Nuhbetü’l-Fiker’in Osmanlı Serüveninde Bir Halka: Ebûbekir el-Kaysarî’nin Tavzîhu’t-Tavzîh’i
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Muhtasar Hadis Usûlü telif ve tedris geleneğinde önemli bir yere sahip olan İbn Hacer el-‘Askalânî’nin Nuhbetü’l-fiker adlı eseri ve onun şerhi Nüzhetü’n-nazar, Osmanlı ilim dünyasında da kalıcı etkiler bırakmış, muhtasar şerh ve hâşiye literatürünün başlıca kaynaklarından olmuştur. Bu eserlerin Osmanlı medrese müfredatında yer bulması ise, özellikle Köprülüler döneminde Mısır ulemasıyla kurulan ilmî temasların etkisiyle, 17. yüzyıldan itibaren gerçekleşmiştir. Böylece Nuhbe-Nüzhe metinleri, Osmanlı hadis usûlü geleneğinde yeniden yorumlanan ve eğitim pratiğini şekillendiren temel kaynaklar hâline gelmiştir. Bu makale, bu geleneğin az bilinen halkalarından Ebûbekir el-Kaysarî’nin Tavzîhu’t- tavzîh adlı şerhini ele almaktadır. Hicrî 1136’da telif edilen eser, yalnızca yazma nüshalarla günümüze ulaşmıştır. Nüsha farklılıkları, istinsah süreçleri ve eserin dolaşımı, Osmanlı hadis usûlü literatürünün işleyişine dair önemli ipuçları sunmaktadır. İnceleme, eserin hadis usûlü konularını açıklamaya yönelik kapsamlı yorumları, ayrıntılı râvi biyografileri, tabaka tespitleri ve zengin kaynak repertuvarını ortaya koymaktadır. Ricâl, coğrafya ve lügat kaynaklarına başvurması, klasik usûl tartışmalarını disiplinler arası bir bakışla zenginleştirdiğini göstermektedir. Makale, Kaysarî’nin şerhini, daha çok bilinen Ali el-Kârî’nin şerhiyle de karşılaştırmaktadır. Ali el-Kârî’nin eseri “hoca kitabı” görünümünde iken, Kaysarî’nin çalışması talebe odaklı ve didaktik bir nitelik taşımaktadır. Böylece Tavzîhu’t-tavzîh, Osmanlı hadis usûlü literatürünün çeşitliliğini ve klasik metinlerin farklı bağlamlarda yeniden üretimini yansıtan önemli bir örnek olarak değerlendirilmektedir.
Ibn Hajar al-‘Asqalânî’s Nukhbat al-Fikar and its commentary Nuzhat al-Nazar occupy a central place in the tradition of hadith methodology and left a lasting impact on the Ottoman scholarly milieu, serving as one of the main pillars of the commentary and gloss literature. Their integration into the Ottoman madrasa curriculum, however, became fully established only from the seventeenth century onwards, particularly through scholarly exchanges with Egyptian scholars during the Köprülü era. Consequently, the Nukhba- Nuzha corpus emerged as a foundational component of Ottoman hadith methodology, shaping both the interpretation and pedagogy of the discipline. This article examines one of the lesser-known links in this chain: Abû Bakr al-Qaysarî’s Tawziḥ al-Tawzih. Composed in 1136 AH, the work survives exclusively in manuscript form. Variations among extant copies, the processes of transcription, and the circulation of the text provide significant insights into the functioning of Ottoman hadith scholarship. The analysis highlights the commentary’s comprehensive treatment of hadith methodology, including detailed explanations of technical discussions, biographical notes on transmitters, identification of transmitter layers (tabaqât), and an extensive use of source material. Its frequent engagement with works on rijâl, geography, and lexicography demonstrates a multidimensional approach that enriches classical debates with an interdisciplinary perspective. Furthermore, the article situates Qaysarî’s work in comparison with the betterknown commentary of ‘Alî al-Qârî. Whereas al-Qârî’s commentary appears primarily as a “teacher’s manual,” Qaysarî’s Tawzîh al-Tawzîh is oriented toward students, offering a more didactic and accessible exposition. This study underscores the diversity of Ottoman hadith methodology and highlights how classical texts were continuously reinterpreted and transmitted within new scholarly contexts.










