Sharenting ve Dijital Mahremiyet: Çocuk Haklarının Güvence Altına Alınmasında Çocuk Ombudsmanlığı Kurumu İçin Yeni Sorumluluk Alanları
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Dijital teknolojilerin günlük yaşama nüfuzu, çocukların kişisel verilerinin korunmasını önceleyen yeni hukuki ve kurumsal düzenlemelere duyulan ihtiyacı artırmaktadır. Bu bağlamda, ebeveynlerin çocuklarına ait fotoğraf, video ve kişisel bilgileri sosyal medya platformlarında paylaşması şeklinde tanımlanan “sharenting” olgusu, yalnızca bireysel mahremiyet ihlalleriyle sınırlı kalmayıp, ekonomik ve psikolojik istismar ile dijital ortamda yeni bir çocuk emeği biçimine evrilme potansiyeli taşımaktadır. Sharenting’in yarattığı riskler; çocuk haklarının ihlali, kişisel veri güvenliğinin zedelenmesi, dijital izlerin kalıcılığı ve olası kimlik hırsızlığı gibi çok boyutlu sorun alanlarını kapsamaktadır. Bu sorunların önlenmesinde ve yönetilmesinde, çocuk haklarının korunması amacıyla oluşturulan ombudsman kurumlarının —özellikle çocuk ombudsmanı ofislerinin— rolü her zamankinden daha kritik hale gelmiştir. Geleneksel çocuk ombudsmanlığı modeli, çoğunlukla fiziksel istismar, eğitim ve sağlık hakları gibi alanlarda faaliyet gösterirken, dijitalleşme çağında ombudsmanların sorumluluk alanı; dijital mahremiyetin korunması, çevrim içi hak ihlallerinin izlenmesi, ailelerin bilinçlendirilmesi ve platform temelli regülasyon süreçlerine katılım gibi yeni görevleri kapsayacak şekilde genişlemektedir. Bu bağlamda, Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da bazı ülkeler, çocuk ombudsmanlığı yetkilerini siber zorbalık, sosyal medya denetimi ve uluslararası veri transferi gibi alanlara taşımış; bu deneyimler, Türkiye dâhil diğer ülkelere yol gösterici nitelik taşımaktadır. Çalışmamız, sharenting olgusunu hukuki, etik ve sosyo- psikolojik açılardan inceleyerek, ombudsman kurumunun dijital çağda üstlenmesi gereken yeni sorumlulukları ve olası politika önerilerini uluslararası karşılaştırmalar ışığında ortaya koymayı amaçlamaktadır.
The penetration of digital technologies into everyday life has increased the need for new legal and institutional arrangements prioritising the protection of children’s personal data. In this context, the phenomenon of sharenting—defined as parents sharing photographs, videos, and personal information about their children on social media platforms— extends beyond mere violations of individual privacy to encompass economic and psychological exploitation, as well as the potential emergence of a new form of child labour in the digital environment. The risks posed by sharenting include the violation of children’s rights, the compromise of personal data security, the permanence of digital footprints, and the potential for identity theft, representing a multidimensional set of concerns. In preventing and managing these issues, the role of ombudsman institutions—particularly children’s ombudsman offices— established to safeguard children’s rights has become more critical than ever. While the traditional model of the children’s ombudsman has largely focused on areas such as physical abuse, education, and health rights, in the digital age its scope of responsibility has expanded to include the protection of digital privacy, monitoring online rights violations, raising awareness among families, and engaging in platform-based regulatory processes. In this regard, several countries in Europe and North America have extended the mandates of children’s ombudsmen to encompass areas such as cyberbullying, social media oversight, and cross-border data transfer; these experiences serve as valuable guidance for other countries, including Türkiye. This study aims to examine the phenomenon of sharenting from legal, ethical, and socio-psychological perspectives, and to identify the new responsibilities and potential policy recommendations for the ombudsman institution in the digital age through the lens of international comparisons.










