Mekân ve Temsil: Bir Külliyenin Edebî Hafızası
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Edebiyat ile mekân arasındaki ilişkiyi Henri Lefebvre’in mekân kuramı çerçevesinde inceleyen bu çalışma, Üsküdar’daki Atik Valide Külliyesi’ni bu ilişkinin tarihsel sürekliliğini görünür kılan örnek bir yapı olarak ele almaktadır. Çalışma, mekânın yalnızca edebî metinlerde tasvir edilen ya da sahne rolü gören bir unsur değil, toplumsal hayat içinde üretilen, deneyimlenen ve sembolik düzlemde yeniden kurulan bir alan olduğunu ileri sürmektedir. Bu doğrultuda araştırma, metin merkezli okuma, epigrafik çözümleme ve arşiv belgelerine dayalı karşılaştırmalı bir yöntem benimsemektedir. Külliyenin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan tarihini edebî üretimle birlikte çözümlemede Lefebvre’in tasarlanan mekân, yaşanan mekân ve temsil mekânları ayrımı analitik bir çerçeve sunmaktadır. 1570-1586 yılları arasında inşa edilen Atik Valide Külliyesi, cami etrafında konumlanan birimleriyle dinî, ilmî ve toplumsal hayatı düzenleyen bütüncül bir mekân olarak tasarlanmıştır. Bu kurucu düzen, medrese ve tekke çevresinde gelişen ilmî ortam aracılığıyla sözün kurumsallaştığı ve edebî üretimin erken dönemden itibaren mekânla bütünleştiği bir zemin oluşturmuştur. Külliyenin tarihsel dönüşümleri, yaşanan mekânın farklı deneyim biçimleri üzerinden görünürlük kazanmasını sağlamaktadır. Haziredeki mezar taşları ve külliyedeki kitabeler, edebî sözün mekânda somutlaştığını gösteren başlıca örneklerdir. Darüşşifanın bimarhane ve cezaevi olarak kullanıldığı dönemleri yansıtan edebî metinler, mekân ve toplum koşullarının edebî hafızayı nasıl şekillendirdiğini göstermektedir. Modern Türk edebiyatında ise külliye, estetik ve nostaljik bir temsil alanı olarak yeniden kurgulanmıştır. Bu çalışma, Atik Valide Külliyesi örneğinde bir müessesenin tasarım iradesi, toplumsal deneyim ve estetik temsil düzlemlerinin süreklilik içinde kesiştiği katmanlı bir mekân olarak değerlendirilebileceğini iddia etmekte, mekân ile edebiyat arasındaki ilişkinin tek yönlü bir yansıma değil, karşılıklı bir üretim süreci olduğunu ileri sürmektedir.










