik kadromuzun nitelikli çalışmaları, öğrencilerimizin artan başarıları ve kurumsal kapasitemizi güçlendiren yatırım ve işbirlikleri, Üniversitemizin bilim dünyasındaki yerini daha da sağlamlaştırmıştır. Kurumumuzda yaşanan akademik, kültürel ve toplumsal gelişmeleri bir araya getiren 2025 yılının özetini sunduğumuz Fatih Bülten’in 32. sayısını siz değerli okurlarımızla buluşturmanın memnuniyetini yaşıyoruz. Bu sayı, yalnızca bir dönemin faaliyetlerini aktaran yayın olmanın ötesinde, kurumsal hafızamızı ve düşünce istikametimizi birlikte görünür kılarak geleceğe taşımaktadır. Adını ilmin, sanatın ve medeniyetin asırlardır süregelen hafızasını taşıyan Ayasofya Medresesi’nden alan Ayasofya bülteni, bugüne kadar ilim ve düşünce dünyamıza müstesna katkılar sunmuş, kendi mecrasında saygın bir yer edinmiştir. Elinizdeki bu sayı ile birlikte, Ayasofya’nın temsil ettiği fikrî derinlik ile Fatih Bülten’in kurumsal ve akademik belleğini aynı yayın dili içinde buluşturuyoruz. Amacımız, ilmi üretimi, düşünceyi ve toplumsal sorumluluğu ortak bir zeminde, bütüncül bir bakışla ele almaktır. Geride bıraktığımız dönemde Üniversitemiz, eğitim- öğretimden araştırma-geliştirme faaliyetlerine, ulusal ve uluslararası iş birliklerinden kültür ve sanat çalışmalarına kadar pek çok alanda istikrarlı ve nitelikli bir gelişim göstermiştir. Hızla değişen ve dönüşen günümüz dünyasında üniversitelerin sorumluluğu, yalnızca bilgi üretmekle sınırlı değildir. Aynı zamanda eleştirel düşünebilen, etik sorumluluk taşıyan ve toplumsal duyarlılığı yüksek bireyler yetiştirmek de bu görevin ayrılmaz bir parçasıdır. Üniversitemiz, bilimsel üretimi toplumsal fayda perspektifiyle bütünleştiren çalışmalarını kararlılıkla sürdürmüştür. Medeniyet hafızamızın merkezinde yer alan bir mekân olan Ayasofya Medresemizde gerçekleştirmeye başladığımız Ayasofya Söyleşileri, insanı ve anlamı merkeze alan nitelikli düşünce buluşmalarına zemin hazırlamıştır. Nobel ödüllü Türk bilim insanı Prof. Dr. Aziz Sancar’a fahri doktora unvanı tevdi edilmesi ise, Üniversitemizin bilime, emeğe ve vefaya verdiği değerin anlamlı bir nişanesi olmuştur. Akademisyenlerimizin dünyanın en etkili bilim insanları arasında yer alması ve Bilim Kafe etkinlikleriyle bilginin toplumla buluşturulması, bu istikrarlı duruşun somut göstergeleri arasında yer almaktadır. Tüm bu çalışmalar, geçmişten devraldığımız vakıf mirasını geleceğe taşıma irademizin bir yansımasıdır. Kurucu vakıflarımızın bizlere emanet ettiği bu değerli miras, bilimi ahlâkla, akademik üretimi toplumsal sorumlulukla birlikte düşünmemize rehberlik etmektedir. Fatih Bülten’in bir sonraki sayısında Üniversitemizin bilim dünyasına yeni katkıları, öğrencilerimizin başarıları ve tüm yerleşkelerimizdeki nitelikli faaliyetlerimizi sizler ile buluşturmak adına akademik ve idari kadrolarımızla özverili bir şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu vesileyle tüm mensuplarımıza, değerli okurlarımıza saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum.


















